EÇS I 178a
Bunlar dahi ey kâr ederler. Bu tâ’ife cümle pür-silâh olup ve küheylân atlara süvâr olup ve binden mütecâviz küheylân atları yelkendiz çullar ile keşân-ber-keşân edüp çatal zencîrler ile ubûr ederlerken at bâzâr eder şeklinde bir gavgâ vü feryâdlar ile ubûr edüp atbâzârı emîni ve kâtibleriyle ve yasakcı yeniçerileriyle ve atbâzârı nâ’ibiyle ubûr ederler. Ve,
EÇS I 178a
Yigirmi sekizinci, esnâf-ı nüzül emîni: Ağa bir, neferât yedi yüz, bu emîn, seferlerde gâyet makbûl emânetdir, cemî‘i vilâyetlerden asâkir-i İslâm içün gelen zahâyirleri buna teslîm edüp otağı önünde dağlar gibi yığılır.
EÇS I 178a
Bunlar dahi pür-silâh olup ellerinde deyenekler ile ba‘zı re‘âyâların arabaların gûnâ-gûn berkler ile zeyn edüp ubûr ederler. Ve,
EÇS I 178a
Yigirmi tokuzuncu, evsâf-ı tershâne emîni: Ağa bir, neferât üç yüz, büyük mansıb-ı âlîdir. Âl-i Osmân'ın akıl ermiyen aklâmlarının biri dahi budur. Donanma-yı hümâyûna masrûf olan yigirmi bin kîsenin muhâsebesi bundan matlûbdur. Cümle donanmayı bu inşâ eder, cümle tevâbi‘leri ve hurde hurde kadırgacıkları kızaklar üzre tezyîn edüp şâdumânlar ederek ubûr ederler kim gâyet müzeyyen alaydır. Ve,
EÇS I 178a
Otuzuncu emânet, pencikhânedir: Ağa bir, neferât 200, pîrleri Abdullâh et-Tahrî'dir. Selmân belin bağlayup Hazret'in emîni {ve Hazret-i Alî'nin şâkirdi idi}.
EÇS I 178a
Bu kârhâne Emînönü'nde büyük gümrük mukâbelesinde azîm çardakdır, senevî (---) kîse mîr[î] mâl verir iltizâmdır. Leh ve Çeh ve Nemse ve Maskov ve Rûs ve Gürcî ve Abaza ve Çerkes'den gelen esîrlerin, bu kârhânede emîn cümle gulâmların ve kızların eşkâllerin yazup esîr başına birer altun alup eline pencik kâğızı verüp andan sâhibi üsârâların fürûht eder, elinde pencik eşkâlli ve memhûrlu kâğızı olmasa satamaz ve esîrin mîrîye girift ederler. Zîrâ pencik emîninin iki yüz neferâtları böyle kâr bulmağa me’mûrlardır.
EÇS I 178a–178b
Bunlar dahi alay ile güzer ederken esîr eşkâli yazar şeklinde ubûr edüp pencikhânelerin arabalar üzre eyle müzeyyen ederler kim gûyâ bir kasr-ı Havernakdır. 178b
EÇS I 178b
Otuz birinci, evsâf-ı emîn-i Karagümrük: Ağa{sı} bir, neferât üç yüz{dür} senede altı yüz kîse emânet-i azîmdir. Kara cânibinden ne kadar Rûmeli metâ‘ları gelirse bunlar gümrük alır. Bu gümrükhâne Edirnekapusuna karîb Karagümrük nâmıyla ma‘rûf olan yerdedir.
EÇS I 178b
Bu emîn cümle tevâbi‘iyle müsellah olup Edirne arabaları ve Sirem arabaların müzeyyen edüp bâzergânların metâ‘larından gümrük alır şeklinde gavgâ ve nizâ‘ [ü] cidâl ederek geçüp giderler.
EÇS I 178b
Otuz ikinci, emânet-i azîm büyük gümrük: Ağa-yı azîmü'ş-şân bir, neferâtlar beş yüz, pîrleri Hazret-i Risâlet asrında {Sahâbe-i kirâmdan Abdullâh et-Tahrî'dir, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Gâyet mu‘temed olmağile Hazret-i Risâlet'in emîni idi. Guzât-ı müslimînden onda bir ve tüccârdan onda bir öşr alup kâhîce izn-i Resûl ile kadı olurdu. Zîrâ ilm-i ledünnü Hazret-i Alî'den görmüşdü. Kabri (---) (---) (---). Andan} adl-i Ömer izniyle guzât-ı müslimîn irtibât bulmasıyçün guzât-ı müslimînin mâl-ı ganâyiminden öşr-i sultânî almağı kânûn etdiler. Ba‘dehu cemî‘i tüccârın zekâtıyçün mâllarının gümrüklerin almağı şer‘î sûrete kodular. Ammâ İlâ-yevminâ zulm-ı gümrük hâlâ hadden tecâvüz eyledi.
EÇS I 178b
Bu gümrükhâne, İslâmbol'da leb-i deryâda gümrük emîni olan meşhûr yerde leb-i deryâda kat-ender-kat yalılardır. Ve bir kârgîr-binâ mahzen-i azîmi vardır, Hind ü Yemen tüccârları beş on sene anda mâlların koyup gider, gâyet emîn yerdir. Hakkâ kim emn [ü] emân yerdir.
EÇS I 178b
Bu emînin kırk aded müslim ve Yahûdî kâtibleri ve kantârcıları ve simsârcıları ve sarrâfları ve arayıcıları ve mukaddemleri ve kolcuları {ve masdarcıları} ve dîdebânları ve yeniçeri yasakcıları ve kul kayıkcıları ve şişler ile yük arayıcıları {var}.
EÇS I 178b
Ve zelehor hammâlları cümle iki yüzdür, kırkar ve ellişer kantâr gelir kına ve kettân çuvalların ilm-i cerr-i eskâl ile kaldırdıklarında âdemin aklı gider, zîrâ kâr-ı insân değildir deyü Ehrimen dedikleri emîn zelehor hammâlları ve Unkapanı zelehorları meşhûrdur.
EÇS I 178b
Bu Emînönü sırık hammâlları yigirmişer sırık ile yüklere girüp kırk kadar Dâbbetü'l-arz'a benzer herîfler ayaklarında battâl çizmeler ile zemîne püşt-i pâ urduklarında zemîn dir dir ditrer ve bu hammâllar usûl ile ayak urup "Yâ Hay" esmâsıyla bir âheng edüp elli kantâr yükü bir mahadde kaldırır gibi kaldırırlar. Pîrleri Peygâm-ı Alî'dir ve Selmânî'dir. Bunlar bu hâl üzre yükler götürüp alay ederler.
EÇS I 178b
Ba‘dehu Yahûdî simsârlar ve arayıcılar "Kaçkın gümrük var mı?" deyü temâşâcılar mâbeynine girüp yük ararlar, ba‘zı dilber oğlanlara sarılup,
EÇS I 178b
"Sende kaçkın gümrük esbâbı vardır, yüküne şiş salalım" derler, fakîr gulâm,
EÇS I 178b
"Sus yemîn etme, ya bu ardındaki boğça nedir kim bu kadar kuyruk yağı saklamışsın" deyü latîfe ile ubûr ederler.
EÇS I 178b
Ve dîdebânlar dahi esbâb gözederek ve kâtibler atlar üzre kitâbet ederek ve yeniçeri yasakcıları sarrâfbaşıları himâye ederek ubûr ederler. Ve kantârcılar arabalar üzre yükleri kantâra urup,
EÇS I 178b
"Ala kırk kantâr, beş lodora yaza, elli kantâr kettân Halîl Çelebi'nin" deyü tüccârların metâ‘ların vezn ederek ubûr eder.
