… bir bî-ma‘rifet sâde-dil ebleh âdem, bu taht ve minberi görse "Yed-i kudret ile
yaradılmış
" der.
Menzil-i sahrâ-yı Turvin: Bir sahrâ-yı azîmdir kim gûyâ hâmûn-ı Deşt-i Kıpçak'dır. Bu sahrâ-yı lâlezârın etrâfına kol kol asâkir-i nusret-me’ser hayme [vü] hargâhıyla meks edüp bu vâ[di]nin tâ vasatına kral askeri hepini(?) meks edüp etrâfına kral ile me’mûr olan mezkûr paşalar ve Tatar askerleri çet-a-çet konup kral içün azîm otaklar ve çetr-i mülammâ‘ sokaklar kurulup kral-ı dâl bî-şân u bî-nişân muzlım şöhretiyle karâr-dâde olup tâ vakt-i zuhur oldukda bu sahrânın bir mürtefi‘ yerinde bir beyâz mermerden bilâ-teşbîh kırk kademe âlî bir minber-i bâlâ ve taht-misâl bir kürsî-i vâlâ var. Ol kürsî dahi Alman mermerinden inşâ olunmuşdur. Eğer bu minber ü kürsîyi ta‘rîf ü tavsîf etsek me’âl-i kelâm tahrîrinden kalırız. Hemân şundan ma‘lûm ola kim bir nâ-ehil ve bir bî-ma‘rifet sâde-dil ebleh âdem, bu taht ve minberi görse "Yed-i kudret ile yaradılmış" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30a ·
metinde göster ·
… ne dühn-i hâlis çıkar, yetmiş iki rence dâ’-ı devâdır. Ve yaprakları gayri gûne
yaradılmış
bir sun‘-ı Lâyezâl'dir. Ammâ Yanvan-ı Yûnân tevârîhinde "Kaydefâ Ana kendi eliy …
Ve bu kal‘a kapusundan taşra elli adım ba‘îd kapu önünde bir şecer-i ibret-nümâ vardır. Rûy-i arzda ekâlîm-i seb‘ayı seb‘a-i seyyârevâr seyerân [u] deverân etdim, ol eşkâlde bir turfe dıraht-ı garîbe görmedim. Çitlemik ağacına müşâbeheti var. Ammâ bi-emrillâhi Ta‘alâ bundan bir gûne dühn-i hâlis çıkar, yetmiş iki rence dâ’-ı devâdır. Ve yaprakları gayri gûne yaradılmış bir sun‘-ı Lâyezâl'dir. Ammâ Yanvan-ı Yûnân tevârîhinde "Kaydefâ Ana kendi eliyle dikmişdir" deyü tahrîr etmişdir. Hakkâ ki berk-i haşebe ve nihâlleri niçe bin âm mu‘ammer olmuş şecerden nişân verir ammâ hâlâ ter ü tâzedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y44b ·
metinde göster ·
… ş-ı garîbe oymuşlardır. Ammâ hikmet-i Hudâ her bir hânedânın kayası başka başka
yaradılmış
. Herkes birin oyup vatan edinmiş. Ve her birinin mâbeyninden yol geçer kumsal y …
Âd ve Semûd kavmine seng-i hârâlar bi-emrillâh müsahhar imiş kim böyle seng-i hârâları kalem tırâş ile peynir keser gibi kesüp mezkûr gârların der-i dîvârlarına ve revzen ü tâklarına ol kadar emek sarf edüp hûrdegîrlik etmişler kim gûyâ hıtâyî kâğıdda Fahrî oyması gibi nükûş-ı garîbe oymuşlardır. Ammâ hikmet-i Hudâ her bir hânedânın kayası başka başka yaradılmış. Herkes birin oyup vatan edinmiş. Ve her birinin mâbeyninden yol geçer kumsal yollardır. Bu râhlara nâzır kat-ender-kat hücreler ve gûnâ-gûn maksûreler vardır. Ve dîvânhâne ve zîr-i zemînler var kim her birine biner ikişer biner benî âdem sığar. Ol çölistânın şiddet-i hârında içine dâhil olduğumuzda gûyâ Bağdâd-ı behişt-âbâd Y 272a serdâblarına girmişe döndük. Ve gûnâ-gûn kapular oymuşlar kim kapunun cânib-i erba‘aları kat-ender-kat zıh-ender-zıh hurde rûmî ve eslimî ve şükûfeler ile ârâste atebelerdir kim hâlâ asrımızın üstâd mermer-bürleri tîşe ve nevregân ve tilismân urmağa kâdir değillerdir. Meğer diyâr-ı Rûm'da Atina şehrinde Sultân Mehemmed câmi‘indeki mermerlerin musanna‘âtı ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271b–Y272a ·
metinde göster ·