EÇS I 64b
Bu hal-i pür-melâl dahi Der-i devletde Murâd Hân'a mün‘akis olup sene 1038'de mührü Husrev Paşa'ya verüp Abaza üzre serdâr-ı mu‘azzam oldu. {Husrev Paşa Bosnavî idi. Silihdârlıkdan tulû‘ edüp Bayram Paşa yerine yeniçeri ağası ve Diyârbekir vâlîsi olup Âmid'e giderken mühr ile Abaza üzre serdâr oldu}. Ve Ahıçka'yı istihlâsına me’mûr olup Tokat'dan ılgar ile dahi anca kar var iken Erzurûm içre imdâd ve zahîre girmeden Erzurûm-ı behçet-rüsûm altında meks edüp kal‘ayı muhâsara etdiler.
EÇS I 64b
"Belki Abaza-yı bî-niyâz kal‘ayı Kızılbaş'a vermek ihtimâli ola" deyü kırk bin salt atlu asker ile sene-i mezbûrun Muharrem'inde yedinci gün kal‘ayı kat-ender-kat kuşadup metrislere girildi.
EÇS I 64b
Mâh-ı Safer'de gerüden asker-i İslâm hayme ve hargâh ve bâr [u] büngâhları ve cebehâne ve balyemez topları ile deryâ-misâl asker gelüp tarfetü'l-ayn içre hâzır metrislere girilüp şeb [u] rûz amân vermeyüp lağımlar endâht olunup yedi koldan balyemez toplar ile kal‘a-i Rûm'a rahneler açılup subh u mesâ hücûmlar olup içeriden taşra, taşradan içre yürüyüşler ve şebhûnlar olup husrevâne ceng [ü] cidâller olunup içeriden tâ’ife-i sekbân-ı sek-pây birer ikişer taşra firâr etdiler.
EÇS I 64b
Taşrada serdâr istimâlet ve ihsân [ü] in‘âmlar etdiğin içerideki haşerât sekbânlar işidüp küme küme taşra çıkup,
EÇS I 64b
"El-amân ey güzîde-i Âl-i Osmâniyân'dan ey Husrev-i şîrân" deyüp her bir remmâsı bir kola dahl düşüp halâs oldular.
EÇS I 64b
{Abaza Paşa dahi} kal‘adan cemî‘i ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân taşra çıkup şemşîr ber-gerdân amân ile Serdâr Husrev-i şîr huzûruna gelüp yüz sürdüklerinde "El-afv zekâtü'l-feth" deyüp cümlesinin defter-i cerâyimine kalem-i afv keşîde kılınup hil‘at-ı fâhireler ile şeref-yâb oldular. Mâh-ı mezbûrun tokuzuncu gün[ü] idi. Asâkir-i İslâm kal‘a içre leb-ber-leb olup şiddet-i şitâ gelmeden kal‘ayı ta‘mîr [ü] termîm edüp elli bin asker ile Ken‘ân Paşa'yı serdâr edüp Ahıçka kal‘ası dahi Mavro Hân imdâdıyla feth olup eyâlet-i Çıldır, Sefer Paşa'ya ihsân olundu.
EÇS I 64b
Bu feth [u] fütûhâtların zafer meserretleri sem‘-i hümâyûna vâsıl olup Abaza Paşa'yı Der-i devlete getirmek fermân olunup şiddet-i Rûm ermeden kat‘-ı menâzil ederek Husrev Paşa alay-ı azîm ile Abaza Paşa'yı rikâb-ı hümâyûna getirüp huzûr-ı pâdişâhîde Abaza ser-ber-zemîn edüp ayak üzre durdu.
EÇS I 64b
Ol gün bir dîvân-ı azîm idi kim bin bir ayak bir ayağ üzre idi. Cümle vüzerâ ve vükelâ-yı devlet huzûrunda pâdişâh-ı Cem-haşmet mübârek kelâm-ı dürer-bârları ile Abaza Paşa'ya hitâb edüp buyurdular kim,
EÇS I 64b
"Bire kâfir, bu senin bu kadar seneden berü ibâdullâh-ı müslimîn üzre etdiğin zulm [ü] ta‘addî ve benim niçe bin güzîde kullarımı katl eyleyüp isyân eyledin" buyurduklarında,
EÇS I 64b
Cevâb-ı Abaza Paşa, yerinden pertâb kılup üç kerre zemîn-bûs edüp eydir:
EÇS I 64b–65a
"Pâdişâhım Hazret-i Risâlet-penâh'ın pâk r[û]hıyçün ve ecdâd-ı izâmlarının 65a rûhlarıyçün olsun bana bu ayda amân verüp afv ile mu‘âmele edüp dâğ-ı derûnum söylesem" deyü izin taleb etdikde,
EÇS I 65a
"Söyle" deyü destûr-ı şâhî oldukda Abaza eydir:
EÇS I 65a
"Pâdişâhım, karındaşın Sultân Osmân Hân Gâzî tâbe serâhu azametiyle dîn-i mübîn uğuruna düşmandan intikâm almağiçün Hotin seferine teveccüh buyurduklarında gördü kim yeniçeri tâ’ifesi azacık ammâ ulûfeleri çok bunları ‘yoklama ederim’ dedikde gulû edüp yoklamağa rızâ vermediler.
EÇS I 65a
Bundan Pâdişâha dilgîr olup Hotin kal‘ası metrisine yüz bin renc [ü] anâ ve nâz [ü] istiğnâ ile metrise girüp küffâr-ı dûzah-karâra sıyâneten dâ’imâ kuru sıkı tüfeng atup pes-i perdeden küffâr ile mu‘âmelât edüp dîn-i mübîne hıyânet etdikleri günden ayân idi. Kal‘adan kâfir bunlara şarâb, bunlar kâfire kebâb gönderüp yiyüp içerlerdi.
EÇS I 65a
Bu hâlde iken Budin vezîri Karakaş Paşa kara kaşından kurşum ile urulup şehîd olup cümle askeri meydânda kalup şehîd olup bir merd imdâdlarına varmadı. Ve Tatar Hân'a ‘Kâfir taburu üzre gelme ve İslâm ordusuna geç gel, tîz gelme’ {deyü haber gönderirlerdi}.
EÇS I 65a
Ba‘zı vüzerâ kulların yeniçeri çaşıtların dutup karındaşın Osmân Hân huzûruna getirüp katl ederlerdi. Bu hâl üzre dîn-i mübîne bu gûne hıyânetleri zâhir olup Hotin gibi bir sarây-misâl bir küçük kulleyi feth etmeyüp metrisden bir gün ale'l-umûm çıkup firâr etdiler.
EÇS I 65a
Beytü'l-mâl-ı müslimînden yedi bin kîse hebâya gidüp niçe kerre yüz bin re‘âyâ ve berâyâ pârekende ve perîşân olup bir habbe değer iş görülmeyüp pâdişâh-ı İslâma beyne'l-akrân bu kadar bed-nâmlık olup sa‘âdetle İslâmbol'a gelüp ol pâdişâh-ı azîmü'ş-şânın üzerine niçe kerre gulû-yı âmm edüp pâdişâh dahi anların etdiklerine kalmayup ocaklarına ayağıla varup dahl düştükde bu kadar itâle-i lisân ve bu kadar şütûm-ı fâhiş ile ağa kapularından Osmân Hân'ı kovup andan yeniçeri odaları içre Orta Câmi‘e varup anda dahi dahl düşdü. Anda Binyâz nâm bir pehlivânı pâdişâh üzerine musallat edüp kendüler mübârek dest-i şerîfleri ile Orta Câmi‘ mihrâbının sol cânibindeki pençereye mübârek kolların geçirüp sarılmış idi.
EÇS I 65a
‘Amân ey ümmet-i Muhammed’ deyü mazlûm Osmân Hân feryâd ederken mezkûr Binyâz nâm kâfir:
EÇS I 65a
‘Eş Osmân Çelebi seninle dilberi çok Yûsuf Şâh kahvesine yâhûd bizim odaya gidelim’ deyü tahkîrâne niçe yâve kelimâtlar etdikde Osmân Hân rızâ vermeyüp Osmân Hân'ın pençerede olan bâzûlarına birer muşt-ı pehlivânî urarak mübârek kolların kırarak Orta Câmi‘den Osmân Hân'ı bir arabaya koyup Yedikulle'ye götürüp bu kadar nâ-meşrû‘ işler ile mel‘ûn Binyâz Pehlivân, Osmân Hân'ın hayâsın burup anda şehîd oldukda cesed-i şerîfin bir pâre köhne bûryâ üzre bî-riyâ yatırken cebecibaşı olan (---) Ağa kâfir, Pâdişâh'ın mübârek sağ kulağın kesüp ve bir yeniçeri hâtemiyçün mübârek engüştün kesüp tîz Dâvûd Paşa'ya kulağın ve parmağın müjde ile götürüp anlara birer kîse altun verdikde cebecibaşı, Dâvûd Paşa'ya eydir:
EÇS I 65a
‘Bire Sultânım, hemân cümle ocaklara altun bezl eyleyüp sultân hazretlerinden olan Süleymân Beğ efendimiz olan şehzâde-i cüvân-bahtını pâdişâh eyle, inkırâzu'd-devrân devletin mü’ebbed olup Âl-i Dâvûdiyân, deyü cihânda nâmın dâstân ola’ dedikde bu kulağın getiren cebecibaşıya sipâhîler ağalığı ihsân edüp oğlu Süleymân Beğ'i pâdişâh etmeğe azîmet edüp cümle yeniçeriye Selânik çukası yerine kırmızı saya çuka vermeğe ahd [ü] emân etdi.
EÇS I 65a
Pâdişâhım, bu ahvâl-i pür-melâl dâstân-ı dostân olup şöhre-i şehr oldukda cümle ehl-i ırz ve bî-garaz hâmû-yı dîn olanlar ‘Hayfâ ve dirîg vâ hasretâ ve vâ firkatâ’ deyü âh [u] enîn etdiler.
EÇS I 65a
Ve yine cümle acemî oğlanı ve yeniçeri haşerâtları Sultân Mehemmed câmi‘inde niçe bin musannif ve mü’ellif [ve] ulemâları katledüp cesed-i şerîflerin kuyuya doldurup bu kadar fezâhat edüp bu kadar ibâdullâhın hâneleri ve taşra hazîne ve içeri hazîne zorbalar elinde yağmâ olundu.
EÇS I 65a–65b
Âkıbetü'l-emr hakîr bu ahvâlleri istimâ‘ edüp dâğ-ı derûnumdan 65b haste-hâl olup şifâ buldum. Ammâ eyle bir pâdişâh-ı Cem-cenâb Osmân Gâzî'den ayrılup böyle nâ-hak hürr-i şehîd etdiler, hemân pâdişâhım sağ olsun. Bu Abaza lalan dahi nân [u] nemek gayretine düşüp âyâ veliyy-i ni‘am efendim Osmân Gâzî'nin intikâmın bu âsî kâfirlerden nice alam derken hikmet-i Rabbânî ammin Mustafâ Hân, Erzurûm eyâletin (---) sene târîhinde ihsân eyledikde gördüm ki, bir kal‘a-i Kahkahâ ve şiddet-i şitâsı bî-bahâ her gün Lala Paşa merhûm câmi‘inde edâ-yı evkât-ı salât etdikce yeniçeri aşkıyâları önüme gelüp eydirler kim:
EÇS I 65b
‘Abaza Lala akrabâ-yı ta‘allukâtından yine Lala Paşa kilisesine vardın’ deyü ol mübârek câmi‘-i şerîfi kenîseye teşbîh ederlerdi.
EÇS I 65b
Ve kol dolaşmağa şehir içre deverân etsem şâhrâh üzre yatan köpeklere hitâben bana işittirerek ‘Oş Abaza oş’ dediklerin istimâ‘ edüp ığmâz ederdim.
EÇS I 65b
Bu cümle ile yine müdârâ edüp giderdim. Ve yine cümleye ihsân [ü] in‘âmlar ederdim. Ve Pâdişâhım buna göre niçe bin mâlâya‘nî ve turrehâtların hazm ederdim. Ve dîvânhâneye şarâb [u] kebâbları ile gelüp,
EÇS I 65b
‘Abaza, senin mehterhânen ile bir meclis edelim’ deyü mehterhâne ile dîvânhâne-i pâdişâhîde çeng ü çegâne ile ayş [u] işret edüp yine ığmâz edüp me’kûlât [ü] meşrûbâtların verirdim.
EÇS I 65b
Ve şehir içre a‘yân [u] eşrâfın ehl [ü] iyâllerin çekmeğe başlayup niçe yüz hâneleri ve bedâsteni nehb ü gârete başladıkların sicill-i şer‘a kayd etdirüp elime pâdişâhım hüccet-i şer‘iyye aldım" deyü koynundan hücceti Sultân Murâd'a verir.
EÇS I 65b
"Ve bundan sonra pâdişâhım, yeniçerinin bu isyân [u] tuğyânları hadden efzûn olduğu Acem şâhı'na mün‘akis olup bir gün Şâh, Ahıçka kal‘asın muhâsara sadedinde iken,
EÇS I 65b
‘Bire gâzîler, dîn-i mübînin intihâ-yı serhaddi olan Ahıçka kal‘asın halâs etmeğe yetişelim’ deyü feryâd edegördüm.
EÇS I 65b
Bir yeniçeri meyhânelerden ve Ermenî evlerinden ve bozahâneden çıkarmak mümkün olmayup âhirü'l-emr Kızılbaş-ı evbâş, ecdâd-ı izâmın Sultân Selîm Hân'ın fethi olan hısn-ı hasîn kal‘a-i Ahıçka'yı alup mülk etdi.
EÇS I 65b
Ba‘dehu bu ahvâl-i pür melâlim müşâmızda olan mîrimîrânlara dahi ma‘lûm olup anlar dahi yeniçerilerden dilgîrler imiş, cümle mîrimîrânlar ile pes-i perdeden yeniçeri kırup hûn-ı Osmân Gâzî taleb etmeğ içün yemin-i billâh ve kasem-i tallâh edüp herkesin taht-ı hükûmetinde olan zorbaları ve eşkıyâ yeniçerileri kırmağa ahd [ü] emân etmişdik.
EÇS I 65b
Ol günkü oldu, bu hakîr ahde vefâ edüp ibtidâ Erzurûm'un iç kal‘asın feth edüp cümle yeniçerileri kırdım. Sâ’ir vüzerâ ve ümerâlar beni peraya atup yan çaldılar. Benim adım âsî olup iş başa düşüp günden güne hâlim müşted olup işte sergüzeşt [ü] serencâmım budur kim ne etdim ise bu Devlet-i aliyyenin hâyır-hâhı olduğum gayretiyle etdim. Yohsa pâdişâhım bu Abaza kulun yetmiş guruşluk bir abd-i memlûkündür, âsî olup cihângîrlik ile pâdişâh olacak değilim" deyüp ahvâl-i mâcerâsın niçe bin âdem içinde bir bir bî-bâk [u] bî-pervâ takrîr edüp yine zemîn-bûs edüp el bağlayup hâmûş-bâş oldu.
EÇS I 65b
Bu kelimâtlara Pâdişâh-ı cem-azamet gûş-ı hûşile sâmi‘înden olup şehâdet-i Osmân Hân yâd oldukda mübârek çeşm-i gazâlinden çekîde çekîde hûn-âlûd nem yemm-i nem gibi cereyân edüp bir âh-ı serd çekdi kim cümle huzzâr-ı meclis mest [ü] medhûş oldular. Ba‘de hatmi'l-kelâm.
EÇS I 65b
Cevâb-ı Sultân Murâd Hân: "Ya Kayseriyye altında lalam Çerkes Mehemmed Paşa ile ceng edüp münhedim olduğunda cürmünü afv edüp sana Erzurûm eyâletin ihsân eyledim. Ba‘dehu Ahıska imdâdına me’mûr olunan Dişlen Hüseyin Paşa'yı ve bu kadar ibâdullâhı katl edüp mâlların yağmâ ve tâlân edüp Halîl Paşa lalam ile ceng edüp kal‘ayı teslîm etmeyüp rikâbıma niçün yüz sürmedin?" buyurduklarında,
EÇS I 65b–66a
Cevâb-ı Abaza Paşa: "Pâdişâhım, üstüme me’mûr olup gelen serdârlarının her biri askerine 66a mağlûb olup zabt [u] rabta kâdir değiller idi. Uğradıkları yerleri Karayazıcı ve Kalenderoğlu ve Sa‘îd Arab gibi eli vilâyeti harâb [ü] yebâb ve halkı kebâb ederek gelüp beni muhâsara edüp her gün serdâr üzre bir gulû edüp serdârın başına otağın yıkup gûnâ-gûn fesâd işleyüp anlar celâlî ve harâmî, ben anların yanında aslahu'z-zaleme ve halâlî idim. Cânım korkusundan ceng edüp verilmedim. ‘Amân ile çıksam bir alay amân bilmez başsız bugsuz çemapur askeri-misâl bunlara râm olmak kuvvet-i hatâdan ve tehlikedir’ deyü var kuvveti bâzû-yı tüvânâya getirüp ceng ederdim.
EÇS I 66a
Ammâ bu Husrev Paşa lalan Âsitâne-i sa‘âdet'den fermân-ı pâdişâhîyle Tokat'dan kalkup üzerime geldikde çaşıtlarım rûz-merre gelüp cümle menâzillerde adl [ü] adâletin ve zabt [u] rabtın ve aşkıyâya amân vermeyüp katl edüp asker-i Abdülmü’min gibi geldiğin istimâ‘ edüp bildim ki bu merd-i kâmildir, günden güne mehâbet [ü] salâbeti yâd olundukda derûnuma bir bîm [u] ru‘b hâsıl oldu.
EÇS I 66a
Âhir bir gün gördüm ki Erzurûm altına gelüp meks ettükde amân vermeyüp ol ân rûz-ı rûşende askere amân vermeyüp ol sâ‘at cümle askeri metrislere koyup aç kurd koyuna sarılır gibi sarılup gûyâ ciğerime yapışdılar.
EÇS I 66a
Ol gün toplar ile yedi yerden kal‘aya rahneler verdiler. Ve Erzurûm sahrâsına şeb [u] rûz nazar ederdim, askerî tâ’ifesinden bir merd metrisinden çıkup kurâlara gitmezlerdi, re‘âyâ vü berâyâlar gürûh gürûh olup askere zahîre getirirlerdi. Andan bildim ki zabt [u] rabt sâhibi serdârdır ve sahrâda bir kurâ ihrâk bi'n-nâr olmazdı ve her şeb cümle çadırlarda Feth-i şerîfler tilâvet olunup ezân-ı Muhammedîler okunup evkât-ı hamseyi kol kol cemâ‘at-i kesîreler ile edâ olunurdu. Ammâ evvelki serdârlarda ne tâ‘at ve ne ibâdât olup cümle kurâları âteşe urup re‘âyâyı kebâb edüp iki üç ayda ancak metrise girüp ma‘a'l-kerâhe bir kaç tüfeng atup yine çadırlarında fısk [u] fücûr ederlerdi ve sâz [ü] söz ve Ermenî avretleri ve oğlanları feryâdında çadırlarda durulmazdı.
EÇS I 66a
Ben bunları bu hâlde görüp üçer dörder kerre kal‘adan taşra çıkup şebhûnlar edüp her çıkışda bu kadar yeniçeri kırup bu kadar mâl-ı ganâyimle yine kal‘aya tahassun ederdim ve yeniçeri kelleleri ile kal‘anın burc [u] bârûların zeyn ederdim. İki aydan kış gelüp serdârın başına otağın yıkup avdet ederlerdi. Ammâ bu Husrev lalan hakkâ ki Rüstemâne hareket etdiğinden,