… arı vardır, ol servlerin sâyesinde tâze şikâr olunmuş mâhîleri pişirdüp ayş [u]
tarab
edüp zevk [u] safâ eder.
Mâ-tekaddem leb-i deryâda bir balık dalyanı var imiş. Andan gayrı âsâr-ı binâ yok imiş. Selîm Şâh-ı Sânî, leb-i deryâyı teferrüc ederken bu sayyâd-ı mâhî mahalline uğrayup gûnâ-gûn mâhîler sayd etdirüp ol mahalde niçe serv dırahtları vardır, ol servlerin sâyesinde tâze şikâr olunmuş mâhîleri pişirdüp ayş [u] tarab edüp zevk [u] safâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138a ·
metinde göster ·
… iz kestânesi ve sülüne ve tarak ve buncu (---)(---)(---)(---) şekilli nukl-ı
tarab
nefâyisleri meyhor bürâderler içün çıkarup fürûht ederler.
Esnâf-ı istiridyeciyân: Dükkân 300, neferât 800, bunlar kayıklar ile deryâya demir taraklar bırağup istiridye ve midye ve deniz kestânesi ve sülüne ve tarak ve buncu (---)(---)(---)(---) şekilli nukl-ı tarab nefâyisleri meyhor bürâderler içün çıkarup fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
… h Fâryâbî te’lîf edüp Hazret asrında dâ’ire ve rebâb çalınup sonra âlet-i ayş u
tarab
olmağile hicret-i nebeviyyenin sene 4 Medîne-i Münevvere'de imâm Hasan vücûda g …
İbtidâ te’lîf olan dâ’ire ve kamışdan kavaldır. Hekîm Fisagores te’lîf edüp Belkîs'ın zifâfı gecesi çalındı. Andan Mûsâ mûsikârı miskâli te’lîf etdi. Andan rebâbı Abdullâh Fâryâbî te’lîf edüp Hazret asrında dâ’ire ve rebâb çalınup sonra âlet-i ayş u tarab olmağile hicret-i nebeviyyenin sene 4 Medîne-i Münevvere'de imâm Hasan vücûda geldiği sâ‘at Cibrîl-i Emîn mübârek-bâd'a nâzil olup hamr hakkında bu âyet-i şerîfi kıbel-i Hak'dan getirdi. Âye[t](---)(---)(---)(---)(---). Andan şarâb harâm olup âlet-i tarabı olan sâz dahi men‘ oldu. Hakkında (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206b ·
metinde göster ·
kurup bâde-i nâb, çakır şarâb nûş ederim. Pes sen kimden korharsın, elbette çak …
Ve mine'l-bedâyi‘i'l-münâzarât: Bir gün hân ile cân sohbeti ederken Hân hakîre şarâb-ı nâb teklîf etdi. Bu hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi Hazret-i Alî'nin pâk rûhiyçün bu âna dek anadan müştakk olalı muharremât, mükeyyefât, mu‘âcenât [ve] müskirâtdan bir şey müyesser olmamışdır. Tâ ecdâd-ı ızâmımız Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Mehdî'den berü ecdâdlarımızdan şarâb [u] mükeyyefât yimiş içmiş yokdur. Bizi meclis-i hâssınızda ma‘zûr edüp afv ile mu‘âmele buyurun" deyü ricâ etdim. Hân eyitdi: "Ey birâder-i cân-berâber-i mâ! Gör ki menim nûr-ı dîdem ve sürûr-ı sînem çığı çığı mirza şâhım sana ber-ayak durup bir ayak çakır-ı nâb verir. Anın hatıriyçün ben câm-ı bâde-i lâ‘l-ı fâmı nûş etmeyüp kimin destinden piyâle çekesin. Ohum! Kimden korkarsın?. Eğer Kayser-zemîn şâhından korharsan şâhınız beş aylık yoldadır, eğer hânınızdan korharsan Tebrîz'den Erzurûm kırh konah yerdir. Pes imdi kimden korharsın. Men ki İrân [u] Tûran Şâhının hânlar hânı Kelb Alî Hânım. Güzelce Şâhım böyle kadâğa etdiğim menim Sultân-ı hân-ı hânânlarımdan ve çöreğim çekenlerden kim ki çakır nûş ederse bağrın sınıkdırırım, deyü kadağa ide. Men güzelce şâhın kadağasın sıyup nihâyetince meclis-i ıyş [u] tarab kurup bâde-i nâb, çakır şarâb nûş ederim. Pes sen kimden korharsın, elbette çakır içersin" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Ey güzelce hânım! Sana güzelce şâh şarabı kadağa etdi ise mana Şâhlar Şâhı Pâdişâh niçün nass-ı kâtı‘la âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b ·
metinde göster ·
… c giyerler ve ekseriyyâ halkı ilm-i edvâr üzre hânendelerdir kim her biri ayş u
tarab
mahallerinde destine müdevver dâ’ireyi alup on iki makâm ve kırk sekiz terkîb v …
Ve bu ahâlî-i şehr-i Cerbân Kan nice gûne ulûm-ı acîbe ve garîbe ve felsefiyyâta mâliklerdir ammâ zâlimler gâyetü'l-gâye Şî‘îlerdir. Cümle halkı kalemkârî ve halkârî iki peşli haftân giyüp başlarında tâc-ı Revâc ve pâylarında yeşil don ve yeşil kîmhat-ı pây-pûş-ı mihâc giyerler ve ekseriyyâ halkı ilm-i edvâr üzre hânendelerdir kim her biri ayş u tarab mahallerinde destine müdevver dâ’ireyi alup on iki makâm ve kırk sekiz terkîb ve yigirmi dörd usûl ile savt-ı hoş-elhân ve fasl-ı makâm-ı Isfahân etdikde istimâ‘ eden yârân-ı hâzırân hayât-ı câvidân bulur. Ekseriyyâ murabba‘ât u kâr ü nakş tasnîfâtları tarz-ı Horasân üzre beste olunup ekseriyyâ güfte ve besteleri bu sûret şehrengîz kelâmlarıdır. Makâm-ı sabâ, usûleş evfer beste-i kara karçığa:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324a ·
metinde göster ·
… alığı ve kerevit nâmında gölünden çıkar bir böcek vardır. Kefereler nukl-i îş-i
tarab
ederler. Ol dahi çok olur ve yılda bir kerre yüz bin âdem cem‘ olup azîm panayı …
Eşkâl-i kal‘ası: Bir göl kenârında şekl-i muhammes şeddadî kat-ender-kat taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ iç il olmak ile ne dizdârı ve ne neferâtları ve ne cebehânesi vardır. Ancak derûn-ı hisârda cümle Rûm kefereleri sâkindir kim müselmânları ahiryan kabîlesidir. Büyük kilisaları ve çârsû-yı bâzârı ve hânları ve meyhâneleri ve bâğları ve bâğçeleri bî-hisâb olduğundan la‘lgûn engür şırası memdûhdur ve dahi memdûhâtından gölünde turna balığı ve sazan balığı ve kerevit nâmında gölünden çıkar bir böcek vardır. Kefereler nukl-i îş-i tarab ederler. Ol dahi çok olur ve yılda bir kerre yüz bin âdem cem‘ olup azîm panayırı durup cemî‘i zî-kıymet tefâruklar bî-kıymet bulunup bey‘ [ü] şirâlar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85b ·
metinde göster ·
… ik olsa yine ol âdeme tekrâr ziyâfet etdirirler. Tâ bu mertebe ganîmet ve ayş u
tarab
yeri bir şehr-i ma‘mûrdur.
