… ı ve altı pâre kadırgasın pâdişâha vermeğe ta‘ahhüd etmişler idi. Ammâ takdîr-i
ezel
bu imiş" deyü bu kelâmı Kara Mustafâ Paşa'dan istimâ‘ etdik, ve's-selâm.
Ba‘dehu efendimiz Kara Mustafâ Paşa hazretlerinin lisân-ı gevher-nisârlarından mesmû‘umuz olmuşdur kim "Eğer Cenâb-ı Bârî yârî kılup pâdişâh-ı mağfûr altı ay hayâtda olsa berde ve bahrde cümle küffâr kıralları harâc-güzâr olmaları mukarrer idi. Hattâ İşpanya ve Malta küffârları, Dobra-Venedik Hersek'in mâbeyne vâsıta koyup İşpanya Kızılelma'yı ve Malta küffârı cezîre-i Malta'yı ve altı pâre kadırgasın pâdişâha vermeğe ta‘ahhüd etmişler idi. Ammâ takdîr-i ezel bu imiş" deyü bu kelâmı Kara Mustafâ Paşa'dan istimâ‘ etdik, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 76a ·
metinde göster ·
… aka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i
Ezel
hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavm …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
… h ve niçe bin kıt‘a la‘l u yâkût ve elmas u zümürrüd çıkar kim hesâbın Hallâk-ı
ezel
bilür. 126a
Ba‘dehû Piyâle Paşa feth-i fütûh haberiyle pây-ı taht-ı Süleymân Hân'ı bûs edüp Sakız cenerali huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp İslâm ile müşerref oldukda eydür "Pâdişâhım, ecdâdın Yıldırım Bâyezîd Hân asrında Karadeniz'in Rûm canibinde Babadağı şehri kurbunda Köstence kal’ası bizim Ceneviz kralının idi. Yıldırım Han ceddin zor-ı bâzû ile ol kal‘ayı cebren ve kahren elimizden alup cümle bakıyyetü's-seyfimiz gemilerle Kefe'ye firâr etdikde Köstence kal‘ası harâbında liman kapusu eşiği altında yedi küp altun ve cevâhir medfûndur. Anları çıkarmağa bu hakîri mübâşir edüp eyle bir gencîne-i firâvân pâdişâha müyesser ola" dedikde derhâl Süleymân Hân Zâl Ceneviz kapudanlığından İslâm ile müşerref olana dergâh-ı âlî kapucubaşılığı ihsân edüp üç yüz tevâbi‘iyle şehr-i Köstence'ye varup ol mahall-i kenzden eliyle komuş gibi defîneyi çıkarup yedi aded Husrevânî leb ber-leb Takyanusî filoriden mâ‘adâ niçe bin aded âlât-i silâh ve niçe bin kıt‘a la‘l u yâkût ve elmas u zümürrüd çıkar kim hesâbın Hallâk-ı ezel bilür. 126a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125b–126a ·
metinde göster ·
… m-beste ve ser-gerdân olur. Gûyâ bu beş aded kubbe-i azîmlerin nakşını Nakkâş-ı
ezel
yed-i kudret ile resm etmişdir. Behzâd ve Mânî bir ser-i mû kilk-i cevâhir-i ni …
Bu kıble kapusundan tâ mihrâba varınca derûn-ı câmi‘ tûlen yüz kademdir. Ve arzen iki yüz elli ayakdır. Ve cümle amelî (---) aded amûd-ı sitte üzre beş aded kubbe-i nîl-gûn-ı ibret-nümûnlardır kim her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Bu beş aded kubbe-i acîbe ve garîbenin derûnuna üstâd-ı nakkaş niçe bin elvân la‘lî ve siylû ve lacüverd ve semâyî ve sebz-gûn ve asfer-gûn boyalar ile eyle nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn etmiş kim im‘ân-nazar ile temâşâ eder ma‘ârif-şinâs engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân dem-beste ve ser-gerdân olur. Gûyâ bu beş aded kubbe-i azîmlerin nakşını Nakkâş-ı ezel yed-i kudret ile resm etmişdir. Behzâd ve Mânî bir ser-i mû kilk-i cevâhir-i nisârın çekmede âcizlerdir. Erbâb-ı ma‘ârife nihân u pinhân değildir. Ve bu genc-i kubbe içre olan nakş-ı ibret-nümâlar bir kubbede olan boyalar ve bir kubbede olan keyfiyyet-i tarh-ı mersûmlar bir kubbe-i nîl-gûnda yokdur. Ve bu kıbâb-ı ibret-nümâlar pes-pâye olmağıla gâyetü'l-gâye {latîf} seyr olunur. Ve mihrâb [u] minberinde envâ‘-ı gûn fusûs-ı mukavvim mahkûk gûnâ-gûn-ı ibret-nümûn ruhâm-ı ma‘kûk-ı ile ma‘kûd kılınmışdır. Ve mehâfil-i mü’ezzinân-ı eczâhân kürsîleri köşe be-köşe umk-ı mencûklar ile ve beyâz ve siyâh, ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile ârâste ve seng-i aynu'l-hûr ve aynu'l-hirre mânendi hurda taşlar ile münakkaş-ı pîrâste olmuş makâm-ı meşâyihân-ı hümâm kürsîleridir. Ve bu câmi‘in sol tarafında olan kürsî üzre bir kelâm-ı kadîm vardır. Zamânemiz hattâtları ol gûne kalem-i kelâm-ı kudreti yazmağa iktidârları 152b yokdur. Ve eyle kelâmullah-ı kebîrdir kim bu kürsî ancak anın içün binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152a–152b ·
metinde göster ·
Ve yigirmi aded kubbe-i ser-nigûnların derûnunda olan nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn-ı ber-kubbe olan bir kubbede yokdur. Garâbet anda kim her birinin tarh [u] tarzı ve elvân boyaları birer kubbede başka başka gûne resm olunmuşdur. Bir acâ’îb dahi oldur kim üç yüz altmış yıldan berü Edirne şehrinin şiddet-i şitâsından ve kemâl-i harâretinden ile'l-ân bu kadar elvân boyaların rengâmîzlerine tagayyür gelmemişdir. Gûyâ henim Nakkâş-ı Ezel destinden çıkmışdır. Cemî‘i musavvirân-ı nakkâşın sûretinde nûr yokdur, ammâ bu kıbâblar serâpâ pür-nûr olup şükûfe-i bukalemûnu gûyâ zî-rûhdur. Âyîne-vâr bir gûne mücellâdır kim şa‘şa‘ası temâşâ edenlerin rûyine pertev urur. Ve bu haremin cânib-i erba‘asında olan pencereler üzre gûnâ-gûn ibret-nümûn hatlar ile kasâ’idler tahrîr olunmuşdur. Bu harem-i dil-küşâ eyle ruhâm-ı mermer-i hâm ile mefrûşdur kim her seng-i hurdenin imtizâcına âdem hayrân kalup gûyâ yekpâre der. Bir seng-i ma‘kûk bir gayr-i hacer-i mahkûkdan bir mûr-ı pâ farkı yokdur. Gûyâ cümle hacerât-ı kesîre yek-pâre olup eyle mücellâdır kim cümle benî Âdem'in reng-i rûları nümâyândır. Yine bu haremin tâ vasatında cemâ‘at-i kesîreye tecdîd-i vuzû’ etmek içün bir havz-ı Hanefîsi var, âb-ı hayât fevvârelerinden pertâb edüp revâne olmadadır. Cümle tâlibân-ı salât andan tecdîd-i vuzû’ edüp tâ‘at-i Sübhân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152b ·
metinde göster ·
… a ve mercimek ve nohud (---)(---)(---) sâ’ir hubûbât var kim hisâbın Hallâk-ı
Ezel
bilür.
