… pîre-zen kaddi dutâ olup durur. Er ile avretin birbiriyle hüsn-i zindegâneleri
olmasa
ya er kişi ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etseler elbette birbirlerinden mufâraka …
Onuncu tılısm-ı acîbe: Yine Altımermer'de bir amûd-ı zenbûrî üzre Hekîm Câlinûs rusâs-ı ebyazdan ya‘nî kalaydan iki sûret ihdâs edüp biri bir pîr-i fânî beli bükülmüş, âb-ı rûyı dökülmüş durur. Anın mukâbelesinde bir fertûte-i zamâne şütür-leb ve abûsü'l-vech bir pîre-zen kaddi dutâ olup durur. Er ile avretin birbiriyle hüsn-i zindegâneleri olmasa ya er kişi ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etseler elbette birbirlerinden mufârakat vâkı‘ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
… Selîm-i Evvel'de Cem Şâh Fransa kıralı oldu" derler. Hakîkat böyle şeytanatları
olmasa
Bâyezîd Hân tarafından fermân sâdır olunca Sa‘dî Çelebi'[n]in ve Haydar Çelebi' …
Ammâ Fransa zu‘munca "Zehirli mûs ile gayrı âdem trâş edüp reng-i vechi bozulup katl etdük ve Cem'dir deyü Rûm'a gönderdik ammâ hâlâ kırallarımız Cem neslindendir kim Selîm-i Evvel'de Cem Şâh Fransa kıralı oldu" derler. Hakîkat böyle şeytanatları olmasa Bâyezîd Hân tarafından fermân sâdır olunca Sa‘dî Çelebi'[n]in ve Haydar Çelebi'[n]in huzûrunda niçün şehîd etmeyüp zehirli ustura ile hîle etdiler. Bundan bir hîle olmak fehm olunur kim gayrı kefere katl etmiş olalar. Ve bir âdil-i şâhid dahi oldur kim Bursa'da Gâzî Murâd Hân türbesine na‘ş-ı Cem'dir deyü defn edelim derken ol gâzî pâdişâh bi-emrillâh kabûl etmeyüp âhir gayrı yere defn etdiler. Bu dahi bir alâmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b ·
metinde göster ·
… î ile Sehî nâmıyla bir dîvân etmişdir. Ammâ Necâtî hizmet-i pâdişâhîde mîrilivâ
olmasa
dâ’imâ künc-i ferâğda olsa beher-yevm birer te’lîfâtı olurdu. Lâkin sene 914'de …
Bu Şeyh Vefâ'dan aşağı Unkapanı râhı üzre eski tekye-i pehlivânân civârında Sultân-ı şu‘arâ Necâtî Beğ medfûndur. Zamânında yeğâne-i asr ferîdü'd-dehr idi. Selîs ve hoş-âyende dîvânı ve niçe mücelled te’lîfâtları var. Hattâ Edirnevî Sehî Beğ, Necâtî Beğ'in duhter-i pâkîze-ahterin alup Necâtî Beğ intikâlinden sonra Sehî Beğ Evrâk-ı Perîşân-ı Necâtî ile Sehî nâmıyla bir dîvân etmişdir. Ammâ Necâtî hizmet-i pâdişâhîde mîrilivâ olmasa dâ’imâ künc-i ferâğda olsa beher-yevm birer te’lîfâtı olurdu. Lâkin sene 914'de sarsar-ı fenâdan Necâtî necât [u] rehâ bulmayup kendü mısra‘ı üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 106b ·
metinde göster ·
… çün ileri giderler. Zîrâ bir diyârda ve bir orduda ibtidâ hâkim 155b ve hekîm
olmasa
ol orduya girmek ayn-ı hatâdır. Hâkim cihânın cânıdır. Hadîs, Arapça bu hadîs …
Bu bâlâdaki ecnâs-ı mahlûkâtlar cümle (---) asker. Bunlarda aslâ dükkân ve tezgâh yokdur, ancak ordu-yı İslâm yerin tâhir edüp emn [ü] emân içün ileri giderler. Zîrâ bir diyârda ve bir orduda ibtidâ hâkim 155b ve hekîm olmasa ol orduya girmek ayn-ı hatâdır. Hâkim cihânın cânıdır. Hadîs, Arapça bu hadîs-i sahîh mazmûnunca bir diyârda hâkim olmasa halk-ı âlem birbirin yerler, anıniçün mukaddem askerî tâ’ifesi gidüp pâsbânlar ordu-yı İslâmın cânib-i erba‘asında dîdebânlık etmeğe me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155a–155b ·
metinde göster ·
Bu bâlâdaki ecnâs-ı mahlûkâtlar cümle (---) asker. Bunlarda aslâ dükkân ve tezgâh yokdur, ancak ordu-yı İslâm yerin tâhir edüp emn [ü] emân içün ileri giderler. Zîrâ bir diyârda ve bir orduda ibtidâ hâkim 155b ve hekîm olmasa ol orduya girmek ayn-ı hatâdır. Hâkim cihânın cânıdır. Hadîs, Arapça bu hadîs-i sahîh mazmûnunca bir diyârda hâkim olmasa halk-ı âlem birbirin yerler, anıniçün mukaddem askerî tâ’ifesi gidüp pâsbânlar ordu-yı İslâmın cânib-i erba‘asında dîdebânlık etmeğe me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155a–155b ·
metinde göster ·
… -yı kehhâlân ve cerrâhânı beyân eder. Zîrâ bir diyârda esnâf-ı kehhâl ve cerrâh
olmasa
ol şehire varup mütemekkin olmak câ’iz değildir.
İbtidâ alay-ı ordu-yı asâkir-i avân, ba‘dehu asâkir-i şer‘-i Resûl-i Mübîn, ba‘dehu esnâf-ı hukemâ-yı kehhâlân ve cerrâhânı beyân eder. Zîrâ bir diyârda esnâf-ı kehhâl ve cerrâh olmasa ol şehire varup mütemekkin olmak câ’iz değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157b ·
metinde göster ·
… ûd bir ordu-yı azîmde hâkim ve hekîm-i hâzık ve fassâd-ı âmil ve cerrâh-ı kâmil
olmasa
ol şehirde ve orduda olmak câ’iz değildir. İmdi ol ecilden ibtidâ hukemâ ve keh …
bu mazmûnca bir şehr-i azîmde yâhûd bir ordu-yı azîmde hâkim ve hekîm-i hâzık ve fassâd-ı âmil ve cerrâh-ı kâmil olmasa ol şehirde ve orduda olmak câ’iz değildir. İmdi ol ecilden ibtidâ hukemâ ve kehhâl esnâfları tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… özleme ve lokmaya say yağı komasınlar deyü birer Yahûdî dîdebân bekler, dîdebân
olmasa
Yahûdîler ol dükkânlardan lokma ve gözleme yemezler, aceb muta‘assıb mel‘ûnlard …
Ve simitciler dahi arabalar üzre furunların ve dükkânların zeyn edüp araba tekerleği kadar simitleri sırıklara geçirüp hammâllarla götürürler ve hurda simitleri dükkânlarına zeyn edüp ehl-i teferrüce simit, halka bezl ederek ubûr ederler. Ve katâyifciler dahi seyishâneler üzre dükkânlar yapup gûnâ-gûn ve reng-â-reng katâyif rişteleriyle dükkânçelerin tezyîn edüp halka katâyif bezl ederek ubûr ederler. Ve lokmacılar dahi seyishâneler üzre dükkânlar binâ edüp gûnâ-gûn fağfûrî ve mertebânî tabaklarla zeyn edüp halka ballı lokma bezl ederek ubûr ederler. Ve gözlemeciler dahi eyledir. Ammâ bu lokmacı ve gözlemeci dükkânlarında birer Yahûdî dîdebân mukarrerdir. Zîrâ Yahûdîler şîr-i revgan yağı yerler, müselmânlar say yağı yerler, gözleme ve lokmaya say yağı komasınlar deyü birer Yahûdî dîdebân bekler, dîdebân olmasa Yahûdîler ol dükkânlardan lokma ve gözleme yemezler, aceb muta‘assıb mel‘ûnlardır. Ve şehriyyeciler dahi seyishâneler üzre dükkânların şamata varakları ve gûnâ-gûn teller ile zeyn edüp "Şehriyye nefâyis cânım" deyü şehriyye satarak ubûr ederler, azîm vezni üzre cem‘iyyet-i kübrâ asker-i bî-pâyândır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 160a ·
metinde göster ·
… ır. Kabri (---) medfûndur. Sirke hakkında Arapça âyeti vardır. Bir evde sirke
olmasa
anda berekât olmaz. Aceb hikmetdir kim sirkenin, evvel şırası harâm, ortası sir …
Bu kârhâneden gayrı cümle dörd mevleviyyet yerde toksan yerde kârhâneler vardır. Kâsımpaşa'da, Tophâne'de ve Üsküdar sirkeleri meşhûrdur. Neferâtları cümle 150 ehl-i hırefdir. Pîrleri Hazret-i (---), Enes ibn Mâlik belin bağlamışdır. Kabri (---) medfûndur. Sirke hakkında Arapça âyeti vardır. Bir evde sirke olmasa anda berekât olmaz. Aceb hikmetdir kim sirkenin, evvel şırası harâm, ortası sirke olur helâl, âhiri şarâb olur yine harâm, hemân şarâba bir avuç tuz bırakdın, sirke olup yine helâl olur, aceb sun‘-i Hudâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 170b ·
metinde göster ·
… n İbrâhîm Hân azze nasruhu duribe Kostantıniyye sene 1058" yazar. Cülûs mahalli
olmasa
emîni küçük defterdârlar olup yevmiyye birer kantâr gümüş ve onar kantâr mankır …
"Sultân Mehemmed Hân bin İbrâhîm Hân azze nasruhu duribe Kostantıniyye sene 1058" yazar. Cülûs mahalli olmasa emîni küçük defterdârlar olup yevmiyye birer kantâr gümüş ve onar kantâr mankır kesilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176b ·
metinde göster ·
… p andan sâhibi üsârâların fürûht eder, elinde pencik eşkâlli ve memhûrlu kâğızı
olmasa
satamaz ve esîrin mîrîye girift ederler. Zîrâ pencik emîninin iki yüz neferâtla …
Bu kârhâne Emînönü'nde büyük gümrük mukâbelesinde azîm çardakdır, senevî (---) kîse mîr[î] mâl verir iltizâmdır. Leh ve Çeh ve Nemse ve Maskov ve Rûs ve Gürcî ve Abaza ve Çerkes'den gelen esîrlerin, bu kârhânede emîn cümle gulâmların ve kızların eşkâllerin yazup esîr başına birer altun alup eline pencik kâğızı verüp andan sâhibi üsârâların fürûht eder, elinde pencik eşkâlli ve memhûrlu kâğızı olmasa satamaz ve esîrin mîrîye girift ederler. Zîrâ pencik emîninin iki yüz neferâtları böyle kâr bulmağa me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178a ·
metinde göster ·
… da celâcilsiz def çalup pîr [ü] ihtiyâr oldu}. Cümle sâzendeler bu dâ’irezânlar
olmasa
rakkâsı bozulmuş sâ‘at gibi fasılları helc [u] melc olur. Fasıllarına nizâm [ü] …
Sâzendegân-ı dâ’irezân: Neferât 500 {pîrleri Baba Amr bin Ümeyye-i Zamîrî ve Hazret'in hoşhânı Hamza bin Yetîm, Fâtımatü'z-Zehrâ sûrunda celâcilsiz def çalup pîr [ü] ihtiyâr oldu}. Cümle sâzendeler bu dâ’irezânlar olmasa rakkâsı bozulmuş sâ‘at gibi fasılları helc [u] melc olur. Fasıllarına nizâm [ü] intizâm veren usûl-bend dâ’irezânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206b ·
metinde göster ·
… ygân nümâyândır. Tâ bu mertebe kûh-ı bâlâdır kim âdem bir kaya daldasına pinhân
olmasa
rûzgâr âdemi doğancı pefteresi gibi hevâya atar, gâyet şedîd rîh-ı akîmi olur. …
Ve yine Keşiş Dağı'nda Süleymân Hân Bınarı'ndan yine yokuş yukarı karsız ve ağaçsız çemenzâr yerlerdir, ammâ şükûfeleri yokdur, çıplak dağlardır. Kâmil beş sâ‘atde kulle-i cihân Keşîş Dağı'nın tâ zirve-i a‘lâsıdır kim eflâke ser çekmişdir. Aşağıda bulutlar şehr üzre geçdiği görünür, tâ bu mertebe âlîdir. Aşağı Bursa'dan iki günde bu kulleye çıkılır, ammâ müşkildir. Gâyet cebel-i âlî olduğundan kar ve dıraht ve sâ’ir eşcâr durmak ihtimâli yokdur. Çıplak kayalı zirve-i a‘lâdır kim kıble cânibinde Kütâhiyye dağı görünür. Cânib-i şarkda Söğüt dağları görünür, canib-i garbda deryâ aşrı Rûmeli tarafında Gelibolu dağları görünür. Bulutsuz küşâde hevâ oldukda şems-i âteş-tâbın ziyası İslâmbol kal‘ası üzre pertev fer urdukda Yedi kulleleri ve Sultan Ahmed Câmi‘inin 231a altı aded minâreleri ve Ayasofya Câmi‘i râygân nümâyândır. Tâ bu mertebe kûh-ı bâlâdır kim âdem bir kaya daldasına pinhân olmasa rûzgâr âdemi doğancı pefteresi gibi hevâya atar, gâyet şedîd rîh-ı akîmi olur. Bu cebelin tâ zirve-i a‘lâsında bir mezâr-ı tavîl vardır. Cânib-i erba‘asına iri taşlar ile hudûd etmişler, andan ma‘lûmdur ki mezârdır. Lenduhâ oğlu Sağdâ'nın mezârıdır derler. Hazret-i Hamza havfinden bu cebelde sâkin olup bunda yatır deyü efvâh-ı nâsda şâyi‘dir. Ve bu kabr kurbunda bir zîr-i zemîn mağara vardır, yokuş aşağı hayli gider, muzlim bir gâr-ı azîmdir. İçinde yetmiş seksen hûrde gârlar dahi vardır. Kefere zamânında İslâmbol'da Ayasofya kubbesi üstünden ruhbânlar uçup bu gârlarda sâkin olurlarmış. Ba‘zı kayalarda lisân-ı Latîn üzre iki bin yıllık târîhli hatt-ı Yunanîler vardır. Ve teferrüce çıkan erbâb-ı ma‘âriflerin hüsn-i hatları vardır. Bir temâşâgâh-ı cebel-i müntehâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b–231a ·
metinde göster ·
… âya kaldırup küşâde etmişdir. Kaçan kim belde-i Erdebîl'de bârân-ı rahmet nâzil
olmasa
a‘yân-ı kibâr u sığâr bu taşı gelüp galtân ederek şehre götürürken azamet-i Hud …
Zikr-i seng-i sebeb-i bârân-ı rahmet Erdebîl cây-ı sebîlin bîrûnunda demirden katı bir seng-i siyâh-ı müdevver vardır. Tahmînen üç kantar gelir bir seng-i musaykal u mücellâdır. Selef köhneleri ve hukemâ-yı kudemâları bu seng-i siyâh üzre bir gûne hatt-ı Iberî hurûfları yazmışlar. Hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmışlar ve bir âdem sûreti tahrîr etmişler kim iki ellerin ebr-i semâya kaldırup küşâde etmişdir. Kaçan kim belde-i Erdebîl'de bârân-ı rahmet nâzil olmasa a‘yân-ı kibâr u sığâr bu taşı gelüp galtân ederek şehre götürürken azamet-i Hudâ şehr-i Erdebîl üzre üç gün üç gice bârân-ı rahmet nâzil olup âb-ı rahmet ile cemî‘î mezâri‘leri ve kurâ ve kasabâtları reyy olup bârândan müstağnî olurlar. Ba‘dehû ol taşı çinçhıyr (?) ederek ol sengi yine cây-ı ma‘hûduna vaz‘ edince bârân yine teskîn olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306a ·
metinde göster ·
Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve D …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… e su taksîminde mîr-i âbı ya‘nî su ağası vardır. 16b Eğer bu şehirde su ağası
olmasa
şeb [u] rûz kan kavgâ eksik olmazdı. Zîrâ bu şehir Peygamber Pınarı dağı dibine …
Ebü'l-feth Gâzî tahrîri üzre Karamân eyâletinde mu‘âf u müsellem Haremeyn-i Muhteremeyn evkâfı şehr-i ma‘mûrdur. Âsitâne-i sa‘âdetde dârüssa‘âde ağası kânûn-ı pâdişâhî üzre nâzır-ı nüzzârıdır. Anların tarafından bir muhteşem ağa-yı zîşân yüz atlı ile hükûmet eder. Cemî‘i mülûk-ı İslâm'da olalı Haremeyn evkâfıdır. Hattâ dest-i küffârda iken Kral Harkil-i bed-fi‘âl bu şehrin suyu mu‘cize-i Resûl ile cereyân etdüğün görüp gerçi îmâna gelmedi ammâ Hazret-i Ömer'e ve gayri emîrü'l-mü’minînlere her sene hedâyâ gönderüp bu şehri, himâye-i Resûlullah'da olmuş idi. Zîrâ bu Harkil Kayser'in Hazret-i Ömer Medîne'de durduğu yerde parmağıyla Kayser'in gözün çıkarup kör Harkil olup niçe kim hayâtda idi, halîfelere hedâyâ gönderirdi. İlâ hâze'l-ân halîfelerin himâyesinde olup Haremeyn hâkimi zabt eder. Karamân paşasının tevâbi‘i aslâ te‘addî edemez ve bir hâkimi dahi şerî‘at tarafından üç yüz pâyesiyle şerîf kazadır ve cümle (---) aded âbâdân nâhiye kurâları vardır. Senevî yedi kîse mezkûr nevâhîlerden hâsıl olur. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi ve şehir subaşısı ve su taksîminde mîr-i âbı ya‘nî su ağası vardır. 16b Eğer bu şehirde su ağası olmasa şeb [u] rûz kan kavgâ eksik olmazdı. Zîrâ bu şehir Peygamber Pınarı dağı dibine vâkı‘ olup şehrin cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve şimâli tarafı cümle Harkil Ovası add olunup bu ferah-fezâ-yı dilküşâda cümle yiğirmi altı bin müseccel ve makyûd bâğ u bâğçe ve mezâri‘âtlar vardır. Cümle gayr-i mü‘cizeler ile re’y olmağa muhtâc olduğunda bir su hâkimi vardır. Cümle bâğ u bâğçelerden su hakkı olup Haremeyn'e surre gider ve bu şehr-i İrem cümle (---) aded (---) örtülü fevkânî ve tahtânî sarây-ı âlîler ve hânedân-ı ma‘mûrlar ve büyût-ı zîbâlar ile ârâste ve her hânede birer mâ’-i câriye ve havz u şâdırvânlar ile pîrâste olmuş şehr-i âbâdân [u] müzeyyendir. Cümle (---) aded câmi‘dir. Cümleden Koca Mehemmed Paşa câmi‘i Süleymân Hân vezîri câmi‘i olmağıla Mi‘mâr Sinân binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 16a–16b ·
metinde göster ·
Sûre-i (---)(---)Arapça âyet-i şerîfi tefsîrinde lafz-ı mekâlîd kilid ma‘nâsına nâzil olmuşdur ya‘nî edîm-i arzı mekâlîdler ile kilidledim ya‘nî dağlar ile kilidleyüp rûy-ı arzı dağlar ile kilidledim ma‘nâsıyla cemî‘i müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve sûretü'n-Nebe'de Arapça âyeti dahi o ma‘nâyı ilhâm eder. Ya‘nî "Habîbim, Muhammed'im! Biz dağları yeryüzüne kilid ve evtâd halk eyledik" buyururlar zîrâ rûy-ı zemînde ulu dağlar olmasa vech-i arza lerzân vâki‘ olurdı. Seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve cihân-geşt-i leyl [u] nehâr olan Papamunta mü’ellifi ve Atlas ve Minör ve Coğrâf kitâbları mü’elliflerinin kavl-i sahîhleri üzre rûy-ı arzda cümle yüz kırk sekiz aded ulu dağlardır kim bâlâda tahrîr olunmuşdur. Bu Göksun yaylası dağı dahi mezkûr yüz kırk sekiz cebel-i müntehânın birisidir. Eyle bir kûh-ı bülenddir kim medhinde kerrûbiyânlar felekde âciz-mândelerdir. Eyle bir kûh-ı azîmdir kim on kerre yüz bin âdem ve yüz kerre yüz bin hayvânât yaylasa vüs‘at üzre seyerân u devrân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 63a ·
metinde göster ·
… r kilîdidir. Bir âyet-i şerîfede dahi âyet Arapça buyurmuşdur. Zîrâ bu dağlar
olmasa
rûy-ı zemîn lerzân olurdu. Ammâ mezkûr yüz kırk sekiz dağlardan kebîr bu dünyâ …
Ammâ bu yüz kırk sekiz kûh-ı bâlâlardan âlî, evc-i âsumâna ser çekmiş ser-bülend ü ser-firâz kûhlar yokdur demişler. Bu kûhları Cenâb-ı İzzet edîm-i arz nizâm-ı intizâm bulsun içün makâlîd halk etmişdir. Makâlîd kilîd ma‘nâsıdır. Âyet: Arapça âyetinden murâd, yeryüzünün dağlar kilîdidir. Bir âyet-i şerîfede dahi âyet Arapça buyurmuşdur. Zîrâ bu dağlar olmasa rûy-ı zemîn lerzân olurdu. Ammâ mezkûr yüz kırk sekiz dağlardan kebîr bu dünyâ cezîresin bahr-i Muhît ile ve bahr-i Ummân ile ve bahr-i Okyanus ile mâverâ’-i bahrlerden ihâta edüp dünyâyı ber-karâr eden kûh-ı Kâf'dır kim anın hakkında âyet: Arapça buyurmuşdur. Cebel-i Kâf'ın mâverâsın Cenâb-ı Bârî bilir kim el-ilmü indallah anı âkıl olan su’âl etmemek gerek. Hey’et kitâblarında dahi tahrîr olunmamışdır. Anın tecessüsi akîdeye halel verir, zîrâ "Tefekkerû fî âlâillâh ve lâ tefekkerû fî zâtillâh" buyurulmuşdur. Ammâ bu dünyâ cezîresinin cânib-i şarkı ve şimâli mâbeyninde diyâr-ı Moskov tarafından kûh-ı Sedd-i Ye’cûc ve Me’cûc-i kadîme İskender-i Zülkarneyn emr-i Rabbi'l-İzzet ile varup anda cemî‘i ma‘âdinden bir sedd binâ edüp ol boğazı sedd etdi kim ol boğazdan taşra kavm-i Ye’cûc güzer etmeye sûre-i Kehf'de
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a ·
metinde göster ·
Ve cümle (---) aded kiremitli ve şındıra tahta örtülü ma‘mûr u müzeyyen ve metîn kal‘a-misâl hâneleri vardır. Ankâ re’îs bâzergânları çok olmak ile Kazak-ı Ak havfinden kavî binâ büyûtları vardır. Ekseriyyâ a‘yânı Laz-ı zebân-dırâz tâ’ifesidir kim cümle anadan doğma kuloğludur. Hatta Laz ta’ifesi beyninde latîfe gûne böyle derler, bir âdemin Ka‘be'ye gitmeğe iktidârı olmasa "Bre câhil Mankaliyye'ye gitsene, garîblerin ka‘besidir" derler. Tâ bu mertebe Lazlar bu şehre i‘tibâr ederler. Ve Rûm u Yahûd tâ‘ifesi dahi çokdur. Ammâ şeb [u] rûz mahkeme-i şer‘de Laz ile Yahûd da‘vâsından geçilmezdir. Zîrâ Lazlar Yahûd kavmin aslâ sevmezler. Tarabefzûn şehrinde Lazlar Yahûdî görseler emân u zemân vermeyüp katl ederler. Zîrâ Selîm-i Evvel'den berü ellerinde müte‘addid hatt-ı şerîfler vardır. Anınçün Tarabefzûn'da aslâ ve kat‘â Yahûdî yokdur. Ammâ bu Mankılya'da bir Laz Yahûdî'ye bir sille ursa şer‘ ile hakkından gelirler. Anınçün mahkemede Laz ve Çufud da‘vâsı çok olur. İkisi de şerîr tâ’ifesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124b ·
metinde göster ·
… nde bu kûh-ı bülendler içre altı bin aded aşâ’ir ü kabâ’il-i Ekrâd sedd-i sedîd
olmasa
kavm-i Acem diyâr-ı Rûm'a istîlâ etmeleri emr-i sehl idi.
Müverrih Mıkdısî kavli üzre ba‘de't-tûfân-ı Nûh, imar olan şehr-i Cûdî'dir, andan kal‘a-i Sincâr'dır, andan bu kal‘a-i Mefârikîn'dir ammâ şehr-i Cûdî sâhibi Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim altı yüz sene mu‘ammer olup Kürdistân diyârların geşt [ü] güzâr ederek bu Mefârikîn'e gelüp âb u hevâsından hazz edüp bu zemînde sâkin olup evlâd [u] ensâbı gâyet 219a çok olup lisân-ı İbrî'den indiyyât bir gayrı lisân-ı Turrehât peydâ etdi kim ne İbrî'dir, ne Arabî ve ne Pârisî ve ne lisân-ı Derî'dir ve lisân-ı Pehlevî'dir, ana hâlâ lisân-ı Kürdim derler. Bu diyâr-ı Mefârikîn'de peydâ olup hâlâ diyâr-ı Kürdistân'da isti‘mâl olunan lisân-ı Kürd Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim'den kalmışdır, ammâ vilâyet-i Kürdistân dağistân u sengistân bilâd-ı bî-pâyân olmağile on iki gûne lisân-ı Ekrâd vardır kim birbirlerine elfâzları ve lehce-i mahsûsaları muğâyirdir kim niçesi birbirlerinin kelimâtların tercümân ile anlarlar. Memâlik-i azîmdir, bir ucu cânib-i şimâlde diyâr-ı Erzurûm'dan diyâr-ı Van'dan diyâr-ı Hakkarî ve Cizre ve İmâdiyye ve Musul ve Şehrezûl ve Harîr ve Ardalân ve Bağdâd ve Derne ve Derteng ve ta Basra'ya varınca yetmiş konak yer Kürdistân u sengistân add olunur kim Irâk-ı Arab ile Âl-i Osmân mâbeyninde bu kûh-ı bülendler içre altı bin aded aşâ’ir ü kabâ’il-i Ekrâd sedd-i sedîd olmasa kavm-i Acem diyâr-ı Rûm'a istîlâ etmeleri emr-i sehl idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a–219a ·
metinde göster ·
… pâbucu ikişer vukiyye gelir. Hatta ceng mahallinde bu Celü kavminin kalkanları
olmasa
hemân ayağından pâbucun çıkarup bir eline giyüp bir elinde ya hançer veya kılıç …
Ve cümle esbabları alaca şal ve şapikdir kim etekleri dilim dilimdir ve yine şalvarları alaca şaldır ve ayaklarında poçikli pâbuçları pansadı ve hezârî ve sıdısı kebkebli pâbuçları var kim her pâbucu ikişer vukiyye gelir. Hatta ceng mahallinde bu Celü kavminin kalkanları olmasa hemân ayağından pâbucun çıkarup bir eline giyüp bir elinde ya hançer veya kılıç ile yumulup geldiklerinden sonra her biri on âdemden dönmek ihtimâli yokdur. Hatta Van kulu mâbeyninde darb-ı meseldir. Bir âdem gâyet gazaba gelüp bir hasma hücûm eylese "Hakkarî Celüvi gibi pâbucun eline giymiş gibi gelür." deyü darb-ı mesel olmuşdur. Ta bu mertebe Hakkarî'nin piyâde on iki bin tüfeng-endâzı vardır. Hîn-i ma‘rekede kırk elli bin Celü ulûfe-hârân-ı kavm-i bahâdırânlardır ammâ mezhebleri ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254b ·
metinde göster ·
… emin vücûduna dıkup âdemi öldürmezse de gide gide sâhib-i firâş eder. Ammâ zırh
olmasa
kurşum girüp çıkar, ya ala, ya vere eder. Anınçün bunlar zırhların çıkardılar. …
Hakîr ta‘accüb edüp eyitdim "Be cânım böyle ceng mahallinde gâzîler cengâver olmağiçün zırh giyerler. Bunlar bu mahalde çıkarırlar." Bir fetâdan "Aslı ne ola?" deyü su‘âl etdim. "Belî, bunlar şimdi ceng-i azîme girerler kim sâfî kurşum cengidir. Zîrâ kurşum cenginde zırh fenâdır. Bir kurşum dokunsa zırhın halkaların âdemin vücûduna dıkup âdemi öldürmezse de gide gide sâhib-i firâş eder. Ammâ zırh olmasa kurşum girüp çıkar, ya ala, ya vere eder. Anınçün bunlar zırhların çıkardılar. Gör kim Mahmûdîler ne ceng ederler!" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a ·
metinde göster ·
… lîldir kim bir âdem ne kadar mağmûm u pür-gussa vü müte’ellim olup nutka mecâli
olmasa
bir kerre ziyâret edince cemî‘i gıll u gışdan ve gam u gussa ve evhâm-ı mühlikd …
Muhassal-ı merâm âdem müşk ü amber-i hâm-ı hoş-bûdan sermest ü hayrân ve gûyâ bî-ser ü sâmân olur. Ve müstecâbü'd-da‘ve misilli olduğuna delîldir kim bir âdem ne kadar mağmûm u pür-gussa vü müte’ellim olup nutka mecâli olmasa bir kerre ziyâret edince cemî‘i gıll u gışdan ve gam u gussa ve evhâm-ı mühlikden ve vesvâs-ı düllîden ârî olup bir gûne inşirâh-ı sadr-ı zevk-i derûn hâsıl olup âdeme bir gûne cevelân u tab‘ u zekâvet hâsıl olur. Ve her kim emrâz-ı muhtelifeye mübtelâ olsa bu İmâm Hüseyin âsitânesine yedi gün müdâvemet edüp yüz sürse bi-emrillahi Ta‘âlâ rahm-i mâderden henüz müştakk olmuş gibi vücûdunda bir illet kalmayup zinde olur. Tâ bu mertebe dâru'ş-şifâ-yı kûy-ı yâr-ı Hüseyni'ş-şehîdi'r-rızâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351a ·
metinde göster ·
Husûsan bu hâk-i Bağdâd ve Kûfe ve Ummân'da şiddet-i hârdan kurşum eriyüp mahv olur. Ol kadar ıssı hevâsı vardır. Ammâ bi-emri Hudâ benî Âdeme ve gayrı hayvâna mü’essir değildir. İllâ hikmet-i Hudâ bu diyârda arslanı ısıtma dutar, o da taraf-ı Hak'dan bir rahmetdir. Eyle olmasa diyâr-ı Bağdâd'da esed derdinden bir âdem çöle çıkamazdı. Ammâ hikmet-i Hayy-ı Kadîr Hazret-i Alî kasabasında asla hummâ ve tâ‘ûn ve zâtü'l-cenb misilli emrâz-ı muhtelife yokdur. İllâ maraz-ı zahîr çokdur. Ve hevâsı gâyet latîf olduğundan cümle ahâlîsi ten-dürüstlerdir. Ve bu âsitâneye bir marîz gelse bi-emr-i Hudâ cemî‘i illetinden pâk olur ve bu âsitânenin bâb-ı mu‘allâsı cânib-i (---) meftûh bir bâb-ı sa‘âdetdir kim cemî‘i selef pâdişâhları atebe-i âlîsi ve süflîsi ve bâb-ı şerîfinin cenâhları ve halka vü mismâr ve miftâh ü kıfilleri cümle (---)(---) mebnî bir bâb-ı musanna‘dır kim cihân meddâhlarının zebânları midhatinde kâsır ve küttâbların kalemleri kâsirdir. Ve bu derveze-i cinândan içeri cümle ahâlî-i züvvâr duhûl etdikde âdem gûyâ hayât-ı câvidân bulup mesrûr [u] handân olur. Bu kubbe-i bülendin tâ vasatında sandûka içre ol Dâmâd-ı Hazret-i Resûl-i Ekrem ve güzîde-i imâm-ı muhterem ol Düldül-süvâr Alî mehbit-i nûr-ı Hudâ'ya müstağrak olup gazanfer fer esed-i heybet-misâl yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 356a ·
metinde göster ·
… da dahi merdûd olup gitdikde Hazret-i Alî buyurmuşlardır kim "Eğer İblîs mel‘ûn
olmasa
iyi musâhib olurdu. Zîrâ devr-i dünyâdan berü mu‘ammer olup çok umûr u ser-encâ …
Hülâsa-i kelâm her elsine-i muhtelifede niçe İblîs esmâları vardır ammâ biz muhtasar kıldık. Hatta ıstılâh-ı sûfiyyûnda ismine Nedîm derler. Hatta bâlâda tahrîr olunduğu üzre Hazret-i Risâlet ile {İblîs} yedi sâ‘at kelimât edüp anda dahi merdûd olup gitdikde Hazret-i Alî buyurmuşlardır kim "Eğer İblîs mel‘ûn olmasa iyi musâhib olurdu. Zîrâ devr-i dünyâdan berü mu‘ammer olup çok umûr u ser-encâmlar görmüşdür, ammâ la‘îndir." buyurmuşlardır. Ammâ cemî‘i elsinede ismi yâd olunsa la‘n edüp isminden nefret ederler. Ammâ sâhib-i sülûk olan kimesneler dillerin zabt eylemek içün İblîs'e ve Yezîd'e la‘net demeğe revâ görmemişler. Netîce-i kelâm bu edîm-i arzda ve yedi kat ka‘r-ı zemînde ve yedi kat gökde ismi vardır. Hatta lisânları olmayan kavm-i bî-zebânlarda ya‘nî dilsizler lisânı üzre şeytânın işâreti sağ elinin salavât parmağın sağ gözü yanına koyup parmağın eğri etse şeytân demek işâretidir. Ammâ be-kavl-i Cerîr-i Taberî ve be-kavl-i Keşşâf hazretleri ve Sultânu'ş-şüyûh Hazret-i Ekber Arabî ya‘nî eş-Şeyh Muhyiddînü'l-Arabî bunlar müttefekun aleyhdirler kim evvelâ İblîs bâlâda tahrîr olunduğu üzre cân kavminden bir âbid ü zâhid gulâm-ı necîb idi. Cenâb-ı Kibriyâ bu Hâris-i İblîs'e melâyikeleri imdâd verüp âsî olan cân kavimlerin kırup rûy-ı arzda İblîs yedi bin yıl pâdişâh olup zühd [ü] takvâsıyla bile Cenâb-ı Allah'a takarrub edüp kâhîce âsumâne urûc edüp yedi kat gökde ve sekiz kat uçmakda cemî‘i melâyike-i kerrûbânlara karışup emr-i Hak ile cümle meleklere mu‘allim olup yedi kat göğün her katında yedişer bin yıl ibâdet edüp âhir-ı kâr Hazret-i Âdem'e secde etmeyüp Allah'a âsî olduğu ecilden merdûd olup yine vatan-ı aslîsi olan 395b edîm-i arza Hazret-i Âdem ve Havvâ ve yılan ve tâvûs ile dördü rûy-ı zemîne dergâhdan hubût etdiklerinde cenâb-ı Allah Racîm'e ibtidâ nefsi havâle kıldı. Zîrâ Âdem ile Havvâ cennetde hırâmânî reftâr [u] güftâr ederlerken İblîs anların cimâ‘ına hased edüp Âdem'i ta‘kîb ederdi. Rûy-ı arzda ana dahi Allah şehveti havâle edüp serserî vü sergerdân ve zâr u giryân gezerdi ve dâ’imâ cânından bezerdi. Âhir sihr-i efsûn ile hâkden kendüye bir dişi peydâ edüp anınla cimâ‘ ederdi. Eşinün ismin Sanâ‘ koyup her anda niçe bin kerre serçe kuşu gibi cimâ‘ ederdi ve cimâ‘ı dahi hemân kuş gibidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395a–395b ·
metinde göster ·
Ba‘zı ehâdîs-i Nebeviyye'de vardır kim eğer melâyike-i Kerrûbiyân
olmasa
benî Âdem ecinne ve şeyâtîn derdinden tuz gibi erirlerdi buyurmuşlar. Anınçün H …
Ba‘zı ehâdîs-i Nebeviyye'de vardır kim eğer melâyike-i Kerrûbiyân olmasa benî Âdem ecinne ve şeyâtîn derdinden tuz gibi erirlerdi buyurmuşlar. Anınçün Hazret-i Allah Habîbi'nin ümmeti içün sûre-i Mu‘avvizeteyn'i ve Fâtiha-i seb‘u'l-mesânîyi ve te‘avvüzü hırz içün göndermişdir kim kulları evkât-ı hamsede tilâvet edüp ecinne vü ebâlîs şerrinden emîn olalar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395b ·
metinde göster ·
ve ben anın çerâğ-ı efrûhtesi olmasam Hudâ hakkiyçün ben seni göndermezdim. Amm …
"Evliyâm, pederimiz Melek Ahmed Paşa pederimiz olmasa ve ben anın çerâğ-ı efrûhtesi olmasam Hudâ hakkiyçün ben seni göndermezdim. Ammâ Evliyâm sen benimsin ve ben seninim, elem çekme. Dağ dağa kavuşmaz âdem âdeme kavuşur." deyüp üçüncü gün hakîre üç kise guruş ve üç at ve bir küheylân kısrak-ı mu‘teber at ve bir mahbûbe-i cihân bikr-i nâ-şüküfte-i zamâne ve üç aded pençe-i âfitâb-ı âlem-tâb misilli Gürcî gulâmları ve hakîre bir kat yol esvâbları ve bir kılıç ve tirkeş ve bir yorga bârgîr raht u baht u licâmı ve gümüş zeyni ile ihsân edüp on bir aded huddâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer kat esvâblar ihsân edüp Bağdâd'dan ma‘zûl Yeniçeri Ağası (---)(---) Ağa'ya hakîri teslîm edüp gâyet tenbîh ü te’kîd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 408b ·
metinde göster ·
… ne mümkün. Hatm-i kelâmı ol oldu kim, "Evliyâm, vallâhi ve billâhi kış kıyâmet
olmasa
bir gece Kusgunkırân üstünden Van'da Melek Ahmed Paşa babamın pây-ı semendine y …
Netîce-i kelâm, kâmil iki sâ‘at müşâvere etdiğimiz tahrîr olunmak ne mümkün. Hatm-i kelâmı ol oldu kim, "Evliyâm, vallâhi ve billâhi kış kıyâmet olmasa bir gece Kusgunkırân üstünden Van'da Melek Ahmed Paşa babamın pây-ı semendine yüz sürüp hidmetinde kâseşûy olmak yanımda emr-i sehel idi".