EÇS I 178b
Ve kul kayıkcıları dahi kızaklar üzre kanca başlı kayığın çekerek ubûr eder.
EÇS I 178b
Ve gümrük reftcileri dahi elli kişi ellerinde asâlarıyla güzer ederler.
EÇS I 178b
Bunların alayından sonra emîn ağanın alayı mevc mevc ve fevc ü fevc gelüp şâhrâhın iki tarafında olan âdemlerin bay [u] gedâsına cevâhir gülâbdânlar ile pençe-i âfitâb gılmânlar gülâb nisâr edüp ardı sıra niçe mahbûblar dahi tarafeyne buhûr [u] ûd-ı mülebbes ve amber-ı hâm yakarak ubûr ederler.
EÇS I 178b–179a
Ardı sıra sırık hammâlları üzre gümrükhâne misâli bir kâh-ı Âzerbâycân içre havz u şâzrevânlar tasnîf edüp fevvâreleri pertâb edüp cereyân etmede., Niçe çârkâb yasdıklar ve incü dikme mak‘adlar ve Isfehân-ı nısf-ı cihân halîçeleri üzre hûr [u] gılmânlar kasr içre oturan erbâb-ı devletlere sükkerî ve mu‘amberîn kahve-i Yemenîler ve çay ve bâdyân ve sa‘leb ve mahleb bezl edüp bu kasr içre Gümrük Emîni Koca Alî Ağa ile latîfe ve şakalar ederler tâ ki alayköşkü'ne karîb vardıklarında çârkâb ve zer-ender-zer zerdûz cibinliklerin içinden kırk elli aded üstâd-ı kâmillerden hânende ve sâzendeler fasla başlayup alayköşkü dibinde tevakkuf edüp huzûr-ı pâdişâhîde on çift âhû-yı Hoten gözlü rakkâs mehpâreler raksa âgâz etdüklerinde eflâk dahi çarh-ı semâ‘a başlayup huzûr-ı pâdişâhîde eyle bir fasl ederler kim Zühre engüşt ber-dehen edüp Hüseyin Baykara fasılları ederek 179a ubûr edüp gümrük emîni ve tershâne emîni kasrdan taşra çıkup zemîn-bûs etdiklerinde Murâd Hân buyururlar kim,
EÇS I 179a
"Gidilerin bu vakitde pâdişâhâne zevk etdiklerine reşk etdim. Ceddim Süleymân Hân, âh kırk gün yeniçeri ağası olsam demiş. Benim devletimin bu gümrük emîninin kerr ü fer [u] dârât [u] azamet, kâlâ-yı metâ‘ı ve tarz [u] tavrın görse âh üç gün gümrük emîni olsam der idi. Tîz hil‘at-ı fâhire" deyüp Gümrük Emîni Alî Ağa'ya bir semmûr kaplı hil‘at-ı fâhire ihsân edüp dârât ile ubûr edüp bu arada (---) aded ümenâ ve mültezimînler cümle alayları tamâm oldu.
EÇS I 179a
{Bu gümrük emîni (...) olan cümle ümenâların askerleri 83 esnâfdır (---) neferâtlardır, ve's-selâm}.
EÇS I 179a
el-Faslu's-sâdis aşerEsnâf-ı bakkâlân-ı tâcirân
EÇS I 179a
Dükkân cümle 1590, neferât yekûn 4980, pîrleri Azî ibn en-Nebbâş'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Bakkâlların silsilesi ana müntehîdir. Kabri Kudüs-i mübârek'de Ebü'l-cerrâh kurbündedir. Yüz yigirmi yaşında nakl etmişdir. Ashâb-ı güzînin güzîdesidir. Kuddise sırruhu.
