EÇS I 179a
"Ben ulemâ-yı mütebahhirînden fâzıl ve şeyhülislâm ve kadı değilim. Resûl-i Ekrem'den gördüğüm gibi ümmî bir ehl-i islâmım" dedükde özrün kabûl etmeyüp âhir şehîd edüp ol gün [ibn] Zübeyr hazretlerine dahi,
EÇS I 179a
"Sen, Ka‘be'ye Hatîm'i nicesine ilhâk edüp vaz‘-ı esâs etdin" deyü bahâne edüp Zübeyr'i maslûben şehîd edüp Mekke-i Mükerreme'de Mu‘allâ cebbânesi'nde Hazret-i Zübeyr ve yağcıların pîri Ebü'l-me’men bir yerde medfûnlardır Rahmetullâhi aleyhimâ.
EÇS I 179a
Netîce bu yağcılar dahi arabalar üzre yağ değirmenlerin deverân etdirerek yine arabalar üzre çadırlarında badya badya tahîneler fürûht ederler.
EÇS I 179a
Ba‘zı neferâtları yağlı ve kirli ve paslı hırka-i peşmîneler geyüp tulumlar ile "Ey şırlugan yağı" deyüp halka dokunarak ubûr ederler.
EÇS I 179a–179b
Ammâ bu esnâfın pîrleri Benî İsrâ’îl zamânında Hâsib-i Mâv idi, kâr-ı kadîmdir. Anıniçün hâlâ isra’îlî 179b Yahûd tâ’ifesi şırlugan yağından ve tereyağından gayrı bir yağ yemek ihtimâlleri yokdur, katl edersen dahi say yağı yemezler. Ve hâlis yağ yemeleriyçün her şırlugan kârhânelerinde birer dîdebân Yahûdî elbette mukarrerdir. Ammâ hakkâ kim ter ü latîf semndir, bedene takviyet verüp vücûdu pembe-misâl eder. Anıniçün Yahûdî pîçelerin vücûdları kulak şahmesi gibi yumuşak olur derler. Netîce bu yağcılar dahi alay ile güzer edüp gûnâ-gûn şakalar ederler.
EÇS I 179b
Esnâf-ı tüccârân-ı balcıyân: Mahzenleri 300, neferâtları 1000, pîrleri (---) (---) (---). Bunlar dahi ankâ bâzergânlardır. Eflak u Boğdan ve Erdel ve Tımışvar, Vidin, Sirem ve Semendire ve Budin, Atina ve Mora ve Girid vilâyetlerinin balları meşhûrdur kim cemî‘i dünyâya bal bu diyârlardan gider.
EÇS I 179b
Bu bâzergânlar ol diyârlardan bal cem‘ edüp Eflak ve Boğdan'dan dahi ziyâde niçe bin fıçı balı Balkapanı'na getirüp Emînönü'nde ve Balkapanı'nda fıçıların kesretinden yollardan geçilmez olur. Ammâ Atina balı gerçi bir neftî elvân baldır. Ammâ müşk ü amber-i hâm râyihası âdemin demâğın mu‘attar eder. Ve bir filcân balı kırk filcân su götürüp yine lezîz pâlûdesi olur. Ammâ Girid ve Boğdan balları hâs u beyâz ve lezîz balları olur kim gûyâ beyâz dülbenddir.
EÇS I 179b
Bu bâzergânlar arabalar üzre dükkânların çadır ve sâyebânlar ile müzeyyen edüp kutu kutu beyâz gömeç balların ve niçe yüz at arabalarına bal fıçıların zeyn edüp cümlesi pür-silâh olup balcıbaşı ile ubûr ederler.
EÇS I 179b
Ehl-i hıref-i bezirciyân: Kârhâne 355, neferât 931, bunların pîri mukeddemâ Cemşîd idi. Ammâ Hazret-i Resûl asrında (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---).
EÇS I 179b
Bunlar dahi arabalar üzre cendireli değirmenler içre kenevir tohumundan beziryağı çıkarır şeklinde ubûr ederken bezircilerin üstleri başları yağlı ve pis ü pesnîd kavimlerdir kim esbâbları yağdan mücellâ olmuşdur. Bunlar dahi temâşâcıları ve tâze oğlanları yağlayarak ubûr ederler.
EÇS I 179b
Bu tâ’ife ekseriyyâ Niğde ve Kayseriyye halkıdır. Ammâ kârhâne sâhibleri mün‘im âdemlerdir, pür-silâh ubûr ederler.
EÇS I 179b
Esnâf-ı tâ’ife-i zeyyâtân: Dükkân 80, neferât 200, pîrleri bâlâda yağkapanı emîni alayında zeyt yağı bâzergânları mahallinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu yağcılar sâhib-i dükkân olmağile bakkâlbaşıya yamakdır. Bunlar dahi dükkânlarında katremîz şîşeler içre gûnâ-gûn zeyt yağları ile pür eyleyüp pür-silâh ubûr ederler.
EÇS I 179b
Esnâf-ı sâbûncıyân: Dükkân 200, neferât 500, pîrleri mukeddemâ Cemşîd'dir. Bin sene mu‘ammer olmağile üç yüz altmış altı san‘at icâd etmişdir, bu sâbûnu zeyt yağından te’lîf edüp pek etmede niçe zamân tek-i pû edüp âciz kaldı. Âhir âciz olup kahrında ağlarken bir katre göz yaşından sâbûn kazanı içre damladuğı yer donup taş gibi oldu. Andan bildi kim göz yaşı nemnâkdır, sâbûna tuzlu su idhâl edüp taş gibi oldu. Hakkâ ki mu‘ciz mertebesi terkîbdir. Ammâ sâbûn kazganlarda kaynarken içine zî-rûh kısmından ne düşerse bi-emrillâh mahv olup sâbûn olur.
EÇS I 179b
Bu sâbûncular Haleb eyâletinde İdlib ve Rîha ve Yekfelûn ve imroz ve İzmir ve Kuşadası şehirlerinden sâbûn getirüp İslâmbol'u ganîmet ederler. Ammâ cümleden latîf Şâm-ı Tarabulusu ve Kudüs-i Şerîf ve Nâbulus sâbûnları misk râyihalı beyâz sâbûndur. Silisre ve Nigebolı [ve] Vidin câniblerinde dahi zîbâ sâbûnlar yaparlar ammâ anlar koyunun iç yağındandır, râyihası beddir. Lâkin Mağrib-i Tarabulus sâbûnu koyu bulamaç gibi rakı sâbûnudur, küpler ile İslâmbol'a bâzergânlar getirüp bir latîf hoş-bûsu var, esbâbı gâyet(?) beyâz eder sâbûndur.
EÇS I 179b
Bu sâbûncular dahi arabalar üzre dükkânların reng-â-reng sâbûnlar ile zeyn edüp niçesi ellerinde dizi dizi ve başlarında tablalar ile "Ey rakı sâbûnu" deyü pür-silâh "sâbûn alın pâk olun" diyerek ubûr ederler.
EÇS I 179b
{Esnâf-ı miskî sâbûncu: Dükkân 40, nefer 100 bunların pîri (---) (---) (---). Bunlar seyishâneler üzre cümle dükkânların gûnâ-gûn hoş-bû sâbûnlar ile zeyn edüp ubûr ederler}.
EÇS I 179b–180a
Esnâf-ı bakkâl-ı pasdırmacıyân: Dükkân 500, neferât 800, pîrleri (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---). Bu tâ’ife cümle müselmânlardır. Ekseriyyâ Manavgatlı kavmi bunlardır kim sûr-ı hümâyûnda altun tâs içinde necâset yiyüp tâs kendünün olduğundan sonra, "Devletli pâdişâh, Manavgatlı kuluna nehnü kalmadı" ya‘nî necis kalmadı deyü feryâd etmişlerdir. Ol asırdan berü bu tâ’ifeye şehir gulâmları 180a "Nehnü kalmadı" deyü ulaşup mezmûm u medhûr kavm olmuşdur.
EÇS I 180a
Bâlâda pasdırma emîni alayında tahrîr olunan pasdırma sığırı getiren bâzergânlar idi ammâ bunlar Kili şehri ve İsmâ‘îl şehrinden gemiler ile gelen niçe yüz bin bez çuvallar ile pasdırma tâcirleridir. Ekseriyyâ dükkânları Odunkapusu'nun hâricinde ve Kâsımpaşa'da ve Galata'da ve Tophâne'de ve Üsküdar'dadır.
EÇS I 180a
Bu hirfetin ba‘zıları üzerlerine kaplan postu yerine kuru ve yaş sığır ve câmûs ve dana ve düğe ve boğa ve inek derilerin boynuzları ve paçaları ve kuyruklarıyla arkalarına alup geçerler ve kimi koyun pasdırmasından paça ve kelleleri ile yarım koyunları başlarına külâh yerine geyüp ve kaz yelekleri takınup ve sığır pasdı[r]masından gûyâ muvahhidî ferrâceler ve pasdırma hırkalar ve ellerinde yine pasdırmadan topuzlar ve bayrakları dahi pasdırmadan, ve'l-hâsıl çakşırları ve çizmeleri cümle pasdırmadan ve ba‘zıları atlarının yancıkları ve eğerleri ve rahtları ve hotazları cümle pasdırmadan edüp "Manavgatlı guluna nehnü gerek nehnü" diyerek ubûr ederler. Acîb ü garîb mashara alaydır.
EÇS I 180a
Esnâf-ı leblebiciyân: Dükkân 100, neferât 400, pîrleri (---) (---) (---). Bunlar dahi bakkâlbaşıya yamakdır. Tahtırevânlar üzre dükkânlarında leblebi yaparak ve el değirmeninde leblebi unu ederek ubûr ederler.
EÇS I 180a
Ba‘zıları leblebi ile çirişi mülemma‘ edüp gûnâ-gûn biçimli kaftanlar ve külâhlar ve topuzlar edüp ubûr ederler. Ammâ bu esnâf ordu-yı İslâm'da ishâl marazına mübtelâ olanlara nâfi‘dir.
EÇS I 180a
El-hâsıl attârân san‘atında dünyâda ne kadar me’kûlât [ü] meşrûbât bulunursa bakkâlânda dahi Şâm fısdığı ve sanavber fısdığı ve bâdem ve fındık ve unnâb ve kızılcık [ve] vişne kurusu ve hurmâ ve ceviz ve levz ve'l-hâsıl cümle eşyâ bulunup her birin birer esnâf tahrîr etmeyüp ale'l-umûm tahrîr edüp arz olunmuşdur.
EÇS I 180a
Ba‘dehu bakkâlbaşı cümle güzîde askerleriyle pür-silâh olup mün‘im bakkâllar küheylân atlar üzre beşer onar bal ve yağ ile perveriş olmuş lahm u şahm sâhibleri pençe-i âfitâb gulâmları kafâdâr olup pür-silâh ubûr edüp ardları sıra sekizer kat mehterhâne çalarak ubûr ederler güzîde askerdir.
EÇS I 180a
{Bu bakkâlbaşı yamakları cümle 10 esnâfdır ve cümle (---) aded dükkândır ve cümle (---) neferdir.}
EÇS I 180a
el-Faslu's-sâbi‘ aşerEsnâf-ı yemişciyân-ı bâzârbaşı
EÇS I 180a
Dükkân 1007, neferât 3000, bunların pîri dahi bakâlların pîri Azî ibn en-Nebbâş'dır. Lâkin bu tâ’ife yaş meyve satarlar, gayrı şey satmazlar. Bu ehl-i san‘at cümle pür-silâh olup arabalar üzre dükkânların elma ve turunc ve nâr ve şeftâlû ve gûnâ-gûn âlûlar ile kârhânelerin zeyn ederler kim ta‘bîr olunmaz. Ve turunc ve elma ve kayısı ve zerdâlû ve nâr ağaçları yapup her birin kızaklar üzre ellişer âdem çekerek azîm meyve dırahtların köküyle yerden çıkarup böyle tezyîn ederler. Ve yine kızaklar üzre azîm münakkaş köşklerde havz u şâzrevânlar revân olup kasrların cânib-i erba‘asın limon ve turunc ve kübbât ve kestâne ve nârları iplere dizüp köşkleri müzeyyen edüp içlerinde bâzârcılar oğlanlarıyla bâzâr edüp halk üzre limon ve turunc ve kestâne nisâr ederek ubûr ederler.
EÇS I 180a
Ba‘zıları pestilden hil‘atlar geyüp kuru kestâneleri iplere dizüp kendülere kestâneden hil‘atlar geyüp kimi kestâne yiyüp ellerinde nârdan ve limon ve turuncdan ve elmadan tesbîhler ile ubûr ederken âye[t], Arapça âyetin okurlar ba‘zısının ellerinde kuru üzümden tesbîhler ile güzer ederken Arapça âyetin tilâvet edüp muhteşem sâlûsâne ubûr ederler. Ve kızaklar üzre gemiler yapup her birin biner âdem çekerek giderken bu gemiler cümle meyve ile leb-ber-leb olup çarmıhları ve direkleri ve seren kürekleri ve kıçı ve başları cümle meyve-i dânedâr ile müzeyyen edüp her birinin içine niçe manav bâzârcıları meyve almağa girir şeklinde girüp her biri birer sele ve sepet meyvelere yapışup biri dahi tağallüben "Ben alırım" deyü gemiler içre bir hây-hûy, gavgâ ve feryâd ve ana ve ata ve avretlerine çerb-i şîrînler basup meyve alırken birbirlerinin başların yarup kanları akarak alayköşkü dibinden böyle ubûr eder.
EÇS I 180a–180b
Hakîkatü'l-hâl bir meyve gemisi gelse deryâda iken cümle bâzârcılar üşüp birbirlerin eyle mecrûh ederek meyve alırlar, şerî‘ata varsalar da‘vâları dinlenilmek memnû‘dur. Tâ bu mertebe lecûc kavmdir. 180b Bu gûne şaka ile alayköşkü'nden ubûr etdiklerinde pâdişâh-ı Cem-cenâb haz edüp iki ellerin dizlerine urup kahkahâ ile tebessüm etmişlerdir. Andan,
EÇS I 180b
Esnâf-ı bâğçevân: Dâhil-i hisâr-ı İslâmbol, bâğçe 1000, neferât 2000. Bu nefs-i İslâmbol kal‘ası içre müte‘addid niçe bin bâğçeler var ammâ bini pâdişâh ma‘lûmu olmuş her biri ravza-i Rıdvân'dan nişân verir iremezâtlardır.
EÇS I 180b
Cümleden biri Lâlezâr bâğçesi ve Kadıçeşmesi kurbünde Altıpoğaça bâğı ve Unkapanı kurbünde Lonkazâde bâğı ve Cübbealîkapusu dâhilinde Kahveli bâğı ve ana karîb Bostân hammâmı bâğı ve Âşık Paşa bâğı ve Haydar Paşa bâğı ve Kiremitci Solak bâğı ve Çivizâde bâğı ve sekiz selâtîn câmi‘lerin mihrâbları önündeki bâğ-ı iremler ve Nârlıkapu'da Bucak bâğı ve Tokatcı Solak bâğı ve Lanka bâğları ve Azîz Efendi bâğı ve Çukurbostânlar bâğı ve Yenibâğçe bâğları ve Topkapusu kurbünde Kaya Sultân bâğı ve ana muttasıl Çelebi Kethudâ bâğı ve Kürkcübaşı bâğı ve Dâvûd Paşa bâğı ve niçe yüz memdûh bâğlar vardır. Ammâ bu bâğçeler gâyet ma‘mûr tîmârlı olduğundan dânesi yüz dirhem gelir la‘l-gûn yanaklı dilberân şeftâlûsü lezzetinde papa ve sultânî ve cânî ve baba ve derrâkî ve çelebi cüce şeftâlûleri olur kim âyetün min âyâtillâhdır.
EÇS I 180b
Ammâ Eğrikapu dâhilinde Kiremitci Mustafâ Ağa bâğının şeftâlûsü pâdişâhların eline girmişdir. Âbdâr ve hoş-hor la‘l-gûn ve ter şeftâlûsü olur.
EÇS I 180b
Ve Kızılmusluk kurbünde Elçi Kara Mustafâ Paşa bâğçesinin yüz ellişer dirhem Malatıyye ve Göksulu emrûdları Acem diyârında Tesû ve Ordubâr emrûdları eyle değildir.
EÇS I 180b
Ve Halıcılar köşkü bâğı'nda kumru kayısıları olur kim dânesi ellişer dirhem çeker âbdâr kayısılardır kim Şâm'da Hamevî kayısı eyle değildir.
EÇS I 180b
Ve Avretbâzârı kurbünde bir hâtûnun bâğçesinde lüffân nârları olur kim her biri bi-emrillâh birer buçuk vukıyye gelüp pâdişâha hedâyâ içün dânesin ikişer altundan bir mankır eksiğe vermek ihtimâli yokdur. Ammâ her dânesi birer dirhem gelir gûyâ la‘l-i Bedahşândır. Bir hasta bir dânesin tenâvül etse ol ân hayât-ı câvidân bulur.
EÇS I 180b
Ve Süğlün bâğında lop incîrleri olur kim dördü bir vukıyye gelir gûyâ bir tulum cüllâbdır.
EÇS I 180b
Eğer bu bâğların meyve-i memdûhâtların tahrîr eylesek bir kitâb-ı felâhatnâme olur. Ancak bu bâğbânlar bâzâ[r]cılar ile bey‘ [ü] şirâ etmeğin bunlar dahi iki bin âdem müsellah olup meyvelerinin mevsiminde niçe bin tabla sun‘-ı Hudâ müsmirâtları başlarında götürüp sun‘-ı Hudâyı halka arz ederek ubûr ederler.
EÇS I 180b
Evsâf-ı manavân ya‘nî karpuzcuyân: Bunlar dahi cümle üç yüz dükkândır. Mâ‘adâsı iskelelerde dağlar gibi kavun ve karpuz yığup fürûht ederler, temâşâ manavlardır. Neferât cümle 2000 ammâ bunların kârları ancak altı aydır. Bir seneden bir seneye kavun ve karpuz durur ammâ râyegân değildir. Bu tâ’ifeler dahi arabalar üzre dükkânlarında yığın yığın kavun ve karpuz bey‘ ederek terâzûlar ile "Üç okka bir akçeye" feryâd ederek ubûr ederler.
EÇS I 180b
{Esnâf-ı şükûfeciyân: Bağ aded 300, neferât 800, pîrleri Baba Reten denilmişdi. Bunlar (---) dir}.
EÇS I 180b
Esnâf-ı çiçekciyân-ı meyveciyân: Dükkân 80 ve neferât üç yüz, pîrleri Halîl Armağanî'dir. Enes ibn Mâlik kemer bestesidir. Bunlar dâ’imâ Hazret-i Resûl'e ve Ehl-i beyte sepetler ile meyve ve şükûfe donadup armağan getirirlerdi. Kabri Tâ’if'dedir.
EÇS I 180b
Bu çiçekciyânın dükkânları Tahta'l-kal‘a'da ve Aksarây'da ve Sultân Mehemmed'de ve Ayasofya'da Cebehânekapusu önündedir. Cümle vüzerâ ve ulemâ ve a‘yâna pîşkeşlik içün tabla tabla meyve ve bahâr-ı gûnâ-gûnları bunlar donadup sayf ü şitâda âlü'l-âl meyve ve bahâr bunlarda bulunup niçe yüz tabla ile meyveleri başlarında götürüp güzer ederler.