İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS I 168b
Ve bâlâda tahrîr olunan salhâneciler ve kanaracılar ve mandıracılar ve çif[t]likciler ve eğrekciler ve sayacılar ve ağılcılar ve tokatcılar ve sürücüler cümlesi çobanlar gibi libâslar geyüp kimisi koyun ve kimi keçi ve kimi sığır ve kimi beşer altışar boynuzlu at kadar Mısır'ın Circe koyunları ve câmûs sığırları ve inekleri ve boğaları ve danaları çatal yularlar ile keşâ-keş ikişer ve dörder âdem çekerek ubûr ederler. Ammâ,
EÇS I 168b
Esnâf-ı çoban-ı bahâdırânın cümlesi gûnâ-gûn alât-ı silâha müstağrak olup ellerinde dalyan tüfengler atarak ve çobanlar boruların çalarak ve türküler haykırarak ve sapan-ı Dâvûdîleri şırak şırak atarak makâm-ı ırâk haykırarak ubûr ederler. Ve ba‘zılarının ellerinde kavalların çalarak gülerek oynayarak ellerinde acîb ü garîb harbalar ve şeştüperler ve salma ve salıklar ve ucu demirli toyakalar ile niçe bini ubûr eder.
EÇS I 168b
Ve niçelerinin ellerinde ikişer üçer zencîrli eşek kadar samsonlar kim her biri subû‘-ı Cezâyir'e benzer kiminin adı Palo kiminin adı Maçko ve Alabaş ve Salbaş ve Toraman ve Karaman [ve] Komaran ve Sarhan ve Avn ve Zerke ve Cânyırtan ve Vardıha ve Geldiha [ve] Karabaş ve Alapars [ve] Borabas nâm bî-hisâb mel‘ûn-ı gûnâ-gûn mehîb samsonları dîbâ ve şîb ü zerbâf çullar ile bu kelb-i sarîhler ubûr edüp her birinin boğazında gümüş tokalı haltalar ve gümüş çınkıraklar ve boğazlarında birer karış demir harbeler kirpi gibi dizilmişdir. Ba‘zı samsonları demir zırh geydirüp ubûr eder.
EÇS I 168b
Bu samsonlar koyuna giren kurda değil ejderhâya hamle edüp yanar âteşe girir. Çobanlar mâbeyninde soy gözedüp bir kancık kelbin bir samsona çekmek içün elli koyun baş verir ve bir samson içün beş yüz koyun verüp asîl kelb-i Ashâb-ı Kehfler var kim gökde ukkâba, zemînde evrene, deryâda nehenge baş vurup dalup alup salar, böyle zî-kıymet kelb-i mu‘allemler vardır.
EÇS I 168b
Hattâ Engürü'de tiftik keçisi köpekleri var kim beşer altışar yüz guruşa alındığın biliriz. Çobanların bu kelbler bürâderleridir kim hem-sifâl olup bir yalakdan darı malakı yiyüp aslâ ikrâh etmezler. Ammâ ne fermân etse o kelb ol ân iş bitirir, âdemi atından endirir, isterse pür-silâh şecî‘ [u] bahâdır yiğit olsun.
EÇS I 168b–169a
Ve bu çobanların niçe bininin ellerinde çatal zencîr yularlı beşer altışar onar boynuzlu acîb ü garîb gûnâ-gûn kınalı kösem koçlar ve mahbûb ganemleri dîbâ ve şîb ü zerbâf çullara gark edüp bellerinde mücevher kuşaklar ve mücevher hançerler 169a ve boynuzlarında altun varaklar ve iki boynuz mâbeynin incü ve cevâhirli püsküller ile zeyn edüp her koyunun boynunda altun ve gümüş kabaralar ile altun ve gümüş silsileler ile bu kepşleri keşân-ber-keşân çoban dilberleri çekerek ubûr ederler.
EÇS I 169a
Esnâf-ı kârhâne-i arslancıyân: Kârhâne bir, neferât yüz aded, fermân-ı şehriyârî ile bunlar dahi avcıların ve çobanların alayları içinde olan samsonlar ile ubûr etmek fermân olunup {arslancıbaşı kethudâsı kürkcübaşı alayıyla gitmek fermân-ı şehriyârî oldu}.
