EÇS I 185b
Ehl-i dekâkîn, câm ve tıhtâb tâscıyân: Dükkân 45, neferât 105, pîrleri (---) (---) (---) (---) (---). Bunlar tahtırevânlar üzre câm tâs ve tıhtâb tâs yaparak güzer ederler.
EÇS I 185b
Esnâf-ı sâhib-i dekâkîn çarkcıyân: Dükkân 40, neferât 105, bunlar seyishâneler üzre dükkânlarında bakır âvânların çarha çeküp mücellâ ederek geçerler.
EÇS I 185b
Esnâf-ı tâcirân-ı kazancıyân: Dükkân 300, neferât 500, bunların pîri Sa‘d ibn Ubeydî-i Hüzzercî'dir, Selmân-ı Pâk'ın şed bağladuğı otuzuncu pîrdir kim cümle ehl-i hıreflerin tâcirleri silsilesi bu Ubeyd'e çıkar. Kabri Yemen şehirlerinde Zebîd'de yatır.
EÇS I 185b
Bunlar dahi dükkânların kalaylı pâk bakır âvânlarıyla zeyn edüp ubûr ederler. Ammâ bunlar cümle Laz tâ’ifesidir, "Tavalar, tençereler pakur avadanlıklarına hurtavâtlar alırum" deyü Laz kavmi lehcesiyle feryâd [u] figân ederek geçerler.
EÇS I 185b
Esnâf-ı kalaycıyân: Dükkân 106, neferât 500, pîrleri Hazret-i Sârî'dir kim Hazret-i Alî belin bağladı. Hazret-i Ömer hilâfetinde Acem diyârında Nihâvend seferi'ne serdâr olup vardukda Acem gâlib gelüp Sârî münhedim olmak sadedinde iken Medîne'de de Hazret-i Ömer cum‘a günü hutbe tilâvet ederek kalb gözüyle gördü kim Sârî münhedim oluyor. Hemân minberde hutbe esnâsında "Yâ Sâriye ile'l-cebel" deyü Hazret-i Ömer bir na‘ra etdükde cümle cemâ‘at hayrân kalup, "Ömer'e ateh galebe edüp beş aylık yolda Nihâvend'de olan Sârî'yi hâtırına getirüp hutbede galat etdi" dediler. Kimi esrâr-ı hafîsine haml edüp târîh kodular.
EÇS I 185b
Hazret-i Ömer'in bu na‘rasın Nihâvend'de olan guzât-ı muvahhidîn cümle istimâ‘ edüp hemân Sârî hazretleri alem-i Resûlullâhı ile'l-cebel dedüği gibi dağa alem çeküp cebele arka verüp mansûr [u] muzaffer Medîne'ye gelüp târîhleri mutâbık gelüp Hazret-i Ömer'e ziyâdesiyle mahabbet etdiler.
EÇS I 185b
Me’âl-i kelâm bu kalaycıların pîri Şeyh Sârî hazretleridir kim kâhîce gazâlara serdâr olurdu. Kabr-i münevveri, Mısır'ın iç kal‘asında Tavâşî Süleymân Paşa câmi‘i hareminde okuyla ve yayları ile tokuz kademe nerdübân ile enilir bir gârda medfûndur.
EÇS I 185b
Bunlardan sonra kazancıbaşının güzîde askerlerinin omuzlarında niçe bin yelteme ve sayalma ve yassılama ve danlama bâm isimli çekiçler ile ubûr ederken yollarda bir tomruğu meydân-ı mahabbete koyup on dör[d] ve on altı kişi usûl-ı âheng ile ol tomruğa çekiçler çalup arz-ı mahâret ederek ubûr edüp gûnâ-gûn kazancı şakaları ederler. Ammâ bu esnâfın ihtiyârlarının kaba sakallılarının bakır râyihasından cengârî ve kibritî ve yeşil ve mâvî sakalları vardır. Bunlardan sonra kazancıbaşı ve çarkcıbaşı at başı berâber olup ardları sıra Kastamonu ve Bakır Küresi ve Taşköprülü Türk dilbercikleri iç oğlanları pâyesiyle ubûr ederler. Zîrâ bu kazancılar cümle Kastamonuludur. Ardları sıra sekizer kat mehterhâne ile ubûr ederler.
EÇS I 185b
Bu kazancıbaşı yamağı cümle (---) altı esnâfdır ve dahi cümle (---) dükkândır. Ve cümle (---) askerdir.
EÇS I 185b
el-Faslu's-sâlis ve'l-ışrûnEsnâf-ı azîm zergerân ya‘nî kuyumcıbaşı
EÇS I 185b–186a
Kârhâne-i ma‘mûr birdir, dükkân cümle 3000, neferât yekûn 5000, bunlar dahi örs ve çekiç ve âteş kullandıklarıyçün 186a Hazret-i Dâvûd'dan dem ururlar. Ammâ Hazret-i Risâlet huzûrunda pîr olan Nasr bin Abdullâh'dır kim Selmân-ı Pâk beline şed bağladuğı yigirmi altıncı pîrdir, merkad-i pür-envârı Yemen Adeni'nde diyâr-ı ademe gidüp dünyâdan mün‘adim olup Aden'de medfûndur.
EÇS I 186a
Bu kuyumcular esnâfına iştihâr veren Sultân Selîm-i Evvel ve Sultân Süleymân Hân'dır. Zîrâ bu iki pâdişâh-ı cüvân-bahtlar Tarabefzûn şehri tahtgâhında rahm-ı mâderden müştak olup ikisi de kuyumculuk kârın tahsîl etmişdi. Hattâ Unkapanı'nın iç yüzünde kuyumcu Rûm Kostanta nâm bir kefere Süleymân Hân'ın üstâdı idi.
EÇS I 186a
Bir kerre bu Kostanta Süleymân şehzâdeye elem-zede olup "Bin deyenek uram" deyü yemîn eder. Âhir Süleymân Hân vâlidesi Kostanta'ya bin altun verüp cürmün afv etmeği ricâ eder, ricâsı makbûle geçmeyüp bin altunu Süleymân Hân'a haddeden tel çekdirüp beş yüz çubuk tel etdirüp beş yüz çubuk tel ile şehzâde Süleymân'ın pâyine iki kerre darb edüp bin deyenek olmuş olup Şehzâde Süleymân âzâde olduğu meşhûr-ı âfâkdır. Hattâ hakîr ol pîr Kuyumcu Kostantın'ı bir kaç kerre görmek olmuş idi. Pâdişâhlara girüp nakl edüp cemî‘i tekâlifden berî bir deyrî ve diri koca kefere idi.
EÇS I 186a
Ba‘dehu Süleymân Hân pâdişâh oldukda kuyumcubaşılara iltifâten Sakkâ çeşmesin binâ edüp önünde bir hevâdâr yerde bâğlı ve bâğçeli ve bir câmi‘, hammâmlı ve müte‘addid kâ‘a ve hücreli bir tavîl dîvânhâne-misâl ortası yollu iki tarafı kuyumcu dezgâhlarında halîfeler işleyecek hücreler ile ârâste bir kârhâne edüp on bin sahan ve beş yüz kazgan ve tancere ve sâ’ir bakır âvânları vakf edüp hayrât-ı azîm etdi.
EÇS I 186a
Ve yigirmi yılda bir teferrücleri oldukda sâyebân-ı pâdişâhî verilüp on kîse-i Osmânî hazîneden verüp tabl-ı Âl-i Osmân ve kûs-i hâkâniyân verilüp on gün on gece teferrüc etmelerin kânûn-ı Süleymânî etdi. Hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr, kuyumcubaşızâde olmağile üç kerre teferrüclerini görüp Sultân Murâd Hân teferrücünde ibtidâ dest-bûs edüp revâne olan bu hakîr idi.
EÇS I 186a
Bu teferrücleri Kâğızhâne fezâsında esnâf-ı zergerân cem‘ olup kânûn-ı Kuyumcu Süleymân {Hân} üzre on gün on gece infidâdile yigirmi gün olur cem‘iyyet-i kübrâ ile cemî‘i diyâr-ı Âl-i Osmân'da olan kuyumculara bir sene mukaddem zergerân çavuşları gidüp emr-i pâdişâhîler ile Kâğızhâne teferrüclerine da‘vet edüp her diyârın kuyumcuları gelmek muhâl olup içlerinden necîb ü reşîd halîfeleri sâhib-i post olmağa beşer onar bin guruşlar ile çavuşları ve halîfelerin Âsitâne'ye gönderirler.
EÇS I 186a
Ve bu cem‘iyyet-i kübrâya bizzât Âl-i Osmân pâdişâhları serâperde-i Süleymânî'sin gönderüp kendileri sa‘âdetle serâperdesinde şeyhülislâm ile ve sâ’ir vüzerâ-yı izâmlar ile gelüp karârdâde oldukda cümle tabllara darblar urulup ibtidâ on iki halîfe-i müste‘id, pâdişâh-ı Cem-cenâbın dest-i şerîfin bûs edüp sonra şeyhülislâmın ba‘dehu sâ’ir vüzerâ-yı izâmın dest-i şerîflerin bûs edüp ba‘dehu ser-zergerân kuyumcubaşının ve şeyhin ve nakîbin, ba‘dehu sâ’ir pîrlerin dest-i şerîflerin öpüp revâne olmak kânûn-ı Süleymân Hân'dır.
EÇS I 186a
Ba‘dehu kuyumcubaşı pâdişâha bir murassa‘ ve mücevher pîş-tâhta ve devât ve bir zî-kıymet mücevher raht ve bir kılıc ve bir gaddâre hedâyâ verüp kuyumcubaşı zemîn-bûs edüp pâdişâh seyr-i şikâra revâne olup ba‘dehu on iki bin halîfeler kuyumcubaşıdan dest-bûs edüp me’zûn olurlar. Yedi gün yedi gecede cevâhir ve murassa‘ât kemer kuşaklı uşaklar ve cümle dilberânlar zer-ender-zere müstağrak olup cevâhir bıçaklar ve hançerler dakınup zerdûz harîr şed peştemâller ile tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi reftâr edüp pîrlerin dest-bûslarıyla revâne olurlar. Ve bu Kâğızhâne fezâsında beş altı bin hayme ve hargâhlar kurulup yigirmi gün yigirmi gece âdem deryâsı olup geceleri Kadr ve rûzları rûz-ı ıyd olur. Hulâsa-i kelâm bu teferrüce bir esnâf mâlik olmamışdır.
EÇS I 186a–186b
Ba‘dehu yine ordu-yı hümâyûn alayında dahi bir alay-ı azîm müzeyyen ederler kim zer ü zîverlerinden çeşm-i benî âdem hîrelenir. Seyishâneler ve araba ve tahtırevânlar üzre bıçaklar ve hançerler ve mücevher kemerler ve mücevher buhûrdân ve gülâbdân ve raht ve kılıc ve gaddâre ve topuzlar ve niçe bin tahrîri mümkün olmayan zî-kıymet 186b eşyâlar ile dükkânların zeyn edüp cümlesi eğer Rûm ve Yahûdî ve Ermenî ve müslimler al ve kırmızı ve yeşil serbend ve mukaddemler sarınup pür-silâh ubûr ederler.
EÇS I 186b
Esnâf-ı bâzergân-ı cevâhirciyân: Neferât 600, bunların dükkanları yokdur, hânlarda sâkinlerdir kim mâllarının hisâbların ve cevâhirlerinin adedlerin Hudâ bilür. Elmâs-ı Hindistân ve la‘l-i Bedahşân ve pîrûze-i Nişâbûr ve aynü's-semek-i Sûdân ve zümürrüd-i İsvân ve yâkût-ı (---) ve seylân ve mercân-ı (---) misilli cevâhirler cümle bunlarda mevcûddur.
EÇS I 186b
Bu ehl-i hıref tahtırevânlar üzre cevâhirlerin kâğıdlar üzre zeyn edüp ubûr ederler.
EÇS I 186b
Esnâf-ı lü’lüciyân ya‘nî incüciyân: Dükkân 40, neferât 100, pîrleri (---) (---). Bunlar seyishâneler üzre gûnâ-gûn dânedâr Hürmüz incüleri ve dürr-i yetîmleri ipliklere dizüp külçe külçe edüp dükkânlarını balık ağı gibi incüler ile zeyn edüp ubûr ederler. Bunlar cümle Eski Bezzâzistânkapusu'nda olur Yahûdîlerdir.
EÇS I 186b
Esnâf-ı zergerân-ı cevâhirciyân: Dükkân 100, neferât 155, pîrleri Hüseyin ibn Nasr bin Abdullâh'dır kim kuyumcular pîrinin evlâd-ı mihteridir. Selmân-ı Pâk kemer-bestesidir kim kabri Isfehân'dadır. Bunlar dahi seyishâneler üzre dükkânların mücevher eşyâlar ile zeyn edüp ve yine cevâhir âvânî eşyâlar işleyerek cümlesi pür-silâh ubûr ederler.
EÇS I 186b
Cümleden üstâd cevher-fürûş Küpeli Yahûdî ve Semmûrkaş Urum ve Galata'da dörd yol ağzında Benli Urum. Ve oyunbâz olan cevâhir kulu ta‘bîr etdikleri Laskaraki Urum, ilm-i cevâhircilikde ve rakkâs-ı pehlivân pîşekârlıkda yegâne-i asr bir Urumdur. Ve Ermenî Bedros. Ve Unkapanı'nda bizim peder merhûmun şâkirdi Laz Alî, Sultân Murâd Hân'ın cevâhir tahtında tasnî‘âtlar eyleyüp bir cevâhir taht-ı murassa‘ etmişdir kim on sekiz pâdişâh elçileri geldükde bu taht üzre Gâzî Murâd Hân iclâs edüp azamet [u] dârâtın bu taht ile ızhâr eder, böyle bir taht-ı ibret-nümûndur.
EÇS I 186b
Bu esnâfların dükkânlarında olan la‘l [u] yâkût ve zeberced ve elmâs, pîrûze şa‘şa‘asından âdemin merdüm-i dîdeleri hîrelenüp âdem hayrân olur. Ve muğ-pîçeleri dahi zer-ender-zere ve cevâhire gark olup gûnâ-gûn akmişe-i fâhireler ile mülebbes olup ubûr ederler.
EÇS I 186b
Esnâf-ı sâ‘atciyân: Dükkân 45, neferât 1000, bunlar çok kavmdir ammâ niçe yüzü hânelerinde işlerler. Pîrleri Hazret-i Yûsuf'dur. Mısır'ın Cîze şehrinde zindânda mahpûs iken kumdan sâ‘at yapduğı bâlâda gemiciler esnâfında tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu sâ‘at-ı musanna‘ı peydâ etmek yine Hazret-i Yûsuf'dan kalmışdır kim gece ve gündüz karanlık zindânda ma‘lûm olup ibâdet etmeğiçün {ağacdan sâ‘at} te’lîf etmişdi. Hakkâ ki bu sâ‘at yapmak makdûr-ı beşer değildir, kerâmetdir.
EÇS I 186b
Ve bu ma‘rifeti bilmeğe yetmiş ma‘rifet bilmek gerekdir kim aylı ve günlü ve mîkâtlı ve münebbihli sâ‘at yapup on iki ilm-i kitâb dahi bilmek gerekdir kim üstâd-ı kâmil ola.
EÇS I 186b
Bunlar dahi seyishâneler üzre dükkânların Alman ve İşpanya ve Fransa ve Canpetro ve Kaşper ve Bülbül ve Yûsuf Çelebi sâ‘atleriyle zeyn edüp ubûr ederler.
EÇS I 186b
Esnâf-ı sikkezânbaşı: Ancak bir âdemdir, neferât 100, pîri Hazret-i Osmân'dır kim Hazret-i Risâlet sikkesine "Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh" yazmışdır. Hakkâ ki hadîd üzre kazmışdır. Hazret-i Risâlet kemerin bağlayup hattâtlara ve sikkezânlara pîr olup hilâfetde iken kendüyi şehr-i Ramazân'da Kur’ân tilâvet ederken şehîd edüp kabri Medîne-i Münevvere Bakî‘inde medfûndur.
EÇS I 186b
Ve kaçan kim bu sikkezânbaşı hîn-i cülûsda ve gayrı eyyâmda pûlâd-ı Nahçıvânî üzre bir hadîd sikke kazsa kapuculardan ihtiyâr kulle sofîlerinden üç aded sâlih ü müselmân âdemler nâzır olup anların huzûrunda sikke kazır, yohsa gayrı zamânda kazırsa ellerin keserler. Ve kazduğı sikkeleri mühürleyüp hîn-i mahalde Darbhâne sikkezânına defter ile verirler. Kânûn-ı Selîm Hân'dır kim Selîm Hân hem kuyumcu ve sikkezân ve zernişâncı [zerefşâncı?] idi.
EÇS I 186b
Bu sikkezânbaşı dahi tevâbi‘iyle ve kulle sofîleriyle ubûr ederler. Dükkânları yokdur, ancak tamgacıbaşı kârhânesinde başka hücreleri vardır. Andan,
EÇS I 186b–187a
Esnâf-ı tamgacıbaşı: Kârhâne-i azîm birdir, kuyumcubaşı kârhânesine muttasıl bâğlı ve bâğçeli ve hammâmlı ve maksûreli bir kârhânedir. Tamgacıbaşı bir âdemdir ammâ neferâtları 70 âdemdir. İslâmbol içre işleyen gümüş âvânına tuğra-yı garrâlı sikke urur, akçe sikkesi gibi 187a değildir, tuğra içre "Murâd Hân muzaffer dâ’imâ" lafzları mahrûrdur.
EÇS I 187a
Bu tamgacıbaşı cemî‘i kuyumcuların işlerine nâzır olup kârların tamgalamağa getirdiklerinde tamgacıbaşı Memiç demir kalem ile her gümüş âvânından bir vasla çâşni kesüp âteşe bırağup yine âteşden çifte ile çâşniyi çıkarup eğer hâs beyâz kurs-ı gümüş âteşden çıkarsa tamga-i şâhî urup, her tamgadan altı akçe alup üç akçesin tamga nâzırı kulle sofîleri alup rûz-merre bu üç kulle sofîleri tamgacıbaşı üzre havâlelerdir kim alçak gümüşe tamga ururlarsa tamgacıbaşı ve üç kulle sofîsinin boyunların urup yerlerine bir müstakîm âdem nasb ederler. Eğer âteşden kuyumcu işleri gök-gûn çıkarsa isterse ol işi pâdişâhın olsun tamgacıbaşı ol işleri çekiç ile hurd edüp sâhibine verir. Eğer içi boş dökme makûlesi bir kâr olursa içine alçak lehem doldurup hâlis gümüş hisâbına sâhibine muhâsebe veren kuyumcunun bu gûne dökme işlerinin bir kaçın kırup içinde ziyâde lehem bârı var ise gayrıların dahi kırup sâhibine verüp tamga vurmaz. Eğer hâlis gümüş ise de içinde hîle vardır deyü kırar. Kânûn-ı Selîm Hân-ı Evvel'dir, zîrâ Selîm Hân sikkezân ve tamgacı idi ve bu tamgahâne kârhânesi anların hayrâtıdır. Bu tamgacıbaşı dahi dükkânsız alay edüp geçerler.
EÇS I 187a
Esnâf-ı ehl-i kıble-i kuyumcıyân: Bir âdemdir, bedâsten önünde sâkindir. Ammâ darbhâne ehl-i kıblesi mukaddemâ başka tahrîr olmuşdur. Bu ehl-i kıbleler bir cevâhire bahâ takdîr edüp bir altun ve gümüş âvânî eşyâlara bahâ takdîr edüp taraf-ı şâhîden birer şâhî vazîfe-i mu‘ayyeneleri vardır. Bunlar dahi tevâbi‘leriyle ubûr ederken ba‘zı zî-kıymet eşyâlara bahâ takdîr ederek dükkânlarıyla ubûr ederler.
EÇS I 187a
Esnâf-ı darbhâneciyân ve emîn-i nâzırân ve sâhib-i ayyârân ve sikkezân: Cümlesi darbhâne emîni takrîbiyle bâlâda tahrîr olunmuşdur.
EÇS I 187a
Esnâf-ı kalcıyân-ı kuyumcıyân: Dükkân 40, neferât 200, bunlar cümlesi Yahûd tâ’ifesidir, tahtırevânlar üzre dükkânlarında gümüş kal ederek ubûr ederler. Pîrler (---) (---) (---).
EÇS I 187a
Esnâf-ı gümüşhâneciyân: Kârhâne 40, neferât 105, pîrleri Kârûn ve Cemşîd-i pür-fünûn (---). Bunlar hâr [ü] hâşâkden ve alçak gümüşlerden ve bakır ve kalay [ve] kurşumdan gümüş tahsîl edüp kal ederler.
EÇS I 187a
Esnâf-ı rumatcıyân: Neferât 400, pîrleri Nusayr-ı Hindî'dir kim ferrâşların pîridir. Kuyumcular elkâbında bu tâ’ifeye rumatcılar derler. Yılda bir kerre bunlar kuyumcu dükkânlarının ve sâ‘atcilerin dükkânlarında olan hâr [u] hâşâk türâbları süpürüp pâk edüp gümüşhânecilere satup anlar dahi leb-i deryâda rumatları tekneler içre çalkayup hâr [u] hâşâkı deryâya gidüp altun ve gümüş pâreleri tekne içre kalup ba‘dehu kal edüp bu gûne kâr eder Yahûdîlerdir. Bunlar dahi alayda arkalarında çuvallar ile "Rumat alalum" deyü feryâd ederek geçerler.
EÇS I 187a
Esnâf-ı tîz-âbcıyân-ı sîm ü zer-i hâlis: Kârhâne 22, neferât 100, pîrleri Nusayr-ı Hindî'dir, Enes ibn Mâlik perverdesidir. Sâhib-i kîmyâ idi. Kabri Yemen şehrinden şehr-i Mihcem'dedir.
EÇS I 187a
Bu tâ’ifeler dahi cümle Yahûdîlerdir. Kârları oldur kim bir gümüşde altun olsa yâhûd bakırda ve kurşumda gümüş yâhûd altun olsa ekseriyyâ kâr-ı kadîmlerde kalan altun mutallâ olup altunun rende ile kazırken gümüş dahi böyle kazılur, bu gûne gümüşleri altundan, altunları gümüşden ayırmak için iri şîşeler içre gümüşü pâre pâre koyup ibtidâ nerm âteş ile şîşeyi âteş üzre koyup içine tîz-âbı te’ennî ile dökerek kaynayup altunu dâne-i haşhâş-misâl şîşe dibinde kalup gümüşü sâfî su olur. Ba‘dehu altunun alup ana su altunu derler, balmûmu gibi iki parmak mâbeyninde ezilir bir gûne za‘ferân sarısı altundur.