EÇS I 119a
Evvelâ Câmi‘-i selâtîn Eyyûb Sultân. Bizzât Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân Gâzî binâ edüp Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri rûhuna savâbın hibe eyledi. Leb-i deryâya karîb âsitâne-i Ensârî'de bir düz zemînde bir câmi‘-i kebîrdir. (---) kubbedir. Mihrâb tarafında bir nîm kubbe dahi vardır ammâ ol kadar âlî kubbeleri yokdur. Ve câmi‘ içre aslâ amûdlar yokdur, ancak orta kubbe etrâfında metîn kemerler ile mebnîdir.
EÇS I 119a
Minberi ve mihrâbı musanna‘ değildir. Ve sağ tarafda hünkâr mahfili vardır. Ve iki kapusu var, sağ cânibde yan kapu ve kıble kapusu var.
EÇS I 119a
Ve bu câmi‘-i selâtînin bir yanından bir yanına tûlu (---) ayakdır ve kıble kapusundan mihrâba varınca arzı (---) ayakdır. Ve kıble kapusu üzre bir kıt‘a mermer üzre celî hatt ile tahrîr olunan müzehheb târîhi budur:
EÇS I 119a
Dedi târîhin dütâ beyt-i atîkHamdü lillâh beyt-i ma‘mûr oldu buDendi Kostantîne târîh Arapça .Sene (---). (---)
EÇS I 119a
Ve bu câmi‘in yemîn [ü] yesârında birer şerîfeli iki minâre-i âlîsi var. Ve harem-i muhtereminin cânib-i selâsında medrese hücreleri ile müzeyyen bir haremdir. Ve bu haremin tâ vasatında bir cemâ‘at maksûresi vardır, (---) sütûn mermer-i hâm üzre mebnî bir kasr-ı Havernakdır.
EÇS I 119a
Bu nüzhetgâh ile Ebâ Eyyûb kabri mâbeyninde evc-i âsumâna ser çekmiş iki çınâr-ı müntehâlar var kim her şu‘besi kâkül-i dilberân gibi perîşân olup sâyesinde cemî‘i cemâ‘at-i kesîre ibâdet ederler. Bu haremin dahi iki kapusu var. Ammâ cânib-i garb kapusundan taşra bir harem-i azîm dahi vardır. Şecere-i dud ile memdûd dırahtlar ile ârâste ve yedi aded çınâr-ı azîmler ile pîrâste olmuş bir haremdir. İki tarafında âbdest muslukları vardır.
EÇS I 119a
Andan Kâğızhâne râhı üzre Şâh Sultân câmi‘i: Bir bâğ u bâğçe içinde mahbûb câmi‘-i rûşendir. Çâr-kûşe harpüşteyi rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile Mi‘mâr Sinân mestûr etmişdir.
EÇS I 119a
Bu câmi‘lerden mâ‘adâ bu şehir içre cümle bin seksen mesâcid vardır. Cümleden cemâ‘ati çok Dökmeci{başı} mescidi ve Arpacıbaşı mescidi ve Karcı Süleymân mescidi bu dörd mescid Mi‘mâr Sinân binâsıdır. (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS I 119a
Ve cümle (---) medresedir. Evvelâ medrese-i Eyyûb Sultân ve Medrese-i Sokullu Mehemmed Paşa (---).
EÇS I 119b
Ve cümle (---) aded dârü'l-kurrâ-i Kur’ân. Dârü'l-kurrâ-i Sa‘deddîn Hasan eş-şehîr bi-Hocazâde.
EÇS I 119b
Ve cümle (---) aded dârü't-ta‘lîm-i sıbyân-ı tıflân-ı ebcedhândır.
EÇS I 119b
Ve cümle (---) aded sarây-ı vüzerâ ve a‘yândır. Evvelâ Sarây-ı Alî Paşa, kâr-ı Mi‘mâr Sinân'dır.
EÇS I 119b
Ve ancak bir imâret-i ta‘âmdır kim âyende ve revendeye ni‘meti mebzûldür.
EÇS I 119b
Ve cümle (---) aded hammâmdır. Bu dahi Ebü'l-feth Gâzî binâsıdır. Ammâ âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Merd [ü] zenân içün çifte çifte hammâmdır. Haste-hâl olan girse bi-emrillâh şifâ bulur. Andan gayrı altı yüz sarây hammâmı vardır.
EÇS I 119b
Ve cümle (---) aded sebîlhânelerdir. Târîh-i Sebîlhâne-i Sultân Ahmed der-harem-i Eyyûb Sultân:
EÇS I 119b
Eyledi Sultân Ahmed şükr-i nu‘mâ-yı celîlBin igirmi ikisinde yapdırıp bir nev-sebîl.Sene (---).
EÇS I 119b
Târîh-i sebîl-i Kâsım Paşa kurb-ı türbe-i û:
EÇS I 119b
Dedi târîhini Nihâdî içüpSelsebîl-i behişt-i âb-ı zülâl.Sene (---).
EÇS I 119b
Ve cümle (---) aded çeşme-i âb-ı hayâtlardır. İskele başında üç köşeli Resûl Paşa'nın çeşmesi târîhidir:
EÇS I 119b
Bu Nihâdî dedi târîh[i] se tâÇeşme-i pes üç taraf kıldı sebîl.Sene (---).
EÇS I 119b
Kim Nihâdî dedi târîhin latîfOldu ayn-ı çeşmesâr-ı Selsebîl. [Sene] 975.Pâk-i sâfî çeşme-i âb-ı hayât.Sene 975.Oldu âb-ı Kevser-i âb-ı sebîl.Sene 975.