EÇS I 169a
Bunların pîri Esedullâhi'l-Gâlib Hazret-i Alî ibn Ebî Tâlib'dir. Cümle esedler gelüp hâk-i pâyine yüz sürüp cemî‘i yırtıcı vahşî hayvânlar kendülere mûnis olup zebân-ı hâl ile kelimât ederler. Kabr-i Alî, Bağdâd'a beş konak karîb (---) medfûndur.
EÇS I 169a
Bu arslancıyân cümle pür-silâh olup ellerinde ceyrân etinden afyonlu ve dârûlu ma‘cûnlar ile her biri ellerinde Bağdâd kargısı asâlar ile her arslanın boğazında dörd zencîr kim her biri pranka kalınlığı altun ve gümüş mutallâ demir zencîrlerdir. On aded arslan ve beş aded bebr ve on iki aded kaplan ve niçe kurd ve sırtlan ve niçe tilki ve çakalları dahi birer âdem keşân-ber-keşân çeküp ubûr ederler. Kaçan kim bir arslan gazaba gelüp halka hücûm etse derhâl arslancı elindeki ceyrân etiyle mülemma‘ dârûyu burnuna dutunca hemân şem etdüği dem, dem-beste olup mest olup bu gûne zabt ederler, yohsa aslâ zabtı mümkün değildir. Bu uslûb üzre bunlar dahi ubûr ederler.
EÇS I 169a
Esnâf-ı vasılcıyân ya‘nî ayıcıyân: Bunlar pîrsizân-ı Fir‘avniyân'dır, cümlesi Sultân Balat Şâh mahallesinde sâkinlerdir. Bu t[â]’ife avcıbaşılara mensûb olmağile, bile alay gösterdiler. Neferât yetmiş aded Karyağdı ve Avra ve Duracak ve Binbereket ve Yazıoğlu ve Sürioğlu ve Hayvânoğlu nâm Çingâneler ayıların çatal zencîrler ile keşân-ber-keşân çekerek ellerinde sopaları ve dâ’ireleriyle ubûr ederken kâhîce ayılarına,
EÇS I 169a
Kalk-a beri yâ VasılYe necisden bir fasılSeni dağda dutdularÂdem deyü oynatdılar,Kur yayını dîvânaBahçada dolap dönerSen de döne görsünler
EÇS I 169a
deyü bu elfâz-ı mühmelâtlar ile alayköşkü dibinde her bir vasılcıyân birer gûne şakalar ederek ubûr ederler.
EÇS I 169a
Bunlardan sonra kassâbbaşının netîce küme askeri cebe ve cevşen ve zırh zireh külâhlara müstağrak olmuş asker-i Kassâb Cömerd mevc mevc ü fevc yürüyüp kassâbbaşı ve meydân çorbacısı ve salhâne emîni ve avcılar çorbacısı ve şem‘ahâne emîni ve koyun emîni ve cümle esnâf şeyhleri ve kethudâlar ve nakîbleri at başı berâber yan yana giderek iç gulâmları dahi akîblerince pür-silâh olup her biri mâh-ı tâbân gibi seyrân ederek ubûr ederler. Dahi ardları sıra sekizer kat mehterhâne ile ubûr ederler.
EÇS I 169a
Bu esnâfların alayları pâdişâha hoş gelüp beş kîse guruş ihsân olundu. Ve bu kassâbbaşıya yamak olan otuz bir aded esnâfın cümle dükkânları (---)dır ve yekûn neferâtları (---) (---) (---) kavm-i müsellahdır.
EÇS I 169a
Bu esnâf-ı kassâbın ardı sıra başcıbaşı alayı fermân olundu. Zîrâ cümle başcıyân kassâblara muhtâclardır. Başcılar kassâblardan baş paça almasa kâr edemezler, anıniçün başcılar alayı fermân olundu.
EÇS I 169a
el-Faslu'l-hâdî aşerEsnâf-ı ta‘âm-ı atîk, başcıyân-ı âşcıyân
EÇS I 169a
Dükkân cümle 90, neferât 500, pîrleri kadîm-i eyyâmda Keykâvûs idi. Ammâ Hazret-i Resûl asrında imâm Hüseyin'in akîkası kurbânının kelle ve paçasını eş-Şeyh Seyfeddîn-i Herâtî sirke ve sarımsak ile tabh edüp huzûr-ı Resûlullâh'a getirüp tenâvül olundukda Hazret-i Resûl, Seyfeddîn-i Herâtî'ye hayr du‘â edüp Enes ibn Mâlik belin bağlayup başcılara pîr oldu.
EÇS I 169a
Ve Hazret-i Resûl kâhîce sudâ‘a mübtelâ olup Cebel-i Ebî Kubeys üzre çıkup bu Şeyh Seyfeddîn-i Herâtî'den koyun başı getirdüp Cebel-i Ebî Kubeys'de kelle-i ganem tenâvül ederlerdi. Hâlâ anıniçün sünnet-i Resûl'dür, deyü niçe bin huccâc Cebel-i Ebî Kubeys üzre koyun kellesi yeyüp bi-emrillâh sudâ‘ marazı bir dahi görmezler. Hâlâ Cebel-i Ebî Kubeys üzre kelle kemikleri ile pür olmuşdur.
EÇS I 169a–169b
Bu başcı hirfeti dahi pür-silâh olup 169b seyishâneler ve tahtırevânlar üzre dükkânların kâseler ve fağfûrî mertebânî tabaklar ile ve pâk altun ile mutallâ leğen ibrîkler ile dükkânların zeyn edüp kimi baş ütülüyerek kimi paça pâk ederek kimi dükkânında paça satup ba‘zı seyirciler dükkânlara girüp baş paça yiyüp iki tarafında olan temâşâcıları temâşâ ederek ubûr eder ve piyâdelerinin omuzlarında demir şişler üzre pâk olmuş za‘ferânlı sığır kelleleri ve koyun ve kuzu kelleleri ve pâk beyâz olmuş sığır ve koyun ve kuzu paçaları şişler üzre ve gûnâ-gûn bahârlar ile her başcı başların zeyn edüp dükkânları içre,
EÇS I 169b
"Ala cânım yağlıca ile sirkeli ve sarımsaklıca ile" deyüp arz-ı kâlâ ederek ve gûnâ-gûn şakalar ile pür-silâh ubûr ederler.
EÇS I 169b
Esnâf-ı celeb-keşân-ı ganem: Azîm ankâ bâzergânlardır. Eflak'da ve Boğdan'da Kavala ve Selânik ve Tırhala ve Mora'da ve Anatolu'da ve Türkmân'da ortakları olup niçe kerre yüz bin sürü koyuna mâliklerdir. Cümle iki bin celeb-keşân-ı ganemdir.
EÇS I 169b
Gümrük Emîni Alî Ağa efendimiz, koyun emîni iken İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde ıyd-ı adhâda altmış kerre yüz bin koyun kurbân olduğu tahrîr olunup Murâd Hân-ı Râbi‘'e arz olundu. Ve şehr-i İslâmbol'a yevmiyye yigirmi yedi bin koyun girüp şehirli içün zebh olunur. Ve pâdişâh-ı Cem-cenâb içün ve cemî‘i vüzerâ ve sultânlara pâdişâh tarafından koyun eti ta‘yîn verilmesiyçün beher yevm beşer yüz koyun zebh olup ta‘yîn verilir. Ve yine pâdişâh tarafından beher yevm yeniçeri ve bostâncı ve acemî oğlanı ocaklarına beher yevm yetmiş seyishâne yükü koyun, cümlesi beher yevm sekiz yüz koyun mezkûr üç ocağa ta‘yîn verilir.
EÇS I 169b
El-azametullâh bu ne hikmetdir kim hemân "Nefs-i İslâmbol'da bir günde otuz sekiz bin koyun zebh olunur" deyü Murâd Hân'a arz olundu. Ya cümle gayrı diyârlarda boğazlanan koyunların hisâbın yine halk eden Hallâk-ı âlem bilür. Ammâ hikmet-i Perverdigâr budur kim bir koyun yılda bir kerre doğurur, yine bu kadar kırarlar, yine dağı taşı koyun sürüsü dutmuşdur.
EÇS I 169b
Garâbet bu kim bir kelb ve hınzîr yılda iki kerre yavrulayup sekizer onar enikleri ve göblezleri ve fino ve fitirnevcikleri ve balacıkları olur, hınzîrın dahi sekiz ve on aded alaca ve karaca ve sarıca çoçkaları, bocukları ve hırcaları olur, kelb ve hınzîr cihânı dutmak gerek idi. Ammâ bi-emrillâh koyun seher-hîz olduğundan rîh-i rahmete nâ’il olup Hak celle ve alâ dölüne ve döşüne berekât verir. Ammâ hınzîr bütün gece burnuyla yeri nadaz nadaz yarup yerden kök çıkarup yer, sabâh vakti hınzîr gibi hor hor hâblar ve kelb dahi tûl-ı nehârda van van uluyup vakt-i seherde burnun kuyruğu altına sokup muşıl muşıl uyur. Ol ecilden göblezleri ve hınzîr bocukları mu‘ammer olmaz, aceb hikmetullâhdır. Netîce-i merâm bu celeb-keşân askeri dahi cümle küheylân atlar üzre pür-silâh ubûr ederler. Andan,
EÇS I 169b
Esnâf-ı celeb-keşân-ı basdırmacıyân-ı sığır: Neferât altı yüz âdemdir. Bunlar dahi ankâ bâzergânlardır. Ammâ ekseri Eflak ve Boğdan keferesidir. Mukaddemâ bâlâda eğrekleri ve sayaları mevsûfdur. Bunlar mâh-ı Kâsım'da İslâmbol halkı ganîmeti içün üç kerre yüz bin sığır götürüp pasdırma edüp kurbân ederler.
EÇS I 169b
Yedikullekapusunun taşrasında handak kenârında iki hisâr-pîçe mâbeynine cümle sığırları doldurup fürûht edüp pasdırma emîni bâcın alur ve başka basdırma nâ’ibi da‘vâ dinler, kırk gün azîm bâzâr-ı sevr durur.
EÇS I 169b
Nefs-i İslâmbol içre üç kerre yüz bin sığır kurbân olduğu Gümrük Emîni Alî Ağa'nın ve Pasdırma Nâ’ibi Hüseyin Efendi'nin arzıyla Murâd Hân'a arz olundu. Ganem-keşân, sığır-keşân pîrleri nâ-ma‘lûmdur, sonradan ihdâs kavimlerdir.
EÇS I 169b
Bu cümle kurbânların kelle ve paçaların başcıyân alup kâr ederler. Bu sığır celeb-keşânları dahi cümle pür-silâh olup dükkân dezgâhsız esb-i sabâ-sür‘atlere süvâr olup pür-silâh ubûr ederler, aceb pâk askerdir.
EÇS I 169b
{Esnâf-ı tâcirân-ı pasdırmacıyân: Dükkân 100, neferât 400, bunların dükkânları Odunkapusu'ndan taşra ve Galata'da ve Tophâne'de ve her yerde kuru Kili pasdırması satarlar. Tahtırevânlar üzre dükkânların kimyonlu pasdırmalarıyla zeyn edüp "pasdırma al bas durma" deyü ubûr ederler}.
EÇS I 169b–170a
Esnâf-ı vettârân ya‘nî kirişciyân: Kârhâne 80, neferât 500, bunlar kassâblara mensûpdur ammâ kassâbbaşı ma‘rifetiyle başcılara yamakdır. Bunların kârhâneleri Yedikulle'de ve Eyyûb'da ve Tophâne'de ve Üsküdar'dadır. Bed râyihalı 170a san‘atdır.
EÇS I 170a
Pîrleri Ömer bin Nasîrü'l-Vettârî'dir. Selmân-ı Pâk'in Hazret-i Alî huzûrunda kemer-beste etdüği kırk sekizinci pîrdir. Kabri Mâhân vilâyetindedir. Kirişcilerin silsilesi ana çıkar. Bunlar dahi tahtırevânlar üzre dükkânlarında niçe bin gûne kirişleri zeyn edüp ubûr ederler. Andan,
EÇS I 170a
Esnâf-ı kirişciyân-ı tâcirân: Dükkân 55, neferât yüz, bunlar kiriş yapmayup ancak kiriş satarlar. Dükkânları Uzunçârsû içindedir. Pîrleri yine Ömer ibn Nasîrü'l-Vettârî'dir. Bu ehl-i hıref cümle âlât-ı silâhlarıyla ubûr ederler.
EÇS I 170a
Esnâf-ı dutkalcıyân: Kârhâne 70, neferât 300, pîrleri Muhammed Ekber ibn Hazret-i Ebûbekir es-Sıddîk'dır. Başcıların pîri olmak ile dutkal dahi yapardı. Hazret huzûrunda Hazret-i Alî kemerin bağladı. Kabr-i şerîfi Mısır'da Gavrî Su Kemerleri kurbünde Hazret-i Zeynel‘âbidîn kurbünde bir göm üzre bir kubbe-i âlî içinde medfûndur.
EÇS I 170a
{Hikâyet-i garîbe}: Hazret-i Osmân bunlara Emîrü'l-mü’minînzâde'dir deyü ri‘âyeten Mısır hilâfetin ihsân edüp meğer Hazret-i Osmân'ın kâtibi Mervânü'l-hımâr gayrı kimesneye Mısır'ı ricâ etmişdi. Emir ber-aks olunca Mervânü'l-hımâr, ehl-i Mısır'a, Hazret-i Osmân ağzından bir mektûb-ı mahabbet-üslûb yazup bir yerinde "Fakbülû'l-emîr" lafzını bî-nukat yazup Hazret-i Osmân'a mühürledüp "Fakbülû'l-emîr" lafzına nokta koyup "Faktülû'l-emîr" ya‘nî "Beğinizi katl edin" deyü emr olmuş olur.
EÇS I 170a
Bir kaç günden kâsıdlar bu mektûbu Mısır a‘yanlarına verecek gün hikmet-i Hudâ Mısır'dan Muhammed Ekber av tarîkiyle çıkup bu Mekke neccâbına râst gelüp cümle mektûbların elinden alup hikmet-i Hudâ gözü ibtidâ bu sahte Hazret-i Osmân'ın mektûbuna nazar edince görse "Faktülû'l-emîr" yazılmış,
EÇS I 170a
"Bire meded benim cürmüm nedir kim Hazret-i Osmân benim hakkıma katl fermân eylemiş?" deyü tîz bir gayrı neccâb ile bu mektûbları Mekke ve Medîne'de pederi Hazret-i Ebûbekir'in çerâğlarına gönderüp anlar dahi Medîne'de mektûbu Hazret-i Osmân'a gösterirler. Hazret-i Osmân dahi,
EÇS I 170a
"Mühür benimdir ammâ hat benim değildir, benim iznim yokdur" dedi.
EÇS I 170a
"Ey imdi yâ Emîre'l-mü’minîn kabâhat senin kâtibin Mervânü'l-hımâr'ındır, bize anı ver katl ederiz" dediler.
EÇS I 170a
Hazret-i Osmân, Hımârı vermeyüp kırk gün Medîne içre ceng-i azîm olup âhir Hazret-i Osmân'ı Ramazân-ı şerîfde câmi‘ içre Arapça âyetin tilâvet ederken şehîd edüp kanı Kelâm-i izzet üzre dökülmüşdür. Hâlâ ol Mushaf-ı Şerîf Hıms'ın iç kal‘ası câmi‘indedir. Hazret-i Osmân'ın şehâdeti, Muhammed Ekber yüzünden olmuşdur.
EÇS I 170a
Ba‘dehu Mısır eşirrâları dahi Muhammed Ekber'i diri iken bir yaş deve derisi içre sarup şiddet-i hârda deri içre dura dura kuruyup püşt-i pâ ile ura ura bu gûne şehîd etdiler. Rahmetullâhi aleyhimâ.