EÇS II 346a–346b
Sene (---) târîhinde Âl-i Dânişmendiyye binâsıdır. Ba‘dehû Yıldırım Hân fethidir. Hâlâ Sivas eyâletinde Amasiyye sancağı hâkinde {celâlî ve cemâlîden emîn olmak içün şekl-i murabba‘ kerpiç binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. İçinde aslâ evleri yokdur. Ba‘zı mühimmât ve levâzımâtlar içün pâsbânları var.} Şehri, Pîr Dede Sultân evkâfıdır. Hâlâ Kızlar Ağası hükm eder. Üç yüz akçe şerîf kazâdır. Ve cümle (---) nâhiyedir. Bu nevâhîlerden kadısına senevî altı kîse hâsıl olur. Kal‘ası türâb olup iç il olmağıla dizdârı ve neferâtı yokdur. Ammâ şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi vardır. Üç yüz kadar menâsıb-ı âlî zabt etmiş kudât efendileri ve sulehâ-yı ümmetden meşâyihleri ve a‘yân [u] eşrâf ağavâtları ve paşalığa liyâkatli kethüdâyerleri vardır. Husûsan Mehemmed Paşa efendimizin hâne sâhibi Tabanıyassı Mehemmed Paşa'nın silâhdârı 346b Dilâver Ağa, hakkâ ki ismi müsemmâsına mutâbık hânedân sâhibi, ni‘meti mebzûl er-dilâver [u] server âdemdir. Hattâ vakt-i şitâ olmağıla paşa efendimiz hânesinde on gün dörd yüz iç ağalariyle mihmân olup on günde ne çul, ne tobra ve ne kahve ibriği ve ne paşa içün matbah kaynatdırmayup on gün on gice paşa efendimizle bu hakîr zülbiyyât ve katır-ı nebât-ı hamavî tenâvül edüp bir gün acz sûreti göstermedi. Ve cümle ağavâtlara şehr içre yâfteler ile konaklar verilüp cümle ağavâtlar a‘yân-ı vilâyet ile babalı ve oğullu geçinüp dörd bin kadar askere, kurâlara mahkeme yâftesiyle gönderüp konaklar verildi. Gerçi Etrâk vilâyetidir ammâ halkı gâyet halîm u selîm kimesnelerdir. Bunlar avân tâ’ifesidir demeyüp "Hayru't-ta‘ami mâ hazar" deyüp varların dirîğ etmeyüp bezl-i ni‘met etdiler. Zîrâ bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr ucuzluk ve ganîmet şehr-i ma‘mûrdur. Kûh-ı Deşan eteğinde vâkı‘ olmuş dörd bin aded kiremitli ve türâb-ı amber-i pâk ile mestûr bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr ve âbâdân hâne-i zîbâlardır.
EÇS II 346b
Ve cümle kırk dörd mahalle ve yetmiş mihrâbdır. (---) hutbedir. Cümleden Câmi‘-i Atîk çârsû içinde Sultân Murâd-ı Sânî Câmi‘i, tarz-ı kadîm bir minâreli (---) li câmi‘dir. Çârsû içinde olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir. Ve
EÇS II 346b
Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve cümle medârisdir. Evvelâ Medrese-i Sultân Murâd-ı Sânî; talebe hücreleri ve ders-i âm kubbeleri ile mebnî bî-bedel bir dârü't-tedrisdir ve ilm-i hadîs dahi tilâvet olunur. Ve iki yerde dârü'l-kurrâsı ve yetmiş yerde dârü't-ta‘lîm-i mekteb-i sıbyân [u] tıflânı var. Ve iki yerde imâret-i dârü'l-it‘âmı var. Cümleden Pîr Dede Sultân Tekyesi imâretinin hâs u âmme, âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Ve cümle 7 yerde tekye-i dervîşân-ı zî-şândır. Cümleden Pîr Dede Sultân Tekyesi ve yine Deşandağı eteğinde Hırka Sultân Tekyesi ve buna karîb şehre bir sâ‘at ba‘îd Hazret-i Ukkâşe Tekyesi, ulu âsitâne-i azîmdir. Ve şehr içinde Tekye-i Abdülkâdir-i Ceylânî ve Tekye-i Halvetî (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS II 346b
Ve cümle (---) hândır. Evvelâ çârsû içinde berberler kurbunda Eski Hân'ın kapusunun sol kûşesinde pehlivân gürzü maslûbdur. Ve (---) (---) hânı (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS II 346b
Ve cümle (---) hammâmdır. Ammâ cümleden Çelebi Sultân Mehemmed binâsı Eski hammâm, ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Çifte hammâm, latîf hoş-hevâ ve hoş-binâdır. Zenâneler ile merdânelerin cümle yetmiş kurnalı hammâm-ı azîmdir. Erler hammâmının sülüsünde keçeciler keçe deperler. Bir sülüsünde tabbâğlar âsumânî ve sarı ve kırmızı sahtiyân debâğat edüp boyarlar. Kırk kurnası hâlâ cereyân edüp işlemededir. Cemî‘î der-i dîvârları müşk-i amber-i hâm ile mahlût olmış cibiz kireci ile sıvanmışdır. Cemî‘î kıbâblarından ve cânib-i erba‘asında der-i dîvârından bir katre arak damlamak ihtimâli yokdur. Ammâ binâ-yı kadîm olmağıla rûşen değildir. Sehlce muzlimcedir. Ammâ gâyet ıssı ve latîf hâsiyyetli mâ’-i zülâli vardır.
