ve haşebâtlarının mümkün olanların gemiler binâ etmeğe sarf eyledi.
"Beğim sen yine ihtimâm-ı tâm eyle, bu esrâr-ı ilâhî bunda kalsın; asker-i İslâma ihsânlar edüp hüsn-i dil göster" dedi. Hemân Ebü'l-feth Timurtaş Paşa'yı iki bin askerle Kâğızhâne cânibindeki hıyâbân içre elli pâre kadırga yapmak fermân edüp ba‘zı kurâları gâret edüp levha ve haşebâtlarının mümkün olanların gemiler binâ etmeğe sarf eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
… vardır. Bu havuz üzre dahi Murâd Hân-ı Râbi‘ sekiz sütûn üzre bir sivri kubbe-i
levha
inşâ etmişdir. Ve havuz etrâfında çâr servi dırahtı vardır.
Ve haremin tâ ortasında bir âbdest havzı ve fevvâreleri dâ’imâ pertâb edüp cemâ‘at-i müslimîn tecdîd-i vuzû’ ederler âb-ı hayâtdan nişân verir zülâli vardır. Bu havuz üzre dahi Murâd Hân-ı Râbi‘ sekiz sütûn üzre bir sivri kubbe-i levha inşâ etmişdir. Ve havuz etrâfında çâr servi dırahtı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43a ·
metinde göster ·
… Gavrî dîvânhânesinde durur. Bu hakîr dahi bu tuğra-yı Murâd Hân'ın zîrinde bir
levha
üzre ism-i çâr-yârı Karahisârî tarzı üzre tuğra-yı garrâ-misâl tahrîr edüp bir …
Ve hüsn-i hatda ferîdü'd-dehr olduğundan beş zirâ‘ tûlu ve arzı hatâyî kâğız üzre bir levhalı tuğra-yı garrâ tahrîr etmişdir kim selef hattâtları etmeyüp bu dahi levha-i azîm üzre müzehheb ve lâciverdî ile hâlâ Mısır'ın Gavrî dîvânhânesinde durur. Bu hakîr dahi bu tuğra-yı Murâd Hân'ın zîrinde bir levha üzre ism-i çâr-yârı Karahisârî tarzı üzre tuğra-yı garrâ-misâl tahrîr edüp bir Fâtiha ricâ eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
… er sened ile şinâverlik edüp kimi gark-ı deryâ, kimi mellâh-ı bî-pervâ kimi bir
levha
pâresi üzre rehâ bulup çârsû-yı cân bâzârında bî-zer ü pürzâr-ı bâzâr etmede. B …
âyetiyle kelime-i şehâdete meşgûl oldum, anı gördüm bir kaç kefereler geminin sandalını ipinden çeküp sandala atılınca sâ’ir keştîbânlar dahi geminin öte tarafından deryâya kendülerin birer tahta pâreleri ve gayrı eşyâlar ile deryâya döküldüler. Hemân hakîr dahi yedi cân refîklerimizle dal-kılıç olup sandala atladığımız gibi sandal içre olan kefereler sandalın ipin kesüp iki kefere bizim üzerimize dal-bıçak olup Ayntâblı Şerîf Ramazân Çelebi'yi memesi üstünden urunca hemân yedi kişi dal-kılıç olup sandal içre el kaldıran sekiz kâfire kılıç urup dördün katl edüp dördü havfinden kendülerin deryâya atdılar. Sandal ancak bizim refîklerimiz yedi kişiye münhasır olup sandal içre olan bâr-ı sakîlleri deryâya atup sandal sehl hiffet bulup temevvüc-i deryâda giderken ânî gördük; büyük gemi başdan kıça varınca iki pâre olup üç yüz elli nefer yolcu ve tüccâr ve dörd yüz mikdârı memâlik keştîbân ehl-i tüccâr sadâ-yı Allah rehâ buldurup cümlesi rûy-ı deryâda her biri birer sened ile şinâverlik edüp kimi gark-ı deryâ, kimi mellâh-ı bî-pervâ kimi bir levha pâresi üzre rehâ bulup çârsû-yı cân bâzârında bî-zer ü pürzâr-ı bâzâr etmede. Ba‘zısı cân u başı ile şinâverlik ederek bizim sandalımız üzre gelirken Kıssahân Emîr Çelebi gelüp anı kolundan yapışup sandala alınca dahi gayrılar birer takrîb ile bizim sandala geliyorlar, anı bildik kim bizim sandal dahi kesret-i âdemden gark olması mukarrerdir. Hemân yedi kişi dal-kılıç olup gelen âdemlere kılıç havâle edüp pârelenen gemiden sehl alarka olup gemiden nâm [u] nişâ[n] ve benî Âdemden bir cân nümâyân olmaz oldu. Cân başımıza düşüp kâh evc-i âsumâna [urûc u] kâh ka‘r-ı amîka nüzûl edüp sandal içinden kavuklarımızla su dökmeden ve şiddet-i şitâdan bî-tâb ve bî-mecâl kaldık. Ânî gördük Menkub Kadısı Alî Efendi, deniz mâliki gibi gavvâslık ederek bizim sandalımıza yakın gelüp gûyâ Cenâb-ı Bârî yârı kılup kudret eliyle Alî Efendi'yi bizim sandala koyup on kişi olduk. Yine Yâsin-i şerîf tilâvet ederek deryâya su dökerek gideriz ammâ cümlemiz hayât emniyyesinden me‘yûs olmuşuz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265a ·
metinde göster ·
… nımız sıra yigirmi zirâ‘ kaddi bir çam tahtası kovuşluk içün bir arşın enli bir
levha
bizim sandala musallat olup dokunur, kâh alarka olur ne çâre emr Hudânın deyüp …
Bu hâl üzre bir gün bir gice sandal ile deryâda gezüp berk-i hazân gibi dir ditreriz âc u zâc ve giryân [u] nâlân uryân Kadı Alî Efendi ve Kıssahân Emîr Çelebi zâtü'l-cenb marazları dutup merhûm olunca emr-i Hudâ deyüp na‘şların deryâya ilkâ edüp yine 265b sandal içre kel-evvel sekiz âdem kaldık. Ammâ yanımız sıra yigirmi zirâ‘ kaddi bir çam tahtası kovuşluk içün bir arşın enli bir levha bizim sandala musallat olup dokunur, kâh alarka olur ne çâre emr Hudânın deyüp su dökmeden ve sovukdan bî-zâr olup mebhût ve mütehayyir kaldık. Emr-i ilâhî. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265a–265b ·
metinde göster ·
… ûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim
levha
bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr ol …
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
… jderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr
levha
dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… mşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki
levha
mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getird …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş
levha
tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hem …
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
… hançer kabzası ve altı aded sandûkacıklarla cümle ud-ı Mâverdî geldi. Hatta bu
levha
sandûkanın biri uddan idi ve kâmil kırk vukiyye müşk-i Hoten ve kâmil iki yüz ş …
Paşa bu sandûkaları hanıma gönderüp niçe bî-kıymet eşyâlar fürûht olunup ba‘de'l-asr dîvân ber-taraf olup ba‘de'l-letî ve'lletâ nısfu'l-leyl olup âlem ağyârdan bî-haber iken hanım tarafından on bâğça-i gûnâ-gûn akmişe-i fâhireler ve ibrişim kenârlı serâvîl ü kamîsler ve üç kise bundukânî altun ve Kaya Sultân içün bir tâc-ı Keyânî ve bir tâc-ı murassa‘ ve yedi çarkâb mücevher haftân ve kırk kıt‘a yâkût ve yüz kıt‘a la‘l-i Bedahşân ve yüz aded pîrûze ve elli aded zeberced ve elli kıt‘a onar kırat gelir elmas-ı makbûl-i inâs-ı âbdâr-ı âteş-tâb ve iki kıt‘a pîrûze hançer kabzası ve altı aded sandûkacıklarla cümle ud-ı Mâverdî geldi. Hatta bu levha sandûkanın biri uddan idi ve kâmil kırk vukiyye müşk-i Hoten ve kâmil iki yüz şemmâme amber idi. Amber Ağa ile geldi ve üç pîrûze fincân ve üç aded kâse-i Yemenî ve bir zümürrüd fincân ve üç aded Seylân tabak ve zerdûz kâr-ı Usta Fîrûz otak perdesi geldi kim gûyâ serâperde-i Süleymânî idi. Ve Kaya Sultân içün bir cevâhir kemer-i münevver idi kim kırk bin guruş bahâ takdîr etdiler ve yine Kaya Sultân içün bir hınnâ kutusu içre zer-i hâlisden mücevher ü murassa‘ tarz-ı Horasânî bilezik ve bir halhal-ı Arabî ve altı aded menkûş kebânî geldi ve bir sorguc-ı hümâ ve bir murassa‘ tılsım-ı İskender ve niçe kaleme gelmez bî-hisâb zî-kıymet eşyâlar geldi kim hadden bîrûn ve kıyâsdan efzûn idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 278a ·
metinde göster ·
… n emîndir. Ve cânib-i etrâfında sekiz aded dervezeleri vardır. Ammâ cümle haşeb
levha
bâblardır.
Sitâyiş-i imârât-ı hânedân-ı şehr-i Rey: Gerçi sâ’ir diyârlar gibi kal‘ası amâr değildir ammâ şehri gâyet ma‘mûrdur. Cümle dokuz bin sekiz yüz aded derveze add olunur bâğlı u bâğçeli hânedânlardır. Her derveze içre ekall-i mâ-yekûn onar ve on beşer hâne-i müte‘addideler var. Cümle âsâr-ı binâları kerpiç ile mebnîdir ve cümle dam u bâmları türâb-ı pâk ile mestûr hânedân-ı ma‘mûrlardır. Ammâ bu şehrin cânib-i erba‘asında sûr hafri-misâl handak-i vâsi‘i ve umk-ı azîmi vardır kim yâğî vü bâğîden emîndir. Ve cânib-i etrâfında sekiz aded dervezeleri vardır. Ammâ cümle haşeb levha bâblardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 325a ·
metinde göster ·
… raht-ı hurmanın bir şey’i hebâya gitmez, niçe yüz elvân haşeb olup hâneler içün
levha
ve amûd ve giranlar olur. Diyâr-ı Mısır'da haşeblerinin kabuğun soyup niçe yüz …
Netîce-i hilkat-i nahl-i hurma: Çünki Cenâb-ı İzzet benî Âdeme hayât verüp civârına da‘vet etdikde tîn-i Âdem'den hâk-i amber-pâk-i zemîn-i Kûfe'de kalup emr-i Hak ile ibtidâ nahl-i hurma hâk-i Kûfe'de Tennûr suyu kenârında halk olunmuşdur. Anınçün hâk-i Kûfe ve Irâk'da ve Medâyin'de ve Ummân'da hurma ormanı cihânı zeyn etmişdir. Kaddi benî Âdem gibi serâmeddir ve başı vardır, bergleri târumâr olmuş kâkülleridir. Haşeblerin kat‘ etsen asla zarar etmez dahi ziyâde biter. Meselâ benî Âdem'in lıhye ve kâküllerin kat‘ etsen dahi dırâz olur. Ammâ hurmanın başın kat‘ etsen yahûd başında beynîsi var, anı kat‘ etsen âdem başı kat‘ etmiş gibi kanlı suyu akup ol nahl kurur. Ve bi-emri Hudâ hurma erkek ve dişidir. Erkek hurma aslâ meyve vermez ve erkek hurmadan bir haşebi dişi hurmanın kalıba sokulsa cimâ‘ etmiş kadar dişi hurma hazz edüp yigirmi ve otuz salkım hurma verir ve her hoşe salkımı kırkar ve ellişer batman gelir. Ve dişi hurma gûyâ nisâ gibi hayz görür. Ve üç bin sene hurma mu‘ammer olur, derler ve şecere-i zeytûn dahi eyle mu‘ammer olur. Ve hurma ağacının üç yüz aded menfa‘ati ve üç yüz hâssası vardır. Dıraht-ı hurmanın bir şey’i hebâya gitmez, niçe yüz elvân haşeb olup hâneler içün levha ve amûd ve giranlar olur. Diyâr-ı Mısır'da haşeblerinin kabuğun soyup niçe yüz gûne habl-i kavîler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… zre beyâz mermerdeki celî hat Kubûrîzâde hattı olup hakîr mermer üzre kazdım ve
levha
ve lâcüverd ile iki günde tamâm edüp yevm-i hamîsde bu hakîre fermân gelüp,
Ba‘dehu Hünkâr câmi‘ine cemî‘i üstâdlar üşüp sûre-i Bakara'da: Arapça nassı üzre mihrâb-ı Îsâ'yı velî edüp kıblegâh-ı müslimîn olan Mekke-i Mükerreme'ye doğru bir musanna‘ kârgîr binâ bir mihrâb-ı ra‘nâ edüp mihrâbı üzre beyâz mermerdeki celî hat Kubûrîzâde hattı olup hakîr mermer üzre kazdım ve levha ve lâcüverd ile iki günde tamâm edüp yevm-i hamîsde bu hakîre fermân gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121a ·
metinde göster ·
… barti diyârında Beş Dağ'daki gemi tahtası andan ola. Hulâsa-i kelâm bu hakîr ol
levha
üzre iki rek‘at namâz kılup ve bu Beş Dağları seyr [ü] temâşâ edüp andan yine m …
âyeti tefsîrinde ulemâ-yı müfessirîn Cûde dağında keştî-i Nûh karâr edüp talattum-ı deryâ ile pâreleri bu Kabarti diyârında Beş Dağ'daki gemi tahtası andan ola. Hulâsa-i kelâm bu hakîr ol levha üzre iki rek‘at namâz kılup ve bu Beş Dağları seyr [ü] temâşâ edüp andan yine maşrık tarafına 5 sâ‘at gidüp niçe ibret-nümâlar görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158b ·
metinde göster ·
… taksîm olur âb-ı nâbdır. Ve bu Banaz kapusu cânib-i şimâle mekşûf izdihâm-ı nâs
levha
kanatlı kapudur.
Ve bu taş cisrin sağ tarafında kal‘aya girirken çam ağaçlarından âb-ı hayât su olukları handak aşırı şehre dâhil olup çeşmelere ve câmi‘lere taksîm olur âb-ı nâbdır. Ve bu Banaz kapusu cânib-i şimâle mekşûf izdihâm-ı nâs levha kanatlı kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y19a ·
metinde göster ·
… in a‘yân [u] eşrâfları medfûndur. Bu dîvârdan bu mahallin handakı görünmez. Bir
levha
kapulu mezâristândır.
Ve bir küçük fukarâ savma‘ası vardır. Havlısında Hızır Baba medfûndur. Bu tekyecik sırasında tâ şimâle deryâ kenârına varınca handak kenârından alarka bir alçak taş dîvâr çekilmişdir. İçerisi serâpâ şehrin a‘yân [u] eşrâfları medfûndur. Bu dîvârdan bu mahallin handakı görünmez. Bir levha kapulu mezâristândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y57a ·
metinde göster ·
… hrâbdır. Cümleden çârsû içinde Eski câmi‘ kârgîr minâreli ve kiremit ile mestûr
levha
tavanlı sehel fevkânî câmi‘dir. Lâkin haremi yokdur. Ve kıble kapusuna beş kade …
Ve bu şehir cümle on iki mihrâbdır. Cümleden çârsû içinde Eski câmi‘ kârgîr minâreli ve kiremit ile mestûr levha tavanlı sehel fevkânî câmi‘dir. Lâkin haremi yokdur. Ve kıble kapusuna beş kademe taş nerdübân ile su‘ûd olunur. Cemâ‘ati bî-had câmi‘-i ma‘bedhânedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y91a ·
metinde göster ·
… . Andan içeri yokuş yukaru dördüncü kat kapu garba nâzırdır. Bu kapu üzre altun
levha
ile tahrîr olunmuş târîhdir:
Ve bu kapudan içeri yokuş yukaru üçüncü kat kapu üzre bir mescid var. Andan içeri yokuş yukaru dördüncü kat kapu garba nâzırdır. Bu kapu üzre altun levha ile tahrîr olunmuş târîhdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y170b ·
metinde göster ·
… hr-i mübîn ve sihr-i i‘câz kalemdir kim bu kadar yüz yıldan berü henüz altun ve
levha
ve lâciverd silu'su nîlgûn-vâr şa‘şa‘a urur bir ibret-nümûn nakş-ı bûkalemûn ta …
Ve bu tâklar üzre nakş-ı bûkalemûn tavanlardır Q 117a kim Mânî Y 282a ve Bihzâd [ve] Erjenk kalem mûyin çekmede kemeri mûmiyân olurlar. Böyle bir sihr-i mübîn ve sihr-i i‘câz kalemdir kim bu kadar yüz yıldan berü henüz altun ve levha ve lâciverd silu'su nîlgûn-vâr şa‘şa‘a urur bir ibret-nümûn nakş-ı bûkalemûn tavandır. Ammâ muvâce[he]-i Resûl-i Mübîn önü üzre kârgîr binâ altı kubbe-i hurdedir. Ammâ bunların dahi içleri eyle nakş olunmuşdur kim gûyâ nigârhâne-i nakş-ı Çîn'dir. Bu kubâbların cânib-i erba‘asındaki câm-ı gülgûnlara şems-i âteştâb fer urdukça Hazret-i Risâlet-penâh'ın kubbesi içi nûrun âlâ-nûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y281b–Y282a ·
metinde göster ·
… dikde kapunun içeri sol tarafı köşesinde bir âdem kaddi bâlâda bir mâvî kâğıdlı
levha
üzre bu ebyâtları celî ta‘lîk hattile tahrîr olunmuş bir kitâbedir. Kıt‘a:
Ve Bâb-ı Rahme ve Bâb-ı şifâ ve Bâb-ı Cebrâ’îl bu câmi‘in cümle dörd kapusu serâpâ musanna‘ pirinç kehrübâ-vâr musaykal ve mücellâ bâblardır. Ammâ Bâb-ı Selâm'dan içeriye girdikde kapunun içeri sol tarafı köşesinde bir âdem kaddi bâlâda bir mâvî kâğıdlı levha üzre bu ebyâtları celî ta‘lîk hattile tahrîr olunmuş bir kitâbedir. Kıt‘a:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y282b ·
metinde göster ·
… âzır bir soffadır. Bu tarafdaki demir şebekeler üzre niçe bin erbâb-ı ma‘ârifin
levha
üzre birer hüsn-i hat âsârları var. Hamd-i Hudâ Hakîr Evliyâ-i bî-riyânın dahi …
Ve yine bu câmi‘ içre şeyhü'l-haremler kasrı önünde Erbâb-ı Soffalar soffası dahi başka bir ibâdetgâhdır ki şebeke-i Resûlullâh içinde Hazret-i Fâtımatü'z-Zehrâ'ya nâzır bir soffadır. Bu tarafdaki demir şebekeler üzre niçe bin erbâb-ı ma‘ârifin levha üzre birer hüsn-i hat âsârları var. Hamd-i Hudâ Hakîr Evliyâ-i bî-riyânın dahi bir levha üzre celî hat ile:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y283a ·
metinde göster ·
… e birer hüsn-i hat âsârları var. Hamd-i Hudâ Hakîr Evliyâ-i bî-riyânın dahi bir
levha
üzre celî hat ile:
Ve yine bu câmi‘ içre şeyhü'l-haremler kasrı önünde Erbâb-ı Soffalar soffası dahi başka bir ibâdetgâhdır ki şebeke-i Resûlullâh içinde Hazret-i Fâtımatü'z-Zehrâ'ya nâzır bir soffadır. Bu tarafdaki demir şebekeler üzre niçe bin erbâb-ı ma‘ârifin levha üzre birer hüsn-i hat âsârları var. Hamd-i Hudâ Hakîr Evliyâ-i bî-riyânın dahi bir levha üzre celî hat ile:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y283a ·
metinde göster ·
… bân ile enilir ve ardı düzdür, nerdübân yokdur. Ve bu kapunun kemeri üzre altun
levha
ile:
Andan yine cânib-i garba kubbeler altından ubûr ederek elli adım gidüp Bâb-ı Atîk cânib-i şimâle nâzır bir kapudur. Ve hareme hareme andan haremde on kademe taş nerdübân ile enilir ve ardı düzdür, nerdübân yokdur. Ve bu kapunun kemeri üzre altun levha ile:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y335a ·
metinde göster ·
… bu kapu önünde bir dihlîzi (---) sütûn-ı nâzik üzre binâ olunmuşdur. Ve kubbesi
levha
tavandır. Ammâ nakş-ı bûkalemûn zer-ender-zer ibret-nümûn halkârî ve silu ve lâ …
Ve bu kapu önünde bir dihlîzi (---) sütûn-ı nâzik üzre binâ olunmuşdur. Ve kubbesi levha tavandır. Ammâ nakş-ı bûkalemûn zer-ender-zer ibret-nümûn halkârî ve silu ve lâcüverd ve lâ‘lî ve mînâ elvân gûnâ-gûn boyalar ile eyle münakkaşdır kim Velî Cân ve Bihzâd ve Ağa Rızâ kalemin çekmede âcizlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y348a ·
metinde göster ·
… billûr câmdır. Ve otuz beş aded gemi direkleri kirişdir. Ve bu kirişlerin üstü
levha
tavandır, kârgîr kubbe değildir. Ve eyle zer-ender-zer münakkaş tavandır kim âd …
Ve cânib-i erba‘ası otuz üç tuc pençeredir. Ve yigirmi altı billûr câmdır. Ve otuz beş aded gemi direkleri kirişdir. Ve bu kirişlerin üstü levha tavandır, kârgîr kubbe değildir. Ve eyle zer-ender-zer münakkaş tavandır kim âdemin gözü hîrelenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y83a ·
metinde göster ·
… soffası üstünde iki âdem kaddi bâlâda fâtih-i Bağdâd Sultân Murâd-ı Râbi‘in bir
levha
üzre müzehheb celî hat ile tuğra-yı garrâsı vardır kim mübârek dest hatlarıdır.
Ve bu döşemelerin nihâyetinde Sultân Selîm makâmının sol tarafında Mısır vezîri cülûs edecek soffası üstünde iki âdem kaddi bâlâda fâtih-i Bağdâd Sultân Murâd-ı Râbi‘in bir levha üzre müzehheb celî hat ile tuğra-yı garrâsı vardır kim mübârek dest hatlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y83a ·
metinde göster ·
… nhânede Selîm Hân çok dîvân etmişdir. Makâmında hâlâ ruhâmlı rûy-ı dîvâra yeşil
levha
kaplıdır. Yine rûy-ı dîvârda gâyet kalın hat ile âye[t]:
Ve bu dîvânhânede Selîm Hân çok dîvân etmişdir. Makâmında hâlâ ruhâmlı rûy-ı dîvâra yeşil levha kaplıdır. Yine rûy-ı dîvârda gâyet kalın hat ile âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y83b ·
metinde göster ·
… vâlî-i Mısır iken ta‘mîr ü termîm etdüğine minberin sağ tarafında bir kulac bir
levha
üzre celî hat ile kırk elli beyt tahrîr olunmuşdur. Mısra‘, târîhi budur:
Ve bu câmi‘i Bayram Paşa vâlî-i Mısır iken ta‘mîr ü termîm etdüğine minberin sağ tarafında bir kulac bir levha üzre celî hat ile kırk elli beyt tahrîr olunmuşdur. Mısra‘, târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y89b ·
metinde göster ·
… r şükûfezâr bâğçedir. Tûlen ve arzan yüz ayak câmi‘dir. Kıble kapusu üzre altun
levha
ve lacüverd ile münakkaş ta‘lîk hat ile tahrîr olunan târîhdir:
Ve câmi‘-i zîbâsı altı beyâz sütûn-ı mermer üzre şekl-i murabba‘ münakkaş tavanlı ibâdetgâhdır. Ve mihrâbı sâde güzeldir. Ve minberi münakkaş haşeb-i hamrâdır. Ve câmi‘ içi zî-kıymet ibrîşim hâlîçeler ile mefrûşdur ve gûnâ-gûn âvîzeler ile câmi‘ içi müzeyyendir. Ve mihrâb önü bir şükûfezâr bâğçedir. Tûlen ve arzan yüz ayak câmi‘dir. Kıble kapusu üzre altun levha ve lacüverd ile münakkaş ta‘lîk hat ile tahrîr olunan târîhdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y116a ·
metinde göster ·
Ve bu resm-i pây-i Resûl'ün mukâbelesinde yine bir
levha
dollâb içre hazret-i (---) Ahmed kadem-i şerîfi vardır, ol dahi iki kademdir. D …
Ve bu resm-i pây-i Resûl'ün mukâbelesinde yine bir levha dollâb içre hazret-i (---) Ahmed kadem-i şerîfi vardır, ol dahi iki kademdir. Dollâbının içi kâfûr müşk amber-i hâm ile memlûdur. Ve bu kubbede dîvâra gerilmiş bir seccâde vardır. Üstâd-ı kâmil anda ebyât [u] eş‘ârlar dokumuşlar kim her gören kerâmetdir derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y137b ·
metinde göster ·
… birer celî hat ile âsârları vardır. Hakîr dahi anlara teba‘iyyeten bir müzehheb
levha
üzre şey’en lillâh el-fâtiha deyü tahrîr etdik.
Ve kubbe içinde niçe zî-kıymet musanna‘ maslûbât âvîze ve kanâdîller Y 263a ile müzeyyendir. Ve bu âsitâne içre niçe bin âşıkân-ı sâdıkân seyyâhân-ı cihân-geştin birer celî hat ile âsârları vardır. Hakîr dahi anlara teba‘iyyeten bir müzehheb levha üzre şey’en lillâh el-fâtiha deyü tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y262b–Y263a ·
metinde göster ·
… tları der-i dîvârı tezyîn etmişdir. Hattâ hakîr dahi küstâhâne celî hat ile bir
levha
üzre âye[t]: Arapça âyetin tahrîr edüp mihrâb cânibine vaz‘ etdik.
Ve her üstâd hattât-ı hoş-nüvîsin birer yâdigâr hatları der-i dîvârı tezyîn etmişdir. Hattâ hakîr dahi küstâhâne celî hat ile bir levha üzre âye[t]: Arapça âyetin tahrîr edüp mihrâb cânibine vaz‘ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y285b ·
metinde göster ·
… rdır, içinde Sultân Bedevî'nin hırka-i şerîfi ve yeşil imâme-i şerîfi bir servi
levha
şeyden(?) demirli sandûka içre gayrı cihâz-ı fakrlar ile mahfûzdur. Yılda bir k …
Ve bu âsitânenin sağ tarafı hâricinde bir hücre vardır, içinde Sultân Bedevî'nin hırka-i şerîfi ve yeşil imâme-i şerîfi bir servi levha şeyden(?) demirli sandûka içre gayrı cihâz-ı fakrlar ile mahfûzdur. Yılda bir kerre mevlûd-ı şerîf tamâm olup infidâd olacak âhir cum‘a günüdür, ol gün hırka-i şerîfi ve destâr-ı atîkı evlâd-ı Bedevî Ebü'l-âl hazretlerinin ırk-ı tâhirinden bir meşâyih geyüp ve nice tarîk meşâyihleri ve niçe bin fukarâ-yı Bedevî deff ü kudümlerin ve tabl u nefîr u nakârelerin çalarak ve niçe yüz bin alemlerin açarak tevhîd-i erre ile bir alay-ı azîm edüp Garbiyye ve Menûfiyye kâşifleri cümle askeriyle pür-silâh olup bu alay ile şeyhi Tanta şehri içre at üzre gezdürüp yine şehir içinde câmi‘-i eş-şeyh İbrâhîm-i Metbûlî'de âhir cum‘ayı kılup yine alay ile şeyhi hırka-i şerîf ile âsitâne-i sa‘âdete getürüp yine hırkayı ve destârı ve kemeri hücrede hıfz edüp cümle ibâdullâh andan perîşân olup herkes vatanına gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y286b ·
metinde göster ·
üzre celî hatt ile sûre-i Fetehnâ'dan birkaç âyet tahrîr olunmuşdur. Netîce-i m …
Ve mihrâbın sol cânibinde çâr-gûşe bir levha üzre celî hatt ile sûre-i Fetehnâ'dan birkaç âyet tahrîr olunmuşdur. Netîce-i merâm du‘â müstecâb olacak ibâdetgâh-ı kadîmdir. Ve bu câmi‘den sonra şehir içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y297a ·
metinde göster ·
… i‘ câmi‘dir. Ve otuz iki mermer sütûnlar üzre tâklardır. Dahi mâ-fevkı münakkaş
levha
tavandır. Sutûhu kirec ile mestûrdur. Ve üç kapusu var, kıble kapusu dörder aya …
Câmi‘-i Emîr Âmir: Câmi‘-i kebîrdir ve cemâ‘at-i kesîreye mâlik bir câmi‘-i kadîmdir. Tûlen ve arzan orta ayak mest ile kâmil yüzer ayak vâsi‘ câmi‘dir. Ve otuz iki mermer sütûnlar üzre tâklardır. Dahi mâ-fevkı münakkaş levha tavandır. Sutûhu kirec ile mestûrdur. Ve üç kapusu var, kıble kapusu dörder ayak nerdübân ile enilir ve yan kapuları dahi eyle nüzûl olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y305b ·
metinde göster ·
… âmi‘dir. Ve otuz iki mevzûn sütûn-ı gûnâ-gûnlar üzre kemerlerdir. Dahi fevkında
levha
tavandır, kubbe değildir. Ve üç kapusu var, iki yan kapular, biri kıble kapusu. …
Câmi‘-i Merhûm: Câmi‘-i atîkdir. Cümle mevtâ salâtın anda edâ etdükleriyçün câmi‘-i Merhûm derler. Tûlen ve arzan yüzer ayak câmi‘dir. Ve otuz iki mevzûn sütûn-ı gûnâ-gûnlar üzre kemerlerdir. Dahi fevkında levha tavandır, kubbe değildir. Ve üç kapusu var, iki yan kapular, biri kıble kapusu. Ve haremi ortasında iki hûrmâ ve bir nâbıka dırahtı vardır. Ve bu dırahtların dibinde bir mâvî taşdan Hanefî musluğu var, mezheb-i Hanefî cemâ‘ati andan tecdîd-i vuzû‘ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y306a ·
metinde göster ·
… serîka ederler. İbret-nümâ minber-i peyemberdir. Ve bu minber kapusu üzre yine
levha
üzre oyma hatt ile bu târîh yazılmışdır:
Ve minberi Arabî oyma haşeb ve levhadır, ammâ Fahrî oyması-misâl kitâbe ve rûmîler ve islimîler ve zülf-i çînler ve dalkırma oymalar var kim çeşm-i merdüm hîrelenir. Bu mertebede üstâd-ı kâmil var makdûrun sarf etmiş. Ba‘zı ressâmlar andan san‘at serîka ederler. İbret-nümâ minber-i peyemberdir. Ve bu minber kapusu üzre yine levha üzre oyma hatt ile bu târîh yazılmışdır:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y306a ·
metinde göster ·
… yüz elli adım, arzan elli beş adım. Cümle elli mermer sütûn-ı mevzûn üzre sâde
levha
tavandır. Haremi ortasında eflâke ser çekmiş bir hûrmâsı var, minâresiyle berâb …
Câmi‘-i Bedriyye: (---) binâsıdır. Tûlen yüz elli adım, arzan elli beş adım. Cümle elli mermer sütûn-ı mevzûn üzre sâde levha tavandır. Haremi ortasında eflâke ser çekmiş bir hûrmâsı var, minâresiyle berâberdir. Ammâ minâresi dahi gâyet musanna‘ üç tabaka beyâz serv gibi mevzûndur. Bu câmi‘ tahtânî ve dörd kapusu var, iki yan ve iki kıble kapudur. Câmi‘in hâricinde bir Hanefî havuzu vardır, üstü levha kubbe ile mestûrdur, etrâfında muslukları vardır. Minberi kapusu üzre Arapça merkûmdur. Ve yine çârsû içinde Buğday bâzârına karîb Nîl kenârında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y346a ·
metinde göster ·
… iki yan ve iki kıble kapudur. Câmi‘in hâricinde bir Hanefî havuzu vardır, üstü
levha
kubbe ile mestûrdur, etrâfında muslukları vardır. Minberi kapusu üzre Arapça …
Câmi‘-i Bedriyye: (---) binâsıdır. Tûlen yüz elli adım, arzan elli beş adım. Cümle elli mermer sütûn-ı mevzûn üzre sâde levha tavandır. Haremi ortasında eflâke ser çekmiş bir hûrmâsı var, minâresiyle berâberdir. Ammâ minâresi dahi gâyet musanna‘ üç tabaka beyâz serv gibi mevzûndur. Bu câmi‘ tahtânî ve dörd kapusu var, iki yan ve iki kıble kapudur. Câmi‘in hâricinde bir Hanefî havuzu vardır, üstü levha kubbe ile mestûrdur, etrâfında muslukları vardır. Minberi kapusu üzre Arapça merkûmdur. Ve yine çârsû içinde Buğday bâzârına karîb Nîl kenârında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y346a ·
metinde göster ·
… ded mihrâb ve üçü hutbedir. İskelesindeki câmi‘i fevkânîdir. On dörd sütûn üzre
levha
tavandır ve üç kapusu ve bir meksûr u münhedim minâresi. Ve bir hânı ve bir ham …
Garbiyye'de Mahalletü'l-Kebîr iskelesidir. Garbiyye zabtında sâhil-i Nîl'de bin üç yüz hâneli iltizâm bir şîrîn ü müzeyyen kasabadır. Ammâ zamân-ı kadîmde şehr-i azîm imiş, Câlût kavminin âsâr-ı binâları zâhirdir. Ve yüz elli akçe kazâdır, Mahalle-i Kebîr kadısına arpalık sadaka olunup nâ’ibi hükm edüp senevî beş kîse hâsıl eder. Nâhiye kurâları kırk yedi ma‘mûr u mutî‘ beledleri vardır. şehrinde altı aded mihrâb ve üçü hutbedir. İskelesindeki câmi‘i fevkânîdir. On dörd sütûn üzre levha tavandır ve üç kapusu ve bir meksûr u münhedim minâresi. Ve bir hânı ve bir hammâmı ve altı kahvesi ve elli aded dükkânları var. Ve yedi sebîli ve on iki mektebi ve Nîl kenârında bir teferrücgâh mahkemesi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y355b ·
metinde göster ·
… îrûnunda cümle yüz aded mermer ü sommâkî sütûnlar üzre tâklar fevkında münakkaş
levha
tavandır. Ve hareminin sol köşesinde iki kat kulle misâli bir minâre-i kadîmi v …
Câmi‘ü'l-Kebîr: İbtidâ bânîsi şeyh Ebûbekr-i Tarbahî binâsıdır, kendüler yine câmi‘in sâhasında yatır. Ba‘dehu Melik et-Tâhir tevsî‘ edüp câmi‘-i kebîr olmuşdur. Tûlen ve arzan ikişer yüz ayakdır. Minberi ve mihrâbı tarz-ı kadîmdir. Harem-i kebîrinin Y 357a ortasında bir ağac kubbeli ve cânib-i erba‘ası ağac kafesli bir sebîli var. Câmi‘in enderûn [u] bîrûnunda cümle yüz aded mermer ü sommâkî sütûnlar üzre tâklar fevkında münakkaş levha tavandır. Ve hareminin sol köşesinde iki kat kulle misâli bir minâre-i kadîmi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y356b–Y357a ·
metinde göster ·