EÇS III 8b
Cümle (---) aded esvâk-ı sultânîdir. Cemî‘i zî-kıymet bu bâzâr-ı hüsn içre mevcûddur.
EÇS III 8b
Memdûhâtından Akşehir'in al yanaklı tebekânî elması meşhûr-ı âfâkdır.
EÇS III 9a
Cümle (---) aded çeşme-i âb-ı hayâtdır.
EÇS III 9a
Âb [u] hevâsı latîf olmağıla mahbûb u mahbûbesi tendürüst olup Akşehir tebekânî elması gibi al yanaklı mahbûbânları olur. Gerçi Etrâk şehirlerindendir ammâ ulemâsı ve sulehâsı ve a‘yân [u] sipâhîsi libâs-ı fâhire geyüp muhteşem âdemleri vardır. Cümle tüccâr ve ehl-i hizmet ve ehl-i sanâyi‘ âdemleri garîb-dostdur. (---)
EÇS III 9a
Evvelâ şehrin cânib-i kıblesi hâricindeki cebbânistân içre ulemâ-i dünyâ vü dîn, sîmurg-ı kâf-ı yakîn el-Mevlâ Hazret-i eş-Şeyh Hoca Nasreddîn: İbtidâ tulû‘ı yine bu Akşehir'dendir. Gâzî Hudâvendigâr'a yetişüp Yıldırım Bâyezîd Hân'da neşv [ü] nemâ bulup fazîlet-i bâhire sâhibi olup hâzır-cevâb keşf [u] kerâmet sâhibi ulu sultân idi. Timur ile hem-meclis olup Timur şeref-i sohbetlerinden hazz edüp hâtır-ı şerîfleriyçün bu Akşehir'i mu‘âf edüp nehb [u] gâret etmemişdir.
EÇS III 9a
Cemî‘i elsine-i nâsda ve gayrı lisân-ı inâsda Nasreddîn Hâce : Nasîhatlerin ve letâyifâtların darb-ı mesel edüp isti‘mâl ederler. Cümleden biri; bir gün Timur, Hâce ile hammâma girüp birer fûta ile gusl ederlerken esnâ-yı kelâmda Timur eydür: "Hâce! Şimdi bencileyin cihângîr padişâh-ı zî-şânuma satılmak iktizâ etse, beni niçeye alırdun? der. "Kırk akçeye ancak alırdum" der. Timur eydür: "Be hey hâce! Benüm fûtam kırk akçe eder" der. Hâce eydür: "Ya, ben de kırk akçeye fûtayı alırım, yoks sen bir Moğolî tâ’ifesinden bir mecrûh topal herîfsin, hulle mankırıyla bir mankır etmezsin" dedikde, hâzır-cevâb olduğundan Timur-ı bî-nûr hazz edüp vâfir ihsânlar eder.
EÇS III 9a
Bunun emsâli nice yüz bin şütür-gürbe letâyifleri vardır kim dillerde dâsitandır. Yıldırım Hân fevtinden sonra Çelebi Sultân Mehemmed asrında merhûm olup bu Akşehir hâricinde bir kubbe ve türbesi ma‘lûm mahalde medfûndur. Ve cânib-i erbaası parmaklık ihâta etmişdir.
EÇS III 9a
Sergüzeşt-i hakîr: Nısfu'l-leylde nefîr-i rıhletler çalınıp cümle ağırlıklar gidüp hakîr dahi huddâmların gönderüp bir gulâmımla şehirden taşra nısfu'l-leylde çıkıp hâtıra hutûr etdi kim "Her kim Hoca Nasreddîn'i ziyâret ederse letâyifâtından ba‘zı şeyleri hâtıra gelüp elbette güler" deyü hâtıra gelüp "Âyâ gerçek mi?" deyü şâhrâhın sol tarafında mezâristâna sapup doğru kabr-i şerîfine atıla vardıkda bir kerre "Es-selâmü aleyküm yâ ehle'l-kubûr!" deyince hemen kabr-i Nasreddîn türbesi içinden "Ve aleykümü's-selâm ey cân-ı hümâm!" deyince altımdan atım "foh" deyü ürküp iki ayak üzre kalkup fırlayarak mezâristân içinde pertâb edüp güç ile zabt ederken anın bir ayağı bir kabre girüp hakîr az kalıp kabir azâbı çeke yazdım. Hemân yine türbe-i Hoca'dan "Ağa sadakanızı verin de güle güle gidin, beri gelin beri" deyü haykırdı. Meğer türbedâr imiş. "Bre herîf ben ehl-i kubûra selâm verdim. Sen ehl-i dübür iken niçün selâm aldın" deyü birkaç akçe sadaka verüp "Var yarıcun Allah ola!" deyü du‘â deyüp hakîkatü'l-hâl bu ahvâle güle güle,
EÇS III 9a
