meşgûl oldu. Hikmet-i Hudâ pederi Murâd Hân merhûm olup tekrâr Sultân Mehemmed …
"El-umûru merhûnetün bi-evkâtihâ" deyüp cemî‘i umûrun Cenâb-ı Bâri'ye tevfîz eyleyüp yine ilme meşgûl oldu. Hikmet-i Hudâ pederi Murâd Hân merhûm olup tekrâr Sultân Mehemmed Hân sene 855 târîhinde müstakil pâdişâh olup cümle kullar kendüden bî‘at edüp etrâf pâdişâhlarına nâmeler gidüp cümle pâdişâhlardan elçiler ile mübârek-bâd nâmeleri ile hedâyâlar geldi. İllâ Kara Koyunlu neslinden Âzerbâycân şâhı Uzun Hasan itâ‘at etmeyince Sultân Mehemmed'in ibtidâ gazâsı Uzun Hasan olup Tercân sahrâsında iki deryâ-misâl asker birbirine mukâbele vü mukâtele olunca bir gün bir gece ceng-i sultânî ve neberd-i hâkânî olup Sultân Hasan münhezimen firâr etdüğine târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24b ·
metinde göster ·
… zdi ve kâfirler ile ihtilât etmeyüp bir yere gitmezdi. Dâ’imâ ebyât-ı eş‘âr ile
ilme
meşgûl idi. Hikmet-i Bârî bir banoğlu berberi var idi, ol zehirli ustura ile Ce …
"Vallâhi pâdişâhım gerçi bâde-nûş idi, ammâ bu mutalsam câmdan gayrıdan içmezdi ve kâfirler ile ihtilât etmeyüp bir yere gitmezdi. Dâ’imâ ebyât-ı eş‘âr ile ilme meşgûl idi. Hikmet-i Bârî bir banoğlu berberi var idi, ol zehirli ustura ile Cem Şâh'ı trâş edüp yüzü ve gözü şişüp boğdular ve hakîr ile na‘şı ve muhallefâtların pâdişâhıma getirdim, vâkı‘-ı hâl budur" deyü i‘lâm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… e ve meyhâne ve eşkıyâhâne midir? Bunda üç bin kadar gılmân-ı hâssa şeb [u] rûz
ilme
meşgûllerdir ve halîfeleri ve yedi dersiâmları ve cenâbınız dahi haftada iki ke …
"Efendi ya bu bizim âsitânemiz tenbelhâne ve meyhâne ve eşkıyâhâne midir? Bunda üç bin kadar gılmân-ı hâssa şeb [u] rûz ilme meşgûllerdir ve halîfeleri ve yedi dersiâmları ve cenâbınız dahi haftada iki kerre bunda ders dersiniz. Her bâr yine ke'l-evvel sizden okusun, ancak size hidmet etmeyüp gâhîce bize dil-nüvâzlık eder bir şûh-ı şengül uşakdır, bir zamân bizim de oğlumuz olsun. Ve pederi Koca Kuyumcubaşı babamızdır, dâ’imâ benimle gelüp buluşdukda gelüp oğlun görsün" buyurduklarında Evliyâ Efendi üstâdımız bildi kim bu ricâ geçmeğe kâbil-i imkân değildir. Âhir,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71a ·
metinde göster ·
… tdan perhizkâr ol. Evkât-ı hamseye müdâvemet edüp salah-ı hâl ile mukayyed olup
ilme
meşgûl ol. Beyt-i nasîhat:
Pendnâme-i peder-i büzürgvâr : "Oğul, âdem yohsul olur, Besmelesiz ta‘âm yime. Ser verecek sözün var ise sakın avretine deme. 241b Cünüb olup yemek yime. Esbâbın söküğün üstünde dikme,. İyi adın keme takma ve keme yoldaş olma zararın çekersin. Yürü ileri gözüm, kalma geri. Alay bozma, tarla basma, yârân pâyine sarkma. Komadığın yire el uzatma. İki kişi söyleşirken dinleme, nân u nemek hakkın gözet, nâ-mahreme nazar edüp ihânet etme,. Da‘vetsiz bir yire varma, varırsan emn [ü] emân yirde ehl-i ırza var. Mahrem-i esrâr ol, her meclisde istimâ‘ etdiğin sözleri hıfz eyle. Evden eve müsâferet edüp söz gezdirme, zemm ü nemm ü gıybet u mesâvîden ârî ol. Halûk ol, herkesle hüsn-i ülfet edüp lecûc ve zebân-dırâz olma. Senden ulular önünde gitme, ihtiyârlara ri‘âyet et. Dâ’imâ tâhir olup her muharramât-ı menhiyyâtdan perhizkâr ol. Evkât-ı hamseye müdâvemet edüp salah-ı hâl ile mukayyed olup ilme meşgûl ol. Beyt-i nasîhat:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241a–241b ·
metinde göster ·
… , gözle imâmı / Bildiğin öğret, dersini fikr et / Eyleme hiç red, hâs u avâmı /
İlme
harîs ol, şuğle enîs ol / Ehl-i celîs ol, görme melâlı / Damla-be-damla, göl ol …
Sormağa ey yâr, eyleme gel ârAnla ne kim var ilm-i tamâmıFârsi'yi bilgil, ehlini bulgılAfsah-ı nâs ol, Arb u AcamıVakt-i namaz et, Hakka niyâz etHâlıkı yâd et, gözle imâmıBildiğin öğret, dersini fikr etEyleme hiç red, hâs u avâmıİlme harîs ol, şuğle enîs olEhl-i celîs ol, görme melâlıDamla-be-damla, göl olur anlaSözümü dinle, temm ü kelâmı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241b ·
metinde göster ·
… e matbahına muttasıl cemî‘î fukarâ ve suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i
ilme
mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-merre, merreteyn ale's-sabâh ve ba‘de'z-zuhr cümle …
Cümle (---) imâretdir. Evvelâ Orta Hisârda İmâret-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân: Cemî‘î bây u gedâya mâh u sâl ni‘meti mebzûldur. Ve imâret-i it‘âm: Hâtûniyye Câmi‘ine muttasıl bir dârü'z-ziyâfedir kim Tarabefsûn'da nazîri yokdur ve câmi‘in kıble tarafında matbah ve me’keli var. Âyende vü revendeye ve keştîbânlara ve pîr [ü] civânlara ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var ve imâret içün hâs ve beyâz ekmeği tabh edüp cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler. Ve matbah zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matbahına muttasıl cemî‘î fukarâ ve suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i ilme mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-merre, merreteyn ale's-sabâh ve ba‘de'z-zuhr cümle ulemâya birer tas çobra ve birer nânpâre verirler. Ve her cum‘a gicesi pilav, zerde ve yahni tevzî‘ ederler. İlâ mâşâallah şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… edenle cihânı geşt ü güzâr etdükçe azacık ta‘âm ye ve azacık söyle ve az uyu ve
ilme
çok amel eyle. Netîce râh-ı hakkı bulmağa lâzım olan ameldir kim Cenâb-ı Bârî K …
Ve mine'r-rü’yâ-yı sâliha: Hakîr Evliyâ ol gün ki kal‘a-i Engürü'ye dâhil olup ibtidâ âsitâne-i Hacı Bayrâm-ı Velî'ye varup ziyâretiyle müşerref olup bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp konağımıza gelüp ba‘de'l-ışâ evrâd [u] erkânımız edâ edüp du‘â-i istihâre ile hâb-âlûd olup menâmımda görürüm kim bir orta boylu, sarı sakallı aselî hırka-i peşmîne giymiş, başında aselî külâh-ı veledî üzre on iki dolama destâr-ı Muhammedî sarmış