… taḳlar mu belgülüg ḳıldılar olarḳa dindin anı kim destur bėrmez aŋar taŋrı eger
fasl
kelimesi bolmasa hükm ḳılıġaytı olar ara her-ayine zalimlerḳa olarḳa ḳın açıtıġ …
21 azu olar ortaḳlar mu belgülüg ḳıldılar olarḳa dindin anı kim destur bėrmez aŋar taŋrı eger fasl kelimesi bolmasa hükm ḳılıġaytı olar ara her-ayine zalimlerḳa olarḳa ḳın açıtıġlı
… mûr kürkün pâre pâre eder. Cemâ‘at-i kebîrenin bir haylisi bunların mâbeynlerin
fasl
edüp giderler. Ammâ yine Gülâbî Ağa sipâhın yanından bir hatve ba‘îd olmayup ri …
"Bire var âdem, bizi kendi hâlimize koy. Biz senin dediğin âdem değiliz" deyü niçe gûne elfâz-ı yâve ve niçe kerre şütûm-ı dilâzârlıklar eder, yine Gülâbî Ağa sipâhın eteğin elinden komayınca sipâh Gülâbî Ağa'ya bir pergâr çevirüp bir kaç yerde başın mecrûh edüp semmûr kürkün pâre pâre eder. Cemâ‘at-i kebîrenin bir haylisi bunların mâbeynlerin fasl edüp giderler. Ammâ yine Gülâbî Ağa sipâhın yanından bir hatve ba‘îd olmayup ricâ ve minnet etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37b ·
metinde göster ·
… hârşenbe gün Dârü's-sa‘âde ağası Haremeynü'l-Muhteremeyn'e müte‘allik da‘vâları
fasl
ederdi.
Andan vezîr-i a‘zam cümleden sonra gelüp Kubbealtı'nda meks edüp da‘vâ ve nizâ‘ istimâ‘ olunurdu. Ve kapudan paşa dahi Yedikubbe'den hâric bir mahalde oturup Tershâne-i Âmire'ye müte‘allik da‘vâları dinlerdi. Ve Çehârşenbe gün Dârü's-sa‘âde ağası Haremeynü'l-Muhteremeyn'e müte‘allik da‘vâları fasl ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 56b ·
metinde göster ·
… kaları mükallidîn ve mudhikîn mâbeyninde meşhûrdur kim a’yân [u] kibâr beyninde
fasl
olunur. Ammâ tehî dîvâne değildir.
Bu gûne evsâfların tahrîr eylesek bir tomar-ı dırâz olur. Nasreddîn letâyifâtları gibi cümle şakaları mükallidîn ve mudhikîn mâbeyninde meşhûrdur kim a’yân [u] kibâr beyninde fasl olunur. Ammâ tehî dîvâne değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115b ·
metinde göster ·
… -safâ ehl [ü] iyâlleri ve zahâyirleri ile Akbaba köyüne gidüp iki üç ay kestâne
faslın
ederler. Kayık ile İslâmbol'dan bir günlük mesâfedir. Mezkûr Akbaba köyü yüz hâ …
Mesîregâh-ı Akbaba Sultân: Beyâz kiraz mevsiminde ve kestâne mevsiminde Beğkoz iskelesinden niçe bin araba ihvân-ı bâ-safâ ehl [ü] iyâlleri ve zahâyirleri ile Akbaba köyüne gidüp iki üç ay kestâne faslın ederler. Kayık ile İslâmbol'dan bir günlük mesâfedir. Mezkûr Akbaba köyü yüz hâneli ve bir cevâhir mihrâblı câmi‘ ve yigirmi aded dükkânlı ve bir hammâmı, havzlı ma‘mûr kurâdır. Akbaba tekyesi, âbâdân tekyedir. Ba‘zı yârân anda meks eder. Ba‘zı cânlar haymeleri ile meks edüp sohbet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
… âgâz etdüklerinde eflâk dahi çarh-ı semâ‘a başlayup huzûr-ı pâdişâhîde eyle bir
fasl
ederler kim Zühre engüşt ber-dehen edüp Hüseyin Baykara fasılları ederek 179a …
Ardı sıra sırık hammâlları üzre gümrükhâne misâli bir kâh-ı Âzerbâycân içre havz u şâzrevânlar tasnîf edüp fevvâreleri pertâb edüp cereyân etmede., Niçe çârkâb yasdıklar ve incü dikme mak‘adlar ve Isfehân-ı nısf-ı cihân halîçeleri üzre hûr [u] gılmânlar kasr içre oturan erbâb-ı devletlere sükkerî ve mu‘amberîn kahve-i Yemenîler ve çay ve bâdyân ve sa‘leb ve mahleb bezl edüp bu kasr içre Gümrük Emîni Koca Alî Ağa ile latîfe ve şakalar ederler tâ ki alayköşkü'ne karîb vardıklarında çârkâb ve zer-ender-zer zerdûz cibinliklerin içinden kırk elli aded üstâd-ı kâmillerden hânende ve sâzendeler fasla başlayup alayköşkü dibinde tevakkuf edüp huzûr-ı pâdişâhîde on çift âhû-yı Hoten gözlü rakkâs mehpâreler raksa âgâz etdüklerinde eflâk dahi çarh-ı semâ‘a başlayup huzûr-ı pâdişâhîde eyle bir fasl ederler kim Zühre engüşt ber-dehen edüp Hüseyin Baykara fasılları ederek 179a ubûr edüp gümrük emîni ve tershâne emîni kasrdan taşra çıkup zemîn-bûs etdiklerinde Murâd Hân buyururlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178b–179a ·
metinde göster ·
… m yigirmi dörd şu‘be ve yigirmi dörd usûl ve kırk sekiz terkîb ilm-i mûsikârdan
fasl
edüp pâdişâhım mesrûr olur. Hukemâ-yı kudemâ kavlince sâz [ü] söz ve hânende ve …
"Bizim hidmetimiz pâdişâhıma her bâr lâzımız kim bir cânibe müteveccih olsa mehâbet [u] salâbet, şân, şöhret [ü] şevket içün dosta düşmana karşu tabl, kudüm, nefîrin döğerek gider. Bâ-husûs ceng mahallinde guzât-ı müslimîni cenge terğîb edüp yüz yigirmi koldan ceng tablına ve kös-i hâkânîlere turralar urulup asker-i İslâmı cenge kılındırmağa sebeb oluruz. Bâ-husûs pâdişâhım bir şeye elem-zede oldukda def‘-i gam içün huzûrunda on iki makâm yigirmi dörd şu‘be ve yigirmi dörd usûl ve kırk sekiz terkîb ilm-i mûsikârdan fasl edüp pâdişâhım mesrûr olur. Hukemâ-yı kudemâ kavlince sâz [ü] söz ve hânende ve mahbûb rakkâs âdemin rûhuna safâ verir. 202b Bu gûne rûha gıdâ verici esnâflar hod bize mensûbdur. Sen ki mi‘mârbaşısın, senin cümle esnâfın Ermenî ve Urum kefereleri ve egserci Çingâneler ve löküncü ve suyolcu Arnavudlar ve lağımcı ve necisli Ermenîlerdir kim cümle esnâfın mezmûm u menhûs kâfirlerdir. Pâdişâhım biz bu esnâfı üzerimize tasaddur etdirmeziz. Cümle mehterhâne ocağı halkı kırılmağı irtikâb ederiz. Irz-ı pâdişâhî yok mıdır kim bir alay haşerât alayımıza tekaddüm edeler. Bâ-husûs her yerde alem-i Resûlullâh olursa ol alayda tabl-ı Âl-i Osmânî gerekdir" deyü ser-i mehterân ve serkâr-ı sâzendekâr bu gûne da‘vâ-yı merd edince çalıcı mehterler mukaddem alay etmek içün fermân-ı şehriyârî oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202a–202b ·
metinde göster ·
… nâ’il olsa bu mehterân tehniyeleriyçün hâne-i ehl-i manâsıblara varup üç nevbet
fasl
ederler. {Eğer sâhib-i hâne hânesinde gâ’ib ise ehl-i beytine bir fasl çalup gi …
Ve her vakt-i seher sabâha üç sâ‘at kalup dîvâna cümle erbâb-ı dîvânı ve ehl-i salâtı âgâh etmek içün üç kerre fasl-ı latîfler ederler kim bîdâr olanlara hayât verir. Sayf [ü] şitâ'da kânûn-ı Osmânî budur. Gâyet mültefit ü mu‘azzez esnâfdır ve ulûfeleri ağırdır. Her ehl-i dîvân ve cümle a‘yân bir mansıb-ı âlîye nâ’il olsa bu mehterân tehniyeleriyçün hâne-i ehl-i manâsıblara varup üç nevbet fasl ederler. {Eğer sâhib-i hâne hânesinde gâ’ib ise ehl-i beytine bir fasl çalup giderler}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b ·
metinde göster ·
… ç nevbet fasl ederler. {Eğer sâhib-i hâne hânesinde gâ’ib ise ehl-i beytine bir
fasl
çalup giderler}.
Ve her vakt-i seher sabâha üç sâ‘at kalup dîvâna cümle erbâb-ı dîvânı ve ehl-i salâtı âgâh etmek içün üç kerre fasl-ı latîfler ederler kim bîdâr olanlara hayât verir. Sayf [ü] şitâ'da kânûn-ı Osmânî budur. Gâyet mültefit ü mu‘azzez esnâfdır ve ulûfeleri ağırdır. Her ehl-i dîvân ve cümle a‘yân bir mansıb-ı âlîye nâ’il olsa bu mehterân tehniyeleriyçün hâne-i ehl-i manâsıblara varup üç nevbet fasl ederler. {Eğer sâhib-i hâne hânesinde gâ’ib ise ehl-i beytine bir fasl çalup giderler}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b ·
metinde göster ·
… ne-i mehterân-ı Yedikulle: Neferât kırk, bunlarda ba‘de'l-ışâ ve ale's-sabâh üç
fasl
ederler, kânûn-ı Ebü'l-feth'dir. Ve İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde Eyyûb' …
Kârhâne-i mehterân-ı Yedikulle: Neferât kırk, bunlarda ba‘de'l-ışâ ve ale's-sabâh üç fasl ederler, kânûn-ı Ebü'l-feth'dir. Ve İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde Eyyûb'da ve Kâsımpaşa'da ve Galata'da ve Tophâne'de ve Beşiktaş'da ve Rûmeli Hisârı'nda ve Yeniköy'de ve Rûmeli Yenihisârı'nda ve Kavak Yenihisârı'nda ve Beğkoz'da ve Anatolu Hisârı'nda ve Üsküdar'da ve Kızkullesi'nde, bu zikr olunan on üç yerde her vakt-i ışâ ve her vakt-i seher mehterhâneler çalınup subaşılar ve kadılar ve dizdârlar dîvân durmaları kânûn-ı Ebü'l-feth'dir. Zîrâ ol asrda ol taraflar serhad idi. Hakîkatına nazar olunsa henüz dahi serhaddir. Ve dörd mevleviyyet yere mehterân-ı bîrûn cümle neferât 1000.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b ·
metinde göster ·
Bunlar pâdişâh kârhânelerinde ulûfeleri yokdur, ancak sûrlarda
fasl
edüp kâr ederler. Çoğu Lidros köyünde ve Terkoz'da ve Balat'da sâkinlerdir, cüm …
Bunlar pâdişâh kârhânelerinde ulûfeleri yokdur, ancak sûrlarda fasl edüp kâr ederler. Çoğu Lidros köyünde ve Terkoz'da ve Balat'da sâkinlerdir, cümlesi mehterbaşıya mensûbdur. Bir sûra gitseler mehterbaşıya bir hedâyâ verüp me’zûn olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b ·
metinde göster ·
… e Kapucu, sağır, asam bir âdem olmağile bir kerre fasla başlasa tâ sabâh olunca
fasl
ederdi, dur desen işitmezdi ve Dâvûdî bülend âvâzı var idi. Ve,
Hânende Kapucu, sağır, asam bir âdem olmağile bir kerre fasla başlasa tâ sabâh olunca fasl ederdi, dur desen işitmezdi ve Dâvûdî bülend âvâzı var idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206a ·
metinde göster ·
… i Cân Memi ve Adalyalı Dervîş ve bunların her biri pâdişâh huzûrunda kânûn üzre
fasl
eden âsitâlardır.
Sâzendegân-ı kânûncuyân: Neferât 55, mü’ellifi, (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---), meşhûr üstâdları Kânûncu Alî Şâh ve Revânlı Mîrzâ ve Revânlı Haydar Beğ ve Sûrmây Alî Yâr. Ve Cığalazâde Mustafâ Beğ, hakkâ ki kânûn üzre tabl [u] alem sâhibi idi. Ve Kara Sührâb ve Celeb Çâker Beğ ve Yeşilli Cân Memi ve Adalyalı Dervîş ve bunların her biri pâdişâh huzûrunda kânûn üzre fasl eden âsitâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207a ·
metinde göster ·
… ng olup asl-ı makâm olan baba râstdan alay köşkü dibinde huzûr-ı pâdişâhîde bir
fasl
ederler kim ta‘bîr olunmaz.
{Bu bâlâda tahrîr olunan on dörd aded neferât-ı sâzendeler kim kopuzcu ve şeşhâneci ve şeştârî ve ravzacı ve çârtâyî ve avvâd ve kânûnî ve tambûrî ve kudümzen ve çengî ve miskâlî ve nây-zenân ve kemânî ve usûl-bend dâ’irezân cümle bu üstâd-ı kâmiller bir remmâ-yı cavk-ı azîm olup cümlesi sâzlarını bir şedde edüp bu zikr olunan cümle on dörd esnâf sâzendegânın yekûnu (---) sâzendeler olup bunlar da altı fırka olup hânende ve dâ’irezenlerin bir fırkası, neyzen ve kemânîler ve miskâllerle bir âheng olup asl-ı makâm olan baba râstdan alay köşkü dibinde huzûr-ı pâdişâhîde bir fasl ederler kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207a ·
metinde göster ·
… ve Solak Nasûh Beğ ve Selîm Ağa ve Ca‘fer Çavuş, bunun emsâli niçe yüz üstâdlar
fasl
edüp çalarlar.
Bu yonkarı ekseriyyâ paşalı avânı çalarlar. Ammâ alay-ı pâdişâhîde çalanlar Doğancı Seyfî ve Dâvûd Paşa Süleymân'ı ve Hükmîzâde Alî'si ve Sûhte Receb ve Tilki Alî Beğ ve Solak Nasûh Beğ ve Selîm Ağa ve Ca‘fer Çavuş, bunun emsâli niçe yüz üstâdlar fasl edüp çalarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207b ·
metinde göster ·
… Nebî ve Dişlen Süleymân ve Martı Velî nâm üstâdlar ve niçeler {dahi} cem‘ olup
fasl
ederler.
Sâzendegân-ı tanbûracıyân: Neferât 500, Mar‘aş elinde peydâ oldu demişler, avân sâzıdır kim ma‘lûmdur. Peyrevleri Şâkird Alî ve Terlikci Nebî ve Dişlen Süleymân ve Martı Velî nâm üstâdlar ve niçeler {dahi} cem‘ olup fasl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207b ·
metinde göster ·
… vardır. Pîr ve üstâdları hayli kimse idi, ancak serdârları Sirkeci Hüseyin idi.
Fasl
edüp geçerler.
Sâzendegân-ı bârbûtcıyân: Neferât 15, Menteşe Muğla'sında peydâ olmuş ammâ mü’ellifi nâ-ma‘lûmdur. Hemân kopuz gibi bir sâzdır, ammâ kolu doğru ve kiriş tellerinin iki tarafında ikişer demir teller vardır, gayrı tellerden aşağı dörd burkusu vardır. Pîr ve üstâdları hayli kimse idi, ancak serdârları Sirkeci Hüseyin idi. Fasl edüp geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207b ·
metinde göster ·
… r ve cümle (---) askerdir. Bu on iki esnâf dahi altı fırka olup altı makâm üzre
fasl
ederler.
{Netîce-i kâr-ı sâzendegân-ı çöğürcüyân bu çöğürcülere yamak cümle on iki fırka sâzendegândır ve cümle (---) askerdir. Bu on iki esnâf dahi altı fırka olup altı makâm üzre fasl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207b ·
metinde göster ·
… debleklerinden ve kâse ve filcân sâzlarından Murâd Hân haz edüp huzûrunda vâfir
fasl
etdirüp akkâm ve meş‘alcibaşıya ihsân etdi.
Bu bâlâda tahrîr olunan on aded sâzende-i deblekciyân [ve] tablbâzân [ve] cağanabâzânlar cümle (---) aded neferât bir yere cem‘ olup sâz [u] sözleriyle bir hengâme ve fasl-ı azîm ederek ubûr ederler kim gûyâ kavm-i cemapur gelüp geçmededir. Ammâ bu ibret-nümâ sâzendegân-ı deblekciyânın Yemen debleğinden ve akkâm ve meş‘alciyânın makrafa debleklerinden ve kâse ve filcân sâzlarından Murâd Hân haz edüp huzûrunda vâfir fasl etdirüp akkâm ve meş‘alcibaşıya ihsân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
… kim melikden eşref idi. Bunlar İslâmbol içre iştihâr verüp Murâd Hân huzûrunda
fasl
edüp meşhûr-ı âfâk oldular.
Evvelâ Cân Memi Şâh ve Zâlim Şâh ve Hurrem Şâh ve Fitne Şâh ve Yûsuf Şâh ve Mîrzâ Şâh bir Çerkes gulâmı idi, hakkâ kim melikden eşref idi. Bunlar İslâmbol içre iştihâr verüp Murâd Hân huzûrunda fasl edüp meşhûr-ı âfâk oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a ·
metinde göster ·
… mle ma‘rifet-i bâzbâzân bunların kollarında mevcûd olup tâ sabâha dek bî-minnet
fasl
ederler ve bir gecede yüz guruşa kanâ‘at ederler.
On ikinci, Semmûrkaş kolu: 200 neferdir ve cümlesi Yahûdîlerdir. Bu Yahûdî kollarının iştihârları oldur kim cemî‘i hokkabâz ve sürâhîbâz ve kûzebâz ve kadehbâz ve âteşbâz ve şebbâz ve perendebâz ve mührebâz ve sinibâz ve taklabâz [ve] güllebâz ve'l-hâsıl cümle ma‘rifet-i bâzbâzân bunların kollarında mevcûd olup tâ sabâha dek bî-minnet fasl ederler ve bir gecede yüz guruşa kanâ‘at ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209b ·
metinde göster ·
… nâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi
fasl
üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Mu …
Hamd [u] sipâs ol Sâni‘-ı zerre ve şemme ve mülevven kâyinâta kim bu abd-i hakîri diyâr-ı ademden vücûda getürüp tâ‘ât [u] ibâdât etmeğe me’mûr etdi kim âyet Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] sıyâmı ve zekâtı (---)(---)(---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından niçe halâs olup cihânı geşt [ü] güzâr edüp seyyâh-ı âlem olabilirim?" deyü bin kırk senesinin mâh-ı Muharrem'inin gurresinde piyâdece şehr-i İslâmbol içre serserî gezüp bâlâda cild-i evvelimizde İslâmbol evsâfın tahrîr etdiğimiz üzre şehr-i bî-misâl mahmiye-i Kostantıniyye'yi bi't-temâm ve'l-kemâl seyr [u] temâşâ edüp alâ kadri'l-imkân cemî‘î âsâr-ı binâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi fasl üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Murâd Hân Gâzî'nin Bağdâd gazâsına azîmetinin ordu alayın dahi tahrîr edüp Belde-i Tayyibe içre seyâhat u ziyâret ve temâşâ etmeğe arzumuz def‘ olup şeb [u] rûz, ışk [u] şevkimiz arz-ı mukaddese ve Bağdâd-ı behişt-âbâd [ve] Mekke ve Medîne ve Mısr u Şâm câniblerine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir leyle-i mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü’yâ-yı sâlihimde görüp dest-i şerîflerin bûs edüp "Şefâ‘at yâ Resûlallah" diyecek mahalde "Seyâhat yâ Resûlallah" demişiz. Mübârek, nikâbların küşâde kılup arz-ı cemâl edüp tebessüm-künân olup buyurdular kim "Şefâ‘atî ve seyâhatî ve ziyâretî, Allahümme yessir bi's-sıhhati ve's-selâme" deyü Fâtiha dediler. Cümle huzzâr-ı meclis ashâb-ı güzîn Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp cümle kibâr-ı ashâbın dest-i şerîflerin bûs edüp hâbdan bîdâr olduğumuz bâlâda mufassaldır. Hikmet-i Hudâ Arapça ertesi ale's-sabâh Gedikpaşa semtinde bir yâr-ı gâr-ı kadîmimiz Okçuzâde Ahmed Çelebi hânesine varup ânî gördüm, bir tedârik-i azîm ile Bursa şehrinin teferrücü ve ziyâretlerine âmâde olmuşlar. Ol yâr-ı vefâdâr-ı gamgüsâr eyitdi "Ey birâder-i cân-berâberim Evliyâ-yı mâ. Gel senin ile "Evvelu'r-refîk, sümme't-tarîk" fehvâsınca refîk olup beş-on gün içinde taht-ı kadîm-i evvel, sevâd-ı mu‘azzam olan Bursa şehrin seyr [u] temâşâ edüp kalbün âyînesi jeng-i gamdan mücellâ olup mahzûn gönlümüz şâd ve gam-gîn gönlümüz âbâd olup niçe bin ibret-nümâ âsârlâr ve niçe yüz erbâb-ı ma‘ârif cânlar ve mülûk-ı selef-i selâtîn-i âl-i Osmâniyân ve gayrı merâkıd-ı pür-envârları ziyâret edüp husûsan Hazret-i Emîr Sultân'ın âsitânesine yüz sürüp kalbimiz münevver olup cihân cihân cân sohbetleri edelim" dedikde hemân derûnuma bir âteş düşüp ol yâr-ı vefâdârın teklîfiyle tabî‘ata diyâr-ı Bursa'ya gitme arzûları gelüp gûyâ kıbel-i Hak'dan bir 221a ilhâm-ı Rabbânî olup Bismillah deyüp cümle huzzâr-ı meclis, ehibbâ ve dûstânlar, "Mübarek olup sâlimîn ü gânimîn avdet müyesser ola", deyüp hayr du‘â ile bir Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup hakîr dahi hemân ol mahalde peder ü mâder ü birâder [ü] hâher haberleri yok iken yigirmi nefer yârân-ı bâ-safâ ile Eminönü'ne gelüp bir Mudanya kayığına süvâr olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b–221a ·
metinde göster ·
… ve Cıvık Velî nâm dayılar çögürleriyle gelüp anlar dahi âşıkâne ve sâdıkâne bir
fasl
etdiler kim çögür erbâbı olanların ağızlarından salyarları akdı.
ilâhîlerin terennüm [ü] âğâze ederken meğer refîkimizden biri Sultan İbrâhîm Hân'ın Karcıbaşısı Sefer Ağa'nın tanbûrcusu ve santurcusu ve neyzen ve kemânçecisi var imiş ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa'nın Ulak Kara Recep Ağa*sının bir çöğürcüsü ve iki hânendesi var imiş, cümlesiyle bir yire gelüp "Gelin sizinle bu girdâb-ı gamda teşvîş-i endîşe-i gamı def‘ etmek içün bir segâh faslı eyleyelim" deyü hakîr muharrik olup segâh u mâye ve gerdâniyye makâmı evlerinde deverân ederek gerdâniyyede karâr edüp iki peşrevden sonra Dervîş Ömer bestelerinden üç murabba‘ bir semâ‘î faslı edüp bir cân sohbeti olmuşdur kim deryâ-yı rahmet halk olalı rûy-ı deryâda eyle bir fasl-ı Hüseyn-i Ba[y]kara olmamışdır. Gemicilerden Kışlakcı Dayı ve Çördüm Dayı ve Cıvık Velî nâm dayılar çögürleriyle gelüp anlar dahi âşıkâne ve sâdıkâne bir fasl etdiler kim çögür erbâbı olanların ağızlarından salyarları akdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221a ·
metinde göster ·
… ay safâ ederler. Bu gûsfendlerden bize yüz aded kuzudan mütecâviz gelüp kebâbı
faslın
ederdik. Ve her gün göllerde alabalıklar sayd edüp tereyağıyla tabh edüp tenâvü …
Evsâf-ı mesîregâh-ı yaylağ-ı azîm-i Vitoş dağı: İmdi ihvân-ı bâ-safâya ma‘lûm ola kim Anadolu diyârında cemî‘i yayla ve kûh-ı bülendlerin ulusu bahr-i Haraz'a havâle Dağıstân pâdişâhı ve Acem şâhı ve Gürcîstân ve Çerkezistân memleketleri etrâfında olan cibâl-i sun‘-ı Hudâ kûh-ı Elburz'dur. Anda sonra yaylağ-ı azîm bilâd-ı Erzurûm'a havâle Bingöl yaylası olduğu cild-i sânîmizde cemî‘i Anadolu yaylalarının (---) aded eşbehleri tahrîr olunmuşdur. Ammâ hâlâ bu Rûmeli seyâhatinde manzûrumuz olan yaylağ-ı kûh-ı bâlâ bu cebel-i ra‘nâ Vitoş dağıdır kim Sofya şehrinden bir günde yetmiş aded yârân-ı hemdem ile mâh-ı temmûzda âbâdân olduğu mahalde çıkup haymelerimiz kurup zevk u safâya meşgûl olup seyr [u] temâşâsına mukayyed olduk. Evvelâ bunun zirve-i a‘lâsında Selânik ve Kavala ve Serez ve Zehinden ve'l-hâsıl cümle Rûmeli şehirlerinden niçe kerre yüz bin koyun yaylaya çıkup yedi ay safâ ederler. Bu gûsfendlerden bize yüz aded kuzudan mütecâviz gelüp kebâbı faslın ederdik. Ve her gün göllerde alabalıklar sayd edüp tereyağıyla tabh edüp tenâvül ederdük. Altı yedi vakıyye gelir mâhîleri olur kim Bingöl'de ve Göksin'de ve Ramazânoğlu yaylalarında olmaz. La‘l-gûn zer-nişânlı müşk-bûlu alabalığı olur ve sazan balığı ve şıba balığı ve dilçe balığı, bunlar dahi bir kûh-ı bülende mahsûs değildir, illâ bu Vitoş yaylasında olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142a ·
metinde göster ·
… gelüp bu on aded üstâd-ı hânende ü sâzendegânlar hastalara ve deli birâderlere
fasl
çalarlar. Hâlâ bu mutrıbân dâ’imdir. Bu fasıllardan dâ-i devâ bulmayan dîvânele …
Hattâ merhûm u mağfûrun leh sâhibü'l-hayrât Bâyezîd Hân, hastalara şifâ ve derdlilere devâ ve dîvânelerin rûhuna gıdâ ve def‘-i sevdâ olmak içün on aded hânende ve sâzendegândan gulâm-ı şâdî-misâl üç hânende ve bir neyzen ve bir kemânî ve bir musikârî ve bir sıntûrî ve bir çengî 166a ü santûrî ve bir ûdî ta‘yîn edüp haftada üç kerre gelüp bu on aded üstâd-ı hânende ü sâzendegânlar hastalara ve deli birâderlere fasl çalarlar. Hâlâ bu mutrıbân dâ’imdir. Bu fasıllardan dâ-i devâ bulmayan dîvânelere bîmârhâneci babalar ol kadar kızılcık hoş-âbı kütüğü çalarlar kim her biri deyenek darbından Ahfeş keçisi yâhûd Deli Mehemmed maymunları gibi perende atarlar. Bi-emri Hayy [u] Kadîr niçesi âvâz-ı sâzdan hoş-hâl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165b–166a ·
metinde göster ·
… î olup âlem-i ağyârdan bî-haber oldukda bu hakîr makâm-ı segâhda bir âğâze edüp
fasl
tamâm oldukda bir pencereden taşra bir sadâ ile "Ey Evliyâ, ey Evliyâ! Nân u ne …
Dîvân savulup ortalık izdihâmdan sehel hâlî olup âlem-i ağyârdan bî-haber oldukda bu hakîr makâm-ı segâhda bir âğâze edüp fasl tamâm oldukda bir pencereden taşra bir sadâ ile "Ey Evliyâ, ey Evliyâ! Nân u nemek hakkı bes bu mudur kim benden bî-habersin?" dedi. Hakîr istimâ‘ etdükde bildim ki bizim paşanın kethüdâsı Kudde Kethüdâ'yı İpşir Paşa "Seni silâhdâr ağası ederim" deyü paşadan ayırup mukaddemâ haps etmişdi. Hemân İpşir Paşa kethüdâsı Sâlih Ağa eydür "Evliyâ sizin Kudde Kethüdâ, senin murabba‘ okuduğun işidüp seni çağırır" dedi. Ben de eyitdim: "Ya sultânım anı da huzûrunuza da‘vet edüp dâhil-i meclis eyleseniz lûft idi" dedim. "Evliyâ, ol hapisdir, bu mahalle gelemez" dedi. Hemân ol mahalde bir iç mehteri gelüp kethüdâya "Sultânım, paşa sizi ister" dedikde kethüdâ eydür "Evliyâm, sen otur, şimdi seni paşa, huzûruna kığırır, gitme" dedi. Anı gördüm, bir mehter dahi gelüp "Evliyâ Efendi derlermiş, bir kadı var imiş, paşa ister" dedi. Fakîr gulâm beni mutarraş görüp kadı ve gâzî zan eylemedi. Hakîr eyitdim: "Oğul, bu hakîri istemiş" dedim. "Yok yiğit, bir ihtiyâr Evliyâ Efendi derlermiş, anı ister" dedi. Hele hakîr İpşir Paşa huzûruna hayr du‘â ile varup dest-bûs etdükde "Hâfız Evliyâm, hoş geldin. Bildim ki zî-akıl imişsin. Zîrâ ol hâ’in Melek ile bu kışda Van'a gitmedin" dedi. Hakîr eyitdim: "Hamd-i Hudâ kırk bir yılda sultânımı bu devletde güc ile gördüm. Varvar Alî Paşa Celâlî gazâsında bile sultânımla bu kadar derd çekdik. Şükür Hudâ'ya kim bu günleri gördüm. Ben kande gitsem?" dedim. Hemân İpşir Paşa eyitdi "Evliyâ şimdi sana Kudde Kethüdâ feryâd edüp ne dedi?"? Ben eyitdim "Sultânım Kürd lisânı üzre ‘Hey Evliyâcıh, hey Evliyâcıh, menim hâlime pes kim vâkıf-ı esrâr değil misin. Kanı hukûk-ı ni‘met-i sâbıka’, deyü feryâd etdi, meğer hapis imiş" dedim. Hemân İpşir eyitdi "Var imdi Evliyâ, benim iznimle Kudde'ye ve defterdâra ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'ye buluş. Sizin paşanın {Kudde} yigirmi yıl kethüdâsıdır, mâl-ı Kârûn'a mâliklerdir. Eğer kuş cânın halâs etmek dilerse ak akçe kara gün içündür, beytü'l-mâl-i müslimîne üç bin kîse Kudde ve beş bin kîse defterdâr ve bin kîse mevkûfâtî verüp halâs olsunlar, var söyle" dedikde İpşir kethüdâsıyla varup bir kapu açdılar. Meğer hammâm câmekânı imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184b ·
metinde göster ·
Netîce-i merâm fünûnda tekmîl-i pâye edüp yed-i tûlâsın ayân etmişdir. Paşa efendimizle sarâyında on gün tekâ‘üd edüp her gün ale't-tevâlî sabâhdan ta vakt-i gurûba varınca cemî‘i mutrıbân u kışmirân ve bâz-ı bâzân u serbâzân gelüp niçe bin arz-ı kâlâ edüp hândan ve paşadan ihsân alurlardı. Hânın cemî‘i erbâb-ı ma‘ârife ve cemî‘i ulemâya i‘tibâr etdüğinden cemî‘i diyârdan tekmîl-i fünûn etmiş âdemler Bitlîs hânına gelüp eğer her cânibi ma‘mûr kimesne ise ana bâğ u bâğçeli sarâylar ve cevârîler ve bî-had u bîvâye hâneler verüp Bitlîs deresi içinde ol hezârfeni kayd [u] bend edüp tek cemî‘i ma‘rifetin ihdâsı içün hân böyle Cemşîd-hüner olmuşdur. Ve dükeli zamân selîkası ma‘rifet tahsîli tarafına düşmüşdür. Anınçün hâlâ şehr-i Bitlîs erbâb-ı ma‘ârifle pür olmuşdur. Ve hânın mehterhânesinde olan üstâd-ı kâmil zurnazen ve boruzen ve kudümzen ve zilzen bir vüzerâda değil bizzât Âl-i Osmân kârhânesinde yokdur. Zîrâ kendüsü hüner sâhibi ve ilm-i mûsıkîde fünûn-ı asr olmağile küll-i külliyât sahibi ve zencîr yigirmi dörd usullü ve şükûfe-zâr ve sabâ-darb fethiyle çalar peşrev sâhibi üstâd-ı mehterleri var kim gûyâ her biri zurnayı te’lîf eyleyen Cemşîd'dir. Vakt-i ışâda vakt-i Şâfi‘îde âlem ağyârdan bî-haber oldukda fasl etdiklerinde âdem hayât bulur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229a ·
metinde göster ·
… edüp andan sancak ve bayrak ve yemîn ü yesâr andan dokuzar kat mehterhâne segâh
faslın
ederek ubûr etdiler.
Andan Paşa Kethudâsı Yûsuf Ağa ve Hazînedâr Ca‘fer Ağamız anlar dahi cümle yüz aded pür-silâh meh-i enverden nişân verir iç ağalarıyla ubûr edüp andan sancak ve bayrak ve yemîn ü yesâr andan dokuzar kat mehterhâne segâh faslın ederek ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247b ·
metinde göster ·
… yâtı cihetinden niçe yüz şey’i vardır ve niçe şehrengîzleri vardır. Yetmiş aded
fasl
ile ta‘rîf ü tavsîf etmek lâzım idi ammâ kesret-i kitâbet olmasın içün bu fihri …
Hulâsa-i kelâm cemî‘i hayrât [u] hasenât-ı ebniyye-i imârâtı tâbıku'n-na‘l bi'n-na‘l şehr-i Kum'a mânenddir ammâ bu şehr-i Sâve'nin âb [u] hevâsı ve mahbûb [u] mahbûbesi ve halkının ten-dürüstlüğü ve bâğ u bâğçe-i İremezâtları şehr-i Kâşân ve Hemedân'dan sonra sâ’ir şehirlere tercîh olunur. Ammâ cümle halkı Şî‘îlerdir. Mâbeynlerinde Sünnîleri çokdur ammâ Çâr-yâr-ı güzîne sebbâbları yokdur. Her şâhdan destlerinde yarlığ-ı belîğ-i şâhîleri vardır kim sebbâbları nefy-i beled ve mansıbından azl-i ebed ederler. Ammâ bu şehrin hüsniyyâtı cihetinden niçe yüz şey’i vardır ve niçe şehrengîzleri vardır. Yetmiş aded fasl ile ta‘rîf ü tavsîf etmek lâzım idi ammâ kesret-i kitâbet olmasın içün bu fihris-i müsveddâtımızı bu kadarca tahrîr edüp iktifâ etdik. Ammâ hüsniyyâtından iki şey’e aşk olsun.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324b ·
metinde göster ·
… düp semîn olurlar. Bu kûh üzre Arab u Acem ve Türkman ü Terekemân-ı yamân yayla
faslın
edüp Rey hânına ve Bağdâd vâlîsine yayla hakkı verirler.