EÇS II 346b–347a
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
EÇS II 347a–347b
Sitâyiş-i me’kûlât ü meşrûbât [ve] sanâyi‘ât-ı şehr-i Merzifon: Evvelâ Ayntâb bekmezi gibi hâlis bekmezi ve Karınca köyünün lezîz ve âbdâr üzümü ve Pîr Dede Sultân çobrası. Ve cümle altı yüz aded dekâkîndir. Ammâ boyacı dükkânlarından gayrı dükkânları çok yokdur. Hâlâ Acem boyasından latîf sabbağları vardır kim İspir'in neftîsi 347b ve mâvi boyası meşhûrdur. Ve gûnâ-gûn pembe bezi senede niçe bin yük Kırım diyârına tüccârlar götürüp esîre değişirler. Cümle Kırım halkının ferâceleri ve siyâbları cümle Merzifon bezidir ve pembe ipliği dahi meşhûrdur ve beledî döşeği ve beledî alaca yasdığı ve basma kalemkârı, latîf çit yorkan yüzleri ve çârşef ve perdeleri dahi mevsûfdur. Ve mahbûb ve mahbûbesi dahi memdûh-ı âfâkdır.
EÇS II 347b
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı evliyâ-yı Merzifon: Evvelâ Ya‘kûbu'l-vâsılîn, matlûbü't-tâlibîn, menba‘-ı uyûn-ı müşâhede, mecma‘-ı fünûn-ı mücâhede eş-Şeyh Hazret-i Pîr Dede; Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî ile Horasân'dan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Rûm'a gelüp şehr-i Merzifon'un cânib-i şimâlîsi hâricinde şehre nâzır bir mürtefi‘ zemînde sâkin olup kâhîce hammâmlarda yatup meczûb-ı Hudâ bir ârif-i billah kimesne idi kim Orhân Gâzî asrından tâ Ebü'l-feth'e ermiş bir zât-ı şerîf idi. Bâlâda menâkıbı tahrîr olunduğundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Hâlâ âsitânesi Osmâncık'da Koyun Baba Tekyesinden ziyâde binâ-yı azîm kıbâb-ı âlîler ile ârâste ve müte‘addid meydânlar ve matbah u kilâr ve dervişân hücreleriyle pîrâste olmuş, her şeb iki yüz ve üç yüz âdem konup göçer mihmân-sarây-ı Bektâşiyân'dır. İki yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden dervîşân-ı dilrîşânları âyende vü revende müsâfirîne hizmet ederler. Ve Azîz hazretlerinin kubbe-i pür-envârına girüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik. Kubbe-i münevveresinde müşk-i amber-i hâm râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur. Kabr-i şerîfi sandûkasının cânib-i erba‘asında ol kadar musanna‘ çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîl ve buhûrdan ve gülâbdânlar var kim bunda olan tuhef ve zî-kıymet âvânîler İmâm-ı Mûsâ Rızâ'da yokdur. Hırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve zerdeste ve tâc-ı Bozdoğanîsi ve sapan-ı Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr [u] bihârın niçe keşkül ve zerdeste ve pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu hakîr muhibb-i Âl-i Aba olmağıla "el-fakru fahrî" hadîsine imtisâlen küstâhâne cümle fukarâların izniyle azîz Pir Dede Sultân'ın bozdoğanî (---) tereklü keçe külâh tâcını tekbîr ile tekye-nişîn Memi Dede Cân başımıza koyup cümle dervîşân gülbâng-ı Muhammedî çeküp hakîre hayr du‘â etdiler. Ve âsitânesi serâpâ kârgîr, binâ-yı azîm, rasâs-ı hâss-ı nîlgün ile mestûr âsitâne-i kübrâdır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
EÇS II 347b
Andan ziyâretgâh-ı eş-Şeyh Abdürrahîm b. Emîr Merzifonî: Bursa'da Zeyneddîn Hâfî hazretlerinden telemmüz eyleyüp fünûn-ı şettâya vâsıl olup, "Vesâyâ-yı Kudsiyye" nâm kitâb bunların te’lifidir, ve niçe kütüb-i mu‘tebere te’lîfâtları vardır. Bu şehr-i Merzifon'da Sultân Mehemmed-i Evvel'in câmi‘i evkâfından cihet-i ma‘îşetleriyçün beher yevm sekizer akçacık ve bir kifâf-ı nefs içün alîk kabûl edüp ala’ık-ı dünyâdan kat‘-ı alâka ile Merzifon'da sâkin olup hâlâ dâr-ı karârları Merzifon'da ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır. Kuddise sırruhu'l-aziz hazretlerinin pâkîze eş‘âr-ı belîğleri vardır. "Rûmî" tahallus eder. İlm-i tasavvufda gavvâs-ı ledün olmağıla cümle eş‘ârı sûfiyâne tasavvuf etmişlerdir. (---) (---) (---) (---) (---) (---) Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
EÇS II 347b–348a
Bu şehr içre on gün meks edüp seyr [u] temâşâ ederken mukaddemâ bâlâdâ Körköy nâm mahalde gelen Murâd Haseki ve Çavruzcu Çavuş'u dörd gün haps edüp Sâlih Paşa karındaşı Murtaza Paşa'ya ulak Sâlih'i gönderüp "Gâfil me-bâş, başın gider" deyü mektûblar göndermişdi. Hikmet-i Hudâ "el-Abdü yüdebbiru vallahu yukaddir" tatar Sâlih dörd gün mukaddem gidüp Nusaybin nâm şehr-i harâbe vardıkda bir gice at üzre sar‘a dutup depesi üzre menzil-i hânda ser-nigûn olup mebhût olup meyyit-i müteharrik-misâl yatar. Beri tarafda paşanın dörd gün sonra gönderdiği Murâd Haseki, Murtazâ Paşa'ya yetişüp "Sa‘âdetli Pâdişâh, sultânımı kapudan paşa eyledi. Müjde bizimdir" deyü birer semmûr kürk ve birer kîse harc-ı râh sikke-i hasene verüp râh-ı Bağdâd'dan avdet edüp Diyârbekir'de Bezikîoğlu hânesinde Murtazâ Paşa meks etdüğü mahalde Murâd Haseki ve Çavruzcu Çavuş "emr pâdişâhın" deyüp Murtazâ Paşa'nın başına kapucularla üşüp kellesin teninden cüdâ edüp onuncu günde ânî gördük, şehr-i Merzifon'a Murâd Haseki ve Mülakkab Çavuş mahkemeye gelüp Murtazâ Paşa ile Çaylak Kapucıbaşı'nın baş kutular ile mahkemede emânet koyup paşaya geldiklerinde, ne kâdirler paşanın yanına bî-haber varmağa, paşanın cümle iç gılmân-ı hâssalara haberdâr olup hançer belde ve kabza elde âmâde olup Haseki ve Çavuş berk-i hazân-misâl dir dir ditreyüp kapunun eşiğin bûs edüp saff-ı na‘lde ayak üzre karâr etdiklerinde paşa eydür: "Bre kâfirler! Ol mazlûm Murtazâ Paşa'yı niçe katl etdiniz. Ben hod sizin cemî‘î esbâblarınızı ve eğer ve teğeltilerinizi aramış idim. Sizde 348a kapudanlıkdan gayrı hatt-ı şerîf görmedim. O, merhûmun katli hattın kande hıfz etmişdiniz. Allah'ı severseniz doğru söylen" deyü yemîn verdikde hemân Murâd Haseki "Vallahi devletli Vezîr! Biz emir kuluyuz, fermân pâdişâhındır. Beyt:
EÇS II 348a
mazmûnu üzre ülü'l-emre itâ‘at edüp her ne fermân-ı şehriyârî sâdır olursa anı işleriz. Lâkin sultânımın havfinden bir hatt-ı şerîf ve emr-i şerîfleri der-i devletde kurşum zarf içine koyup matra içre hıfz edüp üstüne su koyup eğer kaşında asmışdık. Anınçün bulamadınız ve bizleri dörd gün haps edüp ileri, Murtazâ Paşa'yı âgâh etmekiçün ulak göndermişdiniz. Hikmet-i Hudâ ulağınız Nusaybin şehrinde sar‘a dutup kaldı. Bizler anı geçüp Murtazâ Paşa'ya yetişüp gerü avdet etdirüp Diyârbekir'de Bezikîoğlu evinde matra içinden hatt-ı şerîfleri çıkarup katl etdük. İşte başı mahkemededir, fermân senindir. Ammâ devletli vezîr çok ihsânını gördüm. Sen de yakın zamânda gâfil olma. Başına bir tedârik gör, ve's-selâm" deyüp zemîn bûs etdiler. Paşa, Murâd Haseki'nin hak cevâbından hazz edüp bir kîse guruş verüp "Alın merhûmun başını, başınızla elimden halâs olun, yıkılup gidin. Allah belânız versin. Şûm bedbaht mel‘ûnlar" deyü bunları reddidüp "Ay, vay Murtazâ Paşa, ay vay" deyü bükâ-âlûd oldu. Ammâ kendi hâline bükâ ederdi. Hemân ol gün etrâf vilâyetlere ağavâtların gönderüp sekbân ve sarıca askeri cem‘ etmeğe mâllar bezl etmeğe başlayup çâşnigîrbaşıyı Varvar Alî Paşa'ya muhabbetnâmelerle gönderdi. Hakîri Köprü şehrinde Köprülü Mehemmed Paşa'ya ve Hacı Yûsuf Ağa'ya gönderdi. Ol asırda Abaza Hasan Ağa Azaz ve Kilis ağası olmağıla Kilis'de idi, mektûb-ı muhabbet-üslûblar alup,
EÇS II 348a
Şehr-i Merzifon'dan Köprü şehrine gitdiğimiz beyân [ider]
EÇS II 348a
Bin elli sekiz Muharrem'inin onuncu günü yevm-i aşûrâda Merzifon'dan cânib-i şimâle Deşan dağın aşup Beğören (?) köyün geçüp 6 sâ‘atde,
EÇS II 348a
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i Koca: Yine Kocakaya nâmıyla meşhûrdur bir püşte-i bülendin üstünde gerçi küçük kal‘adır ammâ Karahisâr-ı Şarkî'den sarp hisâr-ı üstüvârdır. Burc [u] bârûları cümle yed-i kudret ile mebnîdir. Ve yekpâre yerli kayadandır, kâr-ı benî Âdem değildir. Kal‘aya urûc etmeğe bir râhı ve bir bâbı vardır. Gayrı yerden çıkılmak muhaldir. Ebrâcları ve dendân-ı bedenleri nâdirdir. Cümle kesme kayalardır. Niçe kerre Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu nâmân celâlîler muhâsara edüp bir tarafdan zafer etmeğe kâdir olmayup hâ’ib ve hâsir gitmişlerdir. Ammâ sene 476 târîhinde Âl--i Dânişmendî'den Melîk Gâzî, Rûm keferesi destinden dest-i kahr ile feth edüp ba‘dehû Yıldırım Hân destine girmişdir. Lâkin bânisi ma‘lûmum değildir. Hâlâ (---) hâkinde Köprü kazâsı nevâhîlerindendir. Derûn-ı kal‘ada iki yüz mikdârı neferât hâneleri ve dizdârı ve yüz elli neferâtları vardır. Bir câmi‘i ve su sarnıçları ve gılâl anbârları ve yedi sekiz aded hûrde topları ve kifâyet mikdârı cebehânesi dahi vardır. Ammâ hammâmı ve hânları ve bezzâzistânı ve sâ’ir imâretleri yokdur. Lâkin bir kaç dükkânları vardır. Cümle halkı çam ağacından boduç ta‘bîr ederler, lisân-ı Türkî'de emzikli bardaklara boduç derler, anı yaparlar. Ve çöğür ve tanbûr ve tanbûra ve ravza ve karadüzen ve şarkî ve yonkâr nâm sâzları yapup kâr edüp ehl-i hevâ, ehl-i saz çoğu bî-namâz Etrâk halkıdır. Andan kalkup cânib-i şimâle ma‘mûr kurâları Deşan dağı eteğinden geçüp (---) sâ‘atde,
EÇS II 348a
Evsâf-ı belde-i kadîm ve cisr-i azîm ya‘nî şehr-i ma‘mûr, kal‘a-i Köprü-yi pür-nûr
EÇS II 348a
Hacı Yûsuf Ağa hânesinde mihmân olup Köprülü Mehemmed Paşa'ya ve sâ’ir a‘yâna mektûb-ı muhabbet-üslûblarımız verüp me’mûr olduğumuz bölükbaşılar cem‘ine mukayyed olup şehr içre "At ve don ve mâl u menâl isteyen, ata, dona ve silâhına kâdir olan yiğitler gelsin" deyü dellâller nidâ etdirüp şehri seyr [ü] temâşâsına başladık. Evvelâ bu şehr-i Köprü Deşan dağının dâmeninde bir dereli ve depeli yerde iki cânibinden nehirler cereyân eder. Bir mahalde şekl-i murabba‘ taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Bir nehrine Boğazköy suyu derler, şehrin dibinden cereyân eder. Ve bir nehri şehrden bir sâ‘at ba‘îd nehr-i Istavloz derler. Şehr-i Köprü bu iki nehrin ortasındadır. Bu nehirler taşdığı mahal, Köpr[ü] sahrâsın gark eder. Bu nehirler Deşan dağından gelüp nehr-i Istavloz'dan ağaç cisr-i azîmden ubûr olunduğiyçün şehr-i Köprü derler. Gâyet musanna‘ çam direklerden cisr-i garîbdir. Amâlika asrında bu şehre Şındır kal‘ası derlerdi. Lisân-ı Amâlika'da şınd yine köprüye derler. Cisri, Hazret-i Risâlet mütevellid oldukda münhedim olup sonra haşebden binâ etmişlerdir. Ba‘dehû bu cisrden ubûr eden iki nehir Köprü şehrinden aşağı cereyân ederek Çeltiklik nâm mahalde nehr-i azîm Bafra'ya rîzân olur. Ve bu kal‘anın ibtidâ bânisi Amâlika meliklerinin binâsıdır. Andan Tarabefzûn tekürı destinden Âl-i Dânişmendî'den Melik Gâzî feth edüp andan sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân muhâsara ile Koca kal‘asın feth edüp bu Şindir kal‘ası, ya‘nî Köprü kal‘ası emân ile feth olup hâlâ Amasiyye hâki hükmünde nısfı ze‘âmetdir ve nısfı Tokat hâkimi subaşılığıdır. Cümle cürm [ü] cinâyeti ve salb [u] siyâseti anın tasarrufundadır ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır.
EÇS II 348a–348b
Cümle nevâhîsi yüz kırk pâre bâğlı ve bâğçeli ve müte‘addid kurşumlu câmî‘ler ve hân ve hammâm ve imâret ve çârsû-yı bâzâr ile ârâste olmuş cümle kiremit örtülü üçer dörder bin hâneli kasabalardır. Cümleden Boğazköy üç bin 348b hâneli kasabadır. Ve Bağcıköy ve şehrin kıblesinde Doryanköy ve Akdepeköy ve Akörenköy, Hasan Ağa'nındır, Avdanköyü, Hammâmcıoğlu'nundur. Bu zikr olunan yüz kırk pâre kurâlardan kadıya senevî yedi bin guruş hâsıl olur kazâ-yı âlîdir. Ve bir hâkimi, dahi şeyhülislâmı ve nakîbi ve kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir muhtesibi ve şehir nâ’ibi vardır. Ammâ iç il olmak ile kal‘a dizdârı ve neferâtları ve cebehâneleri yokdur. Lâkin Karayazıcı ve Sa‘îd Arab nâmân celâlîler bu şehrden hâsıl olup Eğre gazâsında münhedim olup firâr etdiklerinden celâlî olup bu şehri anlardan halâs içün taş kal‘aya muttasıl bir kat toprak kal‘a binâ edüp iki kal‘a olmuşdur. İki kal‘a cümle dörd kapudur. Ammâ cümle çârsû-yı bâzâr taşra varoşdadır. Ve bu şehr-i Köprü'nün enderûn [u] bîrûnunda cümle altı bin aded kiremitli tahtânî ve fevkânî aşağısı kârgîr binâ bâlâsı mişe tahta ile mebnîdir. Tahtanın için ve taşrasın keserle çendüp üzerine beyâz kireç sıvayup incü-misâl berk urur bir şehr-i müzeyyendir. Zemistân kânı olmağıla cümle hânelerinin bacaları beyâz minâre gibi serâmed ve külahlı ocağ-ı dûdkeşleri var kim bir diyârda eyle musanna‘ bahîrîler (?) ve bacalar yokdur. Şehre gâyet zîb u ziynet vermiş cümle kıp kırmızı kiremitler ile mestûr bir şehr-i ma‘mûr sarây-ı müzeyyenlerdir. Evvelâ Taş kal‘ada el-Hacı Yûsuf Ağa sarâyı kim Köprülü Mehemmed Paşa'nın (---) (---) sidir. Ve Köprülü Mehemmed Paşa sarâyı ve Mü’ezzinzâde sarâyı ve Küçük Mehemmed Ağa sarâyı ve Hasan Ağa sarâyı ve Kıbleli sarâyı ve Durak Çavuş sarâyı cümle yetmiş sarâydır. Lâkin ma‘lûmum olan bu hammâmlı sarâylardır.
EÇS II 348b
Ve cümle yigirmi mahalle ve kırk mihrâbdır. Ve cümle on bir hutbedir. Evvela Taş kal‘ada Hacı Yûsuf Ağa Câmi‘i havz ve şâzirvânlı ve bir minâreli ve rasâs-ı hâs ile mestûr câmi‘-i cedîddir. Ve Eski Câmi‘ dahi kurşumludur. Ve Mahkeme Câmi‘i tahta minârelidir. Ve mahkeme çârsû içindedir.
EÇS II 348b
Ve cümle yedi tekye-i dervîşândır. Şeyh-i Ekber tekyesi ve Kâdirî tekyesi ve Halvetî tekyesi (---) (---) (---) meşhûr tekyelerdir. Lâkin Mevlevîhâne tekyesi yokdur. Ammâ yine cümle halkı muhibb-i dervîşândır. Ve cümle on bir hândır. Hacı Yûsuf Ağa hânı ve Hacı İsâ hânı ve Mehemmed Çelebi hânı ve İmâret hânı, bunlar meşhûrdur. Ve cümle iki imâret-i dârü'l-it‘âmı vardır. Ve cümle beş medrese hücreleri var. Zîrâ ulemâ ve sulehâ ve meşâyihi ve tâlib-i ilmi gâyet çokdur. Ve cümle kırk sekiz mekteb-i sıbyânı var. Hacı Yûsuf Ağa'nın mektebi kurşumlu evkâf-ı azîmdir.
EÇS II 348b
Ve cümle (---) hammâmdır. Cümleden Hacı Yûsuf Ağa hammâmının âb [u] hevâsı ve binâsı hûb hammâmdır. Ve toprak kal‘a kapusundan taşra Çifte hammâm, Ahmed Paşa'nındır, ve cümle hammâmlardan rûşen binâdır. Ve Eski Câmi‘ kurbunda Eski hammâm dahi latîfdir. Girdiğim hammâmlar bunlardır.
EÇS II 348b
Ve cümle bin aded dekâkînlerdir. Çâr-kûşe bir kârgîr binâ dörd kapulu metîn bezzâzistânı vardır. Hacı Yûsuf Ağa bu şehrin ihyâsına sebeb olup yetmiş aded hayrât [u] hasenât edüp bu bezzâzistân dahi anın hayrâtındandır. Kal‘a kapuları gibi tahta üzre demir kaplı kapulu bezzâzistândır. Ammâ bu şehrin debbâğhânesinden mükellef ve müzeyyen çârsû yokdur. Tabbağ bekârları meşhûrdur. Nehir kenarında olmağıla her gice kanâdiller ile dükkânların zeyn edüp çerâğân edüp elyeşti ve girdimân çıkarırlar. Ve boyacıları dahi gâyet çokdur.
EÇS II 348b
Ve memdûhâtından bâğları ve bâğçeleri cihânı dutup hâlâ imâr olmadadır. Emrûdu ve engûrü ve pembe bezi ve pembe ipliği ve mâvi bezi ve beyâz ızârlı mahbûbesi gâyet hüsnâ ve mü’eddebelerdir. Ve bu Köprü şehrinin iskeleleri Karadeniz sâhilinde Bafra ve Sinop'dur. Beynehümâları birer konak yerdir. Ve bu Köprü şehrinin (---) tarafında beş sâ‘at karîb,
EÇS II 348b
Evsâf-ı kal‘a-i Erdoğan, ya‘nî sedd-i Türkistân: Evc-i âsumâna ser çekmiş yalçın kesme kayalı sun‘-ı Hudâ üzre sekiz yüz kademe kayadan kesme nerdübân ile urûc olunur. Benî Âdemden gayrı devâbât makûlesi urûc edemez. Mardin-misâl bir kal‘a-i kâr-ı Zü'l-celâl, hisâr-ı üstüvârdır. Yekpâre kaya üzredir. Kıbleye nâzır bir demir kapusu var. Kal‘anın zirve-i a‘lâsı eğrice kayadır, gören anı münhedim olur zann eder. Rûm keferesi elinden fâtih-i Niksâr Melik Gâzî feth edüp ba‘dehû Yıldırım Hân mâlik olmuşdur. Tevârîhde sedd-i Türkmân nâmıyla tahrîr olunan kal‘a-i serâmed budur. Hâlâ derûn-ı kal‘ada yüz elli mikdârı hâne ve bir câmi‘ ve su sarnıçları ve buğday anbârları ve Köprü halkının mahzenleri olup cümle zî-kıymet esbâb [u] âvânîleri bu kal‘ada ve Deşan dağı dibinde Koca kal‘asında mahfûzdur. Dizdârı ve kırk sekiz neferâtları bu hizmete me’mûrlardır. Kapusunun bir asma cisri vardır. Her gice ol cisri makaralar ile ref‘ edüp kal‘a celâlî ve harâmîden emîn olur. Ammâ çârsû-yı bâzârı ve hân u hammâmı yokdur. Lâkin aşağıda Kızılırmak kenarında bâğları çokdur. Bu kal‘a dahi Köprülü kazâsı nâhiyesidir. Andan cânib-i garba 6 sâ‘atde,
EÇS II 348b
Menzil-i Göl nâhiye: Zeytûn kazâsında ma‘mûr karyedir. Câmi‘i ve hânı ve hammâmı ve bir kaç dükkânı vardır. Andan 6 sâ‘atde,
EÇS II 348b
Karye-i Soruk: Zeytûn kazâsında gâyet ma‘mûr karyedir. Andan 6 sâ‘atde Kunduz yaylasın aşup,
EÇS II 348b–349a
Kazâ-yı kasaba-i Zeytûn: Amasiyye sancâğı hâkinde iki bin hâneli, câmi‘ ve hân ve hammâmlı ve mekteb-i sıbyânlı ve çârsû-yı 349a bâzârlı, a‘yân [u] eşrâfı firâvân kasaba-i âbâdândır. Ve bâğ u bâğçesine nihâyet olmayup uyûn-ı câriyeleri revândır. Sâhib-i hâne olup ni‘metleri mebzûl olan Abdâl Beğ ve Mehter Ahmed Ağa ve Süleymân Ağa, âyende vü revende müsâfirîne mihmândârlık ederler. Andan 6 sâ‘atde,
EÇS II 349a
Kasaba-i Karğu: Kankırı subaşılığı hâkinde altı yüz hâneli bâğlı ve bâğçe[li], câmi‘ ve hânlı ve hammâmlı ve birkaç dükkânlı kasabadır. Andan 6 sâ‘atde,
EÇS II 349a
Şehr-i ma‘mûr Tosya: Bâlâda evsâfı mastûrdur. Bunda bir gün mihmân olup on bir yiğit pür-silâh levendât bulup yine Merzifon'a avdet edüp üçüncü günde,
EÇS II 349a
Şehr-i Köprü'ye dâhil olup şehr içre bir gulgule ve velvele-i azîme râst geldik. Meğer Köprülü Mehemmed Paşa'ya Âsitâne tarafından Varvar Alî Paşa celâlî üzre gitmeğe fermân gelüp "Bu kışda kıyâmetde ma‘zûlen biz kande gidüp kan içinde kalalım" deyü cümle halk cavk cavk olup güft [u] gû ederler. Andan hakîr kalkup cânib-i kıbleye altı sâ‘atde,
EÇS II 349a
Menzil-i Beğören köyü;: Deşan cebeli dibinde ma‘mûr karyedir. Mukaddemâ Köprü'ye giderken mihmân olmayup ubûr etmişdik. Ammâ latîf hevâdâr kend-i timardır. Andan kalkup (---) sâ‘atde tekrâr şehr-i Merzifon'a gelüp Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimize buluşup "iki yüz aded yiğit sarıcaları getirdim" dediğimizde safâsından raks edüp tiz iki bölükbaşıya hil‘atler ihsân eyleyüp serlerine birer Acem serbendi bend kılup bayrakların du‘â ve senâ ve gülbâng-ı Muhammedî ile açdırup hakîr bu iki bölükbaşıyı getirmeğile Evliyâ çerâğı Güzerli Bölükbaşı ve Habîb Bölükbaşı deyü nâm vermişlerdi. Bu iki bölükbaşılar dahi yigirmi iki aded bölükbaşılar zümresine ilhâk olup yigirmi altı bayrak olup her bayrakda yüzer yiğit olmayınca bayrak açmak ayb idi, on iki gün Merzifon'da meks olunmuşdu. On üç gün dahi hakîr Köprü şehri nevâhîlerinde asker cem‘ etmişdim. Mâh-ı Muharrem'in yigirmi yedinci gün tuğ kalkup 6 sâ‘atde,
EÇS II 349a
Menzil-i Murtazâ Paşa çiftliği: Tabanıyassı Mehemmed Paşa silâhdârı Dilâver Ağa hükmünde idi. Merzifon sahrâsına vâkı‘ olmuş bir mahsûldâr çiftlikdir. Bunda ol gice karlar yağup dipi ve boranlar olup cümle asker el ayak dutmadan kalup vâveylâya düşdüler. Niçe bin âlâm-ı şedâ’id çekerek (---) sâ‘atde,
EÇS II 349a
Menzil-i Kulak Hacı köyü;: Bir vîrân hânlı ve bir câmi‘li ve iki yüz hâneli köydür. Cümle asker cân atup herkes birer cây-ı menâsa girdiler. Ammâ cümle ahâlîsi firâr edüp köyde bir bâng verir horos ve dücâc kalmamış. Ol gice cümle atlar ve sâ’ir hayvânâtlar cû‘dan helâk mertebesine varmışken,
EÇS II 349a
{Der-beyân-ı şitâ-yı âlâm-ı şedâ’id-i Direklibel}: Hikmet-i Hudâ bi-emri Hudâ bir dipi ve boran dahi kopdu kim tâ sabâha dek beş karış kar yağdı. Ba‘de'l-fecr borular çalınup "göç"dür deyü haber olunca herkes boruzânlara cereb-i (?) şîrinler çalup ale's-sabâh olunca cümle yiğitlere eğer Hazînedâr Alî Ağa ve Kethüdâ Boşnak Alî Kethüdâ va‘de-i kerîmeler eyleyüp ne hâl ise cümle bâr [u] bengâhları devvâbâtlara tahmîl eyleyüp hâh-nâ-hâh bâr-ı belâ-yı azîmler ile dipi ve boran ve şebe çekerek Direklibel nâm mahalle geldikde hevâya yine bir gûne teğayyür-i tâm gelüp bir mertebe şitâ-yı elîm ve bir selc-i azîm nâzil oldu kim cümle halk el-azametullah deyü cân-ı {azîzlerinden} bîzâr olup âlem-i hayretde kalup bir serd-i rîh-ı ıanâ ve bir sarsar-ı bâd-ı fenâ zâhir oldu kim nüzûl eden berf-i nâre ne devâb, ne ünâs, belki hannâs u sevvâs bile tahammül edemeyüp ne karara ârâmgâh ve ne yol belli ve ne bedraka-i râh ve ne şa‘îr ü ne giyâh, ancak zâhirde müşâhede olunan halk hayâtda zann olunurdu, ammâ cümlesi meyyit-i müteharrîk idi. Direklibel nâm mahallin beli ve deşt [u] kûhu berf-i İlâh ile memlû idi. Paşa niçe cür’et sâhibi yiğitlere ve niçe ehl-i beled kulağuzlara ihsân [u] in‘âmlar edüp ayaklarına at kılından ve kazıldan örülmüş paçılalar giyüp kar üzre yol aramağa gitdiler. Vasf-ı pâçile oldur kim: Kürdistân'da ve Acem diyârında kar çok yağsa kalbur gibi bir çemberdir, içini at kılı kazılıyla pâbuç gibi örüp ol çemberi ayaklarına giyüp kar üzre yürürler. Şâhidî hazretleri
EÇS II 349a
Didiler pâ-çille ol bir çembereAyak alta ala batmaya kara
EÇS II 349a–349b
dediği beytde pâ-çille oldur, böyle pây-çilleler ile vesileler Direklibelin beri zîrlerine vardıkda kara gark olup ne pâçıla ve dest ve ne pâ, nâm [u] nişânları güm olup asker mâbeyninde bir güft [u] gû olup cümle develer ve katârlar ve bu kadar hazâ’în-i mehârlar zîr [ü] zeber ve berf ü heber olup kimi âh ve kimi vâh deyüp atdan ve cândan bîzâr olmak sadedinde olup feryâd [u] figânları eflâke irüp herkese bir telâş el verüp feryâd [u] figâna rehâ buldurdular. Âhir-i kâr ibtidâ sekbân-ı Bânyân, Sarıca-i kaltabân ve tatar askeri bayrakları firâr edüp her biri bir cânibe târmâr oldular. 349b Âhirü'l-emr Direklibeli ubûr edemeyüp bâki kalan askeriyle paşa ağırlığıyla hezârân renc-i anâ ve âlâm-ı şedâ’id çekerek (---) sâ‘atde
EÇS II 349b
Evsâf-ı me‘âdin-i sîm, hevâsı bâd-ı nesîm kal‘a-i Gümüş şehrine dâhil olup şâtırların gümüş kuşakları ve gümüş tasların, Gümüş şehrinde pişirüp yedik. Üç gün anda meks edüp hamd-i Hudâ sehl selc ü melc ârâm edüp hayât-ı câvidân bulduk. Ammâ her kim ki âteş başına oturdu ayneynlerine tezzâb-vâr Gümüş şehrinde gümüş suyu inüp nâ-bînâ oldu. Kim ki evlere girmeyüp sutûhlar ve hayât ve dâm u bâm altında meks edüp âteşe bakmadı, bî-basarlıkdan halâs olup sâhib-nazar oldu. Ammâ bu şehr içre on yedi âdemin dest [ü] pâları ol şiddet-i şitâdan üşüyüp erre-i Zekeriyyâ-yı belâ ile kat‘ olup kaynar katrana sokulup feryâd [u] figânları evce peyveste olup anda kalup bu Gümüş halkı cümlemize Hızır Nebî gibi yetişüp, mihmândarlık etdiler. Cenâb-ı Bârî ol şehr halkının izzet [u] şevketin ve vakârların ziyâd-ber-ziyâd edüp gümüşleri gibi sa‘âdet-i dâreynde yüzleri ak ola.