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13a ·
metinde göster ·
… ın} biri bu Özü kal‘asıdır ve biri Azak kal‘asıdır, zîrâ bu iki kal‘a-i azîmler
olmasa
Azak ve Özü Kazakları İslâmbol'a bile istîlâ ederlerdi.
Hulâsa-i kelâm Karadeniz etrâfında amâr olan bin altmış aded kılâ‘ ve şehir ve kasabâtları muhâfaza eden {kılâ‘ların} biri bu Özü kal‘asıdır ve biri Azak kal‘asıdır, zîrâ bu iki kal‘a-i azîmler olmasa Azak ve Özü Kazakları İslâmbol'a bile istîlâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55b ·
metinde göster ·
dahi emr-i sehel ile yâhûd her birin zehirleme gibi olsa yâhûd cümlesine bir zi …
"Böyle olmasa dahi emr-i sehel ile yâhûd her birin zehirleme gibi olsa yâhûd cümlesine bir ziyâfet edüp ol ân 74b üşüp cümlesin kırsak dahi âsân idi" dedi, ammâ "el-Ma‘nâ fî batni 'ş-şâ‘ir" deyüp derûnunda cilveger olan top atılup herkes konaklarında katl olunması murâdı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74a–74b ·
metinde göster ·
… irse sultânıma ortadan verilen esîrleri dahi kırmak iktizâ eder. Ve eğer kırmak
olmasa
biz anları esîr etdikden sonra Porolok dağında cümle kırardık. Ve Allâhümme âfi …
"Serhaddimizin âdeti budur ve kanımız bahâsıdır kim pây-berâber hissedâr oluruz. Eğer devletli vezîr kırmak lâzım gelirse sultânıma ortadan verilen esîrleri dahi kırmak iktizâ eder. Ve eğer kırmak olmasa biz anları esîr etdikden sonra Porolok dağında cümle kırardık. Ve Allâhümme âfinâ biz de anlara esîr olsak anlar dahi bizi kırarlar" deyü bunun emsâli niçe gûne güft ü gûlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136a ·
metinde göster ·
… rat'a imdâd etmediğinden derûnunda bir ukde-i kîn-i kibirden var idi kim "Seydî
olmasa
Alî Paşa Vârat kal‘asın alamazdı" deyü efvâh-ı nâsda alâ mele’i'n-nâs söylenird …
Âhirü'l-emr Serdâr Alî Paşa'ya bir hatt-ı şerîf vârid oldu kim, "Ya Seydî'nin başı, ya senin başın" deyü Hacı İshâk Hâkiyle bu hatt gelüp Serdâr Alî Paşa dahi nâçâr kalup korkar kim "Bir vezîre dahi hatt gelüp serdârın başı gide" Nâçâr pes u perdeden Seydî'nin katline azîmet eyledi, zîrâ mukaddemâ Seydî'nin Vârat'a imdâd etmediğinden derûnunda bir ukde-i kîn-i kibirden var idi kim "Seydî olmasa Alî Paşa Vârat kal‘asın alamazdı" deyü efvâh-ı nâsda alâ mele’i'n-nâs söylenirdi. Bu ecilden hemân nâm benim olsun deyü Seydî'nin katline bel bağlayup ihtimâm-ı tâm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184a ·
metinde göster ·
… lurlar, zîrâ bu Zemon Belgrad'a nîm sâ‘at yerdir, görünür. Mâbeynde nehr-i Sava
olmasa
bir ânlık yerdir. Andan cümle asâkir-i İslâm ile kalkup 5 sâ‘atde,
Memdûhâtından nâzük ter ü tâze kaymağı ve yoğurdu meşhûrdur. Hattâ üç vukiyye gelir bir Kabliçsa yoğurdu Belgrad'a bir peneze verirler. Belgrad'ı kaymağ ve yoğurd ile ganîmet eden bu Zemon'dur. Belgrad'ın ba‘zı ehl-i hırefleri bunda sâkin olurlar, zîrâ bu Zemon Belgrad'a nîm sâ‘at yerdir, görünür. Mâbeynde nehr-i Sava olmasa bir ânlık yerdir. Andan cümle asâkir-i İslâm ile kalkup 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59a ·
metinde göster ·
ger bir işde tedbîri / Müfîd olmaz hezâr e[r]bâb-ı aklın re’y [ü] tedbîri / İnâ …
Hakîm-i Mutlak'ın olmasa ger bir işde tedbîriMüfîd olmaz hezâr e[r]bâb-ı aklın re’y [ü] tedbîriİnâyet eylese bir bendesine Hazret-i Mevlâ 73aSevâb olur hatâsı hep kemâl-i mahz-ı taksîriSa‘âdet isterisen ehl-i teslîm [ü] tevekkül olKabûl et cân ile Dervîş bu pend-i Hazret-i Pîri
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72b–73a ·
metinde göster ·
… küşâde olmayup bir kocaya varamasa yâhûd bir avretin ehliyle hüsn-i zindegânesi
olmasa
ve[yâ]hûd bir avretin üzerinde nuhûset ve kesâfet olsa bu bârûdhâne çarhı sular …
"Bir duhter-i pâkîze ahter-i nâ-şüküftenin bahtı küşâde olmayup bir kocaya varamasa yâhûd bir avretin ehliyle hüsn-i zindegânesi olmasa ve[yâ]hûd bir avretin üzerinde nuhûset ve kesâfet olsa bu bârûdhâne çarhı sularına girüp kırklansa ol kızın bahtı açılup bir kocaya varır ve menhûselerin nuhûsetleri def‘ olur" deyü ol mülâhazayla tâ’ife-i zenâne bu suya her zamân girirler, ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 88b ·
metinde göster ·
… -nümâ-yı azîm: Bu diyârda aslâ tâ‘ûn olmaz. Hemân bir âdem sehel hasta olsa hod
olmasa
kara konco[lo]z geceleri olunca oburlar bir kabakda veyâhûd bir pişkövde istedi …
Diğer temâşâ-yı ibret-nümâ-yı azîm: Bu diyârda aslâ tâ‘ûn olmaz. Hemân bir âdem sehel hasta olsa hod olmasa kara konco[lo]z geceleri olunca oburlar bir kabakda veyâhûd bir pişkövde istediği hastanın yâhûd sağ âdemin kanın içüp öldürüp obur oburluğundan halâs olur, ammâ gözlerinde obur alâmeti elbette kalur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
… ı âlem lafz-ı "kün" ile yüz kırk aded kûh-ı azîmler halk etmişdir kim bu dağlar
olmasa
vech-i arza lerzân vâki‘ olurdu demişler.
Ammâ be-kavl-i hukemâ-yı kudemâ ve be-kavl-i müfessirîn ü muhaddisîn-i ulemâ bu rûy-ı arzda Hallâk-ı âlem lafz-ı "kün" ile yüz kırk aded kûh-ı azîmler halk etmişdir kim bu dağlar olmasa vech-i arza lerzân vâki‘ olurdu demişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158b ·
metinde göster ·
… hânının biri dahi bu Enderey hânıdır kim on bin askere mâlikdir. Pâdişâh bunda
olmasa
hân hükm eder. Yigirmi nâhiye yer taht-ı hükmündedir.
Ve bu şehr-i Enderey'in hânı Ulubeğ nâmıyla bir tüvânâ hândır. Dağıstân pâdişâhının yedi nefer hânının biri dahi bu Enderey hânıdır kim on bin askere mâlikdir. Pâdişâh bunda olmasa hân hükm eder. Yigirmi nâhiye yer taht-ı hükmündedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 164a ·
metinde göster ·
… kseriyyâ kavm-i Mujikdir, bahâdır değillerdir. Eğer aralarında Heşdek Tatarları
olmasa
bu şehri Kalmık Tatarları çokdan almışdı. Anıniçün her sene bu vilâyete Maskov …
Der-ihsân-ı âb [u] hevâ-yı câvidân: Suyu nehr-i Edil'dir ve gâyet serî‘u'l-hazmdır, ammâ hevâsı katı şedîd olduğundan halkının ekseri eğri belli büğrülerdir. Ve mahbûb u mahbûbelerinin reng-i rûyları humret üzre olup halkı gâyet müsin olurlar. Ammâ kefere askerîsi tâ’ifeleri ekseriyyâ kavm-i Mujikdir, bahâdır değillerdir. Eğer aralarında Heşdek Tatarları olmasa bu şehri Kalmık Tatarları çokdan almışdı. Anıniçün her sene bu vilâyete Maskov kralı onar bin kadar yeniden Mujik kavmi asker imdâd gönderir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 169b ·
metinde göster ·
… Tatar "Kavm-i benî asfer bu kavm-i Kılmah'dır" [derler]. Bu kavm-i Kalmah dahi
olmasa
kavm-i Mesköv kâfiri dahi cümle dünyâyı kabza-i tasarrufa alırdı. Anlar dahi bî …
Ve cümle ehl-i müfessirîn ve ulemâ-yı Tatar "Kavm-i benî asfer bu kavm-i Kılmah'dır" [derler]. Bu kavm-i Kalmah dahi olmasa kavm-i Mesköv kâfiri dahi cümle dünyâyı kabza-i tasarrufa alırdı. Anlar dahi bî-hadd ü bî-pâyân millet-i Mesîhiyye nasârâlarıdır kim taht-ı hükûmetinde on sekiz pâdişâh ban ve kral sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180a ·
metinde göster ·
… -i Selânik'in dâ’iren-mâdâr cirmi on bir bin beş yüz adımdır. Eğer deryâ kenârı
olmasa
taşradan adımlansa bin adım dahi ziyâde gelirdi. Ve deryâ kenârı kal‘ası cümle …
El-hâsıl bu kal‘a-i Selânik'in iki cânibi karadır ve bir tarafı deryâdır. Bu hisâb üzre kal‘a-i Selânik'in dâ’iren-mâdâr cirmi on bir bin beş yüz adımdır. Eğer deryâ kenârı olmasa taşradan adımlansa bin adım dahi ziyâde gelirdi. Ve deryâ kenârı kal‘ası cümle yalın kat dîvârdır, ammâ gâyet metânet üzre mebnî kat-ender-kat musanna‘ ve metîn ebrâcları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 224a ·
metinde göster ·
… lî-i Banaz bu âb-ı nâbdan nûş edüp uyuzdan halâs olurlar. Ve eğer bu âb-ı zülâl
olmasa
cümle Banaz halkı uyuzdan helâk olurlardı. Böyle bir sakîl yerdir. Bi'z-zarûrî …
Menzil-i kasaba-i Banaz: Kütâhiyye hâkinde yüz elli akçe kazâ-yı sipâhdır, zîrâ cümle ahâlîsi kavm-i sipâhdır. Senevî üç yüz yâ beş yüz guruş hâsıl olur. Nâhiyesi kırk pâre kurâlardır. Ve bir bâğlı ve bâğçeli öz içinde yüz hâneli ve bir câmi‘li ve hammâmsız ve çârsûsuz bir kasabacıkdır. Ve mâ-tekaddem Uşşâk kazâsından ifrâz bir kazâdır. Ve halkı ekseriyyâ gerdir ya‘nî uyuzdur. Darb-ı mesel (---) olur kim olmuş kim bir âdem çok kaşınsa Banaz uyuz mu oldun, derler. Zîrâ âb [u] hevâsı gâyet Y 19a sakîldir. (---)(---) dağı bu kasabanın şimâl cânibine vâki‘ olmuş Q 10bP 10b bir azîm karlı kûh-ı bâlâ yaylakdır. Bu kasabaya iki sâ‘at karîbdir. Andan cereyân eden enhârın birisi bu Banaz kasabası içinden güzer edüp ahâlî-i Banaz bu âb-ı nâbdan nûş edüp uyuzdan halâs olurlar. Ve eğer bu âb-ı zülâl olmasa cümle Banaz halkı uyuzdan helâk olurlardı. Böyle bir sakîl yerdir. Bi'z-zarûrî bir gece anda mihmân olup ertesi cânib-i kıbleye 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y18b–Y19a ·
metinde göster ·