EÇS I 120a
Ve cümle bin seksen beş dükkândır. Gerçi bezzâzistânı yokdur, ammâ cemî‘i zî-kıymet eşyâ anda mevcûddur. Ammâ haffâf çârşûsu ve lebbân-ı hâlis çârşûsu ve ma‘sûmlara (---) çârşûsu mükellef ü müzeyyen çârsûlardır. Ammâ kaymağı ve yoğurdu gâyet lezîzdir. Ve berber dükkânları dahi gâyet müzeyyendir. Her yevm-i cum‘ada bu Ebâ Eyyûb ziyâretine niçe bin âdem gelüp çârsû-yı bâzârda âdem deryâsı olup kaymakcı dükkânlarının şâhnişînlerinde meks edüp leben-i hâlis ve kışta-yı ebyaz ve asel-i mussaffâ tenâvül edüp safâ ederler. (---) (---) (---) (---). Ve,
EÇS I 120a
Mesîregâh-ı Eyyûb Sultân: Evvelâ Kâğıdhâne râhı üzre Küplüce Ayazma, Halîc-i bahre nâzır bir mürtefi‘ püşte üzre dıraht-ı müntehâlar sâyesinde bir mesîregâh-ı câ-yı safâdır kim âb-ı hayâtdan nişân verir bir ayazması vardır. Hummâ-yı rub‘a mübtelâ olan kimesne üç hafta ale's-seher nûş etse bi-emrillâh şifâ bulur. Ve,
EÇS I 120a
Mesîregâh-ı Ağa Sekisi: Bu dahi Halîc'e nâzır bir âlî çemenzâr yerdir. Ve,
EÇS I 120a
Mesîregâh-ı Ceres Meydânı: Bu şehrin nihâyetinde Kâğızhâne râhı üzre bir atmeydânı'dır. Her cum‘a niçe bin hussân-süvâr cündîler cem‘ olup silâhşörlük ederler. Aceb temâşâ yeridir. Ve,
EÇS I 120a
Mesîregâh-ı Kalamış: Her bâr niçe yüz yârân-ı bâ-safâ kayıklara süvâr olup bu cezîrelerde kaya balıkları sayd ederler kim bu mâhîler bir diyâra mahsûs değildir. Gerçi bir bed-çehre ve siyâh levn bir turfe balıkdır ammâ gâyet lezîz ve mukavvî semekdir. Bâ-husûs aslâ balık râyihası yokdur. Ne kadar tenâvül olunsa sıkleti ve harâreti yokdur. Ve,
EÇS I 120a
Mesîregâh-ı Deniz hammâmı: Yine kayıklar ile cümle ahibbâ her cum‘a günleri bu Eyyûb şehri önündeki cezîreler mâbeynindeki halîclere girüp cümle âşıkân [u] ma‘şukân-ı müştâkân bilâ vâsıta birbirlerine dirâğûş edüp felekden kâm alup deniz mâlikleri gibi âdem melekleri nîlgûn fûta ile şinâverlik ederler ve her cezîrelerin çemenzârlarında ayş [u] nûş edüp gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp sohbet-i hâsü'l-hâs ederler. Bu câ-yı müferrih dahi bir diyâra mahsûs değildir, illâ şehr-i Eyyûb'a mahsûsdur. Ve,
EÇS I 120a
Mesîregâh-ı Cân Kuyusu: Eyyûb'un şimâlinde mezâristân içre bir kaç hâneler vardır, anda bir beyt-i kadîmde bir su kuyusu vardır. Bir âdemin bir şey’i gâ’ib olsa evvel pâk âbdest alup ol çâh-ı mâ kenârında iki rek‘at namâz kılup ve Fâtiha-yı şerîf tilâvet edüp savâbın Hazret-i Yûsuf rûhuna hibe edüp eyide kim,
EÇS I 120a
"Ey sâhib-i bi’r Hazret-i Yûsuf-ı Sıddîk aşkına olsun benim fülân akrabâm yâhûd fülân evlâdım yâhûd zâyi‘ olan eşyâm nice oldu" deyü kuyu ağzından aşağı nidâ edüp dura, derhâl su’âl etdüği kimesneyi yâhûd gâ’ib olan eşyâları ism [ü] resmiyle hayâtda ve memâtda ve kankı diyârda ve kim harâmîlik edüp eşyânı uğurladıkların bir bir takrîr edüp bir ince âvâz zâhir olur.
EÇS I 120a
Bir hikmet-i acîb ü garîb mesîregâh-ı tâli‘ kuyusudur kim ne gûne su’âl etsen ana göre cevâb istimâ‘ olunur. İllâ muğayyebât-ı hamseden su’âl etseler. Meselâ ba‘zı zenâne,
EÇS I 120a
"Karnımdaki erkek midir?" deyü su’âl etse,
EÇS I 120a
"Azacık ye" deyü cevâb zâhir olup gayrı haber çıkmaz. Hakîr bir kaç kerre müşâhede etmişim. Hattâ bir kerre,
EÇS I 120a
"Bizim Osmân dayımız hayâtda mıdır?" dedim,
EÇS I 120a
"Eydincik şehrinde un alır yakında size gelir" deyü haber verdi.
EÇS I 120a
Hakîkat on üç günden Osmân Dayı gelüp, "Mâh-ı Şa‘bân'ın yedinci bâzâr günü neşlerdiniz?" dedim,
EÇS I 120a
"Eydincik'de un alırdım" deyü yemîn eyledi. Hulâsa-i kelâm bir acîb cân kuyusudur. Ve,