… çları altun sandûka içine koyup başı üzre saklardı. Ve Kumâme nâm deyri Hellana
karı
yapdı. nasârâ zu‘munca Kumâme deyri ol hayât bulan meyyit üzredir derler. Ol me …
Ba‘dehu mezkûr Hellana ol haçları altun sandûka içine koyup başı üzre saklardı. Ve Kumâme nâm deyri Hellana karı yapdı. nasârâ zu‘munca Kumâme deyri ol hayât bulan meyyit üzredir derler. Ol meyyit ise hâşâ ve kellâ Hazret-i Îsâ ola. Ba‘dehu âsumâna urûc etdi derler. Ammâ bir fırka-yı nasârâ;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 13b ·
metinde göster ·
… . Bi-emrillahi Te‘âlâ esbâb güvesi ta‘bîr etdikleri gibi kurddur kim kar içinde
karı
yiye yiye girdiği yollardan bulunur.
{Der-vasf-ı âb-ı zülâl} : Ve Cenâb-ı Bârî yed-i kudretiyle bu cebeli halk idelden berü kar vardır. Bi-emrillahi Te‘âlâ âb-ı zülâl dedikleri mahluk, niçe bin yıllık kar içinde bunda bulunur. Mülûk-i âlem murâd edinse bu kadar bin âdem Ferhâdî külünkleri ve tîşeleriyle atîk karları kesüp bulurlar, ammâ gâyet belâ-yı azîm ile bulunur. Bi-emrillahi Te‘âlâ esbâb güvesi ta‘bîr etdikleri gibi kurddur kim kar içinde karı yiye yiye girdiği yollardan bulunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b ·
metinde göster ·
… sesi Lanka bostânının tohumluk hıyarı kadar olur, dahi büyük ve dahi küçük olup
kar-ı
atîk içinde tavattun edüp tenâsül eder bir gûne mahlûkdur,
Sıfat-ı zi’b-i âb-ı zülâl : Dut yaprağı tırtılı gibi kırk ayaklı ve zahrında kırk siyâh hûrde-haş nuhâs-misâl benli ve iki la’l-gûn mînâ gözlü bir hayvândır, ammâ bi-emrillahi Te‘âlâ yine cümle vücûdu buzdur ve ağzı vardır ammâ dehânı yokdur. Hemân ağzı sülük ağzı gibi ma‘lûmdur. Ve arkası yine sülük gibi mevc mevc ve zîh zîhdir. Bi-emri Hudâ içi pâlûde cüllâbı ile memlûdur. Cüssesi Lanka bostânının tohumluk hıyarı kadar olur, dahi büyük ve dahi küçük olup kar-ı atîk içinde tavattun edüp tenâsül eder bir gûne mahlûkdur,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b ·
metinde göster ·
… Gîlân deryâsına munsab olur. Nehr-i Araz darblı sudur. Kaçan Bingöl yaylasının
karı
sökün etdikde deryâ gibi cûş [u] hurûş eder. Üç günde cümle asâkir bu Çoban Sul …
Der-sitâyiş-i cisr-i azîm Çoban: Sene (---) târîhinde Âl-i Çobaniyân'dan Melik (---) binâ etmeğile Çoban köprüsü derler. Nehr-i Araz-ı azîm üzre kavs-ı kuzâhdan nişân verir (---) göz kantara-i ibret-nümâdır. Bu nehr-i Araz tâ Bingöl yaylasından tulû‘ edüp cânib-i şarka cereyân ederek kal‘a-i Malazcird altından geçüp andan karye-i Artıf ve kal‘a-i Hınıs önünden ubûr edüp andan Altun Halkalı cisri altından geçüp niçe yüz kurâları reyy ederek bu Çoban köprüsünden aşağı niçe kılâ‘ ve büldânları reyy ederek kal‘a-i Revân altında nehr-i Zengî'ye Zengî dahi Kür'e, nehr-i Kür dahi Gîlân deryâsına munsab olur. Nehr-i Araz darblı sudur. Kaçan Bingöl yaylasının karı sökün etdikde deryâ gibi cûş [u] hurûş eder. Üç günde cümle asâkir bu Çoban Sultân köprüsünden ubûr edüp paşa dahi alay ile güzer edüp 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291a ·
metinde göster ·
… e-i sultânî ve kappan-ı dakîk-i dihkânı Zâhid Câmi‘i'nin yesâr tarafındadır. Ve
Karı
hammâmına muttasıl Kadızâde Mehemmed Çelebi Câmi‘i hayli vâsi‘ ve musanna‘ ve k …
Cümle (---) mihrâbdır. Evvelâ cümleden cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i kadîm Ebü'l-feth Câmi‘i iç kal‘adadır. Andan aşağı çârsû içre şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîre ile müzdehim Zâhîd Efendi Câmi‘i, bu dahi toprak ile mestûr tarz-ı kadîm câmi‘-i atîkdir. Bir nâzük, mevzûn ve rakîk, miyân-ı serâmed tula minâre-i bâlâsı vardır, sol tarafında iki aded bâb-ı mu‘allâsı vardır. Mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn ve boyahâne-i sultânî ve kappan-ı dakîk-i dihkânı Zâhid Câmi‘i'nin yesâr tarafındadır. Ve Karı hammâmına muttasıl Kadızâde Mehemmed Çelebi Câmi‘i hayli vâsi‘ ve musanna‘ ve kâr-ı kadîm ve şîrîn-kâr câmi‘-i azîmdir. Nehr-i Çoruğ'a karîb bir garîb câmi‘i-i acîbdir. Ve Şengülbây Câmi‘i ve nehr-i Çoruğ aşrı olan şehre Yüres mahallesi derler anda, dahi bir câmi‘-i kadîm vardır. Lâkin tahta minârelidir. Bu zikr olunan cevâmi‘lerden mâ‘adâ mahalle mesâcidlerdir. Ve bir imâret-i ıt‘âm-ı dârü'z-ziyâfesi vardır kim âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldır. Ve bir imâret-i dârü't-tedrîsi ve ders-i âmmı ve talebeleri vardır. Ve her câmi‘de ve ba‘zı zâviyelerde medrese-i hasbîler mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327b ·
metinde göster ·
… Şâm-ı şerîfe gidüp Şâm suyuna ilkâ etdiklerinde Şâm'ın suyunu ıslâh eder. Ve bu
karı
âdem ne kadar yise ol kadar nâfi‘dir. Aslâ mazarratı yokdur. Bu cebelde kar kur …
Sitâyiş-i Cebelü's-selc: Eyle bir kûh-ı bülenddir kim arz [u] semâvat ademden vücûda geleli ol cebel-i bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında kar eksik değildir. Yetmiş yerde enhâr-ı zülâlleri cereyân edüp Mize Boğazı'n ubûr edüp Şâm bağlarını saky eder. Bu cebelde âb-ı zülâl ta‘bîr etdikleri zî-rûh kar kurdu vardır, derler, ammâ hakîr görmedim. Ve bu cebel-i âlîden beher yevm biner yük kar Şâm-ı şerîfe gidüp Şâm suyuna ilkâ etdiklerinde Şâm'ın suyunu ıslâh eder. Ve bu karı âdem ne kadar yise ol kadar nâfi‘dir. Aslâ mazarratı yokdur. Bu cebelde kar kurdu olmağıla evlâd-ı Arab ol kurda "zi’bu hayyi's-selc" derler. Temâşâgâh cebel-i âlîdir kim üç günlük yoldan nümâyândır. Bu cebelde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34a ·
metinde göster ·
… li bin asker ile Revân'da Murtezâ Paşa'nın istihlâsına gitdikde bir mızrak boyu
karı
sökerek yüz bin renc-i anâ çekerek Erzurûm'dan iki merhale olan Deveboynu nâm m …
Hikâye-i udhiketü'l-acîbe, güfte-i Molla Yahyâ-yı Şâmî: Sene 1045 târîhinde Revân kal‘asında mahsûr olan Murtezâ Paşa'yı muhâfaza içün Tabanıyassı Mehemmed Paşa efendimizle kal‘a-i Erzurûm'da kırk bin asker ile meştâda iken kal‘a-i Revân'ı Şâh muhâsara etdüğü haberi gelince Erzurûm'dan elli bin asker ile Revân'da Murtezâ Paşa'nın istihlâsına gitdikde bir mızrak boyu karı sökerek yüz bin renc-i anâ çekerek Erzurûm'dan iki merhale olan Deveboynu nâm mahalle yedi günde gücile varup kar üzre hayme ü hargâhlarımız kurup ol gice anda dipi ve boran ve kızıl kıyâmet çekerek andan yatup ale's-sabâh cümle çadırları kar bürümüş ve cemî‘i ümmet-i Muhammed üşümüş ve üç bin gurebânın elleri ve pâları donmuş, çürümüş ve niçe yüz at ve deve donmuş. Çadırları bozmağa ve ne atları kardan taşra çıkarmağa imkân olmayup Tabanıyassı ba‘zı piyâde ağaların Hasankal‘ası'na ve gayri kurâ ve kasabâtlara âdemler gönderüp on binden mütecâviz eli kürekli ve çapalı ve kazmalı re‘âyâ vü berâyâlar Deveboynu mahallinde yol açdılar. Ol gice yine azîm vezni üzre berf-i rahmet hazînesi yağup dere ve depe beyâz şepe ile leb-ber-leb olmuş. Ale's-sabâh yine cemî‘i yolları re‘âyâ vü berâyâlar tathîr etdükçe dipi ve borandan yine "Ne reh ne râh pür-peydâ. mazmûnunca on iki gün bu mihnet-i şedâ’idi çekmeden cümle ibâdullah ve sâ’ir mahlûk-ı Hudâ bîzâr olup cümle asâkir-i mihnet-zede Tabanıyassı Mehemmed Paşa üzre guluvv-i âm edüp "Behey Paşa bizi kırır mısın? Revân kal‘asın şâh alırsa bahâr eyyâmında 52a yine hâh nâ-hâh şâh-ı bî-penâh-ı gümrâhdan alırız. Hemân kalk Erzurûm'a gidelim" dediklerinde âkıbet-endîş paşa eydür: "Yâ pâdişâha sonra ne cevâb verelim?" dedikde cümle asker: "Biz cümlemiz pâdişâha arz ederiz. Siz dahi telhîs edüp azîz başın içün bu ibâdullahı Erzurûm'un bu sovuk cehenneminden halâs eylen, hemân dönelim!" deyü cümle asker vâveylâ vü feryâd etdiler. Âhiru'l-emr Deveboynun aşamayup Revân imdâdına gidemeyüp cümle asker-i İslâma avdet fermân olunup bu kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâne ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh Deveboynu nâm mahalde kar içinde kalup Tabanıyassılı Yavaşça Mehemmed Ağa nâmında bir ağamız cânından bîzâr olup kemerinden iki bin sikke-i hasene altunu ol beyâbânı kar bürümüş çadırı mahallinde gökyüzüne nazar edüp bir gök bulut pâresin nişân edüp zemîni hançer ile kazup ol hafircik içre mezkûr kemeri iki bin altun ile zemîne defn edüp "İşte bu semâdaki bulut, altındaki altunuma nişândır" deyüp cümle deve ve katarın çeküp düşe kalka Erzurûm'a gelüp yedi ay meştâda iken Avnik kal‘ası ve Ziyâeddîn kal‘ası câniblerinden Ekrâd beğleri ayağı likanlı ve pâları paçılalı birkaç Kürd âdemleri gelüp "Revân kal‘asın Murâd Hân yedi günde aldı. Hâlâ şâh yedi ayda döğe döğe alalı yedi gündür ve Revân kal‘asında olan ümmet-i Muhammedi kılıçdan geçirdi ve kal‘a milk-i mevrûsumdur, deyü Revân'da karâr edüp derûn-ı Revân'a yetmiş bin asker muhâfazacı kodu" deyü bu gûne muvahhaş haberi getirdikde Tabanıyassı efendimiz eydür "Kal‘a-i Revân gitdiyse cehenneme ammâ ol serdar kara dînli Kara Murtezâ niçe oldu?" dedi. Haber getiren Kürd eydür "Murtezâ Paşa gördü kim kal‘a içindeki asker amân ile kal‘ayı şâha verdiler. Ol dahi haste-hâl idi. Hemân parmağındaki elmas mührini yudup ciğeri pâre pâre olup merhûm oldu" deyince Tabanıyassı eydür: "Bre mürd oldu ve hortladı desene" deyü Kürde hitâb edüp yanında olan nedîmlerine eydür: "Efendiler! Revân kal‘asının elden gitmesi bir Kara Murtezâ dünyâdan gitmesine değmez mi?" deyüp safâ ve sürûr edüp Kürde bî-hisâb mâl ihsân edüp şâh-ı Acem'in Revân'a istîlâ etdüğün Murâd Hân'a telhîs edüp ulaklar ile gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b–52a ·
metinde göster ·
… un niçe oldu?" deyince Yahyâ Efendi eydür: "Sultânım, Erzurûm'ın on aydan sonra
karı
kalmayup Yavaşça Mehemmed Ağa bir hayli hayâlli tevâbi‘leriyle iki günde Devebo …
Hikâye-i Murtezâ Paşa : Molla Yahyâ'dan istimâ‘ edüp "Belî ol sene Deveboynu'nda azîm derd [u] belâlar çeküp Revân imdâdına yetişemediğimizden kızılbaş-ı evbâş-ı bed-mâ‘aş kallâş-ı rîş-tırâş Revân'ı aldı. Ammâ efendi! Yavaşça Mehemmed Ağa'nın Deveboynu'nda kar altına gömdüğü kemer ile iki bin altun niçe oldu?" deyince Yahyâ Efendi eydür: "Sultânım, Erzurûm'ın on aydan sonra karı kalmayup Yavaşça Mehemmed Ağa bir hayli hayâlli tevâbi‘leriyle iki günde Deveboynu'nda ol kış ve kıyâmetde zemîne altunu defn etdüğü yiri tecessüs ederek gökdeki buludu nişân koduğu ebr-i kebûdu görünce defn etdüğü yire varup görse on ay mukaddem duran bulut yine ber-karâr durup zemîni kazup eliyle kemeri on ay mukaddem zemîne niçe koduysa bî-küsûr altunları kemeriyle ile bulup Erzurûm'a geldi" deyü bu gûne bir yalan söyledi kim aklım gitdi. A‘yân-ı Haleb'den bir niçe âkıl u dânâ kelâm-ı örfiyye sâhibi kimesneler var idi. Anlar dahi tebessüm edüp rîş-hand etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a ·
metinde göster ·
… îh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda
karı
eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu i …
Yine paşa nüdemâlarından niçe kimesneler eydür: "Yavaşça Mehemmed Ağa'yı biz biliriz. Bir Oğuz ve sâhib-i sülûk âdem idi. Ol altun anın helâl mâlı olmağıla buldu" dediler. Hemân paşa dahi bu altun kıssasına "şâhidim" deyü nâfile şehâdet edüp Yahyâ Efendi-yi kezzâbı tasdîke çıkardı. Hâlâ ki Murtezâ Paşa ol asırda Revân seferine giderken ol sefer-i berzahda dünyâ ve âhireti bilmez bir karakaşlı sekiz yaşında sarıkçı şâkirdi idi. Sefere gitmeğe iktidârı olmayup anlar Haleb'de kalmışlar idi. Yahyâ-yı Kizbî Efendi'nin bu Revân hikâyeti sahîh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda karı eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu istimâ‘ edince hakîr güftâra gelüp eyitdim: "Bre cânım, o seferde niçe bin tüvânâ yiğitler hayme vü hargâhların ve bâr-ı bengâhların bozup ester-i üştürlerine tahmîl edüp niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin bellerinden çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, katır ile vara gele 52b belindeki kemerinden âciz oldu ise hüddâmlarının heybesine ve katarları üstüne kodu yâhûd bir tevâbi‘ine verdi, selâmete çıkarup geldi. İş temâm oldu, bitdi. Altun dedikleri mâl cândandır, cânın âdem katarı üzre kosa ne olur. Beyâbânda kar içine niçe akıl ile {altununu} gömer dedim. Ya ol zemistânda el dutmaz ayak dutmaz, zemîn polâd-ı Nahşivânî gibi olmuş. Hançer ile değil ferhâdî külünkler ile bir kırat kopmayan zemîni hançer ile niçe kazup altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu ber-karâr bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir kaç ay âfitâb-ı âlemtâbın ziyâsı müncemid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup ber-karâr kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde altunu bulmasının sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı sâde-dil "Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" deyü Molla Yahyâ Efendi'nin kelâm-ı dürûğun tasdîk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a–52b ·
metinde göster ·
"Sultânım üç sene mukaddem Hind pâdişâhından Sultân İbrâhîm Hân'a iki fil hedâyâ giderken bizim Turhal sahrâsında meks etmişler. Cümle ehl-i beled ve cemî‘i kurâ ve kasabât halkı seyr [u] temâşâlarına gitdiler. Biz dahi beş on kız gökçek bir yere gelüp arabalara binüp seyrine vardık. İşte yakın geldik inin arabalardan deyü giderken yanımdaki hatunlar ‘Allah, bu ne ulu hayvân olur!’ deyü söyleşirler. Ben de ‘A nene, kanı fil?’ deyü ileri vardım. Beş direk üstünde bir kara dam gördüm. Bir direği sallayup kımıldardı. ‘Anama! kanı filcik?’ deyü ileri vardım. Hemâm cümle âdemler ‘Bre bre kız! İleri varma!’ derken anı gördüm. Ol kara büyük dam yürüyüp bir şey beni kapup hevâya kaldırup bir karanlık ıssı yerde kaldım. ‘Meded hây’ deyü feryâd edüp dörd yanıma çıblaklandım. Elim ayağım ısıcak ete yapışırdı. Bir sâ‘atden sonra anı gördüm beni bir şey alup taşra aydınlığa bırakdı. Aklım başımdan gidüp üç sâ‘at cânsız yatdım. Beni alup eve götürmüşler. Anı bilirim kim günden güne karnım şişüp üç yıldan bu filceğizi doğurdum. Bir ay yaşayup sonra ebe karı subaşı iğvâsıyla fil oğlumu katl eylediler. Hakkımı hakk eyle!" deyü feyrâd etdikde cümle ahâlî-i Turhal ve ehl-i İnebâzâr ve kavm-i Kazova böyle şehâdet edüp Murtezâ Paşa yetmiş aded kimesneleri cümle zencîre urup haps edüp yigirmi günde cümlesinden yigirmi bin guruş alup fil yavrusun tuzlayup "Âsitâne-i sa‘âdete 79b gönderirim" deyü hıfz ederdi. Bi-sırr-ı Hudâ bu hâl böyle olup manzûrumuz olmuşdur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79a–79b ·
metinde göster ·
… e bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze
karı
kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn …
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
… ler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol
karı
başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu y …
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
… iş câmi‘ ve hân ve hammâm ve çârsûlu büleyde-i ma‘mûredir. Hâyilindeki kûh üzre
karı
dâ’imdir. Bu Mencil'den üç konakda şehr-i Kazvîn'e varmak mümkindir. Andan yine …
Evsâf-ı kasaba-i Mencîl-i Harezbil: Yine Erdebil hâkinde bir kûh-ı bülend dâmeninde üç bin hâneli zeytûnu dünyâyı zeyn etmiş câmi‘ ve hân ve hammâm ve çârsûlu büleyde-i ma‘mûredir. Hâyilindeki kûh üzre karı dâ’imdir. Bu Mencil'den üç konakda şehr-i Kazvîn'e varmak mümkindir. Andan yine taraf-ı cenûba,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 306a ·
metinde göster ·
… ammâ kar minâre kaddince var, ammâ hele hakîr her gün binmeğile rûz-merre yığın
karı
yol üzre pâymâl edüp beş altı huddâmlarımla yolları açardım. Hele dörd kişi gâh …
"Bire hânı öldürdüler, sen ne durursun?" deyince aklı başından gidüp hemân ahurına inüp bir kantarma ile yaldak atına binüp hidmetkârı kılıcın tüfeğin verüp kürkün eğnine geyüp bin renc [ü] anâ ile Hüsrev Paşa çârsûsın karanlıkda geçüp şehr-i Bitlis ne kadar şehr-i mu‘azzamdır. Bir hayli zamânda şehri çıkup Kassâb çeşmesi nâm mahalle vardıkda henüz Hânbâğı'nda bir gırîv [ü] vâveylâ ve revşen kopup tüfengler atılmağa başladı. Biz dahi Rahova sahrâsına çıkdık, ammâ kar minâre kaddince var, ammâ hele hakîr her gün binmeğile rûz-merre yığın karı yol üzre pâymâl edüp beş altı huddâmlarımla yolları açardım. Hele dörd kişi gâh kurdlingî ve gâh eşdirme ve gâh segirdüp kara batarak her bâr karanlıkda ardımıza bakarak vakt-i şâfi‘îde Van deryâsı kenârında Taht-ı Van nâm hâna vardık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… kasabasının ardından geçüp Çengellibeli'nden beri ve Sarı Kosun'dan beri Dadoy
Karı
köprüsünden Ceylân köprüsünün arasından Çekirge suyuna karışır. İki kârgîr köpr …
Etrâf-ı Tokat'da cereyân eden enhâr-ı cennât: Ve şehr-i Tokat altından cereyân eden nehre Tozanlı derler. Bu Tokat'dan yukaru yine Tokat kazâsı dağlarında Tozanlı dağlarından gelüp kal‘a-i Tokat önünden ubûr edüp Eski Eyne bâzârından beri ve Kaz Gölü'nden beri kal‘a-i Turhal kasabasının ardından geçüp Çengellibeli'nden beri ve Sarı Kosun'dan beri Dadoy Karı köprüsünden Ceylân köprüsünün arasından Çekirge suyuna karışır. İki kârgîr köprülerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 24b ·
metinde göster ·
Menzil-i Lütfî Beğ çayırı: Bu mahall Amasiyye sancağı hâkidir. Dadoy
Karı
köprüsüyle Ceylân cisri arasında Çekirge suyu gelüp iki cisir altından geçen su …
Menzil-i Lütfî Beğ çayırı: Bu mahall Amasiyye sancağı hâkidir. Dadoy Karı köprüsüyle Ceylân cisri arasında Çekirge suyu gelüp iki cisir altından geçen sular bir olup Ferhâd'ın kesdiği boğazdan aşağı geçüp Amasiyye altına varır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 26a ·
metinde göster ·
… bile rîh-i sarsarın şiddetinden duramaz, ammâ bu kulleden aşağı niçe bin yıllık
kar-ı
rahmet içinde âb-ı zülâl dedikleri kar kurdu bulunur. Bu Kulle-i cihân dedikler …
Menzil-i Kulle-i cihân-nümâ: Tâ zirve-i a‘lâsında aslâ kar duramaz. Belki âdem bile rîh-i sarsarın şiddetinden duramaz, ammâ bu kulleden aşağı niçe bin yıllık kar-ı rahmet içinde âb-ı zülâl dedikleri kar kurdu bulunur. Bu Kulle-i cihân dedikleri mahal bir sivri püşte kayadır. İçinde papasların mağârâları olduğundan Keşiş dağı derler. Evc-i âsumâna kad çekmiş bu cebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsıdır kim altında sevâd-ı azîm Bursa aslâ ve kat‘â görünmeyüp Hudâ âlimdir İslâmbol'un Yeni câmi‘'in altun yaldızlı minâreleri ve Yedikulle kulleleri ve Tekirdağı şehri ve Gelibolu şehri ve cânib-i şarkda Kütâhiyye şehri ve Tavşanlı kasabası ve niçe kasaba ve kurâlar beşer altışar konak ba‘îd olan yerler cümle bu cebel-i Ruhbân'dan görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85a ·
metinde göster ·