… anber-pâki cây-ı sürûr edinüp bir kasr-ı serîr etdi. Ba‘dehû niçe kerre yüz bin
kez
velek ve vesak ve tümen ve yük mâl-ı firâvân masrûf edüp bir şehr-i azîm binâ e …
Ammâ şehr-i Tebrîz-i dil-âvîzîn ibtidâ bânîsi sene 175 târîhinde Hârûnu'r-Reşîd'in hâtûnu Zübeyde Hâtûn, âb [u] hevâsından hazz edüp Me’mûn Halîfeye hâmile kaldığıyçün bu hâk-i anber-pâki cây-ı sürûr edinüp bir kasr-ı serîr etdi. Ba‘dehû niçe kerre yüz bin kez velek ve vesak ve tümen ve yük mâl-ı firâvân masrûf edüp bir şehr-i azîm binâ edüp ulemâ-yı Abbâsiyân ismine Tebrîz dediler. Ol kadar sevâd-ı mu‘azzam oldu kim dâiren-mâdâr cirmi üç günde devr olunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 298a ·
metinde göster ·
sâlât u selâm ol Mefhar-i Mevcûdât üzre olsun ve niçe hezâr hezâran nâliş [u] e …
Sad lek kez sâlât u selâm ol Mefhar-i Mevcûdât üzre olsun ve niçe hezâr hezâran nâliş [u] efgân-ı dil-sûz ile tahiyyat [u] selâm âli ve evlâdı ve ashâbı ve ezvâcı ve etbâ‘ı ve erbâb-ı Suffe ve şehîd-i deşt-i Kerbelâlar üzre selâm olsun kim anların mücâhedesi süyûflarıyla cemî‘i Mısr u Şâm ve Irâk-ı Arab ve Irâk-ı Acem ve bilâd-ı Nihâvend ve Belh [u] Buhârâ ve Horâsân iklimleri feth olup zamîme-i diyâr-ı İslâm olup Şâm illerinde râh-ı Mekke ve Medine emn [ü] emân olup bu abd-i fakîr [u] hakîr [u] pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâya dahi Şâm-ı cennet-meşâm üzre hacc-ı şerîfe gitmek arzûları düşüp niyyet-i hâlisa ile azîmet etdik. Allahümme yessir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 4b ·
metinde göster ·
… eski Mısır'ı harâb etmeğe giderken bu şehri harâb edüp niçe kerre imâr ve niçe
kez
harâb olup niçe mülûkdan mülûka değüp âhir sene 922 târîhinde Selîm Hân, Gavrî- …
Bi-kavli müverrihîn, ba‘de't-tûfân vech-i arzda imâr olan şehr-i azîmin biri dahi budur. İbtidâ bânîsi Sâm b. Nûh'dur. Ba‘dehû Buhtunnasr şehr-i Fusutât'ı, ya‘nî eski Mısır'ı harâb etmeğe giderken bu şehri harâb edüp niçe kerre imâr ve niçe kez harâb olup niçe mülûkdan mülûka değüp âhir sene 922 târîhinde Selîm Hân, Gavrî-i Mısır elinden feth edüp Gazze sancağı hâkinde (---) aded nâhiye kurâlarından kadıya senevî yedi kîse hâsıl olur. Muhtesibi ve subaşısı Şâm yeniçeri serdârı vardır. Şeyhülislâm ve nakîbü'l-eşrâfı vardır. Şehri cümle (---) aded mahalle ve cümle türâb ve cıbız ve kireç ile mestûr bâğlı ve bâğçeli (---) ma‘mûr u âbâdân tahtânî vü fevkânî latîf ü müzeyyen büyûtlar ve sarâylardır. Ve cümleden (---) sarâyı (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 46b ·
metinde göster ·
… r ihtisâr üzre tahrîr etdik. Zîrâ imârât-i bi-nefsihîsi tahrîr etdiğimizden bin
kez
o kadar ekserü min en-yühsâdır. Seyecîü mahalliyle yazılır.
Ancak Hünkâr Sarâyı hammâmı bir tarh-ı bedî‘ ve bir resm-i garîb üzre mebnî bir hammâm-ı selâtîndir kim misli meğer İslâmbol'da Yeni Sarây'da gılmân-ı hâssalar içre hazîneye muttasıl hammâm içinde hammâm-ı ibret-encâm ola. Lâkin bu Edirne şehri içre manzûrumuz olan ebniye-i hayrât-ı selâtînlerden mâ‘adâ niçe bin ebniye-i âliye ve imârât-ı sâmiye ve esvâk-ı âmireleri bî-hadd u bî-pâyândır. Ammâ bu hakîr ihtisâr üzre tahrîr etdik. Zîrâ imârât-i bi-nefsihîsi tahrîr etdiğimizden bin kez o kadar ekserü min en-yühsâdır. Seyecîü mahalliyle yazılır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 164a ·
metinde göster ·
… şa lalana ihsân eylen. Asker sâhibi vü müdebbir ü âkıl ü cerîdir. Mühr anın bin
kez
hakkıdır ve eski vezîrindir,' deyü bir sâ‘at ta‘rîf ve tavsîfinizde olup Şeyhül …
deyüp seğirderek dest-i şerîfin bûs etdim. Hemân buyurdular kim "Evliyâ hoş geldin, biz seninle Varvar Alî Paşa senesinden berü görüşmedik. İslâmbol'dan çıkalı kaç gündür?" "Sultânım, beş gündür, ammâ gâyet kış çekdim" dedim. "Devlet tarafında ne var ne yok" dedikde, hakîr eyitdim "Bây u gedâ ve pîr u cüvân ve hâs u âmm sultânımın şeref-i kudûmiyle müşerref olmağa muntazırlardır. Husûsen Melek Ahmed Paşa karındâşınız, âh Sultânım Murâd efendimin çerâğ-ı efrûhtesi ve nazarkerdesi karındaşım gelse, deyü sultânımın intizârında olup sultânıma bu mektûbları gönderdi" deyü yetmiş aded atlas kîseli mekâtibleri verüp zemîn-bûs edüp gerüye çekildim. Hemân hazînedârına tenbîh edüp 177b "Evliyâ senin müsâfirindir, bir hoş gözedüp bir semmûr kürk ve bir kat esbâb ve bir kîse guruş hammâm akçesi ver" deyü tenbîh etdikde hazîne çadırına varup def‘-i cû‘ edüp bî-mecâl olduğumdan hâb-ı râhata vardım. Netîce-i merâm sahrâ-yı Konya'da İpşir Paşa ile yedi gün sohbet edüp "el-kelâmu yecürrü'l-kelâm" üzre yedi günde müşâvere ve mükâlemeleri birer birer takrîr etsem bir tomar-ı dırâz olur. Me’âl-i kelâm: Bir gün İpşir Paşa eydür: "Evliyâm, doğru söyle Murâd Paşa ve yeniçeri ocağı beni isterler mi?" yemin edüp "Belî cümle pâdişâh kulları ve vüzerâ vü vükelâları sultânıma muntazırlardır. Âh der-i devlete gelse de devlet-i Âl-i Osmân nizâm bulsa, derler. Ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve a‘yân [u] kibâr, Sultân Murâd çerâğıdır, Husrev Paşa revişindedir. Âh gelse de cemî‘i umûr-ı mu‘azzamayı görüp Venedik küffârından intikâm alup Mısır'ın deryâ yolları küffârdan emîn olsa, derler" dedim. "Yâ Evliyâ, doğru söyle, Moralı Defterdâr mühr içün iki bin kîse verdiği sahih midir?" "Belî, merhûm Bıyıklı Dervîş Mehemmed Paşa meflûc iken mühri taleb etdi. Ammâ sa‘âdetlü pâdişâh rızâ vermeyüp mührü karındaşın Melek Ahmed Paşa'ya sadaka olunmasın re’y-i ahsen gördüler. Paşa karındaşınız 'Ben bir kerre mühr sâhibi olup lezzetin aldım. Pâdişâhım benim hüsn-i rızâm ile mühri elbette İpşir Paşa lalana ihsân eylen. Asker sâhibi vü müdebbir ü âkıl ü cerîdir. Mühr anın bin kez hakkıdır ve eski vezîrindir,' deyü bir sâ‘at ta‘rîf ve tavsîfinizde olup Şeyhülislâm Ebû Sa’îd ve kızlarağası ve (---)(---)(---)(---) cümlesi, "Pâdişâhım İpşir Paşa lalana mühr istihâldir" deyü Fâtiha tilâvet olunup mühr-i şerîfi sultânıma gönderdiler. Kâ’immakâmlığı Melek Paşa karındaşınıza ihsân etdiler. Ve yedinci günde anlar dahi var kuvveti bâzûya getirüp cümle ocağa ulûfe çıkardılar" deyü niçe bin kelimâtlar oldu kim tahrîri mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a–177b ·
metinde göster ·
… eymâne yokdur. Ammâ halkının ahd [ü] peymânları vardır. Eyle ganîmetdir kim bir
kez
gendüm-i danedâr nîm abbâsîye yarar. Ve bin menn-i hâs ve beyâz nân-ı cân bir k …
Birisi oldur kim bu şehirde cümle halkı askerîdir kim bir şey’e muhtâc değillerdir. Bir de zabt u rabt ve narh-ı cârîlerine aşk olsun. Her şeb cümle dükkânçeleri küşâde kalup herkes hâne-i bî-minnetine bî-bâk ü bî-pervâ yatup pâsbânlar tâ vakt-i sehere dek dîdebân u nigehbân u keşikbânlık ederler. Ol kadar mazbût şehirdir kim me’kûlât [u] meşrûbât makûlesi eşyâlara seg-i dirende dahi dehân-dırâzlık etmezler. Ve çârsû-yı şâhîde metâ‘-ı firâvâna bir merd-i âferîde dest-dırâzlık etmeyüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtı ve beyzası ve pişmiş tavuğu ve çobrası ve pilavı ve herîsesi cümle vezn-i Alî ile fürûht olunur, aslâ ve kat‘â kelek ve şinik ve gülbe ve peymâne yokdur. Ammâ halkının ahd [ü] peymânları vardır. Eyle ganîmetdir kim bir kez gendüm-i danedâr nîm abbâsîye yarar. Ve bin menn-i hâs ve beyâz nân-ı cân bir kazbekî-i Tiflisîyedir. Ve bir vusak tereyağı kehribâ-vâr üç Kazbekiyyedir. Tâ bu mertebede ganîmet şehr-i Sâve'dir. Ve cümle halkı müdekkik-i âlem olduklarından gâyet hisâbîlerdir kim kâr [u] kisb içinde bir dangı hisâb ederler ve kânûn-ı Şeyh Safî'dir deyü narh-ı şâhîleri üzre cân verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324b ·
metinde göster ·
; yedi yüz kırk sekiz bin sekiz yüz dirhemdir. Ve sak; altmış iki bin dört yüz d …
Evvelâ hisâb-ı kez; yedi yüz kırk sekiz bin sekiz yüz dirhemdir. Ve sak; altmış iki bin dört yüz dirhemdir. Ve nakin; on iki bin dörd yüz seksen dirhemdir. Ve nakiz; on iki bin sakdır. Mekul bin beş yüz 325a altmış dirhemdir. Sâ‘; bin kırk dirhemdir. Mud; beş yüz yigirmi dirhemdir. Menn; iki yüz altmış dirhemdir. Ratl; yüz otuz dirhemdir. İstâd; altı yüz dirhemdir. Dirhem; otuz üç arpa ağırıdır. Miskâl; yüz arpa ağırıdır. Kırat; beş arpa ağırıdır. Dânk; (---)(---). Fersah; on iki bin adımdır. Mil; dörd bin adımdır. Bir adım dörd ayakdır ve bir ayak-ı meyân uç uca yigirmi iki arpa kaddidir. Ve bir zirâ‘-ı hayyât; üç karışdır. Ve bir karış; yigirmi arpa kaddidir ve çuka arşını üç karış iki parmak enlidir. Ve mi‘mâr arşını bir zirâ‘-ı hayyâtî ve bir sülüs ziyâdedir ve zirâ‘-ı Mekkî, Hazret-i Zübeyr Mekke'yi ta‘mîr etdikde zirâ‘-ı Mekkî dedüğü bir çubuk zirâ‘-ı hayyâtîdir. (---)(---)(---)(---). Bu hisâb-ı kitâblardan mâ‘adâ bu şehr-i Sâve halkı ilm-i arkâmda gûyâ Feyzullah-ı Hindî'dir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324b–325a ·
metinde göster ·
… hi Hasan Efendi'den bey‘at edüp Râbi‘a-i Adeviyye merâtibin bulmuşlardı. Ve her
kez
musâhibe avratlardan hazz etmez olup köşe-i uzlet ihtiyâr etmeden hazz edüp her …
Ve yetmiş yedi yerde bâğ u bâğçe ve yalılar ve çiftlikler ve'l-hâsıl cümle milk-i emlâklerin evlâdlarına ve kendü tevâbi‘lerine ve Melek tevâbi‘lerine hüccet-i şer‘iyyelerin verüp ba‘de'l-inkırâz Mekke ve Medîne'ye cümle milklerin vasiyyet etdi, zîrâ sultânlar içre ol asırda andan zengine sultân yok idi ve yedi yıl mukaddem sâz u sûz ve lu‘b u lehv dinlemeden ve görmeden tâ’ib ü tâhir olup Koca Mustafâ Paşa şeyhi Hasan Efendi'den bey‘at edüp Râbi‘a-i Adeviyye merâtibin bulmuşlardı. Ve her kez musâhibe avratlardan hazz etmez olup köşe-i uzlet ihtiyâr etmeden hazz edüp her bâr ibâdete meşgûl {olup} Paşa ile bile namâz kılardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 76b ·
metinde göster ·
… ivânîyi bir tîğ-i bürrân ile iki pâre eden Alî Ağa'ya hezâr ahsend ve sadlek ve
kez
lek bâr[ek] Allâh. Ba‘dehû Belgrad'dan yine cânib-i cenûba,
Mukaddemâ bu şehr-i azîm bâlâda memdûhdur, ammâ şimdi bunda cümle asâkir-i İslâma meştâ fermân olunup dellâllar nidâ etdikde el-azametullâh Erdel diyârında alınan mâl-ı ganâ’imler meydân-ı mahabbete çıkup envâ‘-ı sîm ve zerrîn âvânları ve pençe-i âfitâb-ı mehtâb duhter-i pâkîze-ahterler ve rûh-ı musavver pençe-i âfitâb muğpîçeler ve dûşîze ve şûrîze kâlim nisvân-ı sâhib-isyânlar bâzâr-ı Belgrad'da bey‘u şirâ olundu kim hadd [ü] hasırdan efzûn idi ve serdâr-ı muzafferimizin fermânıyla şarbatak kal‘asına ve Sekelhit kal‘aları üzre sefere gitmek içün kal‘a-i Vârat'dan çıkan polad-ı Nahçivânî olan mezkûr putları top dökmek içün bir putu Ferhâdî külünkler ile yüz bin renc-i anâ çekerek kırup âteşe bırağup eritmek mümkün olmayup âhir-i kâr âteşden çıkarup ferâgat etdiler. Tâ bu mertebe böyle bir garîb ü acîbe me‘âdin-i ibret-nümâ iken Façatlı Alî Ağa'nın dest [ü] bâzûsuna kuvvet kim böyle bir polad-ı Nahçivânîyi bir tîğ-i bürrân ile iki pâre eden Alî Ağa'ya hezâr ahsend ve sadlek ve kez lek bâr[ek] Allâh. Ba‘dehû Belgrad'dan yine cânib-i cenûba,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127a ·
metinde göster ·
ol tarafda bir köyde nikâha gitmişdik. Sekiz sâ‘at kâmil ceng edüp gülbâng çekd …
"Belî bir kez ol tarafda bir köyde nikâha gitmişdik. Sekiz sâ‘at kâmil ceng edüp gülbâng çekdiğ[in]izi istimâ‘ edüp sizden birkaç yaralı kefereler bizim olduğumuz köye gelüp ikisi mürd olup beş kâfir hâlâ anda mecrûhen yatırlar" deyü kadı ve ahâlî-i vilâyet cümle şehâdet edüp mâcerâ-yı sergüzeştimizin kadıdan arz-ı mahzarın ve hâss ağası üzerimize asker çekdiğin cümle nakîr ü kıtmîr yazdırup elimize hüccet-i kâ’ime ve habl-i metîn senedler alup kadıya beş guruş mahsûl verdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b ·
metinde göster ·
… n-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde olup hâllarının her dânesi hâl-i Hâşimî-vâr bin
kez
müşg-i Tatar değer gül-çehre ve perî-peyker ve melek-manzar gılmânları olur, am …
Evvelâ âb [u] hevâsının letâfetinden ol kadar mahbûb u mahbûbeleri olur kim nisvân ve gılmânı kemâl mertebe hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde olup hâllarının her dânesi hâl-i Hâşimî-vâr bin kez müşg-i Tatar değer gül-çehre ve perî-peyker ve melek-manzar gılmânları olur, ammâ zenâneleri aslâ kapudan taşra çıkmayup âhir nefesde Arapça ile kapudan çıkarup Kurite(?) bâğlarının cebbânesine defn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98a ·
metinde göster ·
… olan gulâmımın ve ol gün çekdiğim âlâm-ı şedâ’idin Cenâb-ı Allâh bu gazâda bin
kez
ıvazın etdi, elhamdülillâh sümme eş-şükrülillâh, hâzâ min fazlı rabbî.
Ol Cenâb-ı Bârî'ye hamd ola kim mukaddemâ Komaran altındaki cengde alınan atlarımın ve Seyfî nâm esîr olan gulâmımın ve ol gün çekdiğim âlâm-ı şedâ’idin Cenâb-ı Allâh bu gazâda bin kez ıvazın etdi, elhamdülillâh sümme eş-şükrülillâh, hâzâ min fazlı rabbî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 130a ·
metinde göster ·
düşünce biz dahi küffârın akîblerince düşüp küffâr-ı hâksâ[r] dörd bölük askeri …
Hemân küffâr bizi kova kova meydân-ı vegâya çıkup mukaddemâ bizim pusuda olan gâzîlerimiz üç koldan kemîngâhlardan çıkup cümle yek-dil ü yek-cihet sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup küffârın ar[d]larından hücûm edince küffâr anlara bir kez düşünce biz dahi küffârın akîblerince düşüp küffâr-ı hâksâ[r] dörd bölük askerimizin miyânında kalup üç sâ‘at-i nücûmî germâ-germ ceng-i azîm edüp hamd-i Hudâ nesîm-i nusret bizden tarafa esüp şemşîr-i âteş-tâb ile küffârın urûkun kesüp cümle yigirmi altı bin küffâr-ı dûzah-karâr dendâ[n]-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçüp cümle atları ve esbâbları ve sâ’ir ganâ’imleri ganîmet olup andan doğru Harpunya kal‘ası varoşuna azîmet edüp handak kapuların bile sedd etmeyüp küşâde bırakmışlar ve küffârın kırıldığın derûn-ı hisârdaki küffârlar görüp dağlara henüz kaçmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186a ·
metinde göster ·
… geysûlarının her târı şeb-i târdır. Hâllerinin her dânesi hâl-i Hâşimî-vâr bin
kez
reşk-i müşk-i Tatar değer. Tâ bu misâl kızları var. Ammâ,
Ve âb [u] hevâsının letâfetinden cümle nisvânları sâhib-i cemâl ve latîfü'l-i‘tidâl hûb-manzar ve perî-peyker hadden efzûn ve adedden bîrûn şems-i tâbân-misâl hüsn ü cemâl ve pür kemâl sâhibleri kızlar var kim her cünbüş ü harekâtları ve reftâr [u] güftârları âdemi hayrân eder. Ve her bir duhter-i nâ-şüküfte ahterin çîm çîm ve ham-be-ham olmuş geysûlarının her târı şeb-i târdır. Hâllerinin her dânesi hâl-i Hâşimî-vâr bin kez reşk-i müşk-i Tatar değer. Tâ bu misâl kızları var. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 71a ·
metinde göster ·
… â Potnabaşı nâm mahalle varınca Kalmığı da kıra kıra mansûr u muzaffer olup sad
kez
şükr-i Hudâ bu cengden dahi yedi bin esîr ve altı bini tu‘ma-i şemşîr olup seki …
Ammâ Kalmık Tatarıyla köpek cengi ederek kâh anlar bizi kâh biz anları sürerek tâ Potnabaşı nâm mahalle varınca Kalmığı da kıra kıra mansûr u muzaffer olup sad kez şükr-i Hudâ bu cengden dahi yedi bin esîr ve altı bini tu‘ma-i şemşîr olup sekiz yüz Kalmık Tatarı esîr-i sîr kayd [u] bend-i zencîr ve iki bini dahi firâr etmeğe tedbîr ederken anlara dahi gâziyân-ı Cingiziyân yetişüp kıra kıra kazgan kadar kellelerin ve Hân 117b huzûrunda kellelerin zemîne galtân etdiklerinde bu gâzîlere Hân-ı âlîşân-ı cem-cenâb börkler ve çekman tonlar ve şıpırtma kalpaklar ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 117a–117b ·
metinde göster ·
… hat [ü] selâmet ile bu samson kelblerimle beni sayd [u] şikârda gezdirirken sad
kez
sana şükr olsun" deyü gönül yoluyla âlem ağyârdan bî-haber bükâ-âlûd olup minne …
Bu on tokuz pâre vilâyetleri sıhhat ü selâmetle seyâhat etdirdin. Bin bin sana hamd [ü] senâ kim bu kadar kâfiristânda beni bir ân müşevveşü'l-hâl [ve] bî-dermân etmeyüp bu Maskov vilâyetlerinde sıhhat [ü] selâmet ile bu samson kelblerimle beni sayd [u] şikârda gezdirirken sad kez sana şükr olsun" deyü gönül yoluyla âlem ağyârdan bî-haber bükâ-âlûd olup minnet-i Hudâ edüp bir cânibe teveccüh etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181b ·
metinde göster ·
Der-sûret-i çîn-i meh-cebîn mahbûbân: Gerçi cümle halkı Cezâyirli esbâbları gibi daracık (...) peşli ve geçirmeli ve göğüslüklü libâs geyüp bellerinde pala bıçak ve ellerinde nacak olup eynlerinde beyâz ve la‘l-gûn ihrâm ve siyâh burnus ve kapod libâslar geyerler. Ammâ mahbûbları beyâz Cezâyir ihrâmların arkalarına alup başlarında la‘l-gûn fesler geyüp beyâz ham gümüş gibi baldırların sığayup sâf billûr-misâl beyâz topukların uşşâkân-ı müştâkâna seyr [ü] temâşâ etdirerek ihrâm ile hırâm ederek mahbûbânları güzer etdiklerinde her tarafdan yâhû sadâsı istimâ‘ olunur. Ol kadar hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde olup kelimâtları Rûmşadır, ammâ fasîh mevzûn ve mazmûn tekellüm edüp ser-i sa‘âdetlerinden ahmer-gûn feslerin ref‘ etdikde kâküllerinin her târı şeb-i târ-misâl olup uşşâkın akl-ı kâsırları târumâr olur. Her bir cüvânların hâlleri hâl-i Hâşimî hâl-i Hindû-vâr olup her bir hâlleri bin kez reşk-i müşk-i Tatar-ı Hoten değer. Hüsn-i letâfetleri ve şîvekâr-ı zarâfetleri vasıfdan hâriclerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271b ·
metinde göster ·
… e-i serâmedli bir musanna‘ ve müferrih ve dilküşâ câmi‘-i zîbâdır kim içine bir
kez
giren çıkacağı gelmeyüp şeb [ü] rûz tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olur. Etrâfında ni …
Netîce-i merâm bu dahi Ürd-i İrem kasrından nişân verir bir minâre-i serâmedli bir musanna‘ ve müferrih ve dilküşâ câmi‘-i zîbâdır kim içine bir kez giren çıkacağı gelmeyüp şeb [ü] rûz tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olur. Etrâfında niçe niçe ulemâ ve sulehâların hücreleri vardır. 314a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 313b–314a ·
metinde göster ·
… hatimizde bu aktâr-ı arzda niçe niçe bin emkine-i garîbe ve âsâr-ı dehrden niçe
kez
hevâdis-i acîbe mânzur ve melhûzum olup gâ’ile-i nisyândan mürekkeb benî Âdem o …
Ve eyyâm-ı seyâhatimizde bu aktâr-ı arzda niçe niçe bin emkine-i garîbe ve âsâr-ı dehrden niçe kez hevâdis-i acîbe mânzur ve melhûzum olup gâ’ile-i nisyândan mürekkeb benî Âdem olmamız hasebiyle hâtırdan dûr ve belki esmâ-i eşya-yı meşhûr verâ-yı hicâb-ı hevlde mestûr olmaya, deyü ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl edüp seyr [ü] temâşâ etdiğimiz aktâr-ı alâyim-i sun‘-ı Hudâları ve ibret-nümâ binâları sebt ü zabt ve asirü'l-hıfz olan umûrları rıbka-i elfâz olmayup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3b ·
metinde göster ·
… Kadı Beyzâvî kendüleridir. Ve her kim bu âsitânede teyemmünen ve teberrüken bir
kez
bismillâh dedi ise Minkârîzâde gibi müftî-i enâm yâhûd dâr-ı bâkîde hümâm olmuş …
El-hâsıl arz-ı bihiştden bir köşedir. Ve hasîb ü nesîb ırk-ı tâhirden Çelebi Efendi hazretleri cemî‘i ulûm-ı şettâya mâlik olup ders-i âmdır. Ve takrîrinde bir halâvet ve lisânlarında bir fesâhat u belâgat var kim her kim istimâ‘ ederse feyza-yâb olur. Gûyâ Teftazânî ve Kadı Beyzâvî kendüleridir. Ve her kim bu âsitânede teyemmünen ve teberrüken bir kez bismillâh dedi ise Minkârîzâde gibi müftî-i enâm yâhûd dâr-ı bâkîde hümâm olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y141a ·
metinde göster ·
… kubbe-i nüh-tâkdır ki envâ‘-i fusûs-ı mukavvim ki her biri dest-i hakkâkdan bin
kez
güzer etmiş ruhâmlar ma‘kûd kılınmışdır.
Ve bu kemerler üzre cümle dörd kubbe-i nüh-tâkdır ki envâ‘-i fusûs-ı mukavvim ki her biri dest-i hakkâkdan bin kez güzer etmiş ruhâmlar ma‘kûd kılınmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y243a ·
metinde göster ·
Ve minâresi alçakdır. Ve haremi yokdur, ancak taşra soffası vardır. Ve câmi‘ içi mermer ve gayri hacer ile döşeli değildir, hemân Ravza-i şerîf haremi gibi hurde kara çakıl taşı ile döşelidir. Âdem pâ-bürehne üzerine bassa huzûr ile basamaz. şöyle dökülüp yapılmışdır. Ve gayri câmi‘ler gibi müzeyyen değildir, sâde güzelidir. Bir kez ibâdet edenin du‘âsı müstecâbdır. Zîrâ Hazret-i Risâlet eyle du‘â eylemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y293b ·
metinde göster ·
… kim Hazret-i Risâlet refîkleri ile piyâdece zikrullâh ederek gitmede. Hemân bu
kez
Sürâka at bırağup mızrağın silküp Hazret'e yakın geldikde cıdasıyla Hazret'e da …
Soffa-i Halâs: Bir taş binâ soffacıkdır. İki kademe taş nerdübân ile urûc olunur bir alçak mihrâblı soffadır. Kaçan kim Hazret-i Risâlet Mekke-i mükerreme müşrikleri derdinden gâh Yemen'e ve gâh Tâ’if ve Abbâs-ı Aden'e giderdi. Bir gün yine refîkleri ile şâm-ı şerîfe gitmeğe azîmet edüp râha müteveccih olduklarında Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘în Sürâka bin Melik nâm la‘îne birez mâl ve bir hayli menâl verüp Hazret-i Risâlet'in akabınca yetişüp Hazret'[i] şehîd etmeğe ta‘ahhüd edüp zırhın geyüp seyf-i miczemin kuşanup küheylân atına süvâr olup mızrağın silkerek azm-i râh edüp Hazret-i Risâlet'i bu Vâdî-i Fâtıma kurbunda görse kim Hazret-i Risâlet refîkleri ile piyâdece zikrullâh ederek gitmede. Hemân bu kez Sürâka at bırağup mızrağın silküp Hazret'e yakın geldikde cıdasıyla Hazret'e darb edem derken der ân Hazret,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y309a ·
metinde göster ·
… n seyâhate tâlib [ü] râgıb olup kuvvet-i basar ile her ne tarafa nazar etsem ol
kez
nazarım tîri atılup ol ân nişânın bulup tayy-i mekân ederdim ve murâd [u] maksû …
Fasıl, iclâl [ü] ikrâma mahsûs olan Beytullâhü'l-harâm'ın cemî‘i ahvâlâtın beyân eder: Evvelâ bu hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ âlem-i şebâbda ve ömr-i nâzenîn ber-hevâ perîşânda ve kuvâ-yı beden terakkîde iken derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden seyâhate tâlib [ü] râgıb olup kuvvet-i basar ile her ne tarafa nazar etsem ol kez nazarım tîri atılup ol ân nişânın bulup tayy-i mekân ederdim ve murâd [u] maksûdum olan diyâra kadem basardım. Ve ekâlîm-i seb‘ayı seb‘a-i seyyâre-vâr bürûc bür[û]c seyrân ederek kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp esb-i sabâ- Y 339a -sür‘at ile geşt-i diyâr ederek kilk-i cevâhirimi güftâre getirüp gâh evsâf-ı büldân ve gâh emdâh-ı peygamberân ve gâh tilâvet-i Kur’ân ederek ve gâh seyr [ü] temâşâ etdiğimiz şehr-i azîmeleri ve kılâ‘-ı kadîmeleri ile ve nehr-i azîm ve cibâllerin irtifâ‘ıyla ilm-i hey’et üzre Papamunta ve Atlas ve Coğrâfiyye kitâbları gibi cümle geşt [ü] güzâr etdiğimiz memâlik-i mahrûseleri sûrete getirüp muharrir-vâr cemî‘i âsârları ile tahrîr etmeğe bezl-i himmet etmişdim ki "Ulüvvü'l-himmeti mine'l-îmân"dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y338b–Y339a ·
metinde göster ·
… kim bu rûy-ı arzda ne kadar mülebbes benî âdem var ise bu Mısır cezîresinde bir
kez
o kadar uryân benî âdem var. Ve,
Ve bu cezîrede niçe mülûkler dahi vardır, ammâ hakîr varup görmedim. Ammâ şol kadar ma‘lûmum oldu kim bu rûy-ı arzda ne kadar mülebbes benî âdem var ise bu Mısır cezîresinde bir kez o kadar uryân benî âdem var. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y33a ·
metinde göster ·
… lür. Zîrâ bu dünyâda ne kadar esbâb geyer âdem var ise bu Mısır cezîresinde bin
kez
o kadar uryân u biryân u cî‘ân mahlûk-ı Hudâ vardır. Emrâz-ı muhtelife nedir bi …
Ve re‘âyâ ve berâyâsının hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür. Zîrâ bu dünyâda ne kadar esbâb geyer âdem var ise bu Mısır cezîresinde bin kez o kadar uryân u biryân u cî‘ân mahlûk-ı Hudâ vardır. Emrâz-ı muhtelife nedir bilmeyüp mu‘ammer olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y413b ·
metinde göster ·
… up münakkaş edüp bu mertebe san‘atlar icrâ ederlermiş. Zehî san‘at-ı kâmil. Sad
kez
ve lek bârekellâh.
Bu dahi sihr-âsâr-ı sahîh ibret-nümâ temâşâdır. Ve bu sahrânın cânib-i erba‘ası böyle temâşâgâhlardır kim Âd ibn Şeddâd ve kavm-i Semûd ve Cân bin Cân kavminin alâyimât u garâyibâtları var kim ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdiğimiz üzre cümle temâşâ etdiklerimiz tahrîr eylesek bir müdevven olur. Ammâ ol asırların kavmine hezâr ahsend kim kırmızı sommâkî sengîn taşı kendülere musahhar edüp peynir gibi oyup münakkaş edüp bu mertebe san‘atlar icrâ ederlermiş. Zehî san‘at-ı kâmil. Sad kez ve lek bârekellâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y429a ·
metinde göster ·
ṣuyum saŋa didi ṣu ḳaçan ḫaber virse gerek ṣudan kiçdi bu
kez
bir ḳurda ṭuş oldı ḳurt yüzi mubārekdür ḳurd-ılan bir ḫaberleşeyim didi görelüm …
ṣuyum saŋa didi ṣu ḳaçan ḫaber virse gerek ṣudan kiçdi bu kez bir ḳurda ṭuş oldı ḳurt yüzi mubārekdür ḳurd-ılan bir ḫaberleşeyim didi görelüm ḫanum ne ḫaberleşdi ḳazan aydur
ḳızuŋ baġdamasın aldı emçeginden ṭutdı ḳız ḳoçındı bu
kez
beyrek ḳızuŋ ince biline girdi baġdadı arḫası üzerine yire urdı ḳız aydur yigit …
ḳızuŋ baġdamasın aldı emçeginden ṭutdı ḳız ḳoçındı bu kez beyrek ḳızuŋ ince biline girdi baġdadı arḫası üzerine yire urdı ḳız aydur yigit pay piçenüŋ ḳızı banu çiçek menem didi
boġazça faṭma dirler bir ḫatun var-ıdı ḳalk sen oyna didiler ḳızuŋ ḳaftanını ge …
gibi söyler didi vardı yirinde oṭurdı bu kez boġazça faṭma dirler bir ḫatun var-ıdı ḳalk sen oyna didiler ḳızuŋ ḳaftanını geydi çal mere delü ozan ere varan ḳız menem oynayayım didi