… ı anasını taḳı ol kim yer içinde turur ḳamuġ. ol taŋrḳa köklerniŋ hem yerlerniŋ
mülki
ol hem iki ara törütür nėni kim tilese ol taŋrı ḳamuġ neŋ üze uġan ol
17 çın-oḳ tandı anlar kim aydılar: bütünlükin taŋrı ol mesih meryem oġlı ʿisa. ayġıl: kim erklig bolur taŋrıdın nerse eger tilese helak ḳılmaḳ meryem oġlı mesihni taḳı anasını taḳı ol kim yer içinde turur ḳamuġ. ol taŋrḳa köklerniŋ hem yerlerniŋ mülki ol hem iki ara törütür nėni kim tilese ol taŋrı ḳamuġ neŋ üze uġan ol
… ıḳayur kimni tilese hem ḳınayur kimni tilese ol taŋrıḳa köklerniŋ hem yerlerniŋ
mülki
hem ol iki araḳı aŋar ol yanış
18 aydı cuhudlar hem tersalar: biz taŋrınıŋ oġlanları-miz hem dostları-miz. ayġıl: nelük ḳınar sizni yazuḳlarıŋız birle kendü sizler ademi siz andın kim törütti yarlıḳayur kimni tilese hem ḳınayur kimni tilese ol taŋrıḳa köklerniŋ hem yerlerniŋ mülki hem ol iki araḳı aŋar ol yanış
67 uluġlamadılar taŋrını sezasınça uluġlamaḳ anı yer ḳamuġ anıŋ mülki içinde ḳopmaḳ küninde yaʿni ḳıyamet kökler türülmiş bolur anıŋ ḳudret[i] birle arıġ ol ol uluġ ol andın kim ortaḳ ḳatarlar
hem yerler mülki törütür nė tilese bėrür kimke tilese tişiler bėrür kimke tiles …
49 taŋrıḳa kökler mülki hem yerler mülki törütür nė tilese bėrür kimke tilese tişiler bėrür kimke tilese erkekler.50 azu cüft ḳılur olarḳa erkekler hem tişiler ḳılur kimni tilese ḳısır ol bilgen küçlüg uġan turur
49 taŋrıḳa kökler mülki hem yerler mülki törütür nė tilese bėrür kimke tilese tişiler bėrür kimke tilese erkekler.50 azu cüft ḳılur olarḳa erkekler hem tişiler ḳılur kimni tilese ḳısır ol bilgen küçlüg uġan turur
… n kim feth-i kılâ‘ habîrü'l-fâtihîn ve sâhib-i eshâbü'l-mücâhidîndir ve vâris-i
mülk-i
dîn-i şer‘-i mübîndir kim fâtih-i Mekke [ve] Bedr-i Huneyn ve kâli‘ü'l-bâb-ı ka …
Hamd-i bî-hadd ü sipâs ve senâ-yı bî-add ü bî-kıyâs, ol perver[di]gâr-ı âlemîn üzerine olsun kim hitâb-ı kün ile bu arz [u] semevâtı ve mülevven kâ’inâtı ademden vücûda getirdi. Ve dürûd-ı bî-tu‘add ol mahbûb u matlûb-ı Hudâ Muhammedü'l-Mustâfâ üzerine olsun kim feth-i kılâ‘ habîrü'l-fâtihîn ve sâhib-i eshâbü'l-mücâhidîndir ve vâris-i mülk-i dîn-i şer‘-i mübîndir kim fâtih-i Mekke [ve] Bedr-i Huneyn ve kâli‘ü'l-bâb-ı kal‘a-i Fahleteyndir, bu feth [u] fütûhâtlardan sonra Yemen ve Mısır ve Şâm ve Kostantıniyye hakkında ümmetlerini terğîb etmek içün niçe hadîs-i şerîfler buyurmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 8a ·
metinde göster ·
Osmânî / Erişdi âfitâb ü âsumâna efser ü deyhim / Yazıldı resm-i Osmânî ile teş …
Yine kadr ü şeref buldu serîr-i mülk-i OsmânîErişdi âfitâb ü âsumâna efser ü deyhimYazıldı resm-i Osmânî ile teşrîfine târîhCülûs-ı pâdişâh-ı dâd-ger Sultân İbrâhîm.Sene 1049.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 76a ·
metinde göster ·
ma‘nî / Bâkî Efendi ya‘nî / Edüp vedâ‘-ı fânî / Dünyâya bin sekizde. / Mevtine …
Sultân-ı mülk-i ma‘nîBâkî Efendi ya‘nîEdüp vedâ‘-ı fânîDünyâya bin sekizde.Mevtine lafz u ma‘nenTârîh dedi HâdîBakî Efendi gitdiUkbâya bin sekizde.Sene 1008.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 109b ·
metinde göster ·
… düp ihsân [ü] in‘âmlar ederdi. Hâlâ ol bâğ-ı İrem Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in
mülki
olup pâdişâhlara mahsûs bâğçe oldu. Bostâncı ustası ve huddâm bostâncıları vard …
Ve sarây-ı vüzerâlardan Karaağaç yalısı leb-i deryâda dıraht-ı karaağaç ile hıyâbân olmuş bir yalıdır. Mukaddemâ Defterdârzâde İbrâhîm Paşa bâğçesi idi. Sultân Murâd-ı Râbi‘in hâtırına bu bâğçenin âb [u] hevâsı hoş gelüp dâ’imâ bu iremde ayş [u] nûş edüp niçe bin kayık ve peremeler ile Kâğızhâne teferrücüne giden kimesneleri seyr [ü] temâşâ edüp ihsân [ü] in‘âmlar ederdi. Hâlâ ol bâğ-ı İrem Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in mülki olup pâdişâhlara mahsûs bâğçe oldu. Bostâncı ustası ve huddâm bostâncıları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123a ·
metinde göster ·
… th idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile
mülk-i
mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla ha …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… Acebler gördü her kim ana bakdı / Açıldı pes o Harkile Ovası / Göründü herkesin
mülk-i
esâsı / Yerine vardı herkes anda ma‘mûr / Re‘âyâ ü berâyâ oldu mesrûr
Ki gûyâ nâme[y]i nehr etdi tefhîmKabûl etdi kelâmı oldu teslîmNiçe etmeye ta‘zîm ol kelâmıLisân-ı hâl ile duydu selâmıNiçe dürlü beşâret oldu andaDil ehline işâret oldu andaHem anda niçe hikmet oldu zâhirResûlün ümmeti kıldı tefâhürPes andan su yine akup yürüdiIyânen "Allah Allah Hû!" der idiPes andan sonra gün günden az akdıAcebler gördü her kim ana bakdıAçıldı pes o Harkile OvasıGöründü herkesin mülk-i esâsıYerine vardı herkes anda ma‘mûrRe‘âyâ ü berâyâ oldu mesrûr
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… r. Zîrâ bu şehir mü’ebbed kayd-ı hayât ile Hüseyin Paşa'nın, Selîm Hân'dan beri
mülk-i
mevrûs ocaklıkları olmağıla cümle muhtesib ve bâcdârının ebvâb-ı mahsûlâtları p …
Hudûd-ı arz-ı Hâsân, şehr-i kadîm Marmâşim ya‘nî kal‘a-i Gazzetü'l-Hâşim: Bu şehr-i kadîme kadem basınca doğru hâkim-i vilâyet olan Hüseyin Paşa hânesine varup müşerref oldukda Murtezâ Paşa efendimizin mektûbları ve pervâne yayı ve Frengî hâre hedâyâların verdiğimizde cihân kadar hazzedüp muhabbetnâmeler kıra’et olunup "Belî deynimizdir. İnşâallah sizinle gönderüp edâ-yı deyn ederiz" deyü hakîre bir hâne-i bî-minneti tehniye edüp paşa ile şeb [u] rûz sohbet-i hâs ederdik. Meğer paşa bir sebük-rûh ve yârândan Hâtem-i Tayy gibi sâhib-i kerem münşî ve müverrih kimesne imiş. Bu hakîrin seyâhate tâlib ü râgıb olduğunu kendülerinin ma‘lûm-ı şerîfleri olup şehrin ulemâ vü sulehâ ve müverrihînin cem‘ edüp şeb [u] rûz niçe tevârih-i kütüb-i mu‘tebereler tetebbu‘ edüp anlardan istihrâc etdiğimiz üzre ba‘de't-Tûfân imâr olan şehr-i kadîmlerin biri dahi bu mahrûse-i Gazzetü'l-Hâşim'dir. Bi-kavli Müverrih ibn Zolak ve el-Hıtatı'l-Kazâ‘î ve Târîhu't-Tecrîd fi's-Sahâbe li-Zehebî nâm tevârîhlerdir kim evsâf-ı Gazze anlardan me’hûzdur kim ibtidâ bânîsi ba‘de't-Tûfân Mermaşim ibn Sâm ibn Nûh aleyhi's-selâmdır. Bu Mermaşim bin yüz elli sene mu‘ammer olup Arz-ı Hâsân [u] Teberîstân'da niçe şehirler binâ edüp bu Gazze'yi Marmâşim'den üç mil ba‘îd bir şehr-i azîm inşâ edüp ismine Marmâş kodu. Hâlâ Buhtunnasr'dan berü harâbdır. Hâlâ bir büleyde-misâl kalmışdır. Calinus-ı hakîm zamân-ı imâretinde anda medfûndur. Ammâ bu Gazze nazargâh-ı evliyâ ve enbiyâ olmağıla hâlâ ma‘mûrdur. Ve niçe bin düvelden düvele düşüp âhir-ı kâr Mısır hulefâlarından Âl-i Çerâkise Sultân Gavrî destinden Âl-i Osmâniyân'dan Selîm Hân-ı Evvel sene 922 târîhinde feth edüp Şâm eyâletinde sancak beği tahtıdır. Mîr-i livâsının taraf-ı pâdişâhîden hâssı 508.338 akçedir ve erbâb-ı zu‘amâsı 7 ve erbâb-ı timari 107. Kânûn üzre cebelüleri ile cümle bin yüz elli asker olup paşası ve alaybeğisi livâsı altında sefer eşerler. Üç yüz akçe şerîf kazâdır. Cümle (---) aded âbâdân nâhiye kurâlarından beher sene ber-vech-i adâlet kadıya dörd bin guruş ve paşasına seksen bin guruş hâsıl olur. Sancağ-ı mezbûr gâyetü'l-gâye ma‘mûr vilâyet-i âbâdândır. Ve mezâhib-i erba‘adan tekmîl-i fünûn etmiş şeyhülislâmları ve nakîbü'l-eşrâfı ve şehrinin a‘yân u eşrâfı ve kibâr-ı ulemâ vü sulehâları, vâfir ve muhteşem sipâh tâ’ifesi ve ehl-i tüccârı ve ankâ ehl-i hizmetleri ve ehl-i hırefleri vardır. Şehir nâ’ibi ve şehir subaşısı ve şehir muhtesibi ve şehir bâcdârı vardır. Zîrâ bu şehir mü’ebbed kayd-ı hayât ile Hüseyin Paşa'nın, Selîm Hân'dan beri mülk-i mevrûs ocaklıkları olmağıla cümle muhtesib ve bâcdârının ebvâb-ı mahsûlâtları paşanın hâssıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47b ·
metinde göster ·
… ir vezîr-i benâm, ibtidâ inşâ eden ol hümâm idi. Ba‘dehû Ca‘fer Kuşeyrî mâlik-i
mülk-i
ümem-i âmm olup bu kal‘ayı gâyetü'l-gâye istihkâm ve metânet üzre ta‘mîr ü term …
Melik-i Mender'in abdî Devseriyye nâm, bir vezîr-i benâm, ibtidâ inşâ eden ol hümâm idi. Ba‘dehû Ca‘fer Kuşeyrî mâlik-i mülk-i ümem-i âmm olup bu kal‘ayı gâyetü'l-gâye istihkâm ve metânet üzre ta‘mîr ü termîm edüp yetmiş sene mutasarrıf olduğundan anın Ca‘fer nâmiyle ma‘rûf lisân-ı Etrâkde Ca‘ber Kal‘ası derler. Andan Melik-i Selçuk bu kal‘ayı muhâsara edüp yedi ayda ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl ederek Ekrâd-ı Âd-ı pür inâd elinden dest-i kahr ile feth etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 59a ·
metinde göster ·
… îd-i Velî asrında şâh-ı Acem'den (---) Şâh, Erzurûm, Kemah ve Sivas ve Tokad'a "
Mülk-i
mevrûsum ve benim Arpaçukuru'mdur deyü istilâ etdi.
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Bâyezîd-i Velî asrında şâh-ı Acem'den (---) Şâh, Erzurûm, Kemah ve Sivas ve Tokad'a "Mülk-i mevrûsum ve benim Arpaçukuru'mdur deyü istilâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 74a ·
metinde göster ·
El-hâsıl üç kerre sa‘âdetlü pâdişâh tarafından kapucular kethüdâsı ve baş haseki ağa ve hâsodabaşı gelüp paşayı da‘vet etdiler. Paşa sûre-i (---) âyetinde Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre ben kendümü tehlikeye ilkâ edüp bu Cemâpur askeri cem‘iyyeti içinden huzûr-ı pâdişâhîye varamam, umûma muhalefet kuvvet-i hatâdandır, elbette gidemem dedikde dördüncü def‘ada kapucular kethüdâsıyla Hâsodabaşı Hasan Ağa gelüp "Ya huzûr-ı pâdişâhîye gelirsin, size zarâr yokdur; ya mührü verirsin!" deyince paşa hamd-i Hudâ edüp paşa eydür "Ağalar! Vallahi ben mührü pâdişâhıma üç kerre verdim, almadılardı. Bana bir nân-pâre ihsân eylesinler, bir eyâletine gideyim" deyü mührü kapucular kethüdâsına verüp birer kise altun ve birer hil‘at-ı semmûr verüp "Pâdişâhımın pây-ı sa‘âdetine yüzüm sürerim" deyüp anlar giderken "İşte mührü vezîrden aldık. Dağılın ümmet-i Muhammed" dediklerinde feryâd [u] figânların dahi ziyâde edüp "Biz yetmiş âdemin katlin isteriz" dediler. Hemân Bâb-ı hümâyûn açılup Şeyhülislâm Azîz Efendi'yi içeri huzûr-ı pâdişâha da‘vet edüp yüz elli mikdârı ulemâ ve ser-i kârda olan ihtiyârlar ile muvâcehe-i şehriyârîye varup müşâvere edüp mührü Siyâvuş Paşa'ya verüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa Bâb-ı hümâyûn'dan taşra çıkınca "Allah mübârek eyleye. Hemân defterimizde olan yetmiş aded âdemleri katl edüp müstakil vezîria‘zam olasın" dediler ve cümle guluvv-i âm halkı dağılup gitdiler. Hemân ol dem Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı beşer altışar yüz küheylân atlı pür-silâh askerleriyle paşaya gelüp buluşduklarında "Sultânım, niçün bize haber etmeden mührü verdiniz? Senin uğuruna cümle kırılırdık" deyü paşaya ıtâb-âmîz sözler söyleyüp ağladılar. Paşa eyitdi "Bak a ağalar! Allah sizden râzı ola. Sizler ile hüsn-i ülfet edüp on dörd ay sadrıa‘zam olup dîn-i mübîne alâ kadri'l-imkân hizmet eyledik. Hamd-i Hudâ selâmetle halâs oldum. Ammâ sizler şimden gerü başınıza tedârik görün" dedikde "Biz bize bir su‘ûb ne etdikse kendi kendimize etdik" deyüp ağlaşarak paşa ile nân u nemek hakkın helâlleşerek çekilüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa'ya rağmen kapusu önünden ubûr edüp mübârek-bâda varmadıklarından Siyâvuş Paşa müte’ellim oldu. Ertesi gün Hâsodabaşı'yla hatt-ı şerîf gelüp "Benim lalam Melek Ahmed Paşa! Sana Mısır'ı ve Bağdâd'ı ve Budin'i ve Özi eyâletini ihsân etmişimdir. Kankı eyâleti murâd edinirsen bilâ-kalemiyye sadaka olunmuşdur, arz edesin" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî gelince paşa Özi eyâletin arz edüp üç kise altun ve elli katar-ı katır ve elli katar-ı deve ve bir otak ihsân olunup sa‘âdetlü pâdişâha vedâ‘a varup andan Sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa'ya varup birbirleriyle ol kadar ca‘lî âşinâlık etdiler kim âdem hayrân kalırdı. Niçe bin nasîhat-âmîz kelimâtları birbirlerine söyleyüp ba‘dehû şerbet ve buhûr gelüp ba‘dehû bir semmûr kürk ve iki kîse altun Siyâvuş Paşa bizim paşaya verüp birbirleriyle öpüşüp vedâlaşup andan şeyhülislâma varup andan paşa ortak sarâya gelmeyüp Bismillah ile doğru Edirne kapusundan taşra çıkup paşanın Otakçılar nâm sarâyında meks etdikde paşanın tuğlarıyla ve cümle askeriyle Kudde Mehemmed Kethüdâ mehterhâne-i paşayı döğerek topçulara gelüp meks etdiler. Paşa efendimizin akîbince Kaya Sultân efendimiz dahi göç edüp sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar görülürken 104b işbu sene 1061 târîhinin şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin altıncı çihârşenbe günü idi, İslâmbol içre bir gulgule-i azîm olup İslâmbol kapuları kapanup Bektâş Ağa'ya Bursa sancağı ve Yeniçeri ağasına Erzurûm, Çelebi Kul Kethüdâsına (---) ihsân olunup (---)(---)(---)(---) iken Bektâş Ağa'yı kayd-bend ile bir hammâlın semerli bârgiri üzre Siyâvuş Paşa katl etdi ve Yeniçeri ağasını katl etdi. Sarı Kâtib bu ahvâl-i pür-melâli felâketi istimâ‘ edüp kendüyi bıçağıyla urup katl etdi ve yüz âdemleri katl edüp Bektâş Ağa ve Çelebi Kethüdâ ve (---) Yeniçeri ağasının cemî‘i mülk-i emlâklerin zabt edüp ka‘r-ı zemînden niçe mâl-ı defâyin çıkarup hazîne-i pâdişâhîye teslîm olundu. Yine ol sâ‘atde ümm-i dünya olan Sultân Ahmed Hân hâtûnu olan Osmân Hân'ın, Orhân Hân'ın ve Bâyezîd Hân'ın ve Murâd Hân'ın ve İbrâhîm Hân'ın vâlidesi olan Koca Kösem Vâlide'nin Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa, vâlidenin gîsûların gerdenine bağlayup ma‘nûkan katl edüp ol sâhibü'l-hayrât hâtûnı şehîde eylediler. Ahâlî-i İslâmbol bu hâli istimâ‘ edüp üç gün üç gice derûn-ı İslâmbol'da câmi‘ler ve çarsû-yı bâzârlar kapanup gulgule-i azîm olup pes ü perdeden ve âşikâre niçe yüz âdemler katl olunup İslâmbol içi helc ü melc oldu. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu ahvâlât-ı pür-melâlât-ı çîlât işleri istimâ‘ edince Siyâvuş Paşa hakkında eydür: "Elli altmış gün vezîria‘zam olmak içün ümm-i dünyâ olan efendimiz Murâd Hân ve İbrâhîm Hân vâlidesi fakîreyi mazlûmen bi-gayrı hakkın katl etdi. Ammâ Siyâvuş Paşa iflâh [u] ber-hurdâr olmaz. Hemân Cenâb-ı Bârî anasını ağlatmayup birâderi Hüseyin Beğ sağ ola ve Hudâ selâmetle vezâretden kurtara. Azîm vartada vezîr oldu" deyü Melek Paşa'nın gözleri tas-ı pür-hûna döndü. Andan ertesi gün Siyâvuş Paşa tarafından on aded habbâr mübâşir çavuşlar gelüp "Elbette Özi eyâletine gidersiz!" deyü ibrâm [u] ilhâh edüp paşa "Emir pâdişâhın. Tiz tuğlar gitsin!" deyü çavuşlar huzûrunda tuğları Çekmece'lere gönderüp çavuşlara ihsân edüp gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 104a–104b ·
metinde göster ·
… v benim aba ve dedelerimden kalmışdır" deyü ceddine yemîn edüp vakfullah hâneyi
mülk-i
mevrûsumdur, deyü feryâd ile dîvânı kapatdı. Gınâyî Efendi eydür: "Adam sen yen …
Sebeb-i tesmiyesi oldur kim sene (---) târîhinde Yıldırım Hân asrında Alî nâm vezîr-i hümâm feth ederken vefret üzre meşakkat çekilüp "Şu Şumnı feth olmayup kaldı" deyü nefes etdüğü dem kal‘adan vere bayrakları zâhir olup Bulkar keferesi elinden dest-i İslâm'a girüp memâlik-i İslâm'a zem olunup ismi Şumnı kaldı. Ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Hâlâ kal‘ası şehrin hâ’ilinde bir türâblı püşte üzre şekl-i murabba‘dan tûlânice câ-be-câ rahnedâr olmuş ve derûn [u] bîrûnı harâbe yüz tutmuş hâne ve dizdârsız kal‘a-i mu‘attaldır. Ammâ aşağı şehri ma‘mûrdur. Kânûn-ı Süleymân Hân üzre Özü eyâletinde Nigebolı sancağı hudûdunda subaşılıkdır. Ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Vefâlı Emîr nâm bir mahkeme şâkird ve cümle halk andan şâkir fuzalâ’ü'd-dehr'den bir kadısı var idi kim beyne'l-akrân nazîri yok idi. Kazasında cümle (---) aded kurâ-yı ma‘mûrlardır. Müftî ve nakîbi vardır. Zîrâ sâdât-ı kirâmı ve müteseyyidi gâyetü'l-gâye çokdur kim {hadîs}Arapça hadîsi 111b la‘netin kabûl edüp medhûl-i nâs olmuş Kalmuk Tatarı gözlü ve İznik çinisi gibi gök gözlü zehr-i mâr sözlü nûrsuz yüzlü hâşâ emîrleri var. Hattâ bir da‘vâ ile bir emîr Melek Ahmed Paşa huzûruna gelüp ifrât üzre bir feryâd [u] figân edüp "Ceddim rufuçun bu ev benim aba ve dedelerimden kalmışdır" deyü ceddine yemîn edüp vakfullah hâneyi mülk-i mevrûsumdur, deyü feryâd ile dîvânı kapatdı. Gınâyî Efendi eydür: "Adam sen yeni emîr olmuşa benzersin. Zîrâ tezvîr da‘vâya yapışdın" dedikde hemân "Behey Efendi Sultân Osmân kişi Hotin seferine buradan geçerken Nakîbü'l-eşrâf Gulâmî Efendi'den üç yüz kile arpa verüp Emir kapusuna çıkup on bir kişi şecere aldık. On bir kişiden yedi kişi kaldık. Hani benim gibi eski emir" deyince Paşa "Ya öbür yoldaşların kandedir. Anları kande bulalım" dedikde "İşte bunlardır" deyü beş kişi gösterüp beşini dahi ve kendüyi dahi aslâ söyletmeyüp haps edüp hânelerin basup sahte şecerelerin getirüp başlarından destârların alup ahâlî-i vilâyetden ahvâlleri su’âl olundukda ıkrârları üzre müteseyyidlikleri isbât olunup yedişer yıllık tekâlîf-i örfiyyeyi vermek {üzre} akrabâ-yı ta‘allukâtlarıyla kırk yedi nefer kimesneye hükm olunup izn-i şer‘îyle destârı alınup sicill-i şer‘-i mübînde re‘âyâ kayd olunup bu gûne müteseyyidi çok şehr-i Şumnu'dur. Hudâ ıslâh ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111a–111b ·
metinde göster ·
… ⟧ ıtâbına mu‘âteb olan dalâlet-âbâd hâkimi Abdâl Hân-ı bî-mecâlsin kim bu hakîr
mülk-i
diyâr-ı Erz[urûm] vâlîsi iken etdiğin şenâ‘at ü şekâvet ve cinâyetlere "Tâze yi …
Devlet-i Âl-i Osmân'ın mûhini olan sen ki Abdâl Hân-ı dâl nâm şakî-i pür-ızlâl, kavm-i Rujikiyân eri, âr [u] nâmûsdan berî vü ârî olup "Âl-i Abbâsiyân neslinden ve Sultân Evhadullah'ın ırk-ı tâhirindenim." deyü ol zu‘m-ı fâsid ile la‘anallahu'd-dâhilu ve'l-hâric la‘netin kabûl eden Hâricîlerden ashâb-ı rıfz-ı ilhâd ve erbâb-ı fitne vü fesâd, ehli ile âlûde olan Yezîdî-Ekrâd, urûk-ı nâ-tâhirindensin kim mezâhib-i erba‘adan hâric olan Hâricî ve Ca‘ferî ve Cebrî ve Kaderî ve Hulûlî ve Hurûfî ve Zemînî ve Hamzavî ve vâsi‘î-mezheb olan fırak-ı dâldan bir bî-mezhebler ile ihtilât etmiş Hâricî mezhebin ve cemî‘i mudhıkân u kışmirân u mutrıbân zümresiyle lû‘b u lehve meşgûl ve hem-celîs ü hem-enîs olup fısk u fücûr ile âlûde olup ve Arapça ıtâbına mu‘âteb olan dalâlet-âbâd hâkimi Abdâl Hân-ı bî-mecâlsin kim bu hakîr mülk-i diyâr-ı Erz[urûm] vâlîsi iken etdiğin şenâ‘at ü şekâvet ve cinâyetlere "Tâze yiğitdir!" deyü mezâ-mâ-mezâ diyerek afv ederdim. Henüz sen bu sinn-i sâlde iken ıslâh-ı nefs etmeyüp âyende vü revende ehl-i tüccârın bâc bahânesiyle {tâcların kapup} yüklerün çözüp ale'l-kabz mâlların ucuz bahâ ile alursun ve Erzurûm eyâleti hâki müşânda olan Malazgird Beği Mehemmed Beğ'in kırk bin aded gûsfendlerin sürüp elin memleketin nehb ü gâret edüp üç yüz aded âdemlerin katl edüp serlerine serbendleri dâr olan Halitî ve Çekvânî ve Celüvî ve Rûzikî 261a nâm Yezîdî Ekrâdı kabâ’illerin başına cem‘ eyleyüp dâr-ı diyârları hasâre etdirüp âyende vü revendegândan kapu kullarının eşedd-i ukûbet ile mâlların alup kolların kesüp mecrûh edersin ve her cânibe dest-dırâzlık edüp kuttâ‘u't-tarîklık edersin. Hatta dâr-ı diyârında olan ulemâ-yı Ekrâd, "Niçün böyle edersin", deyü va‘z u nasîhat etdiklerinde, "Kürdistân'dır, birbirimiz mâbeyninde gûşmâl içün gâhîce müşâmızda olan kimesneleri gâret etmek kânûn-ı Âl-i Abbâsiyân'dır." demişsin. Sana Âl-i Osmân devletinde emr-i Hudâ ile bir gûşmâl ideyim ki gûşine mengûş olup ehl-i ıyâlinle halka-begûş zer-harîd gibi Âl-i Osmân'a kul olasın. Hatta bu abd-i ahkarın derûnunda cilve-ger olan mel‘anetini ilhâm-ı Rabbânî ile azharu mine'ş-şems bilüp on gün hânende pinhân olup Rahova nâm mahalde haymen içre tek ü tenhâda sana pend ü nasîhatler edüp, ey cânım hân nitekim ben Van eyâleti hâkimi iken müşânızda olan ümerâlar ile ve ehl-i tüccâr ile ve re‘âyâ vü berâyâlar ile hüsn-i zindegâne eyle, deyü vasiyyet eylediğim bu maslahatlar içün idi. İmdi ol pendnâmelerimiz sana zerre kadar te’sîr etmeyüp bu kadar fitne vü fesâd edüp, ili vilâyeti gâret edüp sulha muğâyir nâ-şer‘î dest-dırâzlıklar etdiğün ecilden kuttâ‘u't-tarîk olduğuna şüphemiz kalmayup nass-ı kâtı‘la vücûdun şecere-i bî-meyvesin kat‘ etmek helâldir kim el-âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260b–261a ·
metinde göster ·
Sırfeyâîl-i tayyibe eydür: "Yâ Nebî! Bu Tahlîc-i habîse benim
mülk-i
mevrûsumu elimden aldı kim dâr-ı dünyâ duralı abâ-an-ceddin mekânımız idi. Şimd …
Sırfeyâîl-i tayyibe eydür: "Yâ Nebî! Bu Tahlîc-i habîse benim mülk-i mevrûsumu elimden aldı kim dâr-ı dünyâ duralı abâ-an-ceddin mekânımız idi. Şimdi bu Tahlîc bu İblîs askeriyle yek-dil [ü] yeh-cihet olup bizi şihâb ile helâk edüp mülkimiz elimizden aldı." deyü da‘vâ etdikde Tahlîc, ervâh-ı habîse tarafından şeytân aleyhi'l-la‘ne söze başladıkda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… lden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir
mülk-i
mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyib …
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
mîr-i livâdır. Kal‘ası dahi neferât-ı nökerâtlarıyla beğine müfavvazdır, lâkin …
El-hâsıl güzîde asâkir sâhibü's-seyf-i zü'l-fecâmlar ve şemşîr sâhibi müczemlerdir ve Âsitâne tarafından iki müddetde yüz elli akçe pâyesiyle bir kadı gelüp ahkâm-ı şer‘-i Resûl-i mübîn edüp beher sene ikişer bin guruş tahsîl eder. Gerçi Kürdistân'dır, ammâ halkı şâfi‘îyü'l-mezheb olmağile şer‘-i şerîfe mutî‘lerdir. Gayrı hâkimleri yokdur, cümleden mülk-i mîr-i livâdır. Kal‘ası dahi neferât-ı nökerâtlarıyla beğine müfavvazdır, lâkin adâlet yeridir, zîrâ halkı gâyet şedîd ve şecî‘lerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 15a ·
metinde göster ·
… ‘zam ol. Bir müstakil şeyhülislâm olup bu kârhâne-i atîkde bir kâr-ı cedîd edüp
mülk-i
emlâklar ve çerâğ-ı efrûhteler edüp her tarafa kol kanat salup zemîne bîhler ur …
Burnâz Müftî nâm şakî paşaya gelüp eydir: "Bire birâder, durma hemân cülûs idelim. Bu Mehemmed Hân sabîdir, bilmez. Necîb ü reşîd değildir. Ya Selîm'i, ya Süleymân'ı veya Ahmed'i veya Orhân'ı pâdişâh edelim. Anlar bu devlete vukûf-ı tahsîl edince zamân geçer, sen mü’ebbed vezîria‘zam ol. Bir müstakil şeyhülislâm olup bu kârhâne-i atîkde bir kâr-ı cedîd edüp mülk-i emlâklar ve çerâğ-ı efrûhteler edüp her tarafa kol kanat salup zemîne bîhler uralım, iş görelim, durma hemân cümle ocak ile söz edelim ve elbette bir iş görelim" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18a ·
metinde göster ·
… çâsârının tarafından beş bin aded katanası vardır, ammâ Barçay Kralı karısının
mülk-i
mevrûsudur. Kal‘ası nehr-i Moroş kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın …
Erdel Kralı Kemen Yanoş'a tâbi‘dir, ammâ içinde Nemse çâsârının tarafından beş bin aded katanası vardır, ammâ Barçay Kralı karısının mülk-i mevrûsudur. Kal‘ası nehr-i Moroş kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın kaya üzre sa‘b ve metîn hisâr-ı üstüvârdır kim bir tarafından aslâ lağım işlemeyüp bir vech ile zafer mümkün değildir. İllâ muhâsara ile kaht [u] galâ olup vere verir. Gerçi nehr-i Moroş aşrı havâlesi vardır, ammâ andan aslâ havfı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 121b ·
metinde göster ·
… ılar Lika kal‘asına varırlar. Küffâr bu hâli istimâ‘ edüp Zagrab papasları yine
mülk-i
mevrûsumuzdur deyü Siska kal‘asın amâr etmeğe Ungurus kralı Makşimelyan yine pa …
Andan Siska kal‘asında olan ümmet-i Muhammed Yenihisâr'ın hâlin görüp anlar dahi Siska kal‘asın âteşe urup selâmetle İslâm diyârına giderken mezkûr Zagrab kal‘asın dahi ıhrâk bi'n-nâr edüp kimi kal‘a-i Kinin'e ve kimi Odvina kal‘asına ve ba‘zılar Lika kal‘asına varırlar. Küffâr bu hâli istimâ‘ edüp Zagrab papasları yine mülk-i mevrûsumuzdur deyü Siska kal‘asın amâr etmeğe Ungurus kralı Makşimelyan yine papaslara ihsân edüp amâr edüp kemâkân cebehâne ve mühimmât [u] levâzımât ma‘ûnâtlarıyla müheyyâ oldukda (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 156a ·
metinde göster ·
… Betlen Gabor binâ etmeğile Betlenvar derler. Henüz kral olan Apopi Mihal kralın
mülk-i
mevrûsudur ve Erdel krallarına tâbi‘dir, ammâ bu kal‘a vilâyet-i Saz Macarı hâk …
Sultân Süleymân asrında Betlen Gabor binâ etmeğile Betlenvar derler. Henüz kral olan Apopi Mihal kralın mülk-i mevrûsudur ve Erdel krallarına tâbi‘dir, ammâ bu kal‘a vilâyet-i Saz Macarı hâkindedir, Erdel Macarı hükmü bu arada tamâm oldu. Ve bu Betlen Gabor kal‘ası kavmi kal‘a sâhibi Erdel'e kral olduğundan safâlar kesb edüp belki gece ve gündüz bin pâre toplar atup kal‘a kapuların küşâde kılup asker-i İslâm ile yağ u balı olup avreti ve oğlanlarıyla asker bir alma ve bir verme bâzâr etdiler kim ba‘zı yiğitler ol bâzârdan bîzâr-ı pür-zâr oldular. Ve kal‘a kapudanı ve nemeşleri ve birovları ve şagları ve dojları hedâyâlarıyla ordu-yı İslâmı ganîmet edüp mâl u cân ve başları ve evlâd [u] iyâlleri bile hidmet edüp ol gece kal‘ayı niçe bin meş‘al ve kanâdîl ve neft ve katrân ile çerâğânlar etmişlerdir kim şeb-i zulumâtîleri gûyâ rûz-ı rûşen oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16b ·
metinde göster ·
… yine Betlen Gabor Kraldır. Kapudanları Erdel krallarına tâbi‘ olup hâlâ kralın
mülk-i
mevrûsudur, ammâ Saz vilâyeti hâkindedir. Ve cemî‘i zamânda Saz Macarı kavminde …
Lisân-ı Macar'da (---)(---) demekdir. Bânîsi yine Betlen Gabor Kraldır. Kapudanları Erdel krallarına tâbi‘ olup hâlâ kralın mülk-i mevrûsudur, ammâ Saz vilâyeti hâkindedir. Ve cemî‘i zamânda Saz Macarı kavminden isyân zuhûr etmemişdir, lâkin bu kal‘a bir havâleli bayır dibinde Kolojvar kal‘asından büyük bir kal‘a-i azîmdir. İçinde on bir evdir derler, ammâ gâyet ma‘mûr ve musanna‘ sarâyları ve müte‘addid kâr-ı ibret-nümâ düyûrlar ve hân ve çârsû-yı bâzârları var. Ve halkı gâyet ankâ bâzergânlar olup cümle kapudanı ve birovları krala gelüp itâ‘at edüp kal‘alarına bir yeniçeri odası yasakçı ta‘yîn-i asker olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 17a ·
metinde göster ·
… mir mahmîzdir. Ve bu kapudan taşra Makla deresi üzre niçesi ze‘âmet ve niçeleri
mülk-i
ibret-nümâ su değirmenleri vardır. Ve bu Felemet kapusu dibinde kemer altından …
Andan Felemet kapusu bu dahi garb cânibine mekşûf iki kat kapudur ve iki kat kârgîr dîvârlı kal‘adır. Ve cümle dörd kapusu vardır ve kapusu önünde asma cisrler ile ubûr olunur metîn dervezelerdir. Ve bu Felemet kapusu üzre Kara Mahmûd Ağa'nın asılmış çizmesi mahmîzleri var, demirden bir gûne çarhları var. Hîn-i ma‘rekede ata bununla mahmîz edermiş, musanna‘ demir mahmîzdir. Ve bu kapudan taşra Makla deresi üzre niçesi ze‘âmet ve niçeleri mülk-i ibret-nümâ su değirmenleri vardır. Ve bu Felemet kapusu dibinde kemer altından Makla deresi kalın ve metîn demir pençerelerden su girüp bu varoş-ı azîmi iki bölüp şehr içre niçe su değirmenleri ve bâğ u bâğçeli hânedân-ı azîmleri var. Andan bu varoşun tâ ortasında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37b ·
metinde göster ·
… nce verir. Her pâdişâh bir vilâyet alup bir mülke mâlik oldum zann edüp yine ol
mülki
bırağup elden çıkarır. Hemân hemân bu âyet üzre Arapça dır."
Bundan anlanan oldur kim "Bu dünyâ al ver dünyâsı imiş. Cenâb-ı Bârî yârî kılup mülkünü kâh müselmâna ve kâh kâfirlere eğlence içün kırât be-kırât verir yine aldırır. Hulâsa-i kelâm hemân kullarına bu dünyâyı eğlence verir. Her pâdişâh bir vilâyet alup bir mülke mâlik oldum zann edüp yine ol mülki bırağup elden çıkarır. Hemân hemân bu âyet üzre Arapça dır."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76b ·
metinde göster ·
… le harb-i kıtâl etmededirler, zîrâ Macar kralı olan topal Palatinuş'un bu kal‘a
mülk-i
mevrûsu olmak ile her bâr fursat gözedüp bu kal‘a üzre katana kâfirleri gönderü …
Hâlâ Segedin sancağı hâkinde gümrük emânetidir. Dizdârı ve yüz elli aded bahâdır kulları var. Şeb [ü] rûz Orta Macar ile harb-i kıtâl etmededirler, zîrâ Macar kralı olan topal Palatinuş'un bu kal‘a mülk-i mevrûsu olmak ile her bâr fursat gözedüp bu kal‘a üzre katana kâfirleri gönderüp ceng ederler, ammâ bi-emrillâhi te‘â[lâ] hâ’ib ü hâsir giderler, zîrâ ehl-i beledi gâyet şecî‘ ü bahâdır fetâ âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 80b ·
metinde göster ·
"Bize Seydî Paşa bile garîm olamadı, ammâ gidi Melek Paşa baba bize ey kılıç urup çok mâl aldı" deyü pesend etdiler. Biz dahi kal‘ayı seyr [ü] temâşâ edüp tarz-ı tavr-ı binâsına ta‘accüb etdim. Acîb ü garîb ve metîn ü Sedd-i İskender-misâl kal‘a imiş. Bu kal‘a gerçi Erdel'e tâbi‘dir, ammâ Rakofçioğlu mürdenin mülk-i mevrûsu olmağile üçer bin askeriyle Rakofçioğlu anasına tâbi‘lerdir. Lâkin Şamos nehri aşırı kıble tarafında bir hayli mesâfe-i ba‘îd[e] yerde havâlesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 91a ·
metinde göster ·
emîn Ahmed Ağa ve kal‘a dizdârıdır. Ve cümle üç yüz kulları vardır. Vazîfe-i mu …
Der-beyân-ı hâkimân-ı Gözlev: Hâkim cümleden mülki emîn Ahmed Ağa ve kal‘a dizdârıdır. Ve cümle üç yüz kulları vardır. Vazîfe-i mu‘ayyenelerin gümrük emîninden alırlar. Hâkim-i şer‘i ulemâ-yı şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân u eşrâfı ve yüz elli akçe pâyesiyle mahsûllü kazâdır kim cümle nevâhîleri yüz on pâre 119b kasaba-misâl kurâları var. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı yokdur, zîrâ Tataristân'dır. Bunda yeniçeri sipâhîlik bir akçe etmez, illâ kalmaz(?). Hânın kulları karaçı halkıdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 119a–119b ·
metinde göster ·
Der-zikr-i hayr-ı ziyâretgâh-ı Bâğçesarây hâricinde âsûde olan mülûk-ı selâtîn-i mâzî ve ulemâ ve meşâyih ve kadı ve kibâr-ı evliyâların Arapça emrine râzî olan pâdişâh-ı mağfûrların vedâ‘-ı mülk-i fânî edüp saltanat-ı câvidânîye intikâl edenleri nevverallâhu mazcı‘ahümâ bi-envâri'l-gufrân ve sahâbe-i kirâmın ve eimme-i müctehidînin ve gâziyân-ı mücâhidînin merkad-i pür-envârların ayân u beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 130a ·
metinde göster ·
… ân'da olup be-dest-i Özdemirzâde Osmân Paşa feth edüp sene (---) târîhinde Acem
mülk-i
mevrûsları olmak ile sene-i mezbûrede kal‘a-i mezkûrelere istîlâ etmişlerdir. B …
Ve kal‘a-i Şamâhî hâlâ Acem'dedir. Bu deryâ kenârına karîb Demirkapu kal‘asına altı konak yakın Şamâhî şehridir. Demirkapu kal‘ası ve Bakü kal‘ası ve Şamâhî kal‘ası Şirvân eyâleti hükmündedir kim mâ-tekaddem mezkûr kal‘alar dest-i Âl-i Osmân'da olup be-dest-i Özdemirzâde Osmân Paşa feth edüp sene (---) târîhinde Acem mülk-i mevrûsları olmak ile sene-i mezbûrede kal‘a-i mezkûrelere istîlâ etmişlerdir. Bu mezbûr şehirler cümle Dağıstân vilâyeti ile altı konak kıblesi tarafında Şirvân'a varınca hem-hudûddur. Ve yine Dağıstân'ın cenûb tarafına Gürcistân'ın Tomris Hân ülkesiyle hem-çetdir kim Gürcistân şehirlerinden şehr-i Zekim şehr-i Çekem ve kal‘a-i Tiflis kal‘a-i Kömeyiş şehr-i Serîrü'l-lân ve Ahıçka ve Çıldır sahrâsı (...) Hırtîs kal‘alarıyla hem-hâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 162a ·
metinde göster ·
… câmi‘ine karîb yedi göz sofîler değirmenleri var. Ahmed Paşa kızının evkâfı ve
mülk-i
mevrûsudur.
Diğer binâ-yı acîbe: Bu cisrlerden yukaru yine nehr-i Tunca üzre yedi göz su değirmenleri var. Bu dahi ağreb ü garâ’ibden temâşâgâhdır. Ve nehr-i Tunca aşırı garb cânibine tâ sarâya varınca sahrâ-yı azîmdir kim mezra‘aları vâfir ve hayrât berekâtları mütekâsir fezâ-yı lâle‘ızârdır. Ve yine nehr-i Tunca üzre Sofîler câmi‘ine karîb yedi göz sofîler değirmenleri var. Ahmed Paşa kızının evkâfı ve mülk-i mevrûsudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 202b ·
metinde göster ·
… şâ ederler. Ammâ ol maksûrelere her ehl-i teferrüc varamazlar, zîrâ her kişinin
mülk-i
mevrûsu ve bâğ [u] bâğçeleridir.
Ve bu sahrâ-yı çemenzârın cânib-i erba‘asında alçaklı 218a ve yüksekli dîvâr üzre hânedân sâhiblerinin gûnâ-gûn nüzhet-âbâd maksûreleri kâh-ı Havarnakları ve gûnâ-gûn şâhnişînleri olup cümle bu vâdîde lu‘bedebâzlık eden sıbyânları ve niçe gûne hokkabâz ve sürâhîbâz u cânbâz ve sâzendegân-ı mutrıbânları seyr [ü] temâşâ ederler. Ammâ ol maksûrelere her ehl-i teferrüc varamazlar, zîrâ her kişinin mülk-i mevrûsu ve bâğ [u] bâğçeleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217b–218a ·
metinde göster ·
emlâklerin ve ze’âmet köğlerin ihsân edüp yine kal‘aya nâzır ve mu‘temed arhond …
Ve bunun mukâbilinde Kemer Suyu kapusu üzre Arhonda tabyası derler kim Sadrıa‘zama gelüp Kızıl tabya tarafından Kandiye'yi muhâsara etdirüp fethine sebeb olan arhonda ya‘nî Urûm beğzâdesi demekdir, bu tabyayı ol binâ etdiğiyçün Arhonda tabyası derler. Ba‘de'l-feth yine arhonda'nın ta‘lîmiyle bu tabyayı ve gayri yerleri metânet üzre amâr etdirilüp "El-kerîmu izâ ahide vefâh" mazmûnu üzre bu tabya sâhibi arhondaya Sadrıa‘zam cemî‘i mülk-i emlâklerin ve ze’âmet köğlerin ihsân edüp yine kal‘aya nâzır ve mu‘temed arhondalık in‘âm olundu. Ammâ bu Arhonda tabyası yüksek değildir, ammâ aslında zemîni âlî olmak ile cemî‘i tabyaları korudur ve toplarıyla etrâfları korudur. Gûyâ bir kûh-ı Ağrı'dır kim sedd-i metîndir. Üstünde altı pâre serâmed balyemez topları var kim anlara menzil topları derler. Tâ inâdiyye kal‘asın ve Arhonoz dağların güzer eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 310b ·
metinde göster ·
ma‘rifeti, / Hemîşe böyle sitemhîz olur felek dâdâ, / Efendiler bu du‘â ile diy …
Dirîğ eyledi târâc-ı mülk-i ma‘rifeti,Hemîşe böyle sitemhîz olur felek dâdâ,Efendiler bu du‘â ile diyelim târîh,Vukıyyezâde'ye Hak rahmet eylesün ebedâ.Sene 1074.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 367b ·
metinde göster ·