EÇS I 187a–187b
Ba‘dehu su olan gümüşe bir gûne tîz-âb dahi koyup yine şîşede kaynadup ol dahi haşhâş dânesi gibi şîşenin dibinde hâlis gümüş kalır kim artık kal etmeğe ihtiyâc kalmayup su gümüşü derler, bu dahi elde ezilir, sırmadan hâlis gümüşdür. Bu 187b tîz-âbı Hazret-i Süleymân peydâ edüp uyuz olan dîvlere dürtüp gerlikden halâs olurlarmış.
EÇS I 187b
Böyle bir tîz-âbdır kim râyihasından Yahûdîler yeşil ve kırmızı ve kibritî sakalları olup tırnakları siyâh olur. Hind diyârında tîz-âb ile dişlerin boyayup yeşil ve kırmızı ve sarı ve kırmızı dişleri olup otuz iki gûne dişli âdem çokdur.
EÇS I 187b
Hikâye{-i münâsib}: Hikmet-i Hudâ bir gün İslâmbol'da Yahûdî mahallesinde ihrâk-ı azîm vakı‘ olup bostâncıbaşı ve yeniçeri ağası yankını söndürmeğe varup bir kaç bostâncı ve yeniçeriler bu tîz-âbcı kârhânesinin birine girüp görseler kim raflar üzre yüz, iki yüz şîşeler içre elvân elvân şarâblar, "bire meded" deyü herbiri birer şî[şe]den nûş edüp on üç nefer kimesnenin ol mahalde ciğerleri ve bağırsakları tarfetü'l-ayn içre taşra çıkup merhûm olup vücûdları âteşe yanup kaldı. Tîz-âb (---) (---) hâsıl olur. Böyle mel‘ûn şeydir kim kîmyâcılara dahi lâzımdır. Ve bu Yahûdîler dahi kîmyâya çalışırlar, ba‘zısı vâsıl olmuşdur.
EÇS I 187b
Bunlar dahi tahtırevânlar üzre kibrît-i ahmer suyu ve kibrît dühnü çıkarup tîz-âb kaynadarak ubûr ederler.
EÇS I 187b
Esnâf-ı gümüş arayıcı: Bâlâda darbhâne emîni alayında tahrîr olunmuşdur.
EÇS I 187b
Esnâf-ı kafesdârân: Dükkân 100, neferât 300, pîrleri (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---). Bunların dükkânları Sultân Bâyezîd câmi‘i kurbündedir. Pirinc tel kafesler içinde gûnâ-gûn yapılmış bıçak ve hançer ve kuşak ve gayrı gümüş âvânî eşyâları fürûht edüp kâr ederler. Bunlar seyishâneler üzre dükkânların kafesler içre mezkûr eşyâlar ile tezyîn edüp piyâdeleri müsellah ubûr ederler.
EÇS I 187b
Esnâf-ı cevher-fürûşân: Dükkân 70, neferât 102, bâlâdâ tahrîr olunan bâzergân-ı cevâhirândır. Anların dükkânları yokdur ammâ bunlar bezzâsten etrâfında sâhib-i dükkânlardır kim başka cevâhircibaşıları vardır kim devlet tarafına bir cevâhir lâzım olsa bunlar bulup kâr ederler. Bunlar dahi dükkânlarında cevâhirleri elvân kâğızlar üzre koyup pür-silâh olup cavk cavk ubûr ederler. Pîrleri (---) (---) (---) (---).
EÇS I 187b
Esnâf-ı elmâs-bür ya‘nî hakkâk-i elmâs: Kârhâne yedi, neferât kırk beş adeddir. Bunların ma‘rifeti bir esnâfa benzemezdir. Kara taşdan elmâs-ı hâmları pâre pâre çıkarup her parçasın kurşumlu direfşler içine koyup âdem çevirir dollâblar üzre koyup yine kurşumdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede berrâk olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üzre çâr-kûşe mi ve bâdemî mi ve şeşhâne ederse edüp pâk eder görmeğe muhtâc bir çarh-ı dollâblı kârhânedir. Zîrâ elmâs ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm halk edüp elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Zîrâ (---) diyârda ma‘deni azdır. Âteşe girdikce berrâk olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazhar olup azîz [u] makbûl olmuşlardır. Ammâ sâ’ir cevâhirler âteşden cümle fenâ bulurlar.
EÇS I 187b
Bu elmâs hakkâkları tahtırevânlar üzre çarh dollâblarıyla elmâs pâk ederek ubûr ederler.
EÇS I 187b
Esnâf-ı hakkâkân: Dükkân 30, neferât 105, bunların pîri Hakkâk Abdullâh-ı Yemenî'dir. Hazret-i Veys el-Karanî'nin kemer-bestesidir. Hazret-i Resûl'e hedâyâsıyla gelüp Veys el-Karanî'den kemer-besteliği makbûl-i Resûl olup Risâlet-penâh du‘âsıyla hakkâklara pîr olup yine Yemen şehirlerinden şehr-i Tiğâr'da medfûndur.
EÇS I 187b
Bunlar seyishâneler üzre dükkânlarında akîk ve seylân ve yemenî ve pîrûze ve yeşim taşların hak ederek ubûr ederler.
EÇS I 187b
Esnâf-ı mühür-kenân: Dükkâ[n] 5, neferât 80, pîrleri yine Hazret-i Osmân'dır, kabri Medîne Bakî‘indededir. Bunların ser-çeşme üstâdları zamân-ı Murâd Hân'da Mahmûd Çelebi ve Rızâ Çelebi ve Ferîd Çelebi'dir kim bir mührü yüzer guruşdan beş yüz guruşa varınca vüzerâ mühürleri kazarlardı.
EÇS I 187b–188a
Esnâf-ı mühür-kenân-ı sîm ü heykelân ya‘nî gümüş mühür ve tılısmât kazıcı: Başka esnâfdır, akîk-i Yemenî kazıyamazlar. 188a Bunların mâbeynlerinde üstâdlar var kim ta‘lîk ve neshî ve rık‘a ve reyhânî mühürler ve tılısmlar yazarlar kim gûyâ âyetün min âyâtillâhdır.
EÇS I 188a
Dükkânları 15, neferât 40, pîrleri Hazret-i Ukkâşe, Hazret-i Risâlet'in zahrındaki mühr-i nübüvveti görüp ma‘sûmlara ve masrû‘lara E‘ûzü bi-kelimâtillâhi't-tâmmât hırzını ilâ âhirihi yazmağa ve sarı nuhâs üzre kazmağa başladı. Ve Hazret'in izn-i şerîfiyle ism-i a‘zam du‘âsın yazardı ve pûlâd üzre kazardı. İsm-i a‘zam budur:
EÇS I 188a
"Bismillâh, Yâ azîme'l-hadar, yâ serî‘a'z-zafer, yâ ma‘rûfe'l-eser" ilâ âhirihi tahrîr ederdi. Bizzât kemerin Hazret-i Resûl-i Ekrem bağlayup Resûl'ün zahrındaki mühr-i nübüvveti öpmüşdür. Kabri Mar‘aş'da bir mesîregâh yerde medfûndur.
EÇS I 188a
Ve bu sîm mühür-kenler dahi seyishâneler üzre dükkânların gûnâ-gûn mühürler ve heykeller ve vefkler ve hırz-ı yemânîler ve ta‘vîz-i mutalsamlar ile kârhânelerin zeyn edüp alay ile ubûr ederler.
EÇS I 188a
Esnâf-ı kalemkârân-ı kuyumcıyân: Dükkân 300, neferât 400, pîrleri Tâhir-i Acemî'dir kim ba‘de'l-feth Mekke'nin Bâb-ı mu‘allâsının gümüş kuflunu ve kapu levhası üzre sarı pirinc kitâbe içre "Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh" lafzını ve niçe eşkâl-i şükûfeleri tahrîr edüp kalemkârlık etdi ve Hazret-i Resûl'den me’zûn olup Hazret-i Alî kemer-bestesidir. Kabri Şîrâz'dadır.
EÇS I 188a
Bu kalemkârân tâ’ifesi böyle üstâd-ı kâmillerdir kim kuyumcuların ve cevâhircilerin işlerine hüsn verüp kalem ve savat ve mînâ-yı gûnâ-[gû]n ve nakş-ı bûkalemûnlar edüp hüsn verirler kim gûyâ sihr-i i‘câzdır.
EÇS I 188a
Bunların müntehâ üstâdları Unkapanı'nda Simitcioğlu Urum Mihayil idi kim Âl-i Osmân pâdişâhının ma‘lûmu olduğundan sonra mînâlı sâ‘at zarfların ve kılıç ve hançerlerde olan ma‘rifetlerin teberrüken Hind pâdişâhına ve Acem şâhına ve gayrı diyârın erbâb-ı ma‘âriflerine götürüp anlardan bu Mihayil'e hedâyâlar gelirdi.
EÇS I 188a
Andan sonra üstâd-ı kâmil yine Unkapanı'nda Ermenî Haçatur idi. Andan Bezzâzistân önünde Aydın Ermenî. Ve Kalemkâr Tambûrî Arnavud Osmân Çelebi {idi}. Ba‘dehu Mısır'da sikkezânbaşı olup sene 1009 târîhinde Abdurrahmân Paşa, Vâlî-i Mısır iken merhûm olup evlâdlarına hemân kırk bin sikke-i hasene altun kaldı. Bu kalemkârların kârına bir merd-i hünerkâr kâdir değiller idi.
EÇS I 188a
Bunlar dahi seyishâneler üzre dükkânların kâr-ı musanna‘âtlarıyla zeyn edüp kalemkârlık ederek ubûr ederler.
EÇS I 188a
Esnâf-ı sırmakeşân: Kârhâne birdir, neferâtları [(---)]. Bu esnâflar mâ-tekaddem kuyumcubaşılara yamak ola gelmişler idi, lâkin ümenâlar başka alay etmeleri fermân olunup sırmakeşhâne emîni alayında ubûr etdikleri bâlâda tahrîr olunmuşdur.
EÇS I 188a
Esnâf-ı tel-i âhen-keşân: Dükkân 80, neferât 105, pîrleri (---) (---) (---). Kabri (---). Bunlar Yeni Bezzâzistân dibinde ve gayrı esvâkda işlerler. Kuyumcı tâ’ifesi bunlarsız olmaduğundan demir telciler yamak olup seyishâneler üzre çarhlar ile sarı pirincden rakîk sırma gibi teller ve rakîk tanbûre telleri çekerek dükkânlarıyla ubûr ederler.
EÇS I 188a
Esnâf-ı potacıyân: Dükkân 10, nefer yigirmi, pîrleri Abdülgaffâr el-Medenî'dir kim çanak ve çömlek yapıcıların pîridir. Yüz altmış iki yaşında intikâl edüp kabri Medîne-i Münevvere Bakî‘indedir.
EÇS I 188a
Bu potacılar bir gûne türâba niçe gûne filcân hurdaları ve rimâl-i türâblar mahlût edüp havânlar içre sahk edüp ma‘cûn gibi tahmîr edüp sağîr ü kebîr dervîşân külâhları gibi toprak potalar yapup kuyumcular âteş içre bunlarda altun ve gümüş kal ederler. Gayrı gûne potalar âteşe tahammül etmez. Ve bu kâr bu potacılara mahsûsdur kim terkîblerin gayrı enâyiye keşf etmeyüp bu kâr kendülere munhasır olmuşdur. Sâ’ir diyârlara dahi çoğu İslâmbol'dan gider.
EÇS I 188a
Esnâf-ı boracıyân: Dükkân 3, nefer 10, pîrleri (---) (---) (---) (---) (---) (---) Bunlar kuyumculara bora yaparlar kim lehem bâr ile bir işi birbirine yapışdırmak içün kuyumcular lehem üzre borayı eküp bi-emrillâh âteşde iki gümüş birbirine muttasıl olup yekpâre olur.
EÇS I 188a–188b
Bora oldur kim Acem'de ve Canha'da ya‘nî Erzurûm Gümüşhânesi'nde bir gûne kireç gibi beyâz ma‘dendir, anı Mısır şekeri kellesi gibi kelle kelle kâlıblarda dökdürüp İslâmbol'a getirüp miskâlin birer şâhîye verirler, bir aceb ma‘âdindir. Ammâ Budin ve Alman ve İsfac kâfiristânında hasîr külünden bora etdiklerin gördüm. 188b
EÇS I 188b
Ammâ Mısır kuyumcuları borayı Buhayre vilâyetinde Kârûn'un ka‘r-ı zemîne geçdiği yerde cümle gencînesi natrûn olmuşdur anı şîşeciler sırça üzre erid(?) edüp derhâl sırçayı su eder ve âteşe kuvvet verir. Bu natrûnu Frengistân'a götürüp anda kîmyâgîrler natrûnu tîz-âb suyında kaynadup içinden Kârûn altunu hâsıl olur. Ammâ Danimarka kâfiristânı seyâhatinde ba‘zı ilm-i kâf üstâdlarıyla meşveret edüp Mısır natrûnu ahvâlin söyleşüp "Belî tîz-âb suyunda natrûnun altunu çıkar ammâ harcı hâsılı berâber gelmez, değil kim fâ’ide ola" dediler. Ammâ Mısır kuyumcuları bu natrûnu bora yerine isti‘mâl edüp a‘lâ kâr verir.
EÇS I 188b
Bu İslâmbol boracıları dahi seyishâneler üzre dükkânlarında kelle kelle bora ma‘âdinlerin âvîzeler edüp ubûr ederler.
EÇS I 188b
Esnâf-ı civacıyân: Dükkân beş, nefer 10, pîrleri nâ-ma‘lûmdur. Ancak bir ma‘den-i sun‘-i Hudâ'dır. Leh vilâyetinde Daniska iskelesi'nden gelir. Ammâ bu hakîr sene 1071 târîhinde merhûm Seydî Ahmed Paşa ile Erdel Macaristânın harâc-güzâr edüp Rakofçi la‘îni katl etdüğimiz sene bu hakîr çete ve potura kovarak Nagbanya Ejder kal‘ası altında kemîngâhda yatırken bir kirechâne gördük, esîrlerimizden Macar lisânı üzre su’âl etdik. Meğer ol mahalde bir gûne beyâz göz göz olmuş değirmen taşı dağlar gibi yığılmış, anlara âteş edüp anlardan civa akup hafirlere dolup civayı köpek derisi tulumlarına korlar, gayrı yerde durmak ihtimâli yokdur, böyle bir ma‘dendir.
EÇS I 188b
Kuyumcular bu civayı potalar içre âteşde pişirüp içine sahk olmuş varak altunları koyup mahv olup beyâz kurus gibi hal olur. Ba‘dehu ol kurus olan civalı altunu âteş üzre gümüş kılıçlara ve hançer ve bıçaklara sürüp altun yaldızlı olur. Civa böyle bir ma‘âdindir.
EÇS I 188b
Bu civacıları fermân ile kuyumcubaşı, attârlardan ayırup kendülere yamak edüp anlar dahi seyishâneler üzre güzer ederler.
EÇS I 188b
Esnâf-ı borucuyân-ı sarı pirinc: Dükkân bir ve nefer bir âdeme mahsûsdur, gayrı kimesne etmeğe kâdir değildir. Kâ‘idesin oğluna bile göstermez. Unkapanı'nda işler bir muta‘assıb Urum'dur, Kirbazı derler bir üstâd-ı kâmildir. Pîrleri Efrâsiyâb'dır kim kerrenây-ı Acem'i ol icâd etmişdi. Hazret asrında kerrenây-ı sûr yok idi, ancak yetmiş kol pehlivânlarında ceng mahallerinde kös ve kudüm çalınup gülbâng-ı Muhammedî çekilirdi.
EÇS I 188b
Bu borucu Kirbazı dahi kuyumcular alayında seyishâne dükkânında niçe yüz pirinc boruları zeyn edüp kendi boruya âheng verüp çalarak ubûr ederdi. Bu kâr-ı dilfigâr ancak buna mahsûsdur.
EÇS I 188b
Esnâf-ı devâtcıyân-ı gûnâ-gûn: Dükkân 19, neferât 40, pîrleri Hazret-i Cibrîl-i Emîn'dir kim ibtidâ benî âdeme Cennet-i me’vâdan devât ve kalemi Hazret-i İdrîs'e getirüp yazıcılara ve derzilere pîr olup Cibrîl-i Emîn dahi devât yapanlara pîrdir. Ammâ Hazret asrında Ebû Hâfî nâm bir kuyumcu bir sarı pirinc devât peydâ edüp Hazret'e hedâyâ verüp Enes ibn Mâlik belin bağlayup devâtcılara pîr olup kabri Yemen'de şehr-i Demûl'dedir. Ba‘dehu ol devâtı Hazret-i Resûl vahiy kâtibi olan Mu‘âviye hazretlerine hibe eyledi.
EÇS I 188b
Bu devâtcıların dükkânları cümle Sultân Bâyezîd'de kâğızcılar içindedir. Ser-çeşmeleri cümleye Kuloğlu Mustafâ Çelebi'dir kim üç kollu ve kapaklı ve sandûka misilli gümüş ve pirinc devâtlar yapar kim yüzer guruş kâr hakkı alır.
EÇS I 188b
Bunlar dahi seyishâneler üzre dükkânların devâtlar ile zeyn edüp alay gösterirler.
EÇS I 188b
Esnâf-ı tenekeciyân: Dükkân 300, neferât 305, pîrleri nâ-ma‘lûmdur. Bunlar Leh ve Çeh ve İngilis diyârından gelme demir kalaylı teneke ve pirinc teneke satarlar. Dükkânların tenekeler ile zeyn edüp güzer ederler.
EÇS I 188b
Esnâf-ı bıçak kıncıyân: Dükkân 105, neferât 200, pîrleri (---). Bâlâda kılıç kıncıları kılıççılara yamak olduğu tahrîr olundu, ammâ bunlar bıçak kıncılarıdır. Kuyumcubaşıya yamakdır. Seyishâneler üzre dükkânların gûnâ-gûn bıçaklar ve kınlar ile tezyîn edüp ubûr ederler.
EÇS I 188b–189a
Bu arada kuyumcubaşı yamağı olan (---) aded esnâflar tamâm olup, andan kuyumcubaşı alayının güzîdesi gürûh gürûh pür-silâh olup kuyumcubaşının nakîbi ve sâhib-i tarîki ve şeyhleri ve kethudâları ve yiğitbaşıları ve çavuşları ve tarîkatçıları ve 189a miyân-beste ve kemer-beste edecek pîr [ü] pîşvâ ihtiyârları fırka fırka muhteşemâne ubûr ederek ardı sıra ehl-i kıble ağa ve sikkezân ağa ve tamgacıbaşı ağa yan yana ve rikâb rikâbe vakârlar ile onar yigirmişer çifte dilberân köçekleriyle geçüp ardı sıra kuyumcubaşı önü sıra niçe bin pür-silâh dilberânlar ile kendüsi murassa‘ eğerli ve cevâhir zer ü zîverli rahtlı esb-i sabâ-reftâra süvâr olup yemîn ü yesârında pîş-kademleri ile at başı berâber ubûr edüp kâmil sekiz kat mehterhâne ve tabl [u] köslerine turralar urulup hengâme-i azîm ile ubûr ederler.