ḳılur tilleri yalġannı kim anlarḳa ol eḍgülük her-ayine bütünlükin kim anlarḳa …
62 ayurlar teŋrike anı kim taplamaslar özleriŋe sıfat ḳılur tilleri yalġannı kim anlarḳa ol eḍgülük her-ayine bütünlükin kim anlarḳa ol ot kim anlar teŋlep yġılmışlar ol
ḳılur tilleriŋiz yalġannı; bu helal ol bu haram tėp. yaratsa sizler taŋrı üze y …
116 aymaŋlar anı kim sıfat ḳılur tilleriŋiz yalġannı; bu helal ol bu haram tėp. yaratsa sizler taŋrı üze yalġannı bütünlükin anlar kim yalġan yaraturlar taŋrı üze yalġannı ḳurtulmaslar
… ve ce‘alallâhu el-firdevse mesvâhüm hazretleri İslâmbol'u feth edince Arapça
sıfat-ı
kâşifesinin hurûfu târîh-i fethine mutâbık olan dârü's-saltanati 30b 'l-aliyy …
Hamd-i bî-hadd [ü] bî-pâyân ol Hâlık-ı kevn [ü] mekâna olsun kim her emrin tedbîrinde birer hükm-i ezelîsi vardır kim selâtîn-i İslâm-ı Âl-i Osmâniyân es-sultân ibn ü's-sultân es-sultân Ebü'l-feth Gâzî Mehemmed Hân tâbe serâhüm ve ce‘alallâhu el-firdevse mesvâhüm hazretleri İslâmbol'u feth edince Arapça sıfat-ı kâşifesinin hurûfu târîh-i fethine mutâbık olan dârü's-saltanati 30b 'l-aliyye Kostantıniyetü'l-mahmiyye hamâhallâhu an ru‘bu'l-beliyye Sultân-ı mûmâ-ileyh hazretleri Akşemseddîn hazretlerinin mukaddemâ fethini ve vakt [u] sâ‘ati ve derîcesiyle fethin ta‘yîn etdüği günlerde bi-emrillâh feth oldu kim hicret-i nebeviyyenin sene 857 târîhi mâh-ı Cemâzilâhiresinin yigirminci günü kim yevm-i erba‘ada feth olunduğu mâh-ı Temmûz'un on ikinci günü idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 30a–30b ·
metinde göster ·
zi’b-i âb-ı zülâl : Dut yaprağı tırtılı gibi kırk ayaklı ve zahrında kırk siyâh …
Sıfat-ı zi’b-i âb-ı zülâl : Dut yaprağı tırtılı gibi kırk ayaklı ve zahrında kırk siyâh hûrde-haş nuhâs-misâl benli ve iki la’l-gûn mînâ gözlü bir hayvândır, ammâ bi-emrillahi Te‘âlâ yine cümle vücûdu buzdur ve ağzı vardır ammâ dehânı yokdur. Hemân ağzı sülük ağzı gibi ma‘lûmdur. Ve arkası yine sülük gibi mevc mevc ve zîh zîhdir. Bi-emri Hudâ içi pâlûde cüllâbı ile memlûdur. Cüssesi Lanka bostânının tohumluk hıyarı kadar olur, dahi büyük ve dahi küçük olup kar-ı atîk içinde tavattun edüp tenâsül eder bir gûne mahlûkdur,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b ·
metinde göster ·
… deve dişi nâhiye buğdayı meşhûrdur. Ve Bâyburd kilimleri ve keçe ve seccâdeleri
sıfat-ı
şehri halıçelerinden latîf ve hayâl-i münakkaş ma‘rifetli ve hafîf seccâde kili …
Ve me’kûlât ü meşrûbâtının ve sanâyi‘ât-ı makbûlâtının memdûhâtından latîf ter ü tâze tereyağı ve ketesi ve katmer beyâz yağlı çöreği ve tavuk böreği ve beyâz deve dişi nâhiye buğdayı meşhûrdur. Ve Bâyburd kilimleri ve keçe ve seccâdeleri sıfat-ı şehri halıçelerinden latîf ve hayâl-i münakkaş ma‘rifetli ve hafîf seccâde kilimleri cümle diyârlara gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327b ·
metinde göster ·
… m-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın
sıfatı
idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müse …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… e hadîde müstağrak mehîb ve mahûf âdemlerdir kim her biri hakkâ ki dîvâne hürüm
sıfat
deliler ve gönüllülerdir ve ayaklarındaki ve çizmelerinde ve Kubadî pâbuçlarınd …
Niçesi gök katlavî demire müstağrak olup potluklu ve dizbendli ve toğulkalı ve zırh-ı zireh-külâh serpenâhlı ve kaz göğüslü demir giymişler, ancak gözleri görünür cümle hadîde müstağrak mehîb ve mahûf âdemlerdir kim her biri hakkâ ki dîvâne hürüm sıfat deliler ve gönüllülerdir ve ayaklarındaki ve çizmelerinde ve Kubadî pâbuçlarında kopçalı çakşırlarında çekirdekli ve çarhlı mahmîzleri olur ki anınla atlarına ökçe edüp mahmûz ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·
ile muttasıf olan seng-i hârânın aşağısından kâmil üç sâ‘atde devr olunur. Sahr …
Bu eşkâlde olup bu sıfat ile muttasıf olan seng-i hârânın aşağısından kâmil üç sâ‘atde devr olunur. Sahrâ-i âlînin içi kat-ender-kat altı yüz aded gâr-ı azîmlerdir kim her biri birer kârbânsarâydan nişân verir. Cümle üç kat mağaralardır kim Âd kavmi bu kayaları şem‘-i asel gibi oyup gâr-ı yetîmânlar inşâ etmişler kim vasfında cihân mühendisleri âcizdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251a ·
metinde göster ·
idi. Ammâ "Vallah u Billah Kırmızı Murtezâ Alî hakkı men Sünnîyem" deyü yemîn e …
Şâh Tahmasb zamânında sultânlık imiş. Ba‘dehû sene 1048 târîhinde Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî Hemedân ve Dergezîn ve Erdebil ve Gazvîn dest-i Acem'de kaldığına şükrâne bu kal‘a-i Dergezîn'in kadr [ü] kıymetin bilüp hânlık eder. Bağdâd'dan Murâd Hân'a emân ile çıkan Halef Hân'ın bürâder-i cân-berâber-i kihterine Şâh Safî Dergezîn hânlığın vermiş. Bir kırçıl tülüngî Kızılbaş sıfat idi. Ammâ "Vallah u Billah Kırmızı Murtezâ Alî hakkı men Sünnîyem" deyü yemîn ederdi. Üç bin askere mâlikdir ve bin aded kal‘a nökeri ve dizçöken akası ve kelenteri ve daroğası ve münşîsi ve yasavul akası ve korucubaşısı ve kadısı ve hâce-i İslâm'ı ve eşrâf-ı şürefâsı vardır. Ve kal‘asında miyâne topçağızları ve kifâyet mikdârı cebehânesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312a ·
metinde göster ·
… îsû-yı şevârib-i Âdem'den birkaç tel alup {ba‘zı müverrihîn Hazret-i Âdem melek
sıfat
olup cennetde sakalı yok idi. Ve cümle âdem cennetde yine gılmân sıfat sakalsız …
Evvelâ müverrihân-ı selef ve ulemâ-yı diyâr-ı Necef ü Müverrih Hıtat-ı Mıkrısî kavilleri üzre Hazret-i Âdem Safiyyullah civâr-ı Rabbü'l-İzzet'den bu edîm-i arza hubût etdikde diyâr-ı Hindistân'da cezîre-i Serendil'e indi. Murg-ı tâvûs (---) indi ve Hazret-i Havvâ ana Cidde'ye indi ve yılan (---)(---) nüzûl etdi. Çünki Hazret-i Âdem cezîre-i Serendil'de kalup Rabbü'l-İzzet'den cüdâ düşüp bî-refîk ü bî-enîs kaldığından feza‘ u nâlişinden semâda kerrûbiyânlar âh [u] enîn-i Âdem'den müte’ezzî olup Cenâb-ı İzzet'e melâyikeler feryâd-ı Âdem'den şikâyet etdiler. Hikmet-i Hudâ kırlangıç kuşu Hazret-i Âdem'e gelüp "Yâ Âdem, sana refîkan Havvâ'yı bulayım, bana sakalın telinden birkaç kıl ver." deyüp gîsû-yı şevârib-i Âdem'den birkaç tel alup {ba‘zı müverrihîn Hazret-i Âdem melek sıfat olup cennetde sakalı yok idi. Ve cümle âdem cennetde yine gılmân sıfat sakalsız olup illâ çenesinde sehelce lihye alâmeti ve bıyık olsa gerekdir. Hazret-i Âdem fırâk-ı Rabbü'l-İzzet ile gamından sakalı diyâr-ı Yemen'de geldi, derler. Niçe müverrihler Havvâ ana derdinden sakalı geldi, derler. Netîce-i merâm kırlangıç murgı ol ân} per açup Cidde'de Havvâ'ya gelüp anın {dahi} gîsû-yı kaküllerinden birkaç tel alup Havvâ'yı Cidde'den Yemen'e, Âdem'i Serendil'den Hürmüz'e Hürmüz'den bu hâk-i Kûfe'ye getirüp Havvâ'yı dahi Yemen'den Lahsa'ya andan Kûfe'ye getirüp andan Âdem ü Havvâ'yı ba‘de'l-hubût birbirlerine gîsûları alâmetleriyle mülâkât etdirüp vâsıtalık eden ibtidâ murg-ı kırlangıçdır. Bu murgun âşinâlığ-ı ezelîsi olmağın hâlâ benî Âdem sâkin olduğu beytlerde âşiyân etmek ezelîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 356b ·
metinde göster ·
… em melek sıfat olup cennetde sakalı yok idi. Ve cümle âdem cennetde yine gılmân
sıfat
sakalsız olup illâ çenesinde sehelce lihye alâmeti ve bıyık olsa gerekdir. Hazr …
Evvelâ müverrihân-ı selef ve ulemâ-yı diyâr-ı Necef ü Müverrih Hıtat-ı Mıkrısî kavilleri üzre Hazret-i Âdem Safiyyullah civâr-ı Rabbü'l-İzzet'den bu edîm-i arza hubût etdikde diyâr-ı Hindistân'da cezîre-i Serendil'e indi. Murg-ı tâvûs (---) indi ve Hazret-i Havvâ ana Cidde'ye indi ve yılan (---)(---) nüzûl etdi. Çünki Hazret-i Âdem cezîre-i Serendil'de kalup Rabbü'l-İzzet'den cüdâ düşüp bî-refîk ü bî-enîs kaldığından feza‘ u nâlişinden semâda kerrûbiyânlar âh [u] enîn-i Âdem'den müte’ezzî olup Cenâb-ı İzzet'e melâyikeler feryâd-ı Âdem'den şikâyet etdiler. Hikmet-i Hudâ kırlangıç kuşu Hazret-i Âdem'e gelüp "Yâ Âdem, sana refîkan Havvâ'yı bulayım, bana sakalın telinden birkaç kıl ver." deyüp gîsû-yı şevârib-i Âdem'den birkaç tel alup {ba‘zı müverrihîn Hazret-i Âdem melek sıfat olup cennetde sakalı yok idi. Ve cümle âdem cennetde yine gılmân sıfat sakalsız olup illâ çenesinde sehelce lihye alâmeti ve bıyık olsa gerekdir. Hazret-i Âdem fırâk-ı Rabbü'l-İzzet ile gamından sakalı diyâr-ı Yemen'de geldi, derler. Niçe müverrihler Havvâ ana derdinden sakalı geldi, derler. Netîce-i merâm kırlangıç murgı ol ân} per açup Cidde'de Havvâ'ya gelüp anın {dahi} gîsû-yı kaküllerinden birkaç tel alup Havvâ'yı Cidde'den Yemen'e, Âdem'i Serendil'den Hürmüz'e Hürmüz'den bu hâk-i Kûfe'ye getirüp Havvâ'yı dahi Yemen'den Lahsa'ya andan Kûfe'ye getirüp andan Âdem ü Havvâ'yı ba‘de'l-hubût birbirlerine gîsûları alâmetleriyle mülâkât etdirüp vâsıtalık eden ibtidâ murg-ı kırlangıçdır. Bu murgun âşinâlığ-ı ezelîsi olmağın hâlâ benî Âdem sâkin olduğu beytlerde âşiyân etmek ezelîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 356b ·
metinde göster ·
ahlâk-ı hamîde, ehl-i cennet alâmetidir. Evvelâ akl-ı tâm u halâvet-i lisân ve …
Beşinci sıfat-ı ahlâk-ı hamîde, ehl-i cennet alâmetidir. Evvelâ akl-ı tâm u halâvet-i lisân ve tab‘-ı pâk u sehâ ve hüsn-i hulk u merhamet ve sıdık u rızâ ve sıfat-ı vuslat u hande. 395a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 394b–395a ·
metinde göster ·
… lâvet-i lisân ve tab‘-ı pâk u sehâ ve hüsn-i hulk u merhamet ve sıdık u rızâ ve
sıfat-ı
vuslat u hande. 395a
Beşinci sıfat-ı ahlâk-ı hamîde, ehl-i cennet alâmetidir. Evvelâ akl-ı tâm u halâvet-i lisân ve tab‘-ı pâk u sehâ ve hüsn-i hulk u merhamet ve sıdık u rızâ ve sıfat-ı vuslat u hande. 395a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 394b–395a ·
metinde göster ·
… an gelüp izn-i Bektaş Velî ile bu kûh-ı bülend üzre sâkin olur. Kaçan kim celâl
sıfat
olduklarında ejdeha gibi gıjıldadığından Gıjgıj Dede derlermiş. Himmeti hâzır u …
Andan yine şehre hâ’il bir cihân-nümâ püşte üzre tekye-i Gıjgıj Dede Sultân tarîk-i Yesevî'de bir ulu sultân imiş. Hacı Bektaş Velî-i Horasanî'yle diyâr-ı Horasan'dan gelüp izn-i Bektaş Velî ile bu kûh-ı bülend üzre sâkin olur. Kaçan kim celâl sıfat olduklarında ejdeha gibi gıjıldadığından Gıjgıj Dede derlermiş. Himmeti hâzır u nâzır ola. Sâhib-i kanâ‘at birkaç fukarâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 21b ·
metinde göster ·
… lerdir, zîrâ bi-emrillâhi Te‘âlâ halkı "Yâ Gânî" ismine mazhar olduklarından ol
sıfat
ile muttasıf olmuşlardır.
Bây u gedâsının ni‘metleri âyende vü revendeye mebzûldür. En ednâ mertebe kimesneleri ve âlüfte vü âşüfte add olunan kimesneleri bile sâhib-i kanâ‘at olup ni‘metin yalnız yemezlerdir, zîrâ bi-emrillâhi Te‘âlâ halkı "Yâ Gânî" ismine mazhar olduklarından ol sıfat ile muttasıf olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 25a ·
metinde göster ·
Sıfat-ı binâ-yı kal‘a-i Mihaç: Ba‘zılar Mohâç ve Mîhaç yazarlar, ammâ lisân-ı Macar'da Mihaç (---) demekdir. Bu kal‘a nehr-i Tuna kenârında havâlesiz bir kat dolma rıhtım palanka dîvârı âlî metîn ve sa‘b hisâr-ı üstüvârdır. Çâr-kûşesinde çâr aded çâr-kûşe burc-ı hasînleri üzre mazgal deliklerinde şâhâne şâhî topları var, ammâ dendân-ı bedenleri yokdur. Derûn-ı hisârda cümle elli mikdârı tahta örtülü neferât hâneleri ve bir kiremit örtülü Süleymân Hân câmi‘i ve iki aded buğday anbârı ve cebehâne hazîneleri ve iki aded kapusu var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 65a ·
metinde göster ·
reng-i rûy-ı pîr ü cüvân: Cemî‘i halkı beyâzu'l-levndirler. Aslâ esmer ve asfar …
Der-medh-i sıfat-ı reng-i rûy-ı pîr ü cüvân: Cemî‘i halkı beyâzu'l-levndirler. Aslâ esmer ve asfaru'l-levn âdemleri olmaz. Niçe bin âdemleri kemâl mertebe müsinn ü mu‘ammer olmuşlar kim her biri birer gûne pîr-i fânî olup kuvveti gitmiş ve hey’eti yitmiş ve ömr-i girân-mâyeleri yüz yetmişe yetmiş, musâhabetden kalmış âdemleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 87a ·
metinde göster ·
Der-medh-i sıfat-ı mahbûbe [vü] mahbûbân: Hevâsının letâfetinden gılmân [u] nisvân-ı bintânları gâyet hüsn-i cemâlde ve lütf-ı i‘tidâlde olup kelimâtları cümle mevzûn ve dişleri gûyâ dürr-i meknûn müstesnâ cüvân [u] bintânları olur kim geysû-yı müşk-bârların sarkıtdıklarında uşşâkânların gönüllerin kendülerine cân ü dil ile akıdırlar. Ve duhter-i pâkîze-ahterleri var kim hakkâk desti değmemiş bir dürr-i yektâlardır. Ve dâmenlerine hâr ilişmemiş birer mehtâbelerdir. Ve cümle Çerkes ve Abaza ve Gürcî ve Leh vilâyetlerinden gelme pençe-i âfitâb mehtâb gulâmları sîm-beden ve nâzük ter ü tâze kulak şahmesi gibi yumuşak ve nerm ü râm ve nâzük-endâm gulâm-ı mehpâreleri olur kim mahbûb-dost gulâmpâre bürâderlerimiz bu mâhpâreleri gördüklerinde pâre pâre olurlar. Hattâ Kavâflar bâzârı yanında her sabâh esîr bâzârı durur, bunda olan dilberân cem‘iyyeti İslâmbol'da Oğlan Şeyhi tekyesinde olmazdır. Niçe züğürd ve müflis mendebûr âşıklar göz cizircikiyle, ya‘nî göz zinâsıyla geçinüp künc-i mihnethânesine âh-ı dâğ-ı derûn çekerek gider. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141b ·
metinde göster ·
… n tâli‘-i imâreti burc-ı akreb beyt-i merrîh-i mâîde bulunduğiyçün halkı merrîh
sıfat
gazûb ve bî-rahm ve gaddâr ve kattâl ve şemşîr-bâz merrîh gibi cellâd-ı felek h …
Der-kavl-i kehene-i sülefâ: Bu kal‘a-i Azağ'ın tâli‘-i imâreti burc-ı akreb beyt-i merrîh-i mâîde bulunduğiyçün halkı merrîh sıfat gazûb ve bî-rahm ve gaddâr ve kattâl ve şemşîr-bâz merrîh gibi cellâd-ı felek hûnhâr âdemleri var. Şeb [ü] rûz kâr [u] kisbleri kılıç ile geçinmekdir, ammâ cümlesi şecî‘ ve gâziyân bahâdırânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 186a ·
metinde göster ·
iç hisâr: Mevsûf olan büyük kal‘anın cânib-i cenûbu köşesinde bir yalçın kaya p …
Der-temdîhât-ı sıfat-ı iç hisâr: Mevsûf olan büyük kal‘anın cânib-i cenûbu köşesinde bir yalçın kaya püşte-i âlî üzre çâr-kûşe bir küçük iç kal‘adır. İçinde ancak dizdâr evi ve kethudâ evi ve cebehâne hazînesi var. Ve birkaç şâhî topları var, gayri şeyler yokdur. Ammâ bu kal‘a-i enderûnun burc-ı bârûlarından tâ Venedik körfezi kenârında Aya Mavra kal‘ası ve Narda şehri ve Yanya şehri dağları nümâyândır. Ve şark cânibinde Akdeniz içre yigirmi üç aded cezîreler cümle nümâyândır. Tâ bu mertebe eflâke kad-keşân olmuş hümâ âşiyânlı sûr-ı üstüvârdır. Bu kal‘acığın şark tarafında bir kat kal‘a dîvârı dahi sonradan binâ olmuş. Ana Yeni hisâr derler, zîrâ bir kerre bu kal‘ayı küffâr ol mahalden almış. Ol sebeb ile bu mahalle bir kat kal‘a dahi binâ etmişler. Ol hisâb üzre bu kal‘a-i Gördüs beş kat bölme hisârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 258b ·
metinde göster ·
… â pişmiş koyun başı gibi sırıdup güler şeklinde gezer bir alay zeber-dest ifrît
sıfat
kavimdirler. Hattâ cemî‘i kâfiristânda ok yay yok iken bunların silâhları sihâm …
Ekseriyyâ Girid cezîresinin âb [u] hevâsı hükmünden cümle halkının evlâd [u] ensâbları böyle hilkat üzre olup gâyet necîb ve reşîd sıbyânları vardır, ammâ hakkâ ki isfakiye keferesinin ecinneye müşâbehetleri vardır kim bir turfe hey’et-i mecmû‘a-i müdhikleri var kim görenler hayrân olup hande ederler. Ve kendüleri de dâ’imâ pişmiş koyun başı gibi sırıdup güler şeklinde gezer bir alay zeber-dest ifrît sıfat kavimdirler. Hattâ cemî‘i kâfiristânda ok yay yok iken bunların silâhları sihâm-ı kavs-i kazâ ve hişt ve harbe ve sapan ve tüfengdir. Ve gâyet şecî‘ ve zor-âver ü dilâver kefereleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 319b ·
metinde göster ·
mahbûb [u] mahbûbân: Mahbûbu ve mahbûbeleri eyledir kim her biri hüsn-i cemâlde …
Der-medh-i sıfat-ı mahbûb [u] mahbûbân: Mahbûbu ve mahbûbeleri eyledir kim her biri hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde olup hâllerinin her dânesi hâl-i Hâşimî-vârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 366b ·
metinde göster ·
… be-i bürâder-i melik ve kal‘a-i Itşân ve der-beyân-ı vâkı‘-ı hâl ve der-beyân-ı
sıfat-ı
gergerdân.
(---) varakda, kal‘a-i Hilleti'l-melik ve kal‘a-i Noci ve kal‘a-i Arbacı ve kelâm-ı acîbe-i bürâder-i melik ve kal‘a-i Itşân ve der-beyân-ı vâkı‘-ı hâl ve der-beyân-ı sıfat-ı gergerdân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y457a ·
metinde göster ·