EÇS I 162a
Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında Karadeniz'de keştî cümle 9000, bâ-husûs Ucalı Hacı Alî şaykası iki anbârlı ve iki dikmeli ve Gümrük Emîni Alî Ağa'nın Kuru Zevrak nâm şaykası ve Fırtıloğlu şaykası ve Cido Alî şaykası ve Kosdıça Mustafâ şaykası ve Abâcıoğlu şaykası ve Kalafatoğlu şaykası ve Katrânoğlu karamürseli ve Âşcı karamürseli ve Çiço karamürseli ve niçe bin şayka ve zarbina ve karamürsel ve çekeleve ve meneksile gemiler Karadeniz'de şinâverlik ederdi.
EÇS I 162a
Bunların neferâtları cümle 2000 pâk müsellah ve fitoz bahâdır ve şecî‘ askerdir. Pîrleri Hazret-i Nûh'dur. Ammâ Hazret-i Resûl asrında Mekke deryâsı kim Süveys deryâsıdır, andan bir re’îs Hazret huzûruna gelüp İslâm ile müşerref olan Ebü'l-mahz-ı Ummânî'dir, Enes ibn Mâlik belin bağladı ve cümle keştîbân ve re’îslere ser-çeşme olup âhir kabri bahr-i Ummân'da gark olup ka‘r-ı deryâda makâm etdi.
EÇS I 162a
Bu tâ’ife-i keştîbân var kuvveti bâzûya getirüp cümle piyâde{leri} pâk libâslar ile müzeyyen olup kızaklar üzre şayka ve karamürseller inşâ edüp içinde pür-silâh asker ile âmâde olup her gemiyi biner âdem gemi palamarları ile keşân-ber-keşân çeküp yetmiş seksen pâre Karadeniz'e çıkan Kazak keferesi şaykaların yedeğe alup alayköşkü dibine vardıkda şaykalar ve karamürseller ile Kazak şaykaları ceng-i azîm eder şekilli olup kâfir gemilerin feth edüp haçlı peykerlerin ser-nigûn edüp içinde olan Marile keferelerini demir zencîrlere urup yine kefereler mahzûn savt ile dankiyo tulum sâzların ve boruları ve erg[an]ûnça düdüklerin çalarak müselmân gemileri kefere gemilerin yedeğe alarak ve gemiler içre olan levendât kırkar ellişer dirhem dalyan tüfenglerin atarak ve gemilerini niçe bin kişi kızaklar üzre,
EÇS I 162a
"Eyya moli ya mola" diyerek ve "Dâ’im Allâh, dâ’im Allâh" esmâsıyla gemileri çekerek ve gûnâ-gûn bayrak ve filandıra ve altun alemlerle gemilerin zeyn ederek gemilerden toplar atarak ubûr ederler.
EÇS I 162a
Esnâf-ı tâ’ife-i kalafatcıyân: Dükkân 300, neferât 1000, pîrleri Sa‘d ibn Ubeyd'dir. Selmân belin bağladı. Keştîbânların kârı bunlar ile itmâm bulduğuyçün gemicilere yamakdır.