Hatta mahsûs yüz aded mağara-yı azîmlerde arpa ve buğday ve darı ve çeltikli pirinç ve bakla ve mercimek ve nohud (---)(---)(---) sâ’ir hubûbât var kim hisâbın Hallâk-ı Ezel bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251a ·
metinde göster ·
… gibi yağdırup mezkûr türâbı hamîr-i çamîr-i tîn-ı tahmîr eder. Cenâb-ı Hallâk-ı
ezel
ol mahalde bir zelzele-i azîm verüp mezkûr türâb kûh-ı Demâvend-misâl iken bir …
Hikmet-i Rabbü'l-izzet, kullarına sehel olsun içün ol gice ol matar-ı rahmeti evc-i semâdan sakka muşkundan boşanur gibi yağdırup mezkûr türâbı hamîr-i çamîr-i tîn-ı tahmîr eder. Cenâb-ı Hallâk-ı ezel ol mahalde bir zelzele-i azîm verüp mezkûr türâb kûh-ı Demâvend-misâl iken bir kerre gürleyüp Süleymâniyye minâresi kaddi yerden türâb uçup sahrâ-yı Van'a müstevlî olup hamd-i Hudâ bir âdeme ve bir devâbâta zarar isâbet etmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 262a ·
metinde göster ·
San‘at-ı diğer-i hâk-i Âdem: Yine Cenâb-ı Hallâk-ı Ezel sun‘un ızhâr içün tîn-i Âdem-i Safî'nin bekâyâsından cezîre-i Hindistân'da şecerü'l-Vakvak nâmında niçe dıraht-ı azîm halk etmişdir. Anda benî Âdem gibi meyveler hâsıl olup cemî‘isi başlarından maslûb imiş. Bi-emri Hudâ bu şecerenin âdem-misâl meyveleri kemâlin buldukda vak vak deyü feryâd ederek kırk günden zemîne düşüp bir gûne mahlûklar ol vakvakı tenâvül ederler, bu dahi tîn-i Âdem'den halk olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… verâ-yı Kâf'a dek mâl-â-mâldir. Andan kavm-i Me’cûc bunun dahi sağışın Üstâd-ı
Ezel
bilir. Bu Ye’cûc u Me’cûc hakkında sûre-i (---) İskender-i Zülkarneyn'e hitâben …
Andan kavm-i Ye’cûc, bunun dahi hadd [ü] hasrın Sannâ‘-ı Lem-yezel bilir kim zulumâtdan verâ-yı Kâf'a dek mâl-â-mâldir. Andan kavm-i Me’cûc bunun dahi sağışın Üstâd-ı Ezel bilir. Bu Ye’cûc u Me’cûc hakkında sûre-i (---) İskender-i Zülkarneyn'e hitâben âyet-i şerîfe var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a ·
metinde göster ·
… ne birbirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl dahi ederlerdi. Zîrâ Hallâk-ı
Ezel
bu âlem-i kârhânesin böyle halk etmişdir.
Andan Cenâb-ı Allah rûy-ı arzı nev‘-i benî Âdem ile ve envâ‘-ı mahlûkât ile sahîfe-i dünyâyı müzeyyen etdi. Ammâ bâlâda tahrîr olunup kable'l-Âdem halk olunan mahlûkâtların peygamberleri ve pâdişâhları olup yine birbirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl dahi ederlerdi. Zîrâ Hallâk-ı Ezel bu âlem-i kârhânesin böyle halk etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a ·
metinde göster ·
Andan Cenâb-ı Bârî yârî kılup rîh-ı sabâya emr edüp hâkister-i Circîs'i bir yere rîh-ı sabâ cem‘ edüp yine Hallâk-ı Ezel gubâr-ı Circîs'e hayât verüp yine şehr-i Mifârıkîn kavmin îmâna da‘vet ederdi. Bu hâl üzre Hazret-i Circîs'i yedi kerre dahi âteşe yakdılar ve yine Allah hayât verüp bir münkir îmâna gelmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 403b ·
metinde göster ·
… iş. Sû-i tedbîrin sebebiyle hezîmet senin imiş. N'edelim, n'eyleyelim? Takdîr-i
ezel
bu imiş kim pâdişâh-ı âlem-penâh havfinden kendü ayağımla şimdi ayağına düşüp H …
Hasan Paşa eydir: "Vallâhi ey bürâder-i cân berâberim. Ben Köpürlü zâlim havfinden bâğî ve dağî ve yağı oldum. Sen dahi emr-i pâdişâhîye itâ‘at 72a edüp Diyârbekir eyâletiyle yüz bin askere serdâr olup üstüme geldin. Ben dahi kuş-ı cânım halâs içün seninle ceng eyledim. Takdîr-i ezelde fursat u nusret benim imiş. Sû-i tedbîrin sebebiyle hezîmet senin imiş. N'edelim, n'eyleyelim? Takdîr-i ezel bu imiş kim pâdişâh-ı âlem-penâh havfinden kendü ayağımla şimdi ayağına düşüp Haleb dâmına giriftâr oldum ve cümle mâl-ı erzâk ve askerimden ayrılup işte şimdi huzûrunda yakam kıvırup önüne diz çökdüm. şu kadar ümmet-i Muhammed huzûrunda kanım ve katlim helâl olsun. İstersen öldür, istersen âzâd eyle. şânına ne lâyık ise anı eyle. Ben seninle ceng eyledimse cân u baş korkusundan etdim. Sen bana etme, sana da ederler. Pâdişâhdan benim bir katre kanım ricâ eyle" deyü Hasan Paşa ve gayrı vüzerâlar Murtazâ Paşa'dan ricâ edüp dîde-i pür-nemlerinden hûn-âlûd çekîde çekîde nemnâk yaşlar seyl-i revân olup Hasan Paşa bükâ eyledi. Huzzâr-ı meclis içre bir gırîv [ü] feryâd ve bir bükâ âriz oldu kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 71b–72a ·
metinde göster ·
… müşebbek bostânlar var kim ezhâr [u] evrâkları ve eşcârlarının hisâbın Bâğbân-ı
Ezel
ve Sannâ‘-ı Lem-yezel bilür, zîrâ bu şehrin zemîni bir [v]âsi‘atü'l-aktâr ve ra …
Ve bu şehr-i hâk-i ednâ'l-arzda niçe bin aded gül [ü] gülistân ve sünbül-i reyhânistân ravza-ı Rıdvân misilli bâğ-ı cinânlar ve müşebbek bostânlar var kim ezhâr [u] evrâkları ve eşcârlarının hisâbın Bâğbân-ı Ezel ve Sannâ‘-ı Lem-yezel bilür, zîrâ bu şehrin zemîni bir [v]âsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr bir dâr [u] diyârdır kim deyyâr-ı misli yokdur demek olmaz, meğer hâk-i pâk-i Irâk-ı Acem ola, zîrâ Belgrad'ın vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ ahâlîsi mesrûr buk‘aları hûb ve hâk-i amber-pâki beyne'n-nâs mergûb ve mezra‘aları vâfir ve hayr-ı berekâtları mütekâsir ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârînleri cârî ve revân bir şehr-i âbâdândır. Hafazakellâh. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 116b ·
metinde göster ·
… cemî‘i kâfiristân kefereleri ve avret ve oğlanları ve hadd [ü] hasrın Hallâk-ı
Ezel
bilür hayvânâtları dağı taşı zeyn edüp hayme vü hargâh ve külbe-i ahzânlar ile …
El-hâsıl bu Çemerne dağların cemî‘i kâfiristân kefereleri ve avret ve oğlanları ve hadd [ü] hasrın Hallâk-ı Ezel bilür hayvânâtları dağı taşı zeyn edüp hayme vü hargâh ve külbe-i ahzânlar ile bu kûh-ı çemenzâr müzeyyen olup herkes metâ‘ın fürûht edüp kâr [u] kisb edüp ayş ü işret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… i dehr-i denîde eyle bir kârgerlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Meğer üstâd-ı
ezel
böyle kâr-ı bu'l-aceb ede.