{el-Mevlâ Husrevzâde Mustafâ Efendi Bursa'da Zeyneddîn Hâfî cebbânesinde te’lîf olunan Dürer [u] Gurer mü’ellifi Molla Husrev'in sıbt-ı reşîdindendir. Diyâr-ı Rûm'da şehr-i mu‘azzam olan kal‘a-i Üsküp kurbunda İpek şehrinde ibrişim şâl-ı harîr-i âlü'l-âl gibi anda vücûda gelmişdir. Bu Akşehir'de Nasreddîn Hoca cebbânesinde âsûdedir. Zât-ı pâki dünyâdan âhirete arı gitdi}.(---) saatde,
EÇS III 9a–9b
Zamân-ı kadîmde şehr-i azîm imiş. Celâlî ve Cemâlî zulmünden harâb olup cümle bir mikdârı ma‘mûr [u] âbâdân 9b şehirdir. Elsine-i nâsda ba‘zılar Ilkın derler, niçeler Ilğın derler, ammâ ılıcası olmağıla sebeb-i tesmiyyesi Ilığın'dır. Zîrâ Etrâk kavmi ılıcalara ılığın, ya‘nî kudretden ılı ve ıssı su demekdir. Karamân eyâletinde Akşehir nâhiyelerinde başka yüz elli akçe şerif kazâdır ve cümle (---) aded nâhiye kurâları vardır. Askerî tâ’ifesi çok olmağıla sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı (---) tarafından (---) hâkimi vardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâda bâğlı ve bâğçeli (---) aded (---) örtülü hâne-i tahtânî ve fevkânîlerdir ve cümle (---) aded mahalle ve cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ,
EÇS III 9b
Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---).
EÇS III 9b
Evsâf-ı germâb: Şehr-i Ilgın'ın hârici garbında ve bayır dibinde bir uyûn-ı hârradır. Sultân Alâ’eddîn nikrîs marazına mübtelâ olup bu hummâda ifâkat bulduğu içün bu uyûn-ı hârra üzre müfîd ü muhtasar bir kubbe ve câmekân ve bir havz-ı azîm binâ edüp iki yerden mermer esed başı eşkâlinden âb-ı germâb havza cereyân eder. Gâyet mu‘tedilü's-suhûndur. Ba‘zı kimesneler gözeler içre sovudup nûş ederler. Gâyet azb u şîrîndir. Cüzzâm ve felç ve barasa ve hafakâna ve zâtü'l-cenbe, bi-emr-i Hudâ gâyet nâfi‘dir. (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 9b
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı evliyâ-yı Ilgın
EÇS III 9b
Evvelâ yâr-ı gâr-ı cân-beraberimiz olan merhûm ve mağfûrun leh Fehîm Çelebi sene (---) târîhinde Eyyûb Paşa ile Mısr'a gidüp Mezâkî Süleymân Efendi Fehîm Çelebi'yi paşaya gamz ede ede gözden düşüp nazardan dûr [u] mehcûr olunca dâğ-ı derûnundan me‘zûn olup Rûm'a gelirken bu Ilgın'da merhûm olup derûn-ı şehirde (---) câmi‘i mihrâbı önünde medfûndur. Rahmetullahi aleyh.
EÇS III 9b–10a
On yedisine bâliğ oldukda dîvânın hurûf-ı teheccî üzre tamâm edüp hâlâ şu‘arâ mâbeyninde dîvânı humûss-ı Nahşivânî'dir. Gûyâ zamânın Örfî'si ve Sâ‘ib'idir. Figâniyye'sine ve Na‘t-ı Şerîf'ine zamânımız şu‘arâları nazîre edememişlerdir ve letâ’ife müte‘allık on lisân üzre on iki bend bir hicv-gûne bir bahr-i tavîl etmişdir. Ol dahi makdûr-ı beşer değil bir lehçe-i garîbdir. Gerçi lisânında sehel dığdığı lehçesi gibi bir lüknet var idi ammâ bunda olan cevlân-ı tab‘ u tîz-fikr zamânımızın şu‘arâlarında yok idi. Husûsan babası Mısır fellâhlarından Parmakkapu'da kürk yapup Beddâvî şerbetçisinde tenâvül olunan kâhk-i ebyâz ve gurâbiyye anın pederi kârıydı. Fakîr Fehîm yiğirmi bir sene mu‘ammer olup nâ-murâd dâr-ı 10a gurbetde dâr-ı izzete revâne olup huzûr-ı Râbbi'l-izzetde na‘t-ı Resûl-i mübîni kırâ‘at etmeğe azm-ı cân etdi. Rahmetullahi [aleyh].