Bu eyyâmlarda cemî‘i Belgrad halkı sobalı odalarında birbirine kırkar ellişer sahan ta‘âm ve onar gûne hulviyyât ve zülbiyyât ve onar elvân hoşâblar ile ziyâfet-i azîmler edüp birbirlerine gürûh gürûh varup gelüp ayş [u] işretler ederler. Eğer on gûne helvâ ve hoşâbdan biri eksik olsa yine ol âdeme tekrâr ziyâfet etdirirler. Tâ bu mertebe ganîmet ve ayş u tarab yeri bir şehr-i ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 116a ·
metinde göster ·
… e sâzendeler ve mutrıbânlar gelüp cümle rehâvî makâmında fasıllar edüp ol kadar
tarab
u ayş [u] nûş ve zevk u safâlar olundu kim gûyâ Hüseyin Baykara meclisi idi, am …
Ba‘de'l-fütûr hemân yetmiş gûne sâzendeler ve mutrıbânlar gelüp cümle rehâvî makâmında fasıllar edüp ol kadar tarab u ayş [u] nûş ve zevk u safâlar olundu kim gûyâ Hüseyin Baykara meclisi idi, ammâ cemî‘i sâzendelerin sâzları aslâ Rûm sâzlarının eşkâllerine ve sadâları savtlarına müşâbeheti yokdur ve gâyet mahrûk sûznâk hoş-nevâ asvâtları var ve hânendeleri hemçünân rehâvî makâmında gûnâ-gûn pîşrev ü usûller ile terennümâtlı kavller ve zecller ve tasnîfâtları asvât-ı hazînler ile okudular. Anlardan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 70a ·
metinde göster ·
… icâ edüp bir iki gün oturak edüp bed-âyîn ve küfr [ü] dalâlet ve ayş [u] nûş ve
tarab
u ışret edecek olunca cümle küffâr gemilerden atların çıkarup her biri süvâr ol …
Bu dahi Maskov hükmünde 181b nehr-i Ten kenârında ağaçdan sarp kal‘adır. Hatmanı yedi bin cünûd-ı cünübe mâlik kavimdir. Derûn-ı hisârda her imâreti mevcûd ve müzeyyen kirmândır. Hikmet-i Bârî hevâlar mu‘tedil olup millet-i nasârâ yılda bir bed-nâm günleri olup cümle kal‘a kapudanları hatmanları ve a‘yân-ı vilâyetleri elçiye ricâ edüp bir iki gün oturak edüp bed-âyîn ve küfr [ü] dalâlet ve ayş [u] nûş ve tarab u ışret edecek olunca cümle küffâr gemilerden atların çıkarup her biri süvâr olup birer cânibe at gezindirmeğe gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181a–181b ·
metinde göster ·
… Temmûz'da cümle şehrin ahbâbı ve harâbât erenleri bu mağârâlarda istirâhat edüp
tarab
u ayş [u] işret ederler, ammâ bu gârlarda eyyâm-ı bahûrda âdemler kürksüz otura …
Der-ibret-nümâ-yı garîbât: Bu kal‘a içre Yahûdî ve Rûm mahallâtları içre ve gayri yerlerde cümle yigirmi tokuz aded yerde bâdgîr nâmında azîm mağârâlar ve kehf-i yetîmânlar var kim her biri biner âdem alır. Mâh-ı Temmûz'da cümle şehrin ahbâbı ve harâbât erenleri bu mağârâlarda istirâhat edüp tarab u ayş [u] işret ederler, ammâ bu gârlarda eyyâm-ı bahûrda âdemler kürksüz oturamazlar. Ve cümle şehir halkları suların ve bâdelerin ve hoşâbların bu serdâb mağârâlarda sovudurlar. Mâh-ı Temmûz'da sovukdan du[ru]lmaz bir garîb temâşâgâh mağârâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 275a ·
metinde göster ·
"Hak Te‘âlâ pâdişâhımıza ömürler versin, fermân-ı sadrıa‘zam ile sâdır olmuşdur kim yedi gün yedi gece eğer deryâda ve eğer karada donanmadır, herkes var kuvvetlerin bâzûya getirüp hayme ve hargâhları ve evleri ve dükkânları ve dam u bâmların bayraklar ve kanâdîller ve gûnâ-gûn temâşâlar ile ve elvân elvân zer ü zîverler ile şehri bezeyüp herkes sâz u söz ve lu‘b u lehv, ayş u tarab edüp şâdımânlar edeler. Bildim bilmedim ve işitdim işitmedim demeyeler" deyü mükerrer mükerrer tenbîhler olundukda azamet-i Hudâ herkes Kandiye'nin lağım u meteris ve kumbara ve taş belâlarından halâs olduklarının şükrânesine cümle guzât-ı müslimîn kal‘a içinde çârsû-yı bâzârı ve cümle der-i dîvârları ve serâpâ sarâyları eyle müzeyyen etdiler kim Hudâ hakkı gidi Kandiye bâğ-ı İrem olup arûsek-i cihân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305a ·
metinde göster ·
… rında nişaburnus ve gûnâ-gûn kapudlar ve kırmızı ihrâmlar ile reftâr edüp ayş u
tarab
ederler.
Hakkâ ki yine bir cezîre-i bî-amân olduğundan gâzîlerinin her etdiklerine bakmayup dâ’imâ müsâmaha ederler, zîrâ bir alay gâzîyân-ı mücâhidân firkateci yiğitleridir kim cümle sağîr ü kebîrlerinin evzâ‘ [u] etvârları ve cümle libâsları Cezâyirli gibi başlarında kırmızı fes ve parankona kırmızı göğüslükler ve bağır yelekleri ve muhattem harîr kuşaklar ve bellerinde çatal bıçaklar ve ellerinde balta ve nacaklar ve beyâz dimiler geyüp baldırları çıplak gezüp ayaklarına siyâh fillar ve arkalarında nişaburnus ve gûnâ-gûn kapudlar ve kırmızı ihrâmlar ile reftâr edüp ayş u tarab ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 343b ·
metinde göster ·
ve ayş [u] ışrete mâ’il bir alay gâziyân-ı mücâhidânlardır. Ammâ tâze yiğitleri …
Reng-i rûyları cümle bay u gedâ-yı sağîr ü kebîr pîr [ü] cüvânın yüzleri humret üzredir, zîrâ cümle ehl-i tarab ve ayş [u] ışrete mâ’il bir alay gâziyân-ı mücâhidânlardır. Ammâ tâze yiğitleriyle sûhte ulemâları gâyet aşkıyâlardır. Hattâ sûhtevâtlarının başlarında bir gûne perîşânî serçe yuvalı sarıkları var kim gören âdemler gülmeden hayrân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 352b ·
metinde göster ·
… r tarafda köşe be-köşe cemî‘i uşşâkân ma‘şûkânlarıyla cilveler edüp bir hây hûy
tarab
ve ayş [u] ışretler olur kim gûyâ rûzları rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî olup şeb [ü …
Her tarafda köşe be-köşe cemî‘i uşşâkân ma‘şûkânlarıyla cilveler edüp bir hây hûy tarab ve ayş [u] ışretler olur kim gûyâ rûzları rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî olup şeb [ü] rûz Hüseyin Baykara meclisleri olur. Ve her tarafda gûnâ-gûn hânende ve sâzende ve mutrıbân ve meddâhânların ser âğâze-i hengâmelerinden cemî‘i hezârân hâmûş-bâş olup dem çekmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 367a ·
metinde göster ·
… mevcûddur, ana Ebü'l-hayr kayığı derler, evden eve sarâydan sarâya gezüp nakl-i
tarab
fürûht eder bir gûne kayıklardır.
Ve niçe Ebü'l-hayr kayıkları var ya‘nî bir büyük kayıkdır kim içi bâzârcı dükkânıdır, me’kûlât ü meşrûbât müsmirâtdan ne murâd edinsen içinde mevcûddur, ana Ebü'l-hayr kayığı derler, evden eve sarâydan sarâya gezüp nakl-i tarab fürûht eder bir gûne kayıklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y131b ·
metinde göster ·
… âbullûkda olan bozahâne ve meyhâneden ve kebâbçı dükkânlarından ve sâ’ir âlet-i
tarab
nakillerinden ba‘zı eşyâlar getürüp kifâflanırlar. Ve ba‘zı esfehü's-süfehâ tâz …
Esnâf-ı bâzâra gidenler: Bunlar bâbullûkda olan bozahâne ve meyhâneden ve kebâbçı dükkânlarından ve sâ’ir âlet-i tarab nakillerinden ba‘zı eşyâlar getürüp kifâflanırlar. Ve ba‘zı esfehü's-süfehâ tâze cüvânân makûlesi ağalarından hammâm bahânesine me’zûn olup bâbullûka gelüp bir külbede bir nigâre ile sînesâf olurken nigâr bir pâre yâre pâre şarâb ve kebâb ister. Derhâl bâzâra gidene bir üç akçe verüp murâd edindiği eşyâları âmâde edüp bâde ve boza içine ak karanfîl ve tatula ve kulak kiri ve hasır külü koyup ol cüvân bir kadeh içince çelebi kınâ çuvalı gibi devrilüp der-ân cümle esbâb ve bıçak ve hançer ve kîse gidüp fora roba olup ba‘zı ipden kazıkdan kurtulmuş Y 178a haşerâtlar çelebiyi murâd [u] merâmına vâsıl edüp bir künce veyâ uzakda bir yere bırağırlar. Çelebi ayılup görse ki uryân kalmış, çi fâ’ide keşf-i râz dahi edemez. Gitdi gider dahi gider. Eğer yanında mâlı çok ise der-ân katl edüp gömerler. Allâh âlim ü dânâdır, Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa asrında böyle ahvâller vâki‘ oldu, dediklerinde bir kapucubaşısına fermân verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y177b–Y178a ·
metinde göster ·
hazîne-i dînârın yağmâ ve târâc edüp cüyûş-i muvahhidîn ü müslimîn mâl-ı havâri …
Âhirü'l-emr sene 915 târîhinde bî-zer ü sîm ve bî-fıdda-i nîm vermeden Çerâkese pâdişâhlarından Sultân Gavrî-i bî-doğrı bâzâr-ı felekde Ümmü Dünyâ olan Mısır'ı Züleyhâ-veş Yûsuf ile Mısır'ı iştirâ edüp cemâl-i kemâl-i devletine mağrûr olup ekâlîm-i seb‘a şehinşâhlarına dest-dırâzlık etdüğinden mâ‘adâ hâdimü'l-haremeyni'ş-şerîfeyn iken Şâh İsmâ‘îl nâm Îrân [u] Tûrân şâhiyle mu‘âmele edüp on iki bin alaca ahrec atlı silâhşor cündî ve on iki bin piyâde tüfeng-endâz cündî imdâd gönderüp Çıldır sahrâsında Sultân Selîm Hân-ı Evvel askeriyle bizzât iki şâh birbirlerine mukâbil olup vehle-i ûlâda Acem askeri gâlib olup âl-i Osmân münhedim olmak sadedinde iken Yeniçeri Ağası Ayas Paşa tarafından üç yüz pâre balyemez toplar zencîr ile memlû iken cümlesine bir fitilden âteş edüp Kızılbaş-ı bed-ma‘âş bî-ayş-ı evbâş olup başların piyâde yeniçeriyân dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirmeğe bezl-i himmet edince yedi sâ‘at germ-â-germ ceng-i Îrân-zemîn ve harb-i cüyûş-ı Y 318a Kayser-zemîn olup bizzât Şâh İsmâ‘îl yedi âdem ile bâzâr-ı arsa-i Çıldır'dan bir mugaylân çaldırmadan vilâyet-i Kazvîn'e firâr edüp cümle ordu-yı bâzârın ve âlât-ı nakl-i tarab hazîne-i dînârın yağmâ ve târâc edüp cüyûş-i muvahhidîn ü müslimîn mâl-ı havâric ile gedâları bay oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y317b–Y318a ·
metinde göster ·