Sitâyiş-i kûh-ı Demâvend: Bu dahi bir kûh-ı Bî-sütûn'a ve kûh-ı Akra'ya ve kûh-ı Elvend'e mânend bir kûh-ı serbülenddir kim üzerinde niçe kerre yüz bin hayvânât çerâgâhlarında tenâvül-i giyâhât edüp semîn olurlar. Bu kûh üzre Arab u Acem ve Türkman ü Terekemân-ı yamân yayla faslın edüp Rey hânına ve Bağdâd vâlîsine yayla hakkı verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 327b ·
metinde göster ·
üzre itmâm etmişdir. Hâlâ Hazret-i Kur’ân'ı mehâric-i hurûfiyle kırâ’at etmek M …
Deyü (---)(---) aded manzûm kitâbı altı fasl üzre itmâm etmişdir. Hâlâ Hazret-i Kur’ân'ı mehâric-i hurûfiyle kırâ’at etmek Muhammed Cezerî hazretlerinden kalmışdır kim şehr-i Cezîre'de medfûn olup ziyâretgâh-ı huffâz-ı Kur’ân ve hamele-i Furkân uşşâkânlar ve gayrı müştâkânlardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 387b ·
metinde göster ·
… ne bakma. Senden sonra bize ve ümmetlerine belâ olur. Hâlâ bu şehrimiz da‘vâsın
fasl
eyle." dedikde,
Melik Sırfeyâîl eyitdi. "Yâ Resûl-i Hudâ! Bu İblîs-i telbîsin şimdi belî dediğine bakma. Senden sonra bize ve ümmetlerine belâ olur. Hâlâ bu şehrimiz da‘vâsın fasl eyle." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… ehr-i Nasîbîn'e girmemeğe ahd-i emân edüp da‘vâların Hazret-i Risâlet bu yüzden
fasl
edüp cemî‘i Sırfeyâîlî ve Tahlîcî yer öpüp huzûr-ı Resûl'den her biri çölistân …
Hazret-i Risâlet-penâh buyurdular kim "Yâ Sırfeyâîl ve yâ Melik Tahlîc! İki kavminizin ve cümle cân [u] ecinne vü ervâh-ı tayyibe ve ervâh-ı habîsenin bu Nasîbîn şehrinden nasîbiniz kesilüp ümmetlerime nasîb ola. Sizler bir dahi Nasîbîn içine girmen ve ol şehirde benî Âdemi müte’ezzî etmen." deyü cemî‘i cân u cin kavminin ervâh-ı habîse ve ervâh-ı tayyibesine yemîn verüp anlar dahi birbirleriyle ceng etmemeğe ve bir dahi şehr-i Nasîbîn'e girmemeğe ahd-i emân edüp da‘vâların Hazret-i Risâlet bu yüzden fasl edüp cemî‘i Sırfeyâîlî ve Tahlîcî yer öpüp huzûr-ı Resûl'den her biri çölistân u berr ü beyâbânlara ve mezbelelistânlara gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… ün ecinne pâdişâhı Sırfeyâîl'in ervâh-ı habîse ve kavm-i şeyâtîn ile da‘vâların
fasl
edüp şehr-i Nasîbîn'den ecinne kavmin sürüp kavm-i ecinne bir dahi şehr-i Nasîb …
mısra‘ı üzre yine sadede gelelim. Ol zamân ki Hazret-i Risâlet'e kırk yaşında nübüvvet geldiği gün ecinne pâdişâhı Sırfeyâîl'in ervâh-ı habîse ve kavm-i şeyâtîn ile da‘vâların fasl edüp şehr-i Nasîbîn'den ecinne kavmin sürüp kavm-i ecinne bir dahi şehr-i Nasîbîn'e girmemeğe ta‘ahhüd edüp gitdilerdi. Hikmet-i Hudâ ol zamândan berü bir sar‘a dutan âdem her kankı diyârdan gelüp şehr-i Nasîbîn'e girse bi-emrillahi Ta‘âlâ dutarıkdan halâs olur. Ammâ hâlâ şehr-i Nasîbîn'in hevâsı eyle beddir kim ısıtması, âdemi dutarıkdan eşedd dutar. Husûsan rub‘ ısıtması diyâr-ı Irâk'da ve diyâr-ı İrân u Turan'da Nasîbîn'in ve Rûm'da İznik Dili Hersek'inin ısıtması serçe kuşun bile dutduğu meşhûr-ı âfâkdır ve's-selâm, temme'l-kelâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397b ·
metinde göster ·