EÇS III 10a
Bu Ilgın şehri a‘yânlarından Melek Ahmed Paşa efendimizin ağalarından Kefeli İbrâhîm Ağa ile ve Ramazân Ağa ile ve yine Melekli Kadızâde İbrâhîm Çelebi ile ve niçe ehibbâ ve dostânlar ile vedâlaşup yine cânib-i kıbleye 5 sâ‘atde,
EÇS III 10a
Bu şehre Konya Lâdik'i derler. Biri dahi Amasiyye Lâdik'idir kim bâlâda Erzurûm seyâhatinde evsâfı mestûr {biri dahi Van eyâletinde Gürlâdik sancağıdır} ammâ bu Konya Lâdik'i Karamân eyâletinde yüz elli akçe kazâdır. Kâhîce Konya mollasına ber-vech-i arpalık zamîme olur. (---) Aded nâhiye kurâları vardır. Kethüdâyeri ve serdârı Konya'dadır. (---) (---) (---) (---) (---) Hükûmetidir.
EÇS III 10a
Evsâf-ı vilâyet-i Yunaniyân, ya‘nî eyâlet-i Karamân, kal‘a-i Konya dârü'l-mülk-i kadîm şehr-i îmân, ya‘nî dârü's-saltanati'l-aliyye-i Âl-i Selçukıyân, ya‘nî es-Sultân Alâ‘eddîn-i Keyâniyân
EÇS III 10a–10b
Bu şehr-i kadîmin ibtidâ bânisi Yunaniyân'dan Târîh-i Yanvan sâhibi kavli üzre Hazret-i Yahyâ salavâtullahi aleyhi ve selâmihi asrında kayâsıralardan Rişân veled-i Aleksandıran veled-i Harkilan bînâsıdır. Hazret-i Ömer Medîne'den balçıklı eliyle Kayserin gözün çıkarırım" deyü Rûm'a doğru dest-dırâzlık edince bi-emrillâhi Te‘âlâ Konya'da ol ân bir çamurlu dest-i şerîf gelüp kayser taht-nişîn iken gözü çıkar. Ba‘de zamân Hazret-i Ömer'den kayser elçisi gelüp kayserin gözün çıkmış görünce kral ahvâl-i pür-melâlin elçiye nakl edüp "Elçiyi bilüren kim Hazret-i Ömer'in ol gün çamurlu eliyle işâret edüp kralın gözü çıkdığıdır". Hemân elçi bir takrîb ile kat‘-ı menâzil ederek Hazret-i Ömer'i Kuds-i Şerîf gazâsında bulup huzûr-ı Ömer'de Kayser elçisi imân ile müşrref olup Hazret-i Ömer ismine Hüseyin deyüp iki kerre varup geldiğiyçün Hüseyn-i zü'l-cenâheyn deyü künye buyururlar. Hazret-i Ömer Kuds'ü ve Kamâme'yi feth edüp diyâr-ı Mısır'a serdâlığıla Amr ibnü'l-Âs'ı gönderüp feth etdükde beri tarafda kör kayser havfinden Konya'yı müceddeden binâ edüp bânî-i sânî kör Kayser-i Rûm olur. Ammâ seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve cihân-bân-ı devr-i rûzgâr ve müverrihân-ı Rûm ve nükte-perdâzân-ı zevi'l-mefhûm ki ferden ferdâ ve "Mâ minnâ illâ lehu makâmun ma‘lûm" nass-ı şerîfi mûcebince rûy-ı arzda ibtidâ menzil-geh edinen Ebü'l-beşer Hazret-i Âdem Safiyy aleyhi's-selâmdır. Evlâd-ı evlâdları münteşir olup edîm-i arz benî Âdem ile müzeyyen oldu, ammâ esnâf-ı ümem içün ihtilâfât-ı vefret tahrîr etmişlerdir, ammâ sükkân-ı Rûm ve ecnâs-ı mütenevvi‘a-i ân-ı merzbûm bi-takdîr-i Hayyu'l-Kayyûm fermânıyla ibtidâ bu Yunaniyân Konya'ya ve diyâr-ı Rûm ki Sivas'dır, bu diyârlara ibtidâ ümmet-i Muhammed'den gelüp sâkin olan Âl-i Selçukıyân'dan sene 476 târîhinde Sultân Alâ’eddîn-i Keyâniyân'dır. Anlara kavm-i Rûm derler. Ays b. İshâk evlâdlarından olup Yâfes'e, andan Hazret-i Nûh aleyhi's-selâma müntehî olur bir kavm-i şecî‘ ü dilîr ü pâk-i‘tikâd erler idi kim evvel İslâm ile Rûm'a kadem basan bu Selçukiyân'dan sene 476 târîhinde ümerâ-yı Dânişmendiyye ki anlara Âl-i Dânişmendiyân derler. Bu Selçukıyân anlar ile Mâverâü'n-nehr'de Mâhân diyârında yek-dil [ü] yek-cihet olup Âzerbaycân memleketlerinden kılıç urarak ol diyârı feth edüp ammîzâdeleri Çoban-bây'ı Revân ve Gence ve Tiflis ve Araz câniblerine hâkim nasb edüp Çoban-bây (---) olup evlâd-ı evlâdları çok olup Âl-i Selçukıyân oldular ammâ İrân-zemîn'de Sultân Ebû Sa‘îd cihângîr pâdişâh-ı zîşân zî-kudret olmağıla bu Çoban-bây hilâfet sevdâsında olmayıp Sultân Ebû Sa‘îd'in vezîri nâmıyla Gürcîstân ve Ahıska ve Kars'a ve nehr-i Araz'ın kıblesi tarafından Avnik kal‘ası ve Şuşek kal‘ası ve Ziyâ’eddîn kal‘ası ve Mekü kal‘ası ve Bâyezîd kal‘ası ve Malazcird kal‘ası, Van kal‘ası ve niçe yüz kal‘alara 10b hâkim olup Âl-i Çobaniyân deyü nâm verdi. Niçe bin hayrât [u] hasenâtları vardır. Hattâ Pasin sahrâsında nehr-i Araz üzre Çoban köprüsü bu mezkûr Çoban-bây'ındır. Mekke-i Mükerreme'de zamîme-i Harem-i Şerîf ve mahfil-i münîf niçe şeyler dahi âsâr-ı hayrât-ı mütekâsiresi vardır.
EÇS III 10b
Ba‘dehû Bağdâd nâm bir Gürciyyü'l-asl mehpâre duhter-i ahteri bu Çoban-bây oğluna vermişdi. Sultân Ebû Sa‘îd Çoban-bây'dan Bağdâd Hâtûn'u isteyüp vermedüğünden Sultân Ebû Sa‘îd Çoban-bây üzre asker çeküp mukâvemete kâdir olmayup firâr edüp oğlunu yerine hâkim nasb edüp Sultân Ebû Sa‘îd Çoban-bây oğlun katl edüp taleb etdüğü Bağdâd Hâtûn'u alup menkûhası oldu. Ol zamânda Moğol pâdişâhlarının hükmü ol idi kim murâd edindiği duhteri ve hâtûnu cebren ve kahren alırdı. Bu kerre Çoban-bây firâr etdüğü yerde Âl-i Dânişmendiyye'den ve Âl-i Selçukıyân'dan hayli leşker cem‘ edüp Sultân Ebû Sa‘îd üzre gelüp ceng-i azîm edüp Pasin sahrâsında Çoban-bây münhezim olup ol cengde şehîd olup devletin Sultân Ebû Sa‘îd Akçakoyunlu'ya verdi kim yine Çoban-bây'ın ve Âl-i Selçukıyân-ı Alâ'eddîn'in ve Âl-i Dânişmendiyye'den Melik Gâzî hazretlerinin Akçakoyunlu Hasan Alp ammîzâdeleri idi. Bu Akçakoyunlu dahi zevi'l-iktidâr şâh olup Sultân Ebû Sa‘îd Tebrîz'de maktûl olduğuna târîhdir:
EÇS III 10b
Güftevani elhak çi gûne küşte ne-küştî ki küşte bûd
EÇS III 10b
Bu mahalde Moğol hânlarından Ebû Sa‘îd Hân'ın ve Âl-i Selçukıyân'ın devletleri inkırâz bulup devlet Âl-i Akçakoyunlu'da karâr edüp Ahlat şehrini dârü'l-mülk edindiler. Bunlar dahi Mâverâu'n-nehr'den Âl-i Selçukıyân ve Âl-i Dânişmendiyân ile gelüp ammîzâdelerdir ve Âl-i Osmâniyân bunlardandır. Ammâ mukaddemâ Âl-i Selçukıyân ile Mâhân'dan hurûc eden Âl-i Çoban-bây'ın bir oğlu {Sultân Çobân Kurdumân} hurûc edüp Akçakoyunlu ile ceng-i azîm edüp pederi memleketine mâlik olup niçe zamân mutasarrıf oldu. Âhir terk-i dünyâ edüp pederinin na‘şını şehr-i Şureger'den çıkarıp Mekke-i Mükerreme'ye götürüp andan Medîne-i Münevvere'de Hazret-i Abbâs cenbinde defn edