… içinde uruŋ olarnı eger boyun bėrseler sizke tilemeŋ olar üze yol ol taŋrı erür
yüksek
uluġ
34 erenler aḍaḳın turġanlar uraġutlar üze anıŋ birle kim artuk ḳıldı taŋrı amarılarını amarı üze anıŋ birle kim hezine ḳıldılar mallarındın eḍgü uraġutlar boyun suġanlar küḍezgenler ġaybḳa anıŋ birle kim küḍezdi taŋrı ol tişiler kim ḳorḳar sizler yaraşmamaḳlarındın pend bėriŋ olarḳa kesiliŋ olardın töşekler içinde uruŋ olarnı eger boyun bėrseler sizke tilemeŋ olar üze yol ol taŋrı erür yüksek uluġ
78 ḳayda kim bolsa sizler yeter sizlerke ölüm neçeme bolsa sizler ediz
yüksek
ükekler içinde eger tegse olarḳa bir eḍgülük ayurlar: bu taŋrı üskinde ol eger …
78 ḳayda kim bolsa sizler yeter sizlerke ölüm neçeme bolsa sizler ediz yüksek ükekler içinde eger tegse olarḳa bir eḍgülük ayurlar: bu taŋrı üskinde ol eger tegse olarḳa bir yawuzluḳ ayurlar: bu seniŋüsküŋde ol ayġıl: ḳamuġ taŋrı üskinde ol nė ol bu ḳavmnüŋ hali tilemezler kim uḳġaylar sözni
… gi açılsa köŋüllerindin ayġaylar: nė aydı ol kim aydı: iḍiŋiz aydılar rastnı ol
yüksek
uluġ
23 asıġ ḳılmaz şefaʿat anıŋ üskinde meger ol kişike destur bėrdi aŋar ançaḳa tegi açılsa köŋüllerindin ayġaylar: nė aydı ol kim aydı: iḍiŋiz aydılar rastnı ol yüksek uluġ
… perde kiḍinindin azu ıḍur yalavaç yarlıġ ıḍur öz yarlıġı birle nė kim tilese ol
yüksek
bütün işlig
51 bolmaz bir yaŋluḳḳa sözlese aŋar taŋrı meger yarlıġ ıḍmaḳ azu perde kiḍinindin azu ıḍur yalavaç yarlıġ ıḍur öz yarlıġı birle nė kim tilese ol yüksek bütün işlig
ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile u …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… opları vardır. Paşa bu şehre dâhil olunca acâyip top şâdımânları etdiler. Hayli
yüksek
kal‘a-i bâlâdır. Bu Arabistân'da böyle amelî yığma depe üzre bu Hımıs ve Hamâ v …
Eşkâl-i kal‘a-i Hımıs : Nehr-i Âsî'den kâmil beşbin adım cânib-i şarka ba‘îd bir çölde bir amelî yığma püşte üzre seng-trâş ile mebnî bir kal‘a-i savaş-ı perhâşdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cânib-i garba mekşûf bir bâb-ı meftûhu var, demir kanatları vardır. Cânib-i erba‘asında handakı yokdur. Vech-i dîvârında münakkaş taşlar ile derûn-ı hisârda cümle (---) aded hâk-i amber-i pâk ile mestûr hânelerdir. Kal‘a dizdârı ve neferâtları vardır. Kifâyet mikdârı topları vardır. Paşa bu şehre dâhil olunca acâyip top şâdımânları etdiler. Hayli yüksek kal‘a-i bâlâdır. Bu Arabistân'da böyle amelî yığma depe üzre bu Hımıs ve Hamâ ve Haleb kal‘asıdır (---)(---). Ammâ aşağı varoşda cümle (---) aded hâne-i zîbâlardır. Bâğ u bâğçeleri yokdur. Câ-be-câ hadîkaları nehr-i Âsî kenarındadır ve bu şehre selef hulefâları nehr-i Âsî'den bir ark kesüp Horâsânî kârgîr binâ ile âb-ı sâfı şehre gelüp reyy eder. Gerçi suyu Âsî'den gelir ammâ gûyâ hammâm suyu gibi germâ olur ve aşağı varoşu etrâfında rıbât olmamağla Urbândan gâyet havf ederler. Ve cümle (---) mihrâbdır. Evvelâ yukaru iç kal‘ada câmi‘-i Sultân (---) ol kadar vâsi‘ câmi‘ değildir Ammâ nazargâh-ı kadîm olmağıla rûhâniyyet vardır ve Hazret-i Osmân'ın kûfî hatt ile Kelâm-ı İzzet'i bu câmi‘dedir kim Hazret-i Osmân Medîne-i Münevvere'de bu Kelâ[m]-ı İzzet'de tilâvet-i Kur’ân ederken yevm-i Ramazân'da şehîd edüp bu Kelâm-ı İzzet'de sûre-i (---)Arapça âyet-i şerîfi üzre hâlâ kan bulaşmış âsârı vardır. Ve câmi‘-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27a ·
metinde göster ·
… iki aded iç-kal‘a: Birbirlerinden bir ok menzili ba‘îddir. Biri cânib-i kıbleye
yüksek
kal‘a sene (---) târîhinde Çelebi Sultân Mehemmed binâsıdır. Şekl-i murabba‘ çâ …
Der-eşkâl-i iki aded iç-kal‘a: Birbirlerinden bir ok menzili ba‘îddir. Biri cânib-i kıbleye yüksek kal‘a sene (---) târîhinde Çelebi Sultân Mehemmed binâsıdır. Şekl-i murabba‘ çâr-kûşe handaksız, yalın kat, iki kapulu ve handaksız bir topraklı püşte üzre vâki‘ olmuşdur. İşlek kapusu cânib-i kıbleye aşağı şehre mekşûfdur. Ve bir kapusu şarka Uğrın kapudur. Dâ’imâ mesdûddur. İçinde iki yüz neferât hânesi ve bir câmi‘i ve gılâl anbârları ve su sarnıcı ve cebehânesi ve kırk aded hurde şâhî topları vardır. Bu kal‘a cümle şehre havâledir ve paşa kal‘asından âlîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 74b ·
metinde göster ·
… e vâki‘ olmağıla şekl-i murabba‘ vâki‘ olup âb-ı hayât suları vardır, ammâ öbür
yüksek
kal‘a memerr-i nâs olmamağıyla benî Âdem anda varmazlar, lâkin Celâlî ve Cemâlî …
Mukaddemâ bir kesîf sarây-ı dâm idi. Murtezâ Paşa efendimiz müte‘addid hücreler ve kâ‘a ve divânhâne ve iç gulâmlarına odalar ve bir hammâm inşâ edüp ihyâ etdi. Bu kal‘ada dahi bir câmi‘ ve bir hammâm ve bir medrese vardır. Ve on mikdârı dükkânçeleri vardır. Bu aşağı kal‘a yukarı iç-kal‘adan ma‘mûr u müzeyyendir. Zîrâ paşa bunda sâkin olmağıla haftada dörd kerre dîvân olup azîm cem‘iyet olur ve bu kal‘a dağ eteğine vâki‘ olmağıla şekl-i murabba‘ vâki‘ olup âb-ı hayât suları vardır, ammâ öbür yüksek kal‘a memerr-i nâs olmamağıyla benî Âdem anda varmazlar, lâkin Celâlî ve Cemâlî havfından şehir a‘yânının cümle girân-bahâ eşyâları bu yukaru kal‘ada pinhândır ve bu şehr-i Sivas'ın eğer bu iki iç-kal‘asında ve aşağı Timur harâbı varoş kal‘asının cümle enderûn [u] bîrûnında altı bin altmış hânedir. Bi't-tamâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 75a ·
metinde göster ·
kal‘a altında medrese-i Hammâm bânîsî ma‘lûmum değildir. Ve Aşağı Hisâr medrese …
Andan yüksek kal‘a altında medrese-i Hammâm bânîsî ma‘lûmum değildir. Ve Aşağı Hisâr medresesi paşa sarâyı kurbunda olmağıla talebesi çokdur. Ve Hasan Paşa medresesi aşağı varoşdaki câmi‘ haremi etrâfında talebe hücreleridir. Ve medrese-i Sivasî Efendi. Ma‘lûmum olan medârisler bunlar, amma mahsûs dârü'l-hadîsi yokdur, lâkin gayri câmi‘lerde dahi ilm-i hadîs ders-i âmmları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 75b ·
metinde göster ·
… ve binâsı ve huddâmı memdûhdur. Ve Şâtır Ahmed Ağa sarâyı kurbunda (---)(---)
yüksek
hammâm (---)(---)(---)(---)(---) . Bunlardan mâ‘adâ a‘yân-ı vilâyetin takrî …
Ve cümle (---) aded hammâmdır. Evvelâ Kazancılar içinde (---)(---) hammâmı, âb [u] hevâsı ve binâsı ve huddâmı memdûhdur. Ve Şâtır Ahmed Ağa sarâyı kurbunda (---)(---) yüksek hammâm (---)(---)(---)(---)(---) . Bunlardan mâ‘adâ a‘yân-ı vilâyetin takrîrleri üzre ev hammâmları var kim hammâm-ı mahsûsalardır. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110a ·
metinde göster ·
Kal‘ası nehr-i Turla kenârında bir yanı alçak, cenûbu ve kıblesi
yüksek
küfeke kayalar üzre şekl-i murabba‘ bir şeddadî taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâ u me …
Kal‘ası nehr-i Turla kenârında bir yanı alçak, cenûbu ve kıblesi yüksek küfeke kayalar üzre şekl-i murabba‘ bir şeddadî taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâ u metîndir, Ve her taşı fîl-i Mengerusî cesedi ve sığır ve at karnı kadar seng-i hârâ taşlardır kim Süleymân Hân'ın Mi‘mârbaşısı Sinân ibn Abdülmennân Ağa bu kal‘ayı inşâ ederken var makdûrun sarf edüp gûnâ-gûn ilm-i hendese üzre ihtirâ‘âtlı kulleler ve musanna‘ ve metîn burc [u] bârûlar etmiş kim vasfında lisân kasırdır ve cümle der [ü] dîvârı yigirmişer ayak enli ve kalın horasanî ve rıhtım dîvâr-ı hemvârdır. Ve dahi dâ’iren-mâdâr cirmi bedenler üzre kâmil iki bin beş yüz germe adımdır ve kara cânibinde handakı gâyet derindir, ammâ nehr-i Turla kenârında handakı yokdur, lâkin ol tarafı dahi iki kat bölme metîn hisâr-ı üstüvârdır. Ve cümle iki kapusu var. Biri kıble cânibine nâzır varoşa açılır büyük ve metîn demir kapudur kim handak üzre asma cisri dollâb ve zincirler ile her gece kalkup cisri kal‘a kapusuna siper ederler. Ve bu kal‘a cümle iki kat dîvâr olmak ile bu büyük kapudan içeri bir kat demir kapu dahi vardır. Kıbleye mekşûfdur kim bu kapu üzre çâr-kûşe beyâz mermerde târîhi var, ammâ gâyet bâlâda olup ve izdihâm yer olmak ile kırâ’at olunmayup tahrîr olunmadı, ammâ bu târîhin sağ tarafında bir beyâz mermer üzre hüsn-i hat ile tahrîr olunmuş:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 37b ·
metinde göster ·
iskemlelerinde beyâz çarşaflar üzre gûnâ-gûn kebâblar ve mi‘denüvâz ve nâne ve …
"Lutf eyleyüp bizi kal‘a içine kondurmayup taşra nazareteye kondurdular deyü hâtır-mânde olman. Kanûnumuzdur kim cümle müsâfirîni ve tüccârları ol semte kondurup kırk günden sonra halkımızla ihtilât ederler. Belki tâ‘ûnlu âdemleri vardır mülâhazasıyla kırk gün meks etdirdiriz, ammâ sizi ertesi gün huzûrumuza getirdik" deyüp bir ziyâfet-i âlîsin, âyîn-i bâtılları üzre tirepaze nâm yüksek iskemlelerinde beyâz çarşaflar üzre gûnâ-gûn kebâblar ve mi‘denüvâz ve nâne ve kerefis kökleriyle muharrâ pişmiş gûnâ-gûn sirkeli ta‘âmlar ve gûnâ-gûn helvâlar yeyüp yine âyîn-i Osmânlı üzre ellerimiz gasl eyleyüp cümlemiz birer kâse mümessek şerbetler nûş edüp andan yine alayımızla taşra konağımıza gidüp kal‘ayı ve varoşun nezâketle seyr [ü] temâşâya başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149a ·
metinde göster ·
… rüp cümle kurâ keferelerine kubbeyi tathîr edüp bir haftada etrâf-ı kubbeye bir
yüksek
dîvâr çeküp bir âlî kapu etdi kim atlılar girmeye ve beş yüz meyve dırahtı dikü …
Hakîr eyitdim: "Sultânım bu pâdişâhı şehîd eden menkûs kâfir ise karşu dağda bir manastır içinde cevâhir kandiller ile misk ü amber-i hâm râyihalarıyla mu‘attar bir kubbe-i müzeyyen içre yatup bu kadar ruhbân huddâmları var ve bu kadar evkâfları var kim subh u mesâ bu kadar yüz kefere ve müslimler gelüp mihmân olur giderler, ammâ bu bizim gâzî pâdişâhımızın ne türbedârı ve ne evkâfı olmadığından cemî‘i küffâr gelüp ihâneten tağavvut ederler. Gerekdir kim cemî‘i etrâf kurâlar kefereleri gelüp yine anlar bu kubbeyi tathîr edüp amâr edesiz. Ve İzevçan hâssından bir yük akçe ile amâr edüp etrâfın kal‘a-misâl dîvâr çeküp bir türbedâr ehl [ü] ıyâliyle ta‘[y]în edesiz" dediğimde, âhâlî-yi vilâyete iki kîse guruş verüp cümle kurâ keferelerine kubbeyi tathîr edüp bir haftada etrâf-ı kubbeye bir yüksek dîvâr çeküp bir âlî kapu etdi kim atlılar girmeye ve beş yüz meyve dırahtı diküp bir âb-ı hayât kuyu hafr edüp ehl [ü] ıyâliyle bir türbedâr ta‘[y]în eyledi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 168b ·
metinde göster ·
… bir şeddadî kârgîr seng binâ ve bir sûr-ı ra‘nâ küçük kal‘adır, ammâ iki cânibi
yüksek
havâleli dağlar ve dağlar üzre sâfî bâğlar ve havâsı letâfetinden halkı sağlard …
Zemîn-i kal‘a-i Serfice: Topraklı bir sivri küçük püşte üzre vâki‘ olmuş şekl-i müselles bir şeddadî kârgîr seng binâ ve bir sûr-ı ra‘nâ küçük kal‘adır, ammâ iki cânibi yüksek havâleli dağlar ve dağlar üzre sâfî bâğlar ve havâsı letâfetinden halkı sağlardır, lâkin kal‘ası iç elde olmak ile elzem ve levâzımdan olmamağile ol kadar ma‘mûr değildir, ammâ sehel şey ile imârı mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 181a ·
metinde göster ·
… yân-ı eşkâl-i kal‘a-i İştib: Bu kal‘a-i atîk şehrin cânib-i garbında bir kayalı
yüksek
dağ üzre şekl-i muhammes bir şeddâdî cümle mücellâ seng-tırâş ile mebnî bir kal …
Der-ayân-ı eşkâl-i kal‘a-i İştib: Bu kal‘a-i atîk şehrin cânib-i garbında bir kayalı yüksek dağ üzre şekl-i muhammes bir şeddâdî cümle mücellâ seng-tırâş ile mebnî bir kal‘a-i kavî imiş, ammâ zamân-ı 37b kadîmde gâyet metîn ü müstahkem kal‘a imiş. İç el olmak ile mürûr-ı eyyâm sebebiyle amâr olmayup câ-be-câ yerleri münhedim olup kal‘a içinde âsâr-ı binâdan aslâ bir şey yokdur. Vakt-i şitâda kal‘a içre koyun ve keçiler kışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 37a–37b ·
metinde göster ·
… sandıkları koyup horasân ve kireç ve alçı ve cibis ile rıhtım edüp kal‘ayı dahi
yüksek
etmişler. Ve her cânib kulleler ve tabyalar çatup doldurmuşlar ve dâ’iren-mâdâr …
Ba‘dehu fermân-ı şehriyâriyle amâr oldukda mezkûr Şeddâ[d]î alçak dîvâr üzre kalın meşe ağaçları direklerinden sandık sandık her direk birbirlerine geçme sandıklar çatılup Şeddâdî tula dîvâr üzre çatma sandıkları koyup horasân ve kireç ve alçı ve cibis ile rıhtım edüp kal‘ayı dahi yüksek etmişler. Ve her cânib kulleler ve tabyalar çatup doldurmuşlar ve dâ’iren-mâdâr top-ı kûplara mazgal delikleri etmişler, lâkin sâ’ir kılâ‘lar gibi dendân-ı bedenler etmemişler, ammâ tüfeng-endâz delikleri çok etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61b ·
metinde göster ·
Der-kıyâfet-i kabâ-yı merd-i meydân: Cümle halkı serhadli esvâbı gibi göğsü ve yenleri gümüş düğmeli çukadan kısacık dolamalar ve çuka sıkma kopçalı çakşırlar ve teybend harîr kuşaklar ve ökçesi bir sere yüksek kubâdî pâypûşlar ve başlarına cümle cümle beyâz çukadan semmûr kalpaklar geyüp kuşanup pür-silâh kortela kılıç ve şeştüper ve şiş ile gezer bir alay gâzîlerdir, ammâ cemî‘i serhad halkı mâbeyninde bu Peçoy halkı besbellidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68b ·
metinde göster ·
… ki aded dizdârı ve Budin kulu serdârı vardır. Kal‘ası nehr-i Tuna kenârında bir
yüksek
bayır üzre bir hısn-ı hasîn ve sûr-ı metîn tula binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, lâki …
İki aded dizdârı ve Budin kulu serdârı vardır. Kal‘ası nehr-i Tuna kenârında bir yüksek bayır üzre bir hısn-ı hasîn ve sûr-ı metîn tula binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, lâkin Süleymân Hân'a itâ‘at etmeyüp zarabât-ı top-ı kûp ile münhedim olan yerleri zâhir ü bâhirdir, lâkin bu kal‘a yüksek tepe üzre olmak ile derûn-ı hisârda evleri azdır ve âsâr-ı binâları yokdur. Hemân neferât evleri vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69b ·
metinde göster ·
… zarabât-ı top-ı kûp ile münhedim olan yerleri zâhir ü bâhirdir, lâkin bu kal‘a
yüksek
tepe üzre olmak ile derûn-ı hisârda evleri azdır ve âsâr-ı binâları yokdur. Hem …
İki aded dizdârı ve Budin kulu serdârı vardır. Kal‘ası nehr-i Tuna kenârında bir yüksek bayır üzre bir hısn-ı hasîn ve sûr-ı metîn tula binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, lâkin Süleymân Hân'a itâ‘at etmeyüp zarabât-ı top-ı kûp ile münhedim olan yerleri zâhir ü bâhirdir, lâkin bu kal‘a yüksek tepe üzre olmak ile derûn-ı hisârda evleri azdır ve âsâr-ı binâları yokdur. Hemân neferât evleri vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69b ·
metinde göster ·
… kâ ki eyi hüsn-i tedbîr etdiler. Eğer bu varoşun dîvârları iç kal‘a dîvârı gibi
yüksek
olsa iç kal‘anın toplarının bu varoşa menfa‘ati olmazdı.
Ve bu Kanije Sührâb Mehemmed Paşa asrında ıhrâk oldukda bu ölesi Topraklık varoşu yanmayup halâs olup hâlâ kat-ender-kat ma‘mûr kal‘adır, ammâ bu sene 1074 târîhinde yedi kral bu kal‘a üzre gelüp kâmil kırk gün kırk gece bu kal‘ayı döğüp niçe kerre yüz bin top güllesi ve niçe bin kazan kumbarası atup bu şehri topraklığı harâb edüp ve bataklığı hayli doldurup bu varoşu almak sadedinde iken Köpürlüzâde Vezîria‘zam Fâzıl Ahmed Paşa Hızır gibi yetişüp Kanije kal‘asını dest-i küffârdan halâs edüp henüz bu Topraklık kal‘asın Sadrıa‘zam himmetiyle eyle ma‘mûr etdiler kim evvelkiden bin kat ziyâde metîn etdi, zîrâ Kanije kal‘asının ölümü bu varoşdan olacağın bilüp cümle dîvârı kazıkların yenileyüp dîvârının enniliği otuzar ayak rıhtım dîvâr oldu, ammâ iç Kanije kal‘ası dîvârından alçak ve metîn oldu, zîrâ hîn-i muhâsarada bu varoşun dîvârını küffâr döğerken iç kal‘a Kanije'den dahi bu kal‘ayı döğen küffârı döğmek içün bu varoşun dîvârın yigirmi arşın kaddi kadar alçak etdiler, ammâ hakkâ ki eyi hüsn-i tedbîr etdiler. Eğer bu varoşun dîvârları iç kal‘a dîvârı gibi yüksek olsa iç kal‘anın toplarının bu varoşa menfa‘ati olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 182a ·
metinde göster ·
… olur. Ol ecilden zemîni çift sığırlar ile tarlaların balık sırtı gibi sırt sırt
yüksek
tarlalar edüp sırtlar üzre ekin ekerler.
Ve bu Macaristân'ın türâbı aslında bataklı yerler olmak ile ormanlık ve gün görünmez dırahtistân yollar olduğundan mahsûlâtları az olur. Ol ecilden zemîni çift sığırlar ile tarlaların balık sırtı gibi sırt sırt yüksek tarlalar edüp sırtlar üzre ekin ekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
… ve tuz ve şab ile sarup bir gayri ata süvâr olup yine nehr-i Raba kenârında bir
yüksek
yere vardıkda karşu tarafa nazar etdim. El-azametullâhi te‘âlâ gördüm ki küffâr …
"Efendiniz karşuda sefer tâslarıyla tahta'l-kahve ister" deyü haber edüp haymeme gelüp atın yarasın yumurta ve tuz ve şab ile sarup bir gayri ata süvâr olup yine nehr-i Raba kenârında bir yüksek yere vardıkda karşu tarafa nazar etdim. El-azametullâhi te‘âlâ gördüm ki küffâr gâlib, bizim asker mağlûb şeklin gösterüp, ammâ yine küt-â-küt ve germâ-germ ceng-i savaş-ı perhâş, ammâ bizim asker kâhîce küffârın hovlamasına tâkat getiremeyüp niçe kerre yan verüp yine kâfiri sürerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 20b ·
metinde göster ·
… âğ ve bâğçesi bu kal‘anın maşrık tarafına bir top menzili mesâfe-i ba‘îdede bir
yüksek
bayır üzre cümle bin mikdârı bâğlardır, ammâ karavulhâneleri vardır, zîrâ küffâ …
Ve şehrin cümle mezâristân u cebbânesi bu tarafdadır, zîrâ bu mahal topraklıkdır, bataklık ve çataklık değildir. Ve cümle müşebbek bostânlar ve poyata evleridir. Ve cümle bâğ ve bâğçesi bu kal‘anın maşrık tarafına bir top menzili mesâfe-i ba‘îdede bir yüksek bayır üzre cümle bin mikdârı bâğlardır, ammâ karavulhâneleri vardır, zîrâ küffârdan havf olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 35a ·
metinde göster ·
olmak ile kal‘a içinde Kral sarâyından gayri evler ve sarâylar görünmez ve kenî …
Ve bu Freng kapusu tarafı dîvârları seksen arşın yüksek olmak ile kal‘a içinde Kral sarâyından gayri evler ve sarâylar görünmez ve kenîseler ve çanlıklar evlâ bi't-tarîk görünürler. Ammâ Beç suyu aşırı bâğlar içinde bu kal‘anın sehel havâlesi vardır. Ol tarafdan kal‘aya toprak ve siba ve meteris sürmek mümkindir kim himmetü'r-ricâl takla‘u'l-cibâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56b ·
metinde göster ·
… ğ tulumu gibi endirüp bir çârpâylı serîr üzre yatırup, ammâ serîrin başı tarafı
yüksek
ve ayakları tarafı alçak ve ortası tebevvül ve tegayyuz edecek havruz deliği va …
"Biz Filimenk vilâyetinde Amıstırdam şehrinden oluruz. Yigirmi gündür kim araba ile size gelirken günden güne bu kapudanımızın marazı müşted olup böyle tulum gibi şişdi", dediklerinde hemân ol ân herîfi arabadan yağ tulumu gibi endirüp bir çârpâylı serîr üzre yatırup, ammâ serîrin başı tarafı yüksek ve ayakları tarafı alçak ve ortası tebevvül ve tegayyuz edecek havruz deliği var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… miş seksen yaşına girer yine sakalın tırâş etdikde berber kefereleri dâ’imâ bir
yüksek
iskemlede oturup hüddâmları keferenin saçın sakalın yaykayup başka bir iskemle …
Hattâ niçe cerrâh dükkânlarında berberler vardır. Gerçi cümle küffâr-ı Nemse saçlıdır, tırâş olmağa muhtâc değillerdir, ammâ yine başlarının orta yerlerini tırâş edüp saçlarını mümessek sâbûnlar ile yaykayup niçe yüz bin kefere yetmiş seksen yaşına girer yine sakalın tırâş etdikde berber kefereleri dâ’imâ bir yüksek iskemlede oturup hüddâmları keferenin saçın sakalın yaykayup başka bir iskemle üzre oturur, ammâ tırâş olacak keferenin oturduğu iskemle bir mîl üzre olup fırlak gibi deverân eder. Berber tırâş etdikçe iskemleyi çevirüp her ne cânibin tırâş etmek murâd ederse kendüsi oturup iskemleyi çevirüp âsân vech ile tırâş eder. Rûm'daki gibi berber ayak üzre tırâş etmez, bu dahi temâşâgâhdır. Ve dükkânları şâzrevânlar ve gûnâ-gûn eşyâlar ile müzeyyen teferrücgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
… al‘asının iç hisârı sâfî tula rıhtım Şeddâdî kârgîr binâ-yı metîn ve kırk arşın
yüksek
şekl-i murabba‘ beş aded kulle-i bâlâlı iç kal‘adır kim kulleleri cümle darı ve …
Kal‘ası sahrâ-yı Tîh-misâl bir kırlık çölistân yerde cânib-i etrâfı bataklık ve çataklık ve sazlık vâki‘ olup aslâ ve kat‘â bir tarafdan havâlesi yok nehr-i Kiriş batağı içinde bir kal‘a-i mu‘azzamdır kim nehr-i Kiriş tâ Erdel vilâyetinde Şiçevar kal‘ası ve Lipyan dağlarından cem‘ olup gelerek Yanova kal‘ası handakları ve şehri içinden cereyân ederek gelüp bu Göle kal‘ası etrâfların reyy ü saky edüp bir azîm [ü] mehîb bataklı göl olup andan cânib-i garba Eğre eyâletinde Çon[g]rad kal‘ası handakı önünde nehr-i azîm (---) mahlût olur. Ammâ Göle kal‘asının iç hisârı sâfî tula rıhtım Şeddâdî kârgîr binâ-yı metîn ve kırk arşın yüksek şekl-i murabba‘ beş aded kulle-i bâlâlı iç kal‘adır kim kulleleri cümle darı ve buğday ve çeltikli pirinç ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımât âlât-ı ceng eşyâları doludur. Ve bu iç kal‘ada ancak dizdâr ağa sâkin olup birkaç anbârlar ve cebehâne hâneleri ve bir âb-ı hayât kuyusu var, gayri şey yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 83a ·
metinde göster ·
… rında kırk ayak enli rıhtım dolma palanka-i metîn dîvâr olup yigirmi aded arşın
yüksek
olup fecc-i amîk bataklık içinde şekl-i murabba‘ bir sûr-ı rabâtdır kim dâ’iren …
Bu varo[ş] iç kal‘anın cânib-i selâsin ihâta edüp iç kal‘anın kıble cânibi deryâ-misâl bataklıkdır. Ve bu Orta varoşun dîvârı göl kenârında kırk ayak enli rıhtım dolma palanka-i metîn dîvâr olup yigirmi aded arşın yüksek olup fecc-i amîk bataklık içinde şekl-i murabba‘ bir sûr-ı rabâtdır kim dâ’iren-mâdâr cirmi iki bin arşındır. Azîm vezni üzre yedi aded yedi iklîmden ve seb‘a-i seyyâreden nişân verir sedd-i Ye’cûc tabya-i ibret-nümâlardır kim her birine yetmişer pâre sağîr ü kebîr balyemez topları var. Ve bunda ancak elli aded şindire tahta örtülü evleri ve buğday anbârları içinde cümle darudur ve buğday ve arpa ve sâ’ir gılâl-ı hubûbâtlar leb ber-lebdir. Bu varoşun ancak iki kapusu var; biri su kapusu ve biri büyük kapu kâ[r]gîr binâ kemerlidir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 83b ·
metinde göster ·
depenin dibinde kara nahır gibi kara şapkalı ve kara saçlı küffâr çet-a-çet olm …
"Elhamdü lillâh uğurdur, Osmânlı yüzü gördük. Ağa seni uğur okuduk. Hele dur, ma‘an bizimle çeteye ve poturaya gidelim. İşte bağdala hunkasında kâfirin katana yunakları bizi katlanır, durma gidelim" dediklerinde hakîr bağdala hunkası dedikleri yüksek depenin dibinde kara nahır gibi kara şapkalı ve kara saçlı küffâr çet-a-çet olmuş dururlar. Hikmet-i Hudâ bu hakîr ol tarafdan geldim. Kâfir hakîri görüp aslâ hareket etmemişler kim ihtimâldir kal‘a halkı duyar deyü hâmûş olup yatmışlar. Hemân hakîr ol kadar kâfirin kesret [ü] vefretin görünce,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 84a ·
metinde göster ·
… zafer mümkin değildir. Ve gûyâ kûh-ı Bî-sütûn-misâl Tuna nehri içine çıkmış bir
yüksek
burun üzre vâki‘ olmuş bir kal‘a-i serâmeddir. İç kal‘ada yedi ev ve bir gılâl …
Ammâ kal‘ası nehr-i Tuna sâhilinde evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın kaya üzre şekl-i müseddes Şeddâdî kârgîr seng-i tırâş, ya‘nî dâr-ı savaş gâyet metîn yedi kulleli kal‘a-i ibret-nümâdır. Beş kullesi yalçın püşte kaya üzre ve iki aded kullesi nehr-i Tuna döğer sa‘b kulle-i serâmedlerdir. Bu kal‘anın cânib-i erba‘ası yalçın kaya üzre olmak ile aslâ bir tarafdan bu hisâr-ı üstüvâra lağım ve siba ve meteris ile zafer mümkin değildir. Ve gûyâ kûh-ı Bî-sütûn-misâl Tuna nehri içine çıkmış bir yüksek burun üzre vâki‘ olmuş bir kal‘a-i serâmeddir. İç kal‘ada yedi ev ve bir gılâl anbârı ve kullelerinde cebehâne-i gûnâ-gûn ve zahîre içün kırmızı darı durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 94a ·
metinde göster ·
… arlasa kifâyet eder, gayri top ve tüfeng atmak lâzım değildir. Hattâ bu kayadan
yüksek
cânib-i erba‘asında bâlâ kayalar yok iken hikmet-i Hudâ bu kaya üzre üç yerde â …
Eşkâl-i kal‘ası: Evc-i âsumâna ser çekmiş bir beyâz kayanın burnunda bir kal‘a-i bâlâdır kim bu kal‘a olduğu kal‘anın dâ’iren-mâdâr cirmi yigirmi bin adım ihâta eder bir düz çemenzâr ve lâle‘ızâr sahrâdır. Ve bu kayanın cânib-i etrâfı biner arşın çâh-ı cahîm dereleridir. Ve her tarafı altları kûh-ı Bî-sütûn gibi boşdur. Gûyâ bir mantar gibi beli ince yukarusu vâsi‘ halk olunmuş kaya üzre sahrâdır. Bir tarafından bu kal‘aya varılmak muhaldir, illâ kapusu yolundan tarafa varılsa mümkindir. Ammâ yedi kat burûc-ı akabeleri var kapulardan geçmeğe muhtâcdır kim her bir kapusu derbend-i calenderden nişân verir kapulardır. Hemân düşman oturduğu yerlerden aşağı taş yuvarlasa kifâyet eder, gayri top ve tüfeng atmak lâzım değildir. Hattâ bu kayadan yüksek cânib-i erba‘asında bâlâ kayalar yok iken hikmet-i Hudâ bu kaya üzre üç yerde âb-ı hayât çeşmesârlar ve su kaynakları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121b ·
metinde göster ·
… libâsları Acem kapaması gibi nigendeli ve peşli koltukları altı bâğlı ve yakası
yüksek
kapama geyüp başlarında beyâz abâ kalpakları geyüp ayaklarında Acem pâbûçlar ge …
Der-kıyâfet-i kaba-yı ahâlî-i Tavustân: Cümlesinin libâsları Acem kapaması gibi nigendeli ve peşli koltukları altı bâğlı ve yakası yüksek kapama geyüp başlarında beyâz abâ kalpakları geyüp ayaklarında Acem pâbûçlar geyerler. Ve başları mutarraşdır. Ve yine sakalları kırkık cimbarisdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 160a ·
metinde göster ·
… ib-i etrâfında zencîr var. Hemân kubbe-i âlînin ortasında yerden dörd âdem boyu
yüksek
mu‘allak durur. Biri la‘l-i Bedahşân[î]den ve bir polad-ı Nahşevânîden sandûkal …
Bu sandûka dahi bir büyük polad-ı Nahşevânî, ya‘nî d[emir] sandûk üstünde la‘l sandûk mu‘allak durur. Aslâ bir tarafda ne bağı ve ne badrığı ve ne cânib-i etrâfında zencîr var. Hemân kubbe-i âlînin ortasında yerden dörd âdem boyu yüksek mu‘allak durur. Biri la‘l-i Bedahşân[î]den ve bir polad-ı Nahşevânîden sandûkalardır kim mu‘allak maslûb durur. Bu sandûkanın altında bir melek oturur, ammâ kanatları yokdur, yine âdem sûretindedir. Lâkin omuzları yerinde siyâ[h] saçları ve başında mergûle ve mergûle geysûları var. Vücûdu la‘l yâkût cevâhire gark olup yüzünün nûru ka‘benin dörd aded pencerelerinden taşra üzerimize nûr berk urur, dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177b ·
metinde göster ·
… yüksekdedir kim "Atlı müsâfirler gelüp konak etmeyeler" deyü kapuların küçük ve
yüksek
muhâlif nerdübânlı kapular etmişler.
Ve hâkimi Bâyezîd-i Velî Hân mütevellîsi zâbıt u râbıtdır. Ve cümle on pâre köy nâhiyesi dahi vakf-ı Bâyezîd Hân'dır kim hîn-i tahrîrde muharrirler şehr-i Mekri ile nâhiye kurâların cümle dörd yüz aded hâne tahrîr etmişler. Ammâ şehri cümle iki yüz aded kiremitli tahtânî ve fevkânî cümle kârgîr binâlı Urûm evleridir. Müselmânları Urûmlardan azdır. Ancak elli hâne Müselmânları var ve yüz elli hânesi kefere-i menhûs hâneleridir. Ve cümle kefere evlerinin kapuları pençere gibi küçücük küçücük kapuları gâyet yüksekdedir kim "Atlı müsâfirler gelüp konak etmeyeler" deyü kapuların küçük ve yüksek muhâlif nerdübânlı kapular etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 207b ·
metinde göster ·
Kal‘ası leb-i deryâdan cânib-i garba iki sâ‘atden eksik ba‘îd olup dağların bir
yüksek
yerinde şekl-i müdevver dörd kat bir Şeddâdî binâ kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi …
Kal‘ası leb-i deryâdan cânib-i garba iki sâ‘atden eksik ba‘îd olup dağların bir yüksek yerinde şekl-i müdevver dörd kat bir Şeddâdî binâ kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil dörd bin adımdır. Lâkin aşağıda kal‘anın iki katı ba‘de'l-feth münhedim olaldan berü câ-be-câ der-i dîvârları rahnedâr durur, ammâ sehel mâl-ı himmet ile amâr olmak mümkindir, ammâ üçüncü kat dîvârı ve iç kal‘ası gâyet metîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 244a ·
metinde göster ·
Ve yerli kayasından yukaruya taş binâsının kaddi kâmil elli arşından
yüksek
olup kal‘anın dâ’iren-mâdâr cirmi beden-i dîvârı üzre kâmil üç bin adım ihâta e …
Ve yerli kayasından yukaruya taş binâsının kaddi kâmil elli arşından yüksek olup kal‘anın dâ’iren-mâdâr cirmi beden-i dîvârı üzre kâmil üç bin adım ihâta eder bir kal‘a-i zîbâdır. Ammâ bir tarafında aslâ handakı yokdur, zîrâ her cânibi kesme kaya gayyâ-misâl uçurumlu kayalardır. Ancak cânib-i garba nâzır üç kat demir kapuları var, biri birinden geçer. Ve her bir kapunun mâbeyni ellişer adımdır. Ve bu kal‘a içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 251b ·
metinde göster ·
… ttâ deryâdan biz gelirken bu adanın alâmeti oldur kim günbatısı tarafları gâyet
yüksek
dağlardır. Ve lodosa mukâbil olan yerinde bir yumru burun vardır, gâyet âlî bur …
Ve mezkûr Kefalonya adası dağlı ve taşlı ve bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayât sulu ve ni‘metleri vâfir ve berekâtları mütekâsir bir vâsi‘ adadır. Hattâ deryâdan biz gelirken bu adanın alâmeti oldur kim günbatısı tarafları gâyet yüksek dağlardır. Ve lodosa mukâbil olan yerinde bir yumru burun vardır, gâyet âlî burund[ur] kim Kav Sansi burnu derler. Mağribden gelen gemiler ol burnu seçüp Kefalonya'dır derler, ammâ bu burunda bir taş vardır, gemilere andan ihtirâz lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 263b ·
metinde göster ·