… olar anlarnı nė kim çın-oḳ öŋdin keçti eger yansalar çın-oḳ keçti evvelḳılarnıŋ
sünneti
38 ayġıl anlarḳa kim tandılar eger yıġılsalar küfrdin yarlıḳatur olar anlarnı nė kim çın-oḳ öŋdin keçti eger yansalar çın-oḳ keçti evvelḳılarnıŋ sünneti
ol kim rastlıḳın keçti ḳulları içinde ziyan ḳıldı anda kafirler
85 asıġ ḳılmaz olarḳa olarnıŋ imanları ḳaçan kim körseler biziŋ ḳınımıznı taŋrınıŋ sünneti ol kim rastlıḳın keçti ḳulları içinde ziyan ḳıldı anda kafirler
fecri edâ edüp hakîre bir dehşet ve vücûduma bir lerzân vâkı‘ oldu. Ammâ Hazret …
Hemân Hazret mihrâba geçüp iki rek‘at sünnet-i fecri edâ edüp hakîre bir dehşet ve vücûduma bir lerzân vâkı‘ oldu. Ammâ Hazret'in cemî‘i eşkâline nazar eyledim. Hilye-i Hâkânî'de tahrîr olunduğu üzre idi. Ve yüzünde bürka‘ı al şâl idi. Ve destâr-ı şerîfi on iki kolanlı beyâz şâş idi. Ve hırka-i şerîfleri saruya mâyil deve yününden idi. Ve gerdeninde asfarü'l-levn sof şâlı var idi. Ve pâ-yı sa‘âdetlerinde sarı çizmeleri var idi. Ve ser-i sa‘âdetleri destârı üzre bir misvâk sokulmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 7a ·
metinde göster ·
… rdan sonra üç nevbet gülbâng-i Muhammedî çeküp kal‘ayı muhâsara etdükleri sâ‘at
sünnet-i
Resûl üzre Tekur Kostantîn'e nâme ile Mahmûd Paşa'yı gönderdiler. Nâme kırâ’at …
Andan cümle ulemâ ve sulehâ bir yere cem‘ olup ordu-yı İslâm içinde nâdîler nidâ edüp cümle cüyûş-ı muvahhidîn tecdîd-i vuzû’ edüp ikişer rek‘at salât-ı hâcet kılup du‘â-i hayırdan sonra üç nevbet gülbâng-i Muhammedî çeküp kal‘ayı muhâsara etdükleri sâ‘at sünnet-i Resûl üzre Tekur Kostantîn'e nâme ile Mahmûd Paşa'yı gönderdiler. Nâme kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûmları olunca kal‘alarının metânetine ve askerlerinin vefretine mağrûr olup ne harâc ve ne İslâm ve ne kal‘ayı teslîm etmeği kabûl etmeyüp elçiyi redd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
… râ hayvânlara azâb-ı elîm olduğundan ekmeğinde gınâ yokdur. El değirmeni çekmek
sünnet-i
Resûl'dür. İle'l-ân Mekke ve Medîne'de el değirmeniyle kifâflanır niçe bin ibâd …
Cümlenin pîri vardır illâ at değirmeninin pîri yokdur, zîrâ hayvânlara azâb-ı elîm olduğundan ekmeğinde gınâ yokdur. El değirmeni çekmek sünnet-i Resûl'dür. İle'l-ân Mekke ve Medîne'de el değirmeniyle kifâflanır niçe bin ibâdullâh vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161a ·
metinde göster ·
Resûl'dür, deyü niçe bin huccâc Cebel-i Ebî Kubeys üzre koyun kellesi yeyüp bi- …
Ve Hazret-i Resûl kâhîce sudâ‘a mübtelâ olup Cebel-i Ebî Kubeys üzre çıkup bu Şeyh Seyfeddîn-i Herâtî'den koyun başı getirdüp Cebel-i Ebî Kubeys'de kelle-i ganem tenâvül ederlerdi. Hâlâ anıniçün sünnet-i Resûl'dür, deyü niçe bin huccâc Cebel-i Ebî Kubeys üzre koyun kellesi yeyüp bi-emrillâh sudâ‘ marazı bir dahi görmezler. Hâlâ Cebel-i Ebî Kubeys üzre kelle kemikleri ile pür olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169a ·
metinde göster ·
… üzre süvâr olup Mısır tarzı silâhkârlık ederek ubûr ederler. Gerçi oyundur ammâ
sünnet-i
Resûlullâh'dır. Hakkında:
Fasl-ı atıcıyân-ı kemânkeşân [u] kemândârân: Neferât 3000, pîrleri Hazret-i Sa‘d bin Ebî Vakkâs'dır kim Aşere-i Mübeşşere'dendir, Cenneti Hazret-i Resûl on kişiye tebşîr etdüği Ashâb-ı güzîndendir ve râvî-yi hadîsdir. Kabr-i şerîfi Şâm ile Kudüs-i Şerîf mâbeyninde Ken‘ân elinde Cübb-i Yûsuf ile Cisr-i Hazret-i Ya‘kûb mâbeyninde bir mürtefi‘ bayır üzre bir âsitâne-i azîm içre kubbe-i âlîde âsûdedir. Niçe kerre yüz bin gûnâ-gûn oklar vardır, her gelen tîrkeş ve sadak ve cab ve gedelecin tekbîrleyüp ol âsitâneden bir ok tîrkeşine koyup kendi sadağından üç ok âsitâneye kor. Tekyesinde fukarâları ve câmi‘i vardır, mihmânhâne-i fukarâdır. Ammâ bu hakîr Medîne-i Münevvere kurbünde ve Mısır İskenderiyyesi kal‘asının Bâb-ı ahdarının iç yüzünde Pîr-i Tîr-endazân Sa‘d ibn Ebî Vakkâs deyü târîhiyle bir ziyâret etdim, garîb temâşâdır. Kande medfûn olduğunun sıhhati haberin alamadım. Allâhu a‘lem. Netîce bu tîrkeşân kavmi cümle sığır boyunduruğu gibi yayları ve kemân küreleri ve müntehâları ve aylanları ve şeddân misilli yayları ve demir yayları ve çille zencîr yayları çekerek ellerinde Kerkeri kemânları Mısır lu‘bedebâzlıklarıyla fır-â-fır çevirerek ubûr edüp cümlesi Rüstemâne âlât-ı silâhlar ile müstağrak olup kimi piyâde ikişer ikişer, kimi atlar üzre süvâr olup Mısır tarzı silâhkârlık ederek ubûr ederler. Gerçi oyundur ammâ sünnet-i Resûlullâh'dır. Hakkında:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 189b ·
metinde göster ·
… Hazret-i Risâlet-penâh Mekke gazâsında bulunup feth etdiler. Sa‘âdetlü pâdişâh
sünnet-i
Resûlullah'a iktidâ buyurmuşlar. Gazâların Allah mübârek eylesün. (---)Ketebehu …
Hâzâ sûret-i nâme-i fetvâ-yı şerîf : "Sâbıkan bir vilâyet dârü'l-İslâm'dan olup mürûr-ı eyyâm ile küffâr istilâ edüp cevâmi‘ ve mesâcid ve medâris ve minâre ve mahâfili kefere ve dalâlet-âyîn ile mâl-â-mâl olsa ve niçe ef‘âl-i habîse ile reh-zenlik edüp me‘âbir-i huccâc [u] tüccârı nehb u gâret etseler ve dîn-i Muhammedîye şe’n u rahne verseler ve etrâf-ı âleme evzâ‘-ı kabîhaları isâ‘at eyleseler pâdişâh-ı dîn-penâh hazretleri hamiyyet-i İslâm muktezâsınca diyâr-ı mezkûru küffâr-ı hâk-sâr elinden alup dâr-ı İslâma ilhâk eylemeğe kâdir olur mu? Beyân buyurula. el-Cevâb: Allahu a‘lem pâdişâh-ı İslâm kefere ile ol zamân sulh eylemek meşrû‘ olur kim kâffe-i müslimîne menfa‘at ola. Olmayıcak aslâ sulh meşrû‘ değildir. Menfa‘at müşâhade olunup mü’ebbed veyâhûd muvakkat oldukdan sonra menfa‘atlü zamânda sulh bozulması enfa‘ görülse elbette bozmak vâcibdir ve elzem-i levâzımîndendir. Hattâ Hazret-i Risâlet-penâh ehl-i Mekke ile sulh edüp altıncı senede Hazret-i Alî sulhu bozmağı enfa‘ görüp sulha mugâyir ba‘zı işler işleyüp Hicret-i Nebevî'nin sekizinci senesinde Mekke-i Mükerreme üzre varup bizzât Hazret-i Risâlet-penâh Mekke gazâsında bulunup feth etdiler. Sa‘âdetlü pâdişâh sünnet-i Resûlullah'a iktidâ buyurmuşlar. Gazâların Allah mübârek eylesün. (---)Ketebehu'l-fakîrü'l-hakîr (---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 269a ·
metinde göster ·
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… evîler ve gerdenleri olan yer mahallinde Keşmîrî ve Lâhûrî şâllar ve taylesân-ı
sünnet-i
Muhammedî mehâbet ve salâbetli kabr-i şerîflerdir kim harem-i şerîfden gören âd …
Evsâf-ı âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ binâ-yı Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân : Niçe mülûk [u] selâtînler bu âsitâneyi ta‘mîr ü termîm etmişdir, ammâ sene 941 târîhinde Süleymân Hân Bağdâd fethine giderken iki yüz kîse masraf koyup Bağdâd-ı behişt-âbâdı feth edüp gelince evvelâ Sultânu'l-ulemâ ve ferzendi Hazret-i Monla Hünkâr'ın sandûkalarını zer-ender-zere müstağrak etdirüp sîm şebekeler ve cânib-i erba‘asında hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ve sîm-âvân şem‘dân ve buhûrdân ve gülâbdânlar ve çerâğdânlar ile ârâste ve niçe bin zî-kıymet kanâdîl ü musanna‘ maslûbâtlar ile pîrâste olup Hazret-i Sultânu'l-ulemâ'nın sandûkası cümleden âlî ve Monla Hünkâr'ın sandûkası andan alçak (---) alçakdır ve ser-i sa‘âdetlerinde Mevlevî külâhları üzre beyâz destâr-ı Mevlevîler ve gerdenleri olan yer mahallinde Keşmîrî ve Lâhûrî şâllar ve taylesân-ı sünnet-i Muhammedî mehâbet ve salâbetli kabr-i şerîflerdir kim harem-i şerîfden gören âdeme vehm târî olup bir dehşet hâsıl olur. Bu kabr-i şerîfler semâ‘hânenin cânib-i kıblesi kûşesinde cânib-i erba‘aları şebeke ile mebnîdir. Üzerlerinde başka kubbeleri yokdur. Ve semâ‘hâne meydânı bir mücellâ sahrâ-yı musaykaldır. Başka mutrıbhâneleri ve ibâdethâne mihrâbı amûd-ı mevzûnlar ile mebnî bir âsitânedir ve bir beyâz mermer-i hâm ile döşenmiş bir vâsi‘ harem-i azîm var. Cümle (---) aded kapusu vardır ve bu harem-i muhteremin cânib-i erba‘asında müte‘addid dervîş-i dil-rîşân hücreleri vardır. Revzenleri etrâfında olan hıyâbâna nâzırdır. Haftada (---) âyîn-i Mevlânâ olup üç yüzden mütecâviz kimi molla ve kimi beğ ve paşa ve her biri birer bâğın gülü ârif-i billah terk-i dünyâ edüp âsitâne-i Mevlânâ'da çark edüp semâ‘ [u] safâ ederler. Her biri birer akl-ı Aristo musannif ü mü’ellif pâ-bürehne ve ser-bürehne fakr-ı fahr ile tefâhür eder cânlar vardır. Şeb [u] rûz aşk-ı İlâhî ile sermest [ü] serbâz dervîşânlar vardır. Ve kilâr ve furûn ve bir matbah-ı dârü'l-it‘âmı dahi cümle bu zikr olunan âsâr-ı hayrâtlar Süleymân Hân'ındır. Ve bu tekye-i ışret-gede kurbunda iki minâreli bir câmi‘ ve bir medrese ve imâret-i dârü'z-ziyâfe cümle Süleymân Hân'ındır. Bu hayrât [u] hasenâtın cümlesi kârgîr binâ-yı kıbâb-ı âlîler ile mebnî ve serâpâ nîl-gûn rasâs-ı hâs ile mestûr olmuş binâ-yı azîmlerdir. Netîce-i merâm Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir âsitâne-i azîm yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 15a ·
metinde göster ·
… i ilm edüp İmâm bunlardan şerâ‘it-i vuzû‘ ve guslü ve tertîb-i rükû‘ [u] sücûdu
sünnet-i
Resûlullâh üzre bunlardan ahz eylemişdir ve Hazret asrında bu Süheyb 78b eyle …
Menâkıb-ı Süheyb: Bir gün bu Abdülvahhâb, Hazret'e eydür, "Yâ Resûl! Bu gice vâkı‘amda mübârek dest-i şerîfinizle yedi kerre {benim agzıma} beyâz daru doldurdunuz" der. Hazret-i Habîb buyurdular kim "Yâ Süheyb! Müjde sana kim cihân-ârâ ulemâ-yı mütebahhirînden müfessir ve muhaddis ve musannif olup Ebü'l-Me'âl olursun" buyurdular. Andan sonra bu Süheyb-i Rûmî lâ-nazîr ulemâ olup tâ Hazret-i İmâm-ı A‘zam ve Hümâm-ı Akdem'e gelince mu‘ammer olup İmâm-ı Hümâm ile mübâhase-i ilm edüp İmâm bunlardan şerâ‘it-i vuzû‘ ve guslü ve tertîb-i rükû‘ [u] sücûdu sünnet-i Resûlullâh üzre bunlardan ahz eylemişdir ve Hazret asrında bu Süheyb 78b eyle şâ‘ir u mâhir ü meddâh-ı Resûl ve meddâh-ı gazavât-ı Hazret-i Hamza oldu kim gûyâ Ebü'l-Me’âl-i Kayserî oldu. Zamânında anınla mübâhase-i ilm ve imtihân-ı fenn-i şi‘ir etmeğe İmrü'l-Kays ve Hassân ve Razvî-i Belhî kâdir değiller idi. {Ve Hazret-i Resûl huzûrunda ve cümle ashâb-ı güzîn beyninde kıssa-hânlık edüp cümle meddâhların silsilesi ana çıkar}. Ashâb-ı güzîn ta‘accüb edüp vâkı‘asında Hazret-i Resûl Süheyb'in ağzına darı doldurduğu rü’yâsı te’sîridir derlerdi. Hazret-i Resûl intikâlinden sonra Çâryâr-ı Güzîn'in hilâfetlerinde hizmet edüp Hazret-i Alî'den sonra hilâfet Mu‘âviye'ye değüp anlar hasîs u le’îm u ekûl olduğundan anlar ile ülfet etmeyüp âlem-i seyâhata çıkdı. Hattâ Yezîd ibn Mu‘âviye asrında deşt-i Kerbelâ'da İmâm Hüseyin tarafından bulunup ol hâdise-i pür-melâlde dibelik dâğ-ı derûn hâsıl edüp Basra'ya firâr edüp anda dahi karâr edemeyüp diyâr-ı Acem'de çok seyâhat edüp âhir vatan-ı aslîsi olan şehr-i Sivas-ı Rûm'a gelüp anda hâlâ kabri olan kaya üzre bir gâr-ı kadîm içre halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl iken kayser-i Rûm kızı buna âşık olup ol dahi ana meyl [ü] muhabbet edüp mürted oldu derler. Hâşâ sümme hâşâ! Ol kızı ve kızın babasını ve üç bin aded âdemlerin cümle İslâm ile müşerref edüp ba‘dehû yüz on sene dahi mu‘ammer olup niçe müctehidîn bunlardan ve Baba Rüten-i Hindî'den mesâ’il-i şer‘iyyeler ahz etmişlerdir. Zîrâ Baba-yı Rüten dahi ashâb-ı güzînden olup cümle müddet-i ömrü sekiz yüz sene olmuşdur, zîrâ arkasın Hazret-i Resûl sığamışdır. Ammâ bu Süheyb Baba Rüten kadar mu‘ammer olmadı. Ammâ bahr-i ma‘ârif [ü] ummân-ı hakîkî olup âhir murğ-ı dili bâz-ı ecelden halâs olmayup dâm-ı gûra düşüp hâric-i Sivas'da mezkûr kaya üzre bir ulu âsitâne-i kübrâda medfûndur. Bunların hakkında Hazret-i Habîb-i Hudâ buyururlar kim hadîs-i şerîfdir kim Firdevsü'l-Ahbâr'da mestûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78a–78b ·
metinde göster ·
… fer olup fetâ olanlara silâhşorluk ve küştegîrlik elzem-i levâzımındandır. Zîrâ
sünnet-i
Resûldür kim Hazret-i Mefhâr-i Mevcûdât Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘înler ile gül …
El-hâsıl bu zikr olunan hîle-i küştegîrânın biriyle amel edüp hasmının bir mahallin gâfil bulup andan atup intikâm olur. Zîrâ pehlivânlar mâbeyninde zorbâzû erlikdir. Ammâ bâb-ı hîle erlikden erlikdir. Zîrâ atalar lisânında "Erlik on, tokuzu hîle" demişler. Niçeler bunâ zâhib olmuşlar, "Belâ on, tokuzu da hîledir" demişler. Hakkâ ki ehl-i sefer olup fetâ olanlara silâhşorluk ve küştegîrlik elzem-i levâzımındandır. Zîrâ sünnet-i Resûldür kim Hazret-i Mefhâr-i Mevcûdât Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘înler ile güleşüp ikisini de taşlamadan yenüp çehre-i murdârları kanarada kan yalamış kelb-i akûr ağzına dönmüşler idi. Mehâbet ü salâbetli bir san‘atdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b ·
metinde göster ·
… azlar ve yapsalar bi-emrillah başların dutduramazlar ve asla ok atamazlar. Zîrâ
sünnet-i
Resûlullah'dır. Hatta Hazret-i Alî'den menkûldür kim "Yâ Resûlullah biz cennetd …
Ammâ ki Engürü'de medfûn Hazret-i Hacı Bayrâm-ı Velî'nin kendi kârı te’lîfi olmağile fukarâlarının kifâf-ı nefsleri kârıdır. Kâfire müyesser değildir. Biri dahi ok yaydır kim bunu dahi kâfiristânda taklîd edüp yapamazlar ve yapsalar bi-emrillah başların dutduramazlar ve asla ok atamazlar. Zîrâ sünnet-i Resûlullah'dır. Hatta Hazret-i Alî'den menkûldür kim "Yâ Resûlullah biz cennetde nişleriz?" deyü su‘âl ederler. Resûl-i kibriyâ buyururlar kim "Ayş u nûş ederiz. Hûri ve gılmânlar ile güleş ederiz ve yay ile ok atarız." buyurmuşlar. İmdi ok yay böyle mübârek silâh-ı Resûl olduğundan kâfire müyesser olmamışdır. Ve bu Bitlîs sahtiyânının rengârengi gibi kâfire müyesser olup taklîd idememişlerdir. Zîrâ Âl-i Abbâsiyân'dan Sultân Evhadullah'ın kârıdır kim Bitlîs şehrine mahsûsdur. Gayri İslâm diyârlarında dahi böyle elvân sahtiyân-ı gûnâ-gûn olmak ihtimâli yokdur. Memdûh kârından biri dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b ·
metinde göster ·
Ve cümle bu Rujikî tâ’ifesinin elleri ve ayakları ve sakalları
sünnet-i
Resûl üzre kınalı ve gözleri sürmeli âdemlerdir ve cümle üstâd tüfeng-endâz u ş …
Ve cümle bu Rujikî tâ’ifesinin elleri ve ayakları ve sakalları sünnet-i Resûl üzre kınalı ve gözleri sürmeli âdemlerdir ve cümle üstâd tüfeng-endâz u şecî‘ ve yarar u bahâdırân-ı kavm-i Ekrâdândırlar kim bu gürûh cümle Hân huddâmlarıdır. Bir fırkası dahi a‘yândan ehl-i hizmetdir. Hân eyâletinde olan ze‘âmet sâhibleridir ve hâs u harâc tahsîl ederler. Ve bir fırkasının çoğu kavm-i tüccârdır kim ekseriyyâ diyâr-ı Acem'e ve Gürcîstân'a metâ‘ götürüp kâlây getirirler. Ve bir zümresi şehr içre ehl-i hırefdir kim cemî‘i ehl-i hırfet bu şehr içinde mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234a ·
metinde göster ·
Resûl üzre müdâvemet eyle ve ırz [u] nâmûsunla olup tevâbi‘ [u] levâhıkını zabt …
Paşa eydür: "{Evliyâm! Varacağın} diyâr-ı Acem'dir. Ferzend-i rindi çokdur, dînleri yokdur. Zemmâm u nemmâm ve fassâl u feddâh şu‘arâları çokdur. Seni imtihân ederler. Basîret üzre olup şer‘-i Resûl-i mübîni elden komayup anları ilzâm ide gör ve dâ’imâ salâh-ı hâli ve zühd [ü] takvâyı ve ehl-i sünnet [ve'l-]cemâ‘ati elden komayup evkât-ı hamseye sünnet-i Resûl üzre müdâvemet eyle ve ırz [u] nâmûsunla olup tevâbi‘ [u] levâhıkını zabt [u] rabt etmeğe mukayyed ol. Ve bizim bayraklardan yetmiş seksen aded tüfeng-endâz sekban ve sarıcalardan pür-silâh yiğitler götür." deyü bu gûne niçe yüz va‘z u nasîhatler etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 285a ·
metinde göster ·
… İmâm Hüseyin'in ve cümle evlâdlarını ve ammîzâdelerini ve gayrı Ashâb-ı güzîni
sünnet-i
Resûl üzre Deşt-i Kerbelâ'da defn etdiler. Ve niçe bin âşıkân gen yakadan İmâm …
Cümle şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'nın re’s-i şerîflerin Şâm'a Yezîd'e götürmede ammâ beri tarafda muhibb-i 350a Hânedân olanlar İmâm Hüseyin'in ve cümle evlâdlarını ve ammîzâdelerini ve gayrı Ashâb-ı güzîni sünnet-i Resûl üzre Deşt-i Kerbelâ'da defn etdiler. Ve niçe bin âşıkân gen yakadan İmâm Hüseyin'in ve gayrı şühedâların kabr-i münevverlerin gözedirlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349b–350a ·
metinde göster ·
… zden berü sıbyân ile mahlût olup lu‘b u lehve meyyâl değil idim" derlerdi, ammâ
sünnet-i
Resûl olan tîr ve kemândârlık ve cidâ ve şemşîrbâzlık ve gürz ve mızrakbâzlık l …
Ve "Âlem-i sabâvetimizden berü sıbyân ile mahlût olup lu‘b u lehve meyyâl değil idim" derlerdi, ammâ sünnet-i Resûl olan tîr ve kemândârlık ve cidâ ve şemşîrbâzlık ve gürz ve mızrakbâzlık lu‘bedebâzlıklarında gâyet mâhir idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu Sadrıa‘zam ve Düstûr-ı mükerrem Ahmed Paşa
sünnet-i
Resûlullâh üzre derûn-ı hisârda mahsûr olan Fargaçi Kapudan'a bir nâme yazdı ki …
Ba‘dehu Sadrıa‘zam ve Düstûr-ı mükerrem Ahmed Paşa sünnet-i Resûlullâh üzre derûn-ı hisârda mahsûr olan Fargaçi Kapudan'a bir nâme yazdı kim istimâ‘ edenin zehresi çâk, yerleri hâk, ve dîdeleri nemnâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 108b ·
metinde göster ·
… tehassın olup pür-âteş. Ammâ fakîr Tatar'ın ne âteşi ve ne siperleri var, hemân
sünnet-i
Resûlullâh üzre bir okları ve bir yayları ve birer kamçısı var.
Hakîkatü'l-hâl küffârın ol hücûmuna kûh-ı Demâvend bile mukâbil olsa ber-karâr durmak muhâl {idi}, zîrâ küffâr tabur içre mütehassın olup pür-âteş. Ammâ fakîr Tatar'ın ne âteşi ve ne siperleri var, hemân sünnet-i Resûlullâh üzre bir okları ve bir yayları ve birer kamçısı var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114a ·
metinde göster ·
… ni mezhebin sünnetidir sikinizin uçlarını kesün’ deyü tenbîh etsen deli olan bu
sünneti
kabûl etmez. Ve Allâh'ın emr etdiği teklîflerden müşted bir teklîf-i mâlâ-yutâk …
"Bu da ne güzel pâk mezheb ve sünnet ferâ’izler ve ne güzel pâk edebdir, ammâ zekerin bir âdem kesmek bu fenâ mezhebdir. Bu bizim memleketlerimizde bir âdem bir âdemden bir katre kan akıtsa biz ol âdemi katl ederiz. Zîrâ vilâyetimiz şiddet-i şitâ kânı olmak ile teşeniş maraz[ı] vardır. Elde kolda ve başda olan bizlerdeki yaradan âdem helâk olur. Husûsan cerâhat âdemin eyle cümle tamarları cem‘ olduğu zekeri kesesin, elbette teşeniş olmak mukarrerdir. Ne ân ki bir âdem yetmiş seksen ve yüz yaşına gire, ‘Yeni mezhebin sünnetidir sikinizin uçlarını kesün’ deyü tenbîh etsen deli olan bu sünneti kabûl etmez. Ve Allâh'ın emr etdiği teklîflerden müşted bir teklîf-i mâlâ-yutâkdır kim zekerin kesmiş âdemler helâk olması mukarrerdir, hele dahi ma‘sûmlarımızı kesüp sünnet ederek halkı kılındıralım. Ve evvel bahârda emir Allâh'ın ibtidâ ben sünnet olayım, yohsa bu vakt-i şitâda bu 131b bizim vilâyetimize bu sünnet teklîfi el vermez" dedikde Mu‘âz ibn Cebel eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131a–131b ·
metinde göster ·
… rdır. Emn-i tarîk olmamak ile hacca gidemem’ deyü özürler etdi ve zekerin kesüp
sünneti
dahi kabûl etmeyüp ‘Bu sinn-i sâlimde bu şiddet-i şitâ vilâyetde zekerim kesers …
"Yâ Emîre'l-mü’minîn cümle alâ mâ farazallâhı kabûl edüp ‘Allâh bir peygamber hak’ dedi, ammâ hacca gelmeği kabûl etmeyüp ‘Yolumda bu kadar âsî pâdişâhlıklar vardır. Emn-i tarîk olmamak ile hacca gidemem’ deyü özürler etdi ve zekerin kesüp sünneti dahi kabûl etmeyüp ‘Bu sinn-i sâlimde bu şiddet-i şitâ vilâyetde zekerim kesersem teşeniş olurum’ deyü özür edüp kaldı. Biz dahi ‘Bunların biri nâkıs olsa dürüst müselmân olmazsın’ deyüp gazaba gelüp gitdim."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 132a ·
metinde göster ·
… ayup avret yerindeki tobra bezi yırtup avret yerine nazar etdiler. Gördüler kim
sünnet-i
Resûlullâh üzre sünnetli. Bildiler kim şühedâ-yı ümmet-i Muhammed'dir.
Birkaç cür’et sânibi fetâlar ol leşin elinden alev-ber-alev âteşe bakmayup avret yerindeki tobra bezi yırtup avret yerine nazar etdiler. Gördüler kim sünnet-i Resûlullâh üzre sünnetli. Bildiler kim şühedâ-yı ümmet-i Muhammed'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
Ammâ ok ve yaylar ancak elli dâne çıkdılar, zîrâ cemî‘i kâfiristânda bu
sünnet-i
Resûlullâh olan ok yay yokdur. İllâ Kalmık küffârında ve İsfaç Tatarında vardır …
Ammâ ok ve yaylar ancak elli dâne çıkdılar, zîrâ cemî‘i kâfiristânda bu sünnet-i Resûlullâh olan ok yay yokdur. İllâ Kalmık küffârında ve İsfaç Tatarında vardır. Ammâ bizim asâkir-i İslâmın taşradan kal‘a içre atdıkları üç yılda mı yohsa yigirmi yedi yıldan berü Deli Hüseyin Paşa zamânından beri mi cümle okları iki dîvâr mâbeynine dağlar gibi yığmışlar. Ol kadar nâzük ve hadeng-i peykân-ı sehm-i kazâlar yığılmış kim hisâbın Hudâ-yı Zü'l-celâl bilür. Hamd-i Hudâ yine bu oklar bizim asâkir-i İslâma müyesser oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305b ·
metinde göster ·
… ndan meyve yerler, ba‘dehu yine tuz yerler, ba‘dehu ta‘âm tenâvül ederler, zîrâ
sünnet-i
Resûl'dür. Tuz İbrâhîm Halîl'in mu‘cizesi ve ta‘âmın muslihidir. Bâ-husûs kavun …
Hakkâ ki bu diyâr halkının sâhib-i sülûk olanları sofralarına nemekdân getirüp ibtidâ tuz yerler, andan meyve yerler, ba‘dehu yine tuz yerler, ba‘dehu ta‘âm tenâvül ederler, zîrâ sünnet-i Resûl'dür. Tuz İbrâhîm Halîl'in mu‘cizesi ve ta‘âmın muslihidir. Bâ-husûs kavun ve incîr yerken elbetde tuz yemek gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y90b ·
metinde göster ·
… âllar ve köse destârlar ile imâmeler sarınup taylesân-ı Muhammedîlerin sarkıdup
sünnet-i
Resûlullâh üzre çeşm-i nergislerin mükehhal edüp bir sınıfı âbid ve bir sınıfı …
Ve cümle a‘yânı elvân helâlî mevvâc soflar ve gûnâ-gûn boğası ve hıtâyî ve hümâşâhî ve zâğî ve mollâyî ve mirzâyî ve Ahmed-âbâdî ve Mahmûd-âbâdî misilli makbûl bezler ile pâk libâslar geyerler. Ve serlerine gûnâ-gûn şâm alacası arakıyye ve kavuklar üzre keşmîrî şâllar ve köse destârlar ile imâmeler sarınup taylesân-ı Muhammedîlerin sarkıdup sünnet-i Resûlullâh üzre çeşm-i nergislerin mükehhal edüp bir sınıfı âbid ve bir sınıfı zâhid ve sınıfı tüccâr ve sınıfı ehl-i dükkân ve tüccârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y294b ·
metinde göster ·
… p yâhûd piyâdece cengde hareket eder gibi dilâverâne cevelân etmek bu arsagâhda
sünnet-i
Resûlullâh'dır kim gazâ savâbıdır. Andan cenûb cânibine gerü gidüp iki yüz adım …
Bu mahalde at binüp kılıç kuşanan fârisü'l-hayl ve piyâde olan fetâ-yi şecî‘ sâhibü'l-hayl bism-i İlâh ile eline kılıçın alup niyyetü'l-gazâ deyüp Allâh Allâh diyerek at bırağup yâhûd piyâdece cengde hareket eder gibi dilâverâne cevelân etmek bu arsagâhda sünnet-i Resûlullâh'dır kim gazâ savâbıdır. Andan cenûb cânibine gerü gidüp iki yüz adımda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y303a ·
metinde göster ·
… e on iki kubbe kârgîr binâ minâresiz mesciddir. Cümle huccâc anda ikişer rek‘at
sünnet-i
ihrâm kılup hukûk-ı vâlideyn içün du‘â etmek gerekdir. Y 305a Bu mescidin ne …
Ve bu Bi’r-i Alî'de üç nev‘ üzre niyyet edüp ihrâma girdikden sonra bu Bi’r-i Alî'de bir mescid-i Hazret-i Alî vardır. Bir hurmâ hadîkası içre on iki kubbe kârgîr binâ minâresiz mesciddir. Cümle huccâc anda ikişer rek‘at sünnet-i ihrâm kılup hukûk-ı vâlideyn içün du‘â etmek gerekdir. Y 305a Bu mescidin ne mahfili ve ne minberi ve ne döşemesi vardır. Cümle kum döşeli bir mescid-i münevverdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y304b–Y305a ·
metinde göster ·
… zuhura müterakkıb olurlar. Hemân ki ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunup dörd rek‘at
sünnet-i
zuhuru edâ edüp ale'l-akîb dörd rek‘at farz-ı zuhuru ve iki rek‘at âhar sünneti …
Cemî‘i huccâc arefe günü bu câmi‘-i kebîre cem‘ olup salât-ı zuhura müterakkıb olurlar. Hemân ki ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunup dörd rek‘at sünnet-i zuhuru edâ edüp ale'l-akîb dörd rek‘at farz-ı zuhuru ve iki rek‘at âhar sünneti kılup ba‘de'd-du‘â ale'l-akîb bir kâmet dahi olup salât-ı asr edâ oldukda cemî‘i huccâc bir ağızdan arefe tekbîrleri getirilüp sadâ-yı tekbîr evce peyveste olup câmi‘-i İbrâhîm nûr olur. Ba‘dehu Âyetü'l-kürsî tilâvet olunup du‘â mahallinde pâ-bürehne ve ser-bürehne ümmet-i Muhammed'den bir girîv ü feryâd zâhir olur kim cümle huccâc mebhût olur. Ve dahi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden eyle du‘â ederler kim inşâ’allâh cümlenin du‘âsı kabûl [ü] makbûldür. Ve bu du‘â hırmeninde hâzır bulunan huccâcın dahi du‘âsı müstecâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y320b ·
metinde göster ·
… ünnet-i zuhuru edâ edüp ale'l-akîb dörd rek‘at farz-ı zuhuru ve iki rek‘at âhar
sünneti
kılup ba‘de'd-du‘â ale'l-akîb bir kâmet dahi olup salât-ı asr edâ oldukda cemî‘ …
Cemî‘i huccâc arefe günü bu câmi‘-i kebîre cem‘ olup salât-ı zuhura müterakkıb olurlar. Hemân ki ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunup dörd rek‘at sünnet-i zuhuru edâ edüp ale'l-akîb dörd rek‘at farz-ı zuhuru ve iki rek‘at âhar sünneti kılup ba‘de'd-du‘â ale'l-akîb bir kâmet dahi olup salât-ı asr edâ oldukda cemî‘i huccâc bir ağızdan arefe tekbîrleri getirilüp sadâ-yı tekbîr evce peyveste olup câmi‘-i İbrâhîm nûr olur. Ba‘dehu Âyetü'l-kürsî tilâvet olunup du‘â mahallinde pâ-bürehne ve ser-bürehne ümmet-i Muhammed'den bir girîv ü feryâd zâhir olur kim cümle huccâc mebhût olur. Ve dahi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden eyle du‘â ederler kim inşâ’allâh cümlenin du‘âsı kabûl [ü] makbûldür. Ve bu du‘â hırmeninde hâzır bulunan huccâcın dahi du‘âsı müstecâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y320b ·
metinde göster ·
… -i erba‘a içün dörd mihrâbı vardır. [[(---) (---) (---)]] ayak taş nerdübân ile
sünnet-i
Resûlullâh üzre bir alçacık minberi vardır. Ammâ iki cânibinde kurşum [[(---) ( …
Sene 1025 târîhinde Sultân Ahmed tevsî‘ ü tecdîd edüp bir kal‘a-misâl câmi‘ etmişdir. [[(---) (---) (---)]] Kırk tâk-ı kârgîr üzre elli dörd kubbe-i âlîdir. Ve mezâhib-i erba‘a içün dörd mihrâbı vardır. [[(---) (---) (---)]] ayak taş nerdübân ile sünnet-i Resûlullâh üzre bir alçacık minberi vardır. Ammâ iki cânibinde kurşum [[(---) (---) (---)]] kademe bir minberdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y325b ·
metinde göster ·
… abbeten hidmetde bulunmakdır. Savâbdan hâlî değildir. Ammâ Hacerü'l-esved öpmek
sünnet-i
Resûlullâh'dır. Hattâ rivâyetdir, Hazret-i Ömer buyurmuşlar kim,
Ve Mültezim dîvârı bâb-ı Mekke ile Hacerü'l-esved mâbeyninde olan dîvârdır. Yüzlerin ve göğüslerin süreler. Ve Hacerü'l-Esved'i mümkin ise her bâr öpeler. Ve Ka‘be kisvesine yapışup kırk iki pirinç halkalar vardır, kisve-i şerîfin dâmenlerin bu halkaya bağlarlar, ol halkalara yapışup çevireler. Gerçi Ka‘be eşiğin öpmek ve kisve-i şerîfe yapışmak ve halkalara yapışmak ve Mültezim dîvârın öpmek farz u vâcib ve müstehab ü sünnet değildir, ammâ Beytullâh'a mahabbeten hidmetde bulunmakdır. Savâbdan hâlî değildir. Ammâ Hacerü'l-esved öpmek sünnet-i Resûlullâh'dır. Hattâ rivâyetdir, Hazret-i Ömer buyurmuşlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330b ·
metinde göster ·
… ime ve paşmak geyerler. Ve gerdenlerinde birer Keşmirî şâl ridâ mukarrerdir. Ve
sünnet-i
Resûl'e ittibâ‘en gözleri mükahhaldir. Ve dest [ü] pâları Q 146b ve sakalları …
Ve ehl-i Mekke aslâ çakşır geymezler. Cümle serâvîl ve beddâvî gömlek geyerler. Ve pâylerine çerkezî ve cimcime ve paşmak geyerler. Ve gerdenlerinde birer Keşmirî şâl ridâ mukarrerdir. Ve sünnet-i Resûl'e ittibâ‘en gözleri mükahhaldir. Ve dest [ü] pâları Q 146b ve sakalları hınnâlıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y358b ·
metinde göster ·