EÇS I 162a
Bunlar dahi pür-silâh olup kızaklar üzre ba‘zı gemileri "Tırtaka tırtak tır tır tak" diyerek kalafat ederek ellerinde tokmakları ve eceneleri ve malaları ve malahtarları ve zift ü katrân ile müllemma‘ olmuş esbâbları ve başlarında kenevirden destârlar ve demir çengâl harbeler ucunda Kâğızhâne dağlarının süpürge fundasıyla ba‘zı gemileri kalafat karinası edüp funda ile yakarak ve gemileri yağlayarak ve câ-be-câ malalar ile seyrâncıları,
EÇS I 162a
"Sakın yoldan yoldaş" deyü yağlayup funda âteşiyle yakup yol açarak "Allâh yol vere, eyyâm {bol} vere" deyüp gavgâ ve feryâd ederek ve top u tüfenglerin atarak saf saf ubûr ederler. Andan,
EÇS I 162a
Evsâf-ı kalafat üstübüsü bükücüler: Dükkân 100, neferât 500, pîrleri nâ-ma‘lûmdur, Allâhu a‘lem, yine Sa‘d ibn Ubeyd'dir. Bunlar dahi arabalar üzre dükkânlarında kettân üstübüsün katrân ile bükerek ubûr ederler. Andan,
EÇS I 162a
Esnâf-ı üstübü alıcıyân: Bunların dükkânları yokdur. Ancak İslâmbol içre zahırlarına birer çuval alup mahalle mahalle "Üstübü alayım" deyü feryâd edüp ba‘zı câriyelerden tenhâca bulursa üstübüsün çıkarup alır. Neferât 200, bunlar dahi üstübü bükücüler ile dükkânlarında katrânlı destiler üzre üstübü bükerek "Nûh elidir, Nûh eli" diyerek feryâd [ü] figân edüp tüfenglerin atarak ubûr ederler. Hakîkat bunların dahi pîri Sa‘d'dır. Andan,
EÇS I 162a–162b
Esnâf-ı marankozân: Bunların dahi dükkânları yokdur. 162b Ancak Galata'da ve Tophâne'de ve Kâsımpaşa'da lonca yerlerinde mevcûd bir alay üstâdân [u] mi‘mârân-ı keştîdir. Gayrı neccârân bunların kârın edemezler. Başka bir ilm-i azîmdir. Neferât 3000 kavmdır, eğer müslim ve eğer Rûm u Freng gâyet üstâdlardır.
EÇS I 162b
Pîrleri Hazret-i Nûh'dur kim emr-i Hak ile Tûfân'dan halâs içün ibtidâ rû-yı arzda Hazret-i Nûh Cibrîl-i Emîn ta‘lîmiyle kaz göğsü kemiğine göre bir gemi inşâ edüp direğine "Yâ Hafîz" ve küreklerine "Yâ Serî‘ü'z-zafer" ve anbârına "Yâ Vâsi‘" ve başa "Yâ Kavî" ve tahtalarına "Yâ Metîn" ve kıçına "Yâ Dâ’im" ve dümenine "Yâ Muksıtü'l-müstakîm" yazdı ve gemi içine girenlere,
EÇS I 162b
âyetin tilâvet etmek fermân olunup ibtidâ Nûh Nebî gemiyi binâ edüp âye[t]:
EÇS I 162b
âyeti üzre ümmetine ve evlâdlarına nidâ edüp cümle yetmiş yedi aded âdem ve yedi yüz aded ecnâs-ı mahlûkât-ı hayvân gemiye girüp Tûfân-ı Nûh'da kırk gün gezüp yevm-i âşûrâda âye[t]:
EÇS I 162b
nassı üzre şehr-i Musul kurbünde cebel-i Cûdî üzre gemileri kenâr bulup herkesde olan me’kûlât [ü] meşrûbâtların bir kazanda pişirüp âşûrâ dediler. Zîrâ yevm-i âşûrda tûfândan halâs oldular. İllâ Ken‘ân nâm evlâdı kâfir olup gemiye girmeyüp gark-ı âb olup Mısır diyârında Elvâhda ber-kenâr olup anda bir gârda yatır, Kıbtîlerin ziyâretgâhlarıdır. Bunun hakkında âyet, (---) (---) (---) (---).
EÇS I 162b
Ve hâlâ bu dünyâda olan benî âdem Tûfâ[n-ı] Nûh'dan gemiyle halâs olan yetmiş âdemden tenâsül bulmuşdur ve bu kadar hayvânât-ı gûnâ-gûn yedi yüz aded hayvânâtdan tenâsül buldu ve Hazret-i Nûh'a anıniçün Âdem-i Sânî dediler. İşte ibtidâ edîm-i arzda gemi binâ eden Hazret-i Nûh olup cümle marankozların ve keştîbânların silsilesi Hazret-i Nûh'a müntehîdir kim bu marankoz tâ’ifeleri Hazret-i Nûh halîfeleridir.
EÇS I 162b
Hazret asrında Cidde İskelesi'nde ibtidâ gemi yapan eş-Şeyh Âmir-i Nevâtî'dir. Gemi inşâ edüp Yemen-i Aden'e sefer edüp her bâr Hazret'e hedâyâ getirüp hayr du‘âsı berekâtıyla gemisi tâ Âl-i Emeviyyûn'da Abdülmelik hilâfetine dek ol gemi ve Şeyh Âmir-i Nevâtî mu‘ammer olup kabri Cidde'dedir.
EÇS I 162b
Bu marankoz neferâtları dahi pür-silâh olup ellerinde keser ve destere ve hinar ve çırpılar ile ubûr edüp kızaklar üzre yeni gemiler yaparak "Pîrimiz yâ Nûh yâ Nûh Nebî Necî" diyerek gûnâ-gûn şakalar ederek ubûr ederler. Andan
EÇS I 162b
Esnâf-ı urgancıyân: Bunların dükkânları Galata handakı ve Tershâne ardı ve Okmeydânı'dır. Ammâ neferât 500, bu tâ’ifelerin pîri Şeyh Abdullâh-ı Hablî'dir. Yemen Mûhasında medfûndur. Bunlar Galata handakında cânkurtaran ve gomana ve palamar ve hurmâ lîfi ve kendirden ısparçına ve mürsel ve halat nâm katrânlı halatları vocıvocılar kızakları ile bükerler. Bunların hîn-i gazâda kârları top palamarları bükmekdir. Bunlar dahi pür-silâh olup kızaklar üzre "Eyya moli ya moli" diyerek urga[n] ve halat bükerek ubûr edüp giderler.
EÇS I 162b
Esnâf-ı kendirciyân: Dükkânları mahzenlerdir, aded-i mahâzin 100, neferât 300, bu tâ’ife kendir ipi ve kendir kettânı fürûht edüp keştîbânlara yamakdır. Bunlar arabalar üzre kendir ipleri ve sicimleri fürûht ederek ubûr ederler.
EÇS I 162b
Esnâf-ı yelkenciyân: Dükkân 90, neferât 300, bu tâ’ife bezzâz-misâldir ammâ gemilere gûnâ-gûn mayısıra ve çember ve alborata ve trinketa ve çekeleve biçimi yelkenler biçüp gemileri donadırlar. Pîrleri bez dokumada Hazret-i Şîs'dir ammâ Hazret asrında pîrleri ma‘lûmum değildir. Bunlar dahi arabalar üzre küçük gemilere yelken yapar şeklinde pür-silâh olup bez arşınlıyarak ubûr ederler.
EÇS I 162b
Esnâf-ı ziftciyân u katrâncıyân: Dükkân 70, neferât 110, bunlar dahi pür-silâh dükkânlar üzre zift ve iricna ve çam sakızı ve katrân satarak ubûr ederken niçe piyâde âdemleri katrânlı tulumlar ile seyrâncılar içine girüp halkı birbirlerine katup "yol verin" deyü feryâd edüp şakalar ederek niçe âdemlerin esbâb-ı ihtişâmları ve yüzleri ve gözleri katrân olup bu gûne mudhiklik ederek mevc mevc ubûr ederler, ammâ gâyet mashara kavmdir.
EÇS I 162b–163a
Esnâf-ı serenciyân: Dükkân 200, neferât 300, bunların dükkânları Kâsımpaşa ve Galata ve Tophâne'dedir. Gemiye müte‘allik seren ve direk ve kürek ve eğegî ve tahta ve bodostoma ve piraçolya ve kayın ve kovuş ve mezriye şekilli keresteler bey‘ 163a ederler. Bunlar dahi pür-silâh olup kızaklar üzre alat, direk, kürek çekerek bir hây-hû ile ubûr ederler ammâ serencibaşı at üzre kethudâsıyla muhteşemâne güzer ederler.
EÇS I 163a
Esnâf-ı tulumbacıyân: Dükkân yedi, neferât seksen, bunların dahi pîri ma‘lûmum değildir. Ve bunlar arabalar üzre dükkânlarında çam direklerin azîm burgular ile delüp tulumba ederler. Başka bir musanna‘-ı garâyibdir. Telattum-ı deryâda bir geminin armozları açılup rahnedâr olsa su girüp gark-ı âb olmak mertebesine vardıkda der-akab bu tulumbaları geminin bir kaç yerine koyup cümle suyu san‘at ile taşra çeküp atarlar, görmeğe muhtâc bir san‘atdır. Bu kâr ile bunlar dahi tay ederler.
EÇS I 163a
Esnâf-ı pusulacıyân ya‘nî kıble-nümâcıyân: Dükkân 18, neferât 45, pîrleri Hazret-i Ûryâ'dır. Ammâ Hazret asrında pîrleri Muvakkıt İbrâhîm Mağribî'dir, ilm-i felekde nazîri yok idi, Hazret'in muvakkıtı idi. Hazret huzûrunda Enes ibn Mâlik belin bağladı. Kabri Yenbû‘ü'l-Ber'de Ulu Câmi‘ hareminde kıble-nümâsıyla kıbleye müteveccih olup hâk-âlûd yatır ziyâretgâhdır. Bu tâ’ife-i pusulacıyân, pusulaların Sultân Bâyezîd câmi‘i mihrâbında tecrübe ederler. Zîrâ Bâyezîd-i Velî kerâmetle ol câmi‘in mihrâbına esâs bırağılmışdır. Bu tâ’ifeler dahi pür-silâh olup arabalar üzre dükkânlarında seng-i mıknatîs ile kıble-nümâ mîllerin sıvararak ubûr ederler.
EÇS I 163a
Esnâf-ı kum sâ‘atciyân: Dükkân 15, neferât 20, bu tâ’ife gemicilere deryâda lâzım olmağile alaylarında yamak olup tahtırevânlar üzre gûnâ-gûn kum sâ‘atleri bağlayup kumların elekler ile eleyerek ubûr ederler. Pîrleri mukaddemâ Hazret-i Yûsuf gârda iken evkât-ı salâtı bilmek içün inşâ etdi. Ammâ Hazret asrında pîrleri Talha bin Abderî'dir. Hazret'in sâ‘atcisi idi. Bunlar mü’eddebâne güzer ederler.
EÇS I 163a
Esnâf-ı hartacıyân: Nefer 15 ve dekâkîn sekiz, bu tâ’ife cemî‘i ulûm-ı garîbe ve acîbeye mâliklerdir ve bir kaç lisâna mâliklerdir, cümleden lisân-ı Latin-i Eflâtîn'e mâliklerdir kim selef hukemâlarına ilm-i hey’et üzre te’lîfâtlarında Kitâb-ı Atlas ve Minor ve Coğrâfiyye ve Papamonta misilli kitâbları okuyup cemî‘i rû-yı zemînde olan Karadeniz'i ve Akdeniz'i ve Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Okyûnûs'u ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Süveys'i ve Bahr-i Harez'i ya‘nî Gîlân Denizi ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Hürmüz'ü ve Halîc-i Bundukân'ı ve Bahr-i Van'ı ve'l-hâsıl cümle ebhurları ve halîcleri ve tur‘aları ve bu deryâlara mahlût olan nehr-i azîmleri ve rû-yı arzda olan dağ ve taşları cümle tasvîre getirüp hey’etle yazup gemicilere fürûht ederler kim cemî‘i keştîbânların bu ilm-i harta cânlarıdır. Zîrâ sekiz rûzgâr ve yetmiş kerte üzre ne diyâra gideceğin ve ne cezîreye uğrayup ol limana karîb sığ mıdır ve dökündülü taşlık mı ve kumsal mı ve amîk mi ve a‘lâ yatak liman mıdır? Cümle bu hartalarda mastûr olup re’îsler bu hartılar ile amel edüp Bahr-i Ummân'da mellâhlık ederler, ilm-i azîmdir.
EÇS I 163a
Bu kavmin pîrleri ikrime bin Ebû Cehil'dir. Hicret-i Nebevviye'nin sene 17 Mekke feth olup Ebû Süfyân ve bu ikrime İslâm ile müşerref olup Selmân-ı Pâk belin kuşadup ehl-i hey’ete pîr oldu. Ve bu ilmi babası Ebû Cehil'den ve Ebû Leheb'den görüp kesret-i seyâhat ile bu ilimde yegâne-i asr olmuşdu. Ve bu ilm-i hartada Ebû Leheb, Ebû Cehil-i la‘în ferîd-i dehrden Dehrî mezheb mel‘ûnlar idi. İkisinde hidâyet olmayup Ebû Leheb, âye[t]: Arapça âyeti üzre dağdan odun getirirken odun bağladuğı ip boğazına geçüp mürd oldu. Ve Ebû Cehil Bedr-i Huneyn gazâsında mürd oldu.
EÇS I 163a
Netîce-i merâm bu hartacı kavmi arabalar üzre dükkânların harta kâğızları ile dünyâ tasvîri tahrîr olmuş ve niçe kılâ‘ ve şehirler sûretleriyle dükkânların zeyn edüp kendüler dahi vaka‘ [u] vakârlarıyla ubûr ederler.
EÇS I 163a
Esnâf-ı dalgıcân-ı gavvâsân: Dükkânları yokdur, ancak Galata'da ve Kâsımpaşa'da lonca yerleri vardır, anda bulunur. Neferât üç yüz, bunlar ekseriyyâ Mağrib Urbânı ve Reşîd ve İskenderiyye Urbânıdır. Ammâ Rodos cezîresi mukâbelesinde cezîre-i Sönbeki, Süleymân Hân fethi olup yine Süleymân Hân câmi‘i evkâfı re‘âyâsıdır, dörd bin aded Rûm harâcıdır. Bunlarda ola[n] gavvâs, Bahr-i Hürmüz'de inci çıkaran gavvâslar hemtâ olamazlar.
EÇS I 163a–163b
Bunlar ağızlarına zeyt yağı 163b alup yetmiş kulaç ka‘r-ı deryâya dalup ağzındaki zeyti taşraya bıragınca tarfetü'l-ayn içre dühn-i zeyt rû-yı deryâya müstevlî olup her bir zeyt yağı katresi birer hûrşîd-i dırahşân olur, zîrâ ol zeytlere şems-i cihânın tâbı urup her katre-i zeyt kevâkib-i Süreyyâ gibi ka‘r-ı deryâyı münevver edüp bir sûzen ve bir derâhim olsa bulup gavvâslar ka‘r-ı deryâya bir püşt-i pâ urup tarfetü'l-ayn içre taşra çıkar. Yetmiş kulaç yere talup bir ân dura ve yetmiş kulaç dahi çıka, mu‘cize-misâl bir ma‘rifetdir kim makdûr-ı beşer değildir.
EÇS I 163b
Bunlar deryâdan sünger çıkarırlar ve gark olan gemilerin metâ‘ların çıkarırlar. Bunların pîri, gavvâs-ı ma‘ânî eş-Şeyh Hâlid-i Ummânî dâ’imâ Hürmüz deryâsında incü çıkarup ehl-i beyt-i Resûl'e hedâyâ getirirdi. Enes ibn Mâlik şed bağlayup gavvâslara pîr [ü] pîşvâ oldu. Kabri Habeş'de Musova cezîresindedir, yedi kerre ziyâreti müyesser olmuşdur. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS I 163b
Ammâ bu talgıç tâ’ifeleri sâ’ir esnâflar gibi pür-silâh ve mülebbes değillerdir. Ancak bellerinde birer peştemâl ve ba‘zılarının belinde yağlı hayâl balık kursağı ve uryân gavvâslarının bellerinde fûtaları bile yok ve kulaklarında deniz mâliki saçları ile uryânen alay ederler.
EÇS I 163b
Ve ba‘zılarının ellerinde iki tarafı tîğ-ı Dahhâk'dan nişân verir tîğ-ı gam gam şekilli miczem bıçakları var, kaçan bir gemi batsa ol geminin iplerin ve demirleri ve palamarların kesmeğe ol bıçakları taşırlar ve ba‘zı zamân ka‘r-ı deryâda balığa ve nehenge râst gelüp ol bıçağ ile cidâl edüp ihtimâldir halâs ola.
EÇS I 163b
Sergüzeşt : Hacı Nâsır nâmında bir gavvâs dostumuz var idi, ol hikâye eder:
EÇS I 163b
"Bir kerre bu Habeş Harkova'sı önünde Mostarlı Mustafâ Paşa fermânıyla incü çıkarmak içün elimde bıçağımla daldım, anı gördüm, deryâ içre ejdehâ-misâl bir kıraç nehengi gelüp bana aslâ amân vermeyüp yutdu. Bir buz pâresi içre bir muzlim karanlık yere girdim. Ammâ aslâ bir havf [u] haşyete düşmeyüp bunalmadım ve deryâ gibi değil dâ’imâ nefes alup vermedim. Ammâ vücûdum gitdikce şiddet-i şitâdan erimede."
EÇS I 163b
Hakîkatü'l-hâl deryâ mahlûklarının cemî‘isinin tabî‘atları burûdet üzredir ammâ tenâvül olunsa ne bârid ve ne yâbisdir, i‘tidâl üzre bir mahlûkdur.
EÇS I 163b
Bu kerre Hacı Nâsır eydir: "Bildim ki beni balık yudup giderek vücûdum mahv olup ana gıdâ olurum. İbtidâ dübürüm kaynakları ve kaba uyluklarımın derileri soyulup erimeğe başladı. Ammâ derûnumdan Feyyâz-ı Mutlak'a teveccüh edüp halâsım ricâ etdim. Ammâ yine balık karnında aslâ hareket etmeyüp bir vâsi‘ sıyrıncak yerde iki ellerimle yoklayup dururken anı gördüm, olduğum balık karnı ra‘d gibi gürleyüp cân havliyle elimdeki bıçağın sabıyla ucunu berk dutdum, bir zamândan gördüm ki berk-i hâtif gibi gitdiğim hayâllendim, bir zamândan sonra gördüm ki kâhî baş aşağı kâhî baş yukaruya takla ata ata bî-tâb kaldım. Ba‘dehu yine ke'l-evvel balığın karnında asûde-hâl oldum. Ammâ cânım sıkılmağa başlayup gördüm ki benim karnında olduğum balığın ciğerleri ve bagırsakları talab talab ede ede hareketden kaldı. Bilmem ne kadar sâ‘at durduğumu, anı gördüm benim karnında olduğum balık erimeğe başladı. 'Yâ Rabbî bu ne hâldir' diyerek elimle uyluklarıma yapışdım, benim dahi etlerim kopmağa başlayınca aklım başıma gelüp bire meded kuvvet-i kuvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ bir muzlim yer dahi var. ‘Yâ Rabbî bu ne ola’ deyü sürüne sürüne bir mahalle vardım.
EÇS I 163b
Bir sarây-ı azîm dîvânhânesi gibi bir vâsi‘ meydân ba‘zı yerinde ciğer ba‘zı yerinde bağırsaklar talab talab eder. Benim ağzından çıkdığım balık aslâ hareket etmeyüp ölmüş. Ammâ ‘Ey Pâdişâh-ı Perverdigâr, âyâ bu nedir?’ deyü hayli tevakkuf etdim ammâ misk râyihası beni helâk eyledi, der hemân cân havliyle ayak üzre gezerim, ammâ bir sıyrıncak yer buldum ki bu da balıkdır ammâ ‘âyâ ne hâldir?’ dedim. Hemân sevdâ başıma gelüp anı akl etdim kim,
EÇS I 163b–164a
‘Bu balık durdukça oturduğum mahal karnıdır’ deyüp elimle yoklayup bildim ki incecik deridir. Ağzından taşra çıkmak mümkün değil. Hemân Allâh'a sığınup elimdeki bıçağile balığın aşağı tarafına bir bıçak nice urdumsa karnı yarılup bir deryâ içre çıka-düşüp elimdeki bıçağile rû-yı deryâya çıkup şinâverlik ederek 164a bir kenâra çıkup bî-tâb [u] bî-mecâl rimâl üzre yatırken anı gördüm, ol balık kendüyi deryâdan taşra hevâya pertâb ederek ve deryâyı cûş [u] hurûşa getirüp burnunun iki deliklerinden minâre-misâl deryâyı şâzrevân edüp pur putur olup gûyâ başdarda kadırga gibi deryâ üzre şinâverlik ederek Harkova tarafına doğru gidüp Mostarlı Mustafâ Paşa önünde bi-emrillâh ol balık karaya düşer."
EÇS I 164a
Bu Hacı Nâsır dahi bir gemiye binüp rübbânlar buna abâ kebe verüp sarup sarmalayup ertesi gün Harkova'da Mustafâ Paşa'ya gelüp sergüzeşt [u] serencâmın, hakîr'e nakl etdüği gibi anlara nakl edince cümle halkı hayret alup Hacı Nâsır'ın yüzülen derilerine ilâc ederler. Meğer Paşa'nın gözü önünde talduğı mahalden halâs olduğu mahalle gelince bir gün iki gece olup halâs olur.