Ammâ gerçi Nemse Zebûr âyetlerin okurlar, ammâ Hazret-i Dâvûd'a kıbel-i Hak'dan nâzil olduğu gibi lisânı (---)(---) üzre değildir, Nemse küffârı lisânına tercüme etmişlerdir kim mahallinde tahrîr olunur yakında, ammâ bu erganon gerçi Deccâl sadâsı gibi bir mehîb ü mûhiş sadâ-yı ciğer delendir, zîrâ âdemin cümle vücûdındaki tüğleri ülperir. Elhâsıl ümmî olan âdem bu erganonu dinlese Dâvûd-ı Nebî ve Îsâ Rûhullâh mu‘cizesidir der. Ol erganon ise ne kerâmet ve ne mu‘cizedir. Ancak sihr-i i‘câz bir ma‘rifet sâzların cem‘iyyetidir kim istimâ‘ eden âdemlerin akılları perîşân olur. Ve bu deyr içre başpapasın bednâm günlerinde çıkup va‘z u nasîhat edecek bir kürsîsi var. Bunun dahi vasfında lisân kâsırdır. Ve bir mahfel dahi krallara mahsûs bir maksûre-i kâr-ı pür-füsûs var kim üstâd-ı Nemse yed-i tûlâsını hakkâ ki ayân u beyân etmişdir kim üstâd mühendisîn mi‘mâr-ı selef var makdûrun sarf edüp ol bennâ-yı bânî bu mahmelde ve bu deyr-i musanna‘da niçe bin gûne tasarruflar etmiş kim atlas-ı felek-i dehr-i denîde eyle bir kârgerlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Meğer üstâd-ı ezel böyle kâr-ı bu'l-aceb ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60b ·
metinde göster ·
… n[de]dir. Ammâ bu kal‘ada eser-i binâdan bir şey yokdur, hemân Cenâb-ı Hallâk-ı
Ezel
yed-i kudretiyle sun‘unu ızhâr içün bu kûh-ı bî-misâli kal‘a deyü halk etmişdir …
Kabarti hükmündedir, zîrâ bu taraf Bebirdikaç vilâyeti içine girmiş Kabartay hükmün[de]dir. Ammâ bu kal‘ada eser-i binâdan bir şey yokdur, hemân Cenâb-ı Hallâk-ı Ezel yed-i kudretiyle sun‘unu ızhâr içün bu kûh-ı bî-misâli kal‘a deyü halk etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
… k-ı Kisrâ'dan nişân verir kemerli kubâbların ve gayrı âsârların hisâbın Üstâd-ı
Ezel
bilir. Meğer şehr-i Ukâb imiş. Hakkâ kim bûm ve gurâb u ukâb âşiyânı olmuş bir …
Bu şehr-i kadîm-i Hûş-ı Îsâ'nın cânib-i garbında beş gün beş gece Behîce ve Hınâdî Urbânı'n tecride askeriyle kovarken bir harâbistân şehire râst geldik. Bir sahrâ-yı lâlezârda sulu ve otlu Tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir kemerli kubâbların ve gayrı âsârların hisâbın Üstâd-ı Ezel bilir. Meğer şehr-i Ukâb imiş. Hakkâ kim bûm ve gurâb u ukâb âşiyânı olmuş bir harâb-âbâddır. Şiddet-i şitâda içinde kavm-i mecâzib ve kavm-i zu‘afâ ve Megâribe kavmi sâkinlerdir. Ba‘de't-tûfân Hartiya Melik binâsıdır. Sene 347 târîhinde âl-i Fâtımiyyûndan Mu‘izzüddîn-i Mağribî harâb etmişdir. Hâlâ harâbistânında niçe bin zî-kıymet taşlar bulunur. Hattâ altun tibri çıkan Evcile şehri bu harâb Ukâb şehrine beş konak ba‘îddir. Ammâ hakîr varmadım, zîrâ Hınâdî Urbânı'n münhezim edüp sâlimîn ü gânimîn yine Mısır'a dâhil olduk.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y311a ·
metinde göster ·
… -i azîm imiş, lâkin şimdi ol kadar ma‘mûr değildir, cânib-i erba‘asında kadîm-i
ezel
âsâr-ı binâları âşikâredir. Sevâd-ı mu‘azzam şehir imiş. Ve paşa kayimmakâmına …
Bu dahi Habeş eyâletinde Selîm Hân-ı Sânî asrında Özdemir Paşa fethidir. Zamân-ı evâyilde bu dahi Dumbiye meliki hükmünde bender-i azîm imiş, lâkin şimdi ol kadar ma‘mûr değildir, cânib-i erba‘asında kadîm-i ezel âsâr-ı binâları âşikâredir. Sevâd-ı mu‘azzam şehir imiş. Ve paşa kayimmakâmına bu diyârda kâşif derler. İki yüz âdem ile hükûmet eder. Ve subaşılığı paşanın şâtırbaşısıdır. Leb-i deryâ olmak ile bunda dahi gemiler yanaşup gümrük alınır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y436b ·
metinde göster ·