İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS II 299b–300a
Der-vasf-ı musannifîn [u] şâ‘irân: Yetmiş sekiz aded dîvân sâhibi fasîhü'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân emlahü'ş-şu‘arâ erbâb-ı ma‘ârifi var. Evvelâ Yâverî ve Şâbî ve Sâ’ibî, zamânının Örfî'sidir, Edhemî, Çâkerî ve Câyî ve Râzî, müşerref olduğumuz yârân [u] ihvân ola, dîvân sâhibi Seyyid Vâhidî ve hâne sâhibimiz Yezdân Aka ve Merdân Aka cân ve Kurbân Kulu ve Hoca Nağdî ve Pîrbaş Aka ve Mirza Bây ve Husâm Ata ve Elvend Aka ve Rızâ Bây ve Kelb Alî. Mazanna-i kirâme-i mecâzibân Dede Şürîmî nâm bir meczûb-ı İlâhî var, yetmiş senedir yiyüp içüp tebevvül ve tegayyuz etdüğün ve yatup uyuduğun bir ferd-i âferîde görmemişdir. Ve Şâh Kend ve Şûh Cân ve Dede Cân meşhûr mecâziblerdir. 300a
EÇS II 300a
Der-sitâyiş-i kabâ-yı İnsân: A‘yân [u] eşrâfı serlerine alaca ve kızıl serbend sardıklarından kızılbaş derler, ammâ çoğu Acemâne beyâz destâr-ı Muhammedî sararlar. Lâkin kavukları üzre sivri zurzuvileleri mukarrerdir, ana tâc derler. Ammâ ulemâların tâcı iki karışdan dırâzdır. Avânın (?) bir karış mücevveze gibidir. A‘yânı semmûr ve kebûtî giyerler, mâ‘adâsı çuka giyerler.
EÇS II 300a
{Der-ta‘rîf-i tâc-ı Acem: Sene (---) târîhinde diyâr-ı İrân-zemînde Şeyh İbrâhîm nâm kimesne vâkı‘asında görür kim bir har-ı çâr-pâ kendüyi yef‘allerken anıra anıra yef‘alleyüp hımârdan bir evlâdı olup yetmiş parmağı olur. Bu vâkı‘ayı herîf Şeyh Safed Safî hazretlerine nakl edüp Şeyh Safî ta‘bîr edüp eydür: "Müjde sana kim İrân-zemînde şâh olup yetmiş evlâd-ı evlâdların şâh olurlar" deyü ta‘bîr edince hemân hımâr düzetdiği Şeyh İbrâhîm ibn Haydar herîf eydür: "Eğer şâh olursam beni düzeden hımârın kîrin başıma tâc ederim ve beni yef‘allerken anırdığı savtını tabl [u] kösüme nefîr-i kerrenây ideyim" deyü ahd edüp hikmet-i Hudâ şâh olup kîr-i harı tâc ve savt-ı hımârı kerrenây-ı revâc edüp hâlâ tâc-ı Acem'in aslı budur}.
EÇS II 300a
Der-ta‘rîf-i ahâlî-i lisân: Terekeme ve Avşarı ve Gökdolakların lehçe-i mahsûsaları bu gûnedir kim tahrîr olundu:
EÇS II 300a
heze tanmamışam
EÇS II 300a
henüz görmemişem
EÇS II 300a
menimçün hâtırmânde olupdır
EÇS II 300a
bana incinmiştir
EÇS II 300a
darcıhmışam
EÇS II 300a
darıldım
EÇS II 300a
yavuncımışam
EÇS II 300a
düşman oldum
EÇS II 300a
apar gelen çakırı
EÇS II 300a
getir şarâbı
EÇS II 300a
ammâ erbâb-ı ma‘ârifi Fârisî tekellüm ederler.
EÇS II 300a
Der-vasf-ı ibret-nümâ-yı Âbâdân: Binâ-yı câmi‘-i Sultân Hasan ve binâ-yı Şâh Ya‘kûb ve binâ-yı Şâh Hıyâbân ve binnâ-yı Kasr-ı Sehlân ve binâ-yı Şâh Cihân ve binâ-yı Kasr-ı Hadım Ca‘fer Paşa ve binâ-yı ibret-nümâ-yı Şâm-ı Gazan ma‘lûmumuz bunlardır. Ammâ {Mırmır mahallesinde Tâk-ı Alî Şâh tâk-ı Kisrâ'dan nişân ve binâ-yı kal‘a-i Emîr Hân, kurb-ı câmi‘-i Şâh İsmâ‘îl, harâbdır. Ve binâ-yı kal‘a-i Hadım Ca‘fer Paşa, mukâbele-i câmi‘-i Şâh İsmâ‘îl, harâbdır ve Sehrâb kûhı dâmeninde kal‘a-i Reşîdiyye Muhammed Şâm-ı Gazan vezîri binâsıdır kim taraf-ı şimâl-i şarkîsine vâkı‘ olmuşdur}. Bu imâretlerden mâ‘adâ niçe bin ibret-nümâ âsâr-ı acîbe ve garîbeler var kim diller ile ta‘bîr olunmaz, ammâ bu kadar kifâyet eder.
EÇS II 300a
Sitâyiş-i hevâ-yı hûb [u] câvidân: Bu diyârda bâd-ı nesîm-i subh esüp cümle halkına hayât-ı câvidân verir. Anınçün bu diyârda aslâ ısıtma olmaz ve ricâl makûlesi ol kadar müsinn [ü] şeyh-ışâbb olur kim kuvvet ve kudreti gitmiş ve hey‘eti yitmiş ve ömr-i girân-mâyesi yüz yetmişe yetmiş mu‘ammer olup yine akl-ı Aristo efkâr-ı mâ‘ânî ve tîz-fehm olurlar.
EÇS II 300a
Der-beyân-ı zülâl-i âb-ı hayavân: Cümle suları kûh-ı Sehen'den gelüp şehrin enderûn [u] bîrûnunda olan imâretleri rey edüp çeşmesârlardan cereyân ederek cümle tokuz yüz kariz ve kanavât-ı âbları bâğistânlara sarf olur. Ve Mihranzûd'ın âbı ve Tebriz'in hevâsı bürûdete karîbdir. Ve cümle âbı hâzımu'l-ifrâtdır kim âdeme hayât [u] cân bağışlar.
EÇS II 300a
Der-ta‘rîf-i câh-ı mâ-i hânedân: Şehr-i Tebrîz içre tokuz yüz aded âb-ı karizlerden mâ‘adâ yedi bin câh-ı mâ-i hayâtlar vardır. Lâkin âb-ı kehrîz, âb-ı câhlardan hûb ve terdir. Bu şehrin ba‘zı bi'r-i mâlları otuzar kırkar zirâ‘-ı melikîdir. Ammâ şiddet-i şitâda cümle câh-ı mâları sehl suhûniyyet üzredir, mâh-ı temmûzda burûdet üzredir. (---) (---)
EÇS II 300a
Der-tavsîf-i ekâlîm-i büldân: Dördüncü iklîm-i hakîkîdendir ve on sekizinci iklîm-i örfiyyedendir. Anınçün hevâsı i‘tidâl üzredir. Arz-ı beledî (---) (---) (---) (---) ve tûl-ı nehârî,
EÇS II 300a
Der-hakk-ı tâli‘-i Tebrîz-i Azerbaycân: Cümle müneccimînin kavli bu zu‘m-ı bâtıl üzredir kim ibtidâ bânîsi Zübeyde Hâtûn binâ etdükde tâli‘i burc-ı Akrebe düşüp sâhibi burc-ı Mirrih olmuşdur. Anınçün cemî‘î düvelde iken üzerine niçe yüz kerre yâğî gelüp Sultân Murâd-ı Râbi‘ etdiği gibi bir kaç kerre Timur ve Cengiz Hân harâb etdiği gibi harâb olmuşdur.
EÇS II 300a
Evsâf-ı aded-i hammâmât-ı gâsılân: Cümle yigirmi bir hammâm-ı safâ-engîzi var kim her birinde birer ve ikişer havz-ı Şâfi‘i ile ve nîm soffa ve şâzirvân-ı selsebîller ile bünyâd olunmuş âb-ı latîf ve hevâsı nazîf ve mahbûb dellâkleri afîf, perî-rû civânlar var. Sultân Hasan hammâmı ve Pes-i Köşk hammâmı ve hammâm-ı Lusar ve hammâm-ı Cihân Şâh, kurb-ı câmi‘-i Cihân Şâh ve Mırmır Mahallesi hammâmı {Derveze-i Ser mahallesi hammâmı, cüllâhlar bâzârın geçüp Zerçü dervezesi hammâmı, Pülbâğ dervezesi hammâmı, bu hammâmların cümlesi âb [u] hevâsı ve binâsı latîf hammâmlardır. Ve Sultân Hasan Câmi‘i ardında Şütürbân mahallesi hammâmı, Derveze-i Rey hammâmı, Hıyâbân hammâmı, Sürhâb mahallesi hammâmı}.
EÇS II 300a
Der-beyân-ı hammâmât-ı mahsûs-ı a‘yân: Cümle yedi yüz sarây hammâmı var. Her birinde hûr [u] gılmânları sîm-tenlerin nîlgûn fûtaya beden-i uryânın koyup havz-ı Şâfi‘î'de mâlik-i bahr gibi şinâverlik edüp uşşâklarıyla bilâ-vâsıta koçkucağ olup bir bucağ olurlar. Bu hammâmların Kâşîleri üzre ekseriyyâ Fuzûlî'nin "Hammâm Kasîdesi" mestûrdur.
EÇS II 300a
Der-vasf-ı hubûbât-ı mahsûlât: Evvelâ cânib-i erba‘asındaki yedi aded nevâhîlerinde ve Tebrîz sahrâsında hâsıl olan yedi elvân gendümü gâyet dânedâr olur. Ve fûlı ve şa‘îri vefret üzre olur. Ve pembesi dahi yedi nev‘ olur. Ve sâ’ir sebzevâtı vâfir ve berekâtı mütekâsir bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-ış‘âr ma‘mûr diyârdır.
EÇS II 300a–300b
Der-beyân-ı memdûh-ı sanâyi‘ât: Bu Tebrîz'de olan üstâd-ı kâmil nakkâş ve ressâm ve bennâ ve zerger ve hayyât bir diyârda yokdur. Her kârın âlü'l-âlı bu şehrde mevcûddur. Husûsan bunda dûhte olunan akmişe-i fâhire ve siyâb-ı harîr-i vâfire bu diyârda peydâ olup sâ’ir diyârlara nakl olunur katîfesi ve Dârâyîsi meşhûr-ı âfâkdır. 300b
EÇS II 300b
Der-sitâyiş-i me’kûlât: Evvelâ hâs beyâz girdesi ve çakıl ekmeği ve safî somunu ve yağlı halkası ve katmer kâhîsi ve katmer yezd çöreği ve keklik kebâbı ve tavuk böreği ve kırk gûne mümessek ve mu‘amberîn pilavı ve herîsesi ve mastaba çobrası ve aşbâzlarında düzde büryânı ve pâlûde-i teri meşhûr ta‘âm-ı firâvânları vardır.
EÇS II 300b
Der-vasf-ı me’kûlât u müsmirrât: Niçe bin elvân fevâkihesi var ammâ necm-i halef emrûdu, peygamber emrûdı ve sibet mîlânîsi ve zerdâlu-yi hulvîni ve necm-i Ahmedi ve engûr-i hurdesi ve razakîsi ve melikîsi ve tabarzesi ve cezîre-i Mecdeddîni ve bakrânı ve âlû-yı zerdî ve emrûd-ı zenânesi, bu envâ‘-ı meyveler Şam'da dahi olmaz, meğer İslâmbol'da ola, meşhûrdur.
EÇS II 300b
Der-medh-i envâ‘-ı meşrûbât: Evvelâ misket üzümünün yedi elvân duhter-i rez şırası, gâyet nâfi‘ şıralu metâ‘dır. Ve melikî engürünün şarâb-ı nâbı ve şarâb-ı koknâzı ve şarâb-ı nârı ve şarâb-ı gülnârı ve şarâb-ı âb-ı şüllesi ve şarâb-ı Sehlân'ı ve şarâb-ı vişnâyî ve mâye-i âb-ı aseli ve avân-ı nâs içün darı bozası ve pirinç bozası memdûh eşribelerdir.
EÇS II 300b
Der-beyân-ı it‘âm-ı imârât: Şâh Ya‘kûb ve İmâret-i Sultân Mütevekkil ve İmâret-i Zübeyde Hâtûn ve İmâret-i Sultân Hasan, bunlar binâ-yı azîm imâret-i Keykâvûslardır, ammâ kızılbaş-ı bed-ma‘âş elinde kalmak ile bî-ma‘âş dâr-ı it‘âmlardır.
EÇS II 300b
{Seyrgâh-ı kûh-ı Sürhâb, ya‘nî Kızıldağ: Tebrîz'in cânib-i (---) (---) vâki‘dir. Vakt-i asr olunca bu kûh-ı bülendin zirve-i a‘lâsından Rûmiyye deryâsı nümâyândır. Tebrîz'e bir fersahdır. Az yâhût dahi az. Ve taban-keş şahbâz bir günde irer}.
EÇS II 300b
Der-sitâyiş-i mesîregâh-ı bâğvât: Cümle kırk yedi bin bâğ u bâğçe ve teferrücgâhdır. Cümleden Şâh Ya‘kûb bâğı câmi‘inin kurbundadır. Hân-ı âlîşân, hakîre bu irem içre bir ziyâfet-i âlî etmişdir kim ta‘bîr ü tavsîfden hâric ve temdîhden âric idi. Şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet-mend ola kim bir günde on bir kerre yetmiş aded hânende ve sâzende ve mutrıbânlar tarz-ı Horâsân fasılları edüp rakkâslar zühre-misâl deverân u semâ‘ edüp gûyâ ol gün Hüseyn-i Baykarâ meclisi oldu. Bu bâğ eyle bir bâğ-ı İrem-i İreme zâtü'l-imâddır kim felekde nazîri yok bî-bedel lâ-nazîr kabîlesinden bir bâğ-ı cinândır. Meğer bu bâğın bu mertebe âbâdân kalmasının aslı Sultân Murâd-ı Sâlis vüzerâlarından Koca Ferhâd Paşa hâkim-i Tebrîz iken bu Ya‘kûb Şâh bâğının âb [u] hevâsından hazz edüp gûnâ-gûn müte‘addid kasr-ı Havernaklar ve gûnâ-gûn hücre ve kâ‘alar ve hıyâbânlar binâ edüp âbâdân etmeğile Murâd Hân-ı Râbi‘ bu şehri harâb etdikde Çiftelerli Osmân Ağa'yı bu bâğ üzre koyup hıfz [u] hırâset eder. Hâlâ hadîka-i gülistândan nişân verir bir ravza-i rıdvândır. Ziyâfet tenâvül etdiğimiz kasrın âhir-i mısra‘-ı târîhidir:
EÇS II 300b
Eyledi Ferhâd eyvân-ı Şîrîn, sene 983.
EÇS II 300b
Mesîregâh-ı hıyâbân-ı Şâh Safî: Medhinde lisân kâsırdır.
EÇS II 300b
Teferrücgâh-ı meydân-ı Çevgân: Bu arsagâhın ortasında eflâke ser çekmiş iki ar‘ar sütûnun birbirine kadayup tâ zirve-i a‘lâsında bir sîm tâs vaz‘ olunmuşdur. Her bâr Cum‘a günü cümle şâh nökerâtı ve hân nökerleri esb-i sabâ-sür‘atlerine süvâr olup ol meydân-ı Çevgân'da lu‘bede-bâzlık ederek mezkûr tasa cemî‘î kemândârânlar tîr bârân etdiklerinde cümle yârân-ı gam-hârân temâşâ ederler. Husûsan bu meydân-ı melâhatde nevrûz-ı Hârzemşâhî rûzunda muzlim künclerde kırk elli gün beslenmiş atları birbiriyle ceng etdirüp azîm temâşâ olur. Ve şütürler cengi, bu dahi azîm teferrücdir. Ve câmûslar cengi ve kûsfend cengi ve hımâr cengi ve kelb cengi ve horos cengi, bu hayvânâtların ol rûz-ı nevrûzda temâşâları olur kim diyâr-ı Acem'e mahsusdur. Ve,
EÇS II 300b–301a
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
EÇS II 301a
 cây-ı şîrîn vâlâ-yı eyvân, sene 982.
EÇS II 301a
Bunun emsâli niçe âsâr-ı binâ ve niçe ibret-nümâlar var ammâ gayrı meşhûrun zikrinde fâ’ide ve beyânında i‘tibârı olmayan şeylerin kitâbet-i midhatinde tatvîl-i kelâm olup melâlet vardır. Anınçün bu mertebe ile iktifâ olundu. Hamd-i Hudâ kâmil iki ay zevk [u] safâlar edüp seyr [u] temâşâ-yı civân-ı Azerbaycân-ı nısf-ı cihân etdik. (---)
EÇS II 301a
Hân-ı âlî-câh ile Tebrîz'in nevâhileri teferrücine gitdiğimiz kend [u] kılâ‘ları ve ziyâretleri beyân eder
EÇS II 301a
Evvelâ şehr-i Tebrîz'in cânib-i erba‘asında yedi nâhiye-i ma‘mûr [u] âbâdânı vardır. Bin mikdârı asker ile tablbâzlara tarralar urulup karçığa ve bâz u şâhîn ve balabân kuşlar ile ve niçe kelb-i mu‘allem tıraş ve tula ve terc zağarlar ve yetken Avşar tazılar ile sayd [u] şikâra çıkup evvel,
EÇS II 301a
Nâhiye-i Mihrânrûd: Tebrîz'in cânib-i şarkîsinde bâb-ı Tebrîz'den beş fersah ba‘îddir. Kurâ-i Kenderût, kurâ-i Esfah, Kend-i Sa‘îd-âbâd, bu zikr olunan kendlerin üçü dahi şehr-misâl benderlerdir. Müte‘addid câmi‘leri ve hânları ve hammâmları ve esvâk-ı muhtasarları ve bâğ u bâğçeleri var.