gelüp eydür: "Bak a oğlum! Lâyık mıdır kim benim tilmîzim olan Kösec Bayrâm-ı Velî'ye giderken beni basup geçesin, anı ziyâret edüp bir hatme mübâşeret idesin. Bana bir Fâtîha tilâvet edüp geçmeyesin, lâyık mıdır?" dedi. Hakîr eyitdim "Sultânım cenâb-ı şerîfiniz kimdir? Ben sizi bilmem ve kande sâkin olursun?" dedim. Anlar eyitdi "Âlem-i fetâlığında Güleşciler Tekyesin'de ve Sultân Murâd huzûrunda pehlivânlara du‘âcılık ederken "Engürü'de er yatır, Rûm'da Sarı Saltık, demez miydin. İşte Engürü'de Er Sultân benim. Aşağı tahta'l-kal‘a kurbunda Odunbâzârında bir kesîf kubbe içinde kaldım. Anda gelüp beni ziyâret edüp bir Fâtiha'yla şâd eyle. Sen dahi dünyada ve âhiretde şâd [u] ber-murâd olasın. Sabâh namâzından sonra sana bir âdem göndereyim, hemân bana benzer, anın ile el ele verüp bu şehr içre reftâr ederek bana gelüp ziyâret eyle. Selâmün aleyküm" deyüp gâ’ib oldu. Hemân hâbdan bî-dâr olup pâk âbdest alup vakt-i sabâha muntazır durup ba’de salâti'l-fecr paşadan bir mehter-i enderûn gelüp "Buyurun tahta'l-fıtûra" dedi. "Hayır oğlum! Bu gün sâ’imim" deyü mehteri savdım. Hemân anı gördüm, ahşam vâkı‘amda gördüğüm kimesne çıkageldi. Selâm verüp "Evliyâ Çelebi, siz misiz? Buyurun Er Dede Sultân vâkı‘amızda bizi size gönderdi. Ziyâretine gidelim" dedi. Ammâ sözü gûya yer altında zîr-i zemînden çıkar. 358b Hakkâ yüzü münevver ve sözü şîrin mü’essir, hemân ferâcem giyüp Bismillah ile kapudan taşra çıkup piyâdece giderken ilerü şehri içre on bir mahalde medfûn kibâr-ı evliyâullahları ism [ü] resimleriyle söyleyüp ziyâret etdirüp ba‘zısına "bizim çerâğımızdır" der, ba‘zısına "Azîzim Hâmid Efendi halîfesidir" deyü elime yapışup ziyâret ziyâret gezdiklerimiz de inşâallahu Te‘âlâ tahrîr olunur. Hemân kim elime yapıştı, elinde aslâ kemiği yok idi. Ne cânibe eğsem hamîr gibi eğilirdi. Hemân elin elimden çeküp sağ eliyle bir ziyâret gösterdi ve yine elime yapışdı. Ba‘zı âhirete müte‘allık kelimâtlar ederek Odunbâzârı nâm bir mahalle vardıkda meydânın cânib-i garbîsinde bir kubbe-i sağîr nümâyân olup "İşte Er Sultân kubbesi şudur" deyü sâğ eliyle gösterüp hakîr dahi ol tarafa nazar edince bir dahi yanıma bakdım, ol kimesne gâ’ib olmuş. "Bre meded ben anın elin elimden koyurmasam gerek idim. Bre meded hâlim neye müncer olur" deyü cânib-i erba‘aya vakt-i seherde serâsîme olup gezerdim. Hemân ol şahsı gâ’ib etdiğim bir şâhrâh-ı azîm idi. Önümde ve ardımda görünmeyüp gâ’ib olmuşdu. İmdi şu keçe kaplı küçük kapudan içeri girmiş ola, deyü hemân kapuyu açup içeri girdim. Meğer ne gördüm, bozahâne imiş. Bu kadar paşalı ve bu kadar harbende ve harkeşân ve kimi çöğür ve kimi tambura çalup bir hây-hûy kim ta‘bir ü tavsîf olunmaz. Hemân biri "Evliyâ Çelebi! Gel bir bozacığımız iç" dedi. "Hay benim bozahâneye girdiğim gördüler" deyü hicâbımdan yire geçdim. Hemân taşra çıkup doğru Er Sultân kubbesine varup bâbın açup içeri girdikde "Esselâmü aleyküm yâ pîr-i azîz" deyü bükâ ederek atebe-i süflîsine bu âsî yüzüm rûmâlîde kılup eyitdim "Ey Sultânım! Vâkı‘ama girüp sana bir mürşid-i kâmil vesîle görderirim dedin, ahde vefâ edüp gönderdin. Henüz irşâd olmadan elimden aldın. Kapuna yüz süregelüp ziyâret etdim. Habîb-i Hudâ aşkına beni dünyâ ve âhiretde mahrûm koma. Allah ile ahdim olsun, rûh-ı şerîfiniçün bir hatm-i şerîf tilâvet ideyim" deyüp bir hatm-i şerîfe başlayup kabr-i şerîfinin sandûkası olan yeşil sûf ile mestûr zarfının altına girüp, "Himâye yâ Er Sultân, himâye" deyüp girdim. Ol sâ‘at hâb-âlûd olup eyle gark-ı arak olmuşum kim esbâblarımdan taşra ter çıkup mukaddemâ yine vâkı‘amda gördüğüm gibi Er Sultân'ı evvelki eşkâliyle görüp selâm verdi ve aleyk alup eyitdim: "Sultânım! Bana vesîle gönderdiğin âdemi yitirüp bî-vesîle kalıp kapuna geldim. Beni teh-dest koma" dedim. Hemân eyitdiler: "Sen hâfız-ı Kur’ân olduğundan ve muhibb-i evliyâ olup kibâr-ı evliyâullahın âsitânelerine yüz sürdüğünden mahrûm kalmazsın. Biz sana muhabbetimizden vâkı‘ana girüp sana vesîle göndeririz. Anın eline yapışup bre gel dediğim sabahısı yine ben varup eline yapışdım. Seni tarîk-ı hakka götürür mürşid-i kâmil kim elem çekme âkıbet yolun selâmetle sırât-ı müstakîmdir. Ammâ sen de bu avânlar ile gezerken istikâmet edüp fukarâ ve zu‘afâya merhamet üzre olup avânlardan halâs etmeğe sa‘y eyle ve paşana söyle benim himâyemde olan Engürü'ciğimde kapanup celâlî olup civârımda olan ibâdullahları müte’ezzî etmesin ve sana Cenâb-ı Bârî seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân verüp şefâ‘at-i Resûlullah'ı nasîb edüp sıhhat-i bedenle cihânı geşt ü güzâr etdükçe azacık ta‘âm ye ve azacık söyle ve az uyu ve ilme çok amel eyle. Netîce râh-ı hakkı bulmağa lâzım olan ameldir kim Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı Azîm'inde âyet,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358a–358b ·
metinde göster ·
meşgûl olduğumuz sebebiyle Cenâb-ı İzzet ilm [u] berekâtıyla bu sarây ve Üsküda …
"Evliyâ Çelebi! Medrese köşesinde sizinle ilme meşgûl olduğumuz sebebiyle Cenâb-ı İzzet ilm [u] berekâtıyla bu sarây ve Üsküdar'da ve vilâyetimizde ve niçe yerde çiftlikler ve niçe gûne ihsân [u] in‘âmlar etdi" deyü bî-had hamd [u] senâ etdi. Hakîr eyitdim "İnşâallah sultânım! İlm tilâvet etmede şerîk idim. İnşâallah devletinizde dahi dünyâlığile şerîk oluruz" dedikde "Vallahi bî-tekellüf olduğundan hazz etdim. Bre hazînedâr gel" deyü hazînedârın kulağına bir güft [ü] gû edüp bir ândan sonra bir kîse guruş ve bir yeşil çukaya kaplu kunduz siyâhı bir semmûr kürk ve bir lokmalı bol kadı haftânı el-hâsıl başdan başa bir kat esvâb ihsân edüp ta‘âm tenâvül edüp destûr deyüp giderken aşağı inüp gördüm, binek taşında bizim at yerine bir fil-i Mahmudîye 370b benzer bir küheylân at, Şâm didiği ve sîm eğerli ve vüzera rahtlı bir küheylan at, "Efendi size ihsân etdi" deyince yine efendi huzûruna çıkup "Sultânım! Bizi hâkden ref‘ eyleyüp piyâde iken atlandırdınız. Hudâ sizden râzî ola" deyüp temennâ edüp yine ata binüp hâneme gelüp sehl istirâhat etdikde ba‘de'l-asr ânî gördüm, bir hây hû ile elli aded hammâl yükü kahve şeker ve şem‘-i asel ve revgan ve asel ve'l-hâsıl gûnâ-gûn me’kûlât [ü] meşrûbât ile hâne-i tehim mâl-â-mâl ni‘met-i Rabb-i Rahîm olup cihân cihân hazz edüp gelen âdemine bir şerbetî yağlık verüp gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 370a–370b ·
metinde göster ·
meşgûllerdir ve zekiyyü't-tab‘ [u] tîz-fehm olduklarından şu‘ârâsı çokdur. Cüml …
Der-na‘t-ı musannifîn-i şâ‘irân: Bu şehr-i Kayseriyye'nin şitâsı şedîd olmağın ahâlî-i beledi ilme meşgûllerdir ve zekiyyü't-tab‘ [u] tîz-fehm olduklarından şu‘ârâsı çokdur. Cümleden Şihâb Çelebi divân sâhibidir ve Hicrânî Çelebi ve (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65b ·
metinde göster ·
… girde-bâliş-i nâliş önlerinde her fukarânın kurbân postları döşeyüp herkes bir
ilme
meşgûl olup kimi hezâr-pâre musanna‘ kaşıklar ve çevgân ve zerdeste ve keşkülle …
Bu meydân-ı mahabbetin cânib [u] etrâfında ale't-tertîb dollâblar önlerinde birer dâne meşinden girde-bâliş-i nâliş önlerinde her fukarânın kurbân postları döşeyüp herkes bir ilme meşgûl olup kimi hezâr-pâre musanna‘ kaşıklar ve çevgân ve zerdeste ve keşküller yeyüp kifâf-ı nefs ederler, cânânım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·
meşgûller değillerdir, hemân yiğitliğe heves edüp atma ve dutma ve asma ve kesm …
Ve cümle on aded mekteb-i evlâd-ı ebcedhânları vardır kim bâlâda merkûm olan cevâmi‘ sâhiblerinin evkâf-ı hayrâtlarıdır. Ammâ gulâmları necîb ü reşîd olmayup ilme meşgûller değillerdir, hemân yiğitliğe heves edüp atma ve dutma ve asma ve kesme ve cenge müte‘allık şeylere mukayyeddirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a ·
metinde göster ·
Ve cümle üç medrese-i dârü'l-ulûmlardır. Bu şehirde tâlib-i ilme rağbet ederler, zîrâ ulemâ nâdirdir. Hattâ evlâd-ı Arab'a pek iltifât edüp "Haccu'l-Haremeyn'dir" deyü ri‘âyet-i hâtırlarıyla mukayyed olup ehl [ü] iyâl sâhibi ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI mük. 137a ·
metinde göster ·
mukayyed olsan üstâd-ı kâmil cerrâh olurdun ve imâ‘n-ı nazar ile takayyüd edüp …
"Âferîm sad bârekallâh işte sen bu ilme mukayyed olsan üstâd-ı kâmil cerrâh olurdun ve imâ‘n-ı nazar ile takayyüd edüp bakdığından bildim ki bu dünyâda çok şey görmüşsün", deyüp hemân acele ile mecrûh herîfin beynisi yanından bir çifte ile kurşumu alup bir sarı sünger gibi şey ile kurşumun bu kadar zamândan berü durduğu yerdeki uyuşuk kanları ve sarı sulu ahlâtları cümle sünger ile alup süngeri şarâb ile yaykayup yine kafâ içini ve beyni etrâfların pâk ü pâkîze silüp hemân yine acele ile kafâyı yerine koyup depesinden ve çenesi altından yassı kayışlarla muhkem sarup meydân-ı mahabbete bir kutu getirüp kodu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… f-i billâh terk-i tecrîd cânları var kim her biri akl-ı Arasto'dur. Şeb [u] rûz
ilme
ve ma‘rifetullâha meşgûllerdir. Ve gâyet ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at fukarâlardır …
Andan taşrası mezkûr kal‘a içre müte‘addid müsâfirhâne ve meydânlar ve kilar ve matbah-ı Keykâvus ve fukarâ meydânları ve mesâciddir. Ve câ-be-câ âb-ı revânlar üzre çemenzâr soffalar ve kasr-ı latîfler ile müzeyyendir. Ve her köşesi Uşşâkî hâlîçeleri ile mebsûtdur. Ve âlât-ı a‘vânın hisâbın Hudâ bilür. Ve meydânlarında niçe yüz altun-misâl alemler ve çerâğ ve deff ü kudüm [ve] nefîr ü nakkâreler ile pîrâstedir. Ve üç yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve çârdarb ârif-i billâh terk-i tecrîd cânları var kim her biri akl-ı Arasto'dur. Şeb [u] rûz ilme ve ma‘rifetullâha meşgûllerdir. Ve gâyet ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at fukarâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y129b ·
metinde göster ·
… b-i etrâfında yigirmi medrese hücreleri vardır. Her kim ol medresede sâkin olup
ilme
meşgûl olur, tekmîl-i fünûn edüp ferîd-i asır olur. Ve elbette Hazret-i Dâvûd-m …
Ve hareminin cânib-i etrâfında yigirmi medrese hücreleri vardır. Her kim ol medresede sâkin olup ilme meşgûl olur, tekmîl-i fünûn edüp ferîd-i asır olur. Ve elbette Hazret-i Dâvûd-misâl hüsn-i savta mâlik olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y220b ·
metinde göster ·
… " deyüp Harem-i şerîfin bir köşesinde bunlara bir hücre gösterirler. Anlar dahi
ilme
meşgûl olup evkât-ı hamselerin müvâce[he]-i Resûlullâh'da edâ edüp kimesne ile …
Hemân şeyhü'l-harem "Safâ geldiniz" deyüp Harem-i şerîfin bir köşesinde bunlara bir hücre gösterirler. Anlar dahi ilme meşgûl olup evkât-ı hamselerin müvâce[he]-i Resûlullâh'da edâ edüp kimesne ile ihtilât etmeyüp hücrelerine giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y283b ·
metinde göster ·
Bu remmâdan sonra kapucubaşılar herkes isti‘dâdına göre çifte çifte cebe ve cevşene müstağrak olmuş, kimisi semmûr postin kaplu libâs-ı P 130a fâhire ile pîşlerinde küheylân yedekler ve enselerinde onar ve on beşer köçekler ile ubûr olundukda paşa-yı esed-heybet serâperdesinden tulû‘ edüp Rüstem-i şîr-vâr seyrâna esb-i sabâ-peymâsına süvâr olup semmûr kabaniçse üzre kemerinde çarhâb tîrkeş ve seyf-i zülyezen ile serinde selîmîsin kec kılup ensesinde iki yüz gök demire müstağrak olmuş küheylân atlı iç ağaları kim her birinin atları altışar pâre yancığa müstağrak ciyâdâtlar üzre ellerinde kargı sırıklar iler güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y311b ·
metinde göster ·
… mevcûddur. Kovan arısı gibi bir sadâdır kim âdemi dehşet alur. Cümle mubâhase-i
ilme
meşgûllerdir. Bir kerre bu câmi‘de üstâd önünde bismillâh diyen elbette mahrûm …
Ezher Mübâşir nâm abd-i memlûk mübâşir olmağile hâlâ ol ismile müsemmâdır. Ammâ Mu‘izzüddîn mâlıyla binâ olunup ol sebeb ile Mısır'a mâlik oldu. Ammâ Mısır içinde eyle bir cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘ yokdur. Zîrâ Mısır'ın tâ ayne'l-fi‘ilinde vâki‘ olmuşdur kim şeb [u] rûz bir ân secde edecek bir hâlî yer yokdur. Zîrâ leylen ve nehâren içinde on iki bin tâlib-i ilim mevcûddur. Kovan arısı gibi bir sadâdır kim âdemi dehşet alur. Cümle mubâhase-i ilme meşgûllerdir. Bir kerre bu câmi‘de üstâd önünde bismillâh diyen elbette mahrûm kalmamışdır. Gâyet mübârek câmi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y90a ·
metinde göster ·
… up esbâbların ve kitâbların kaldırup tecdîd-i vuzû’ edüp edâ-yı salât edüp yine
ilme
meşgûl olurlar. Hele hakîr bu câmi‘-i Ezher'de çirkef-i dünyâ kelâmın istimâ‘ e …
Ve yan soffaları içre dershânelere revâk ta‘bîr ederler. Câmi‘in cânib-i erba‘asında elli revâkdır, ya‘nî elli diyâr kavminin mekânlarıdır. Hakîkat yine her birinde birer İslâm diyârı ulemâsı ile mâl-â-mâldir kim bir revâkın halkı bir revâk âdeminin ne lisânın ve ne hâl [ü] ahvâlin bilmezler. Herkes kendü işgâllerine meşgûllerdir. Vakt-i salât oldukda el-azametullâh gûyâ yevm-i haşrden bir gün olup esbâbların ve kitâbların kaldırup tecdîd-i vuzû’ edüp edâ-yı salât edüp yine ilme meşgûl olurlar. Hele hakîr bu câmi‘-i Ezher'de çirkef-i dünyâ kelâmın istimâ‘ etmemişimdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y90b ·
metinde göster ·
… b-i erba‘asında yüzden mütecâviz fukarâ ve talebe hücreleri vardır. şeb [ü] rûz
ilme
ve tâ‘at ü ibâdete meşgûl sulehâ-yı ümmetden kimesneler vardır.
Ve bu âsitânenin imâretinde azîm kazganları var kim yevm-i mevlûdda içine üçer dörder câmûs eti ve onar ganem eti koyup ve niçe kazgan buğday çorbası tabh olunup ve yigirmi bin hurde etmek pişüp cemî‘i fukarâ ve mesâkînlere sofra-i bî-imtinânı mebzûldür. On gün on gece bu hâl üzre ta‘âm bezl olur. Ammâ sâ’ir zamân bir kazgan ades ve hınta çorbası ve üç bin nân mücâvirîn ve zu‘afâ ve mesâkîn ve talebelere bezl olur. Zîrâ haremin cânib-i erba‘asında yüzden mütecâviz fukarâ ve talebe hücreleri vardır. şeb [ü] rûz ilme ve tâ‘at ü ibâdete meşgûl sulehâ-yı ümmetden kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y302b ·
metinde göster ·
… mâları Y 408a kırk aded sarı pirinç teneke ile binâ olunmuş kapuların kapayup
ilme
meşgûl olurlar. Cümle halkı Mâlikiyyü'l-mezheblerdir. Ammâ kasr-ı Süleymân harâ …
Ve azîm câmi‘ü'n-nûrdur. İçinde huddâmları ve ulemâları Y 408a kırk aded sarı pirinç teneke ile binâ olunmuş kapuların kapayup ilme meşgûl olurlar. Cümle halkı Mâlikiyyü'l-mezheblerdir. Ammâ kasr-ı Süleymân harâb olmuşdur ve amâr olacak mahaldir. Ammâ kavmi âdem değildir. Bunu temâşâ edüp ve ibâdet edüp yine ılgar ile kal‘a-i Kenîse'ye gelüp andan ale's-sabâh Nîl'in garbî kenârınca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y407b–Y408a ·
metinde göster ·