EÇS I 179a
Bu esnâf dahi me’kûlât [ü] meşrûbât fürûht etmeğile sâ’ir esnâf üzre takaddüm olundu. Bunlar arabalar üzre çadırlar kurup pâk libâslar ile zeyn edüp zenbîl zenbîl fındık ve fısdık [ve] üzüm ve incîr ve gûnâ-gûn alaca(?) mûmlar ile çadırların zeyn edüp halk üzre üzüm ve fındık ve leblebi nisâr ederler. Ve bunlar gâyetü'l-gâye âlât-ı harbe müstağrak olurlar.
EÇS I 179a
Ba‘zısı soğandan ve pestilden ve hurmâdan hil‘atlar geyüp ellerinde cevizden tesbîh ve başında keçi boynuzundan çelengler şeklinde takup "Okka bir akçeye üzüm ve okkası iki akçeye Nâzlı incîrim" diyerek ubûr [ederler].
EÇS I 179a
Esnâf-ı yağcıyân-ı gûnâgûn: [Dükkân] 185, neferât 300, pîrleri (---) (---) (---) (---) (---) (---) bâlâda yağkapanı emîninin alayında gümrük alınan yağ bâzergânları tahrîr olunmuşdu. Ammâ bunlar yağ tâcirleridir kim sâhib-i dükkânlardır. Bunlar dükkânların elvân elvân ezhârât [ü] şükûfeler ile zeyn edüp niçe husrevânî küpler içre ve kalaylı taştlar içre Mayak ve Perezen ve Kerş ve Taman ve Kefe ve Kili ve Akkirman yağların katremîz şîşeler içre arabaların zeyn edüp ubûr ederken ba‘zı mudhik âdemleri uryân olup cümle vücûduna yağ sürüp ellerinde üfürülmüş rûzgâr ile memlû tulumlar ile seyrâncıların üzerine vardıkca temâşâcılar gerüye kaçup şâhrâhı küşâde ederler. Ba‘zısı yağlı tulumlar ile halkı yağlayarak gûnâ-gûn şakalar ederek yağ tulumların kızaklar üzre çekerek pür-silâh ubûr ederler.
EÇS I 179a
Esnâf-ı şırlugancıyân: Kârhâne 235, neferât 550, pîrleri Ashâb-ı güzînden {Ebü'l}-me’men idi, Haccâc Yûsuf-ı Zâlim bu Ebü'l-me’men'e adâvet edüp kemâl-i ma‘rifetinden su’âl edüp,
EÇS I 179a
"Bir rıtl simsimden ne kadar dühn-i hâlis çıkar?" dedi,
EÇS I 179a
Ebü'l-me’men "Nısf rıtl yağ çıkar" dedi. Netîce-i kelâm,
EÇS I 179a
"Bir simsim dânesinden ne kadar rıtl yağ çıkar?" dedi.
EÇS I 179a
Ol dahi "Bir dâneyi iki tırnak mâbeyninde ezsen iki tırnağı yağlayacak kadar yağ hâsıl olur" deyü cümle su’âllerine cevâb verdi.
EÇS I 179a
"Bârekallâh kemâl-i ma‘rifetinde müdekkık üstâd-ı kâmil imişsin. Gel imdi zât [u] sıfât-ı Rabbü'l-alemîn'i nice bilirsin" dedi.
EÇS I 179a
Hemân Ebü'l-me’men ihlâs-ı şerîf'i ve Âmentü billâhi ve melâ’iketih ilâ âhirihi tilâvet edüp "Nebiyyü'l-ümmî olan Resûl-i Hudâ'nın ümmetiyiz" deyü kat‘î cevâb verdi.
EÇS I 179a
Haccâc yine ba‘zı müşkil mesâ’il-i şer‘îden müşkil su’âller etdi kim ol asırda eyle su’âllere Cerîr-i Taberî cevâb vermeğe kâdir olamazdı. Haccâc eyitdi:
EÇS I 179a
"Dünyâ kârıyçün bir sûsâm dânesinden ne kadar yağ çıkduğun bilüp bu mesâ’il-i şer‘iyyeleri niçün bilmezsin" deyince Ebü'l-me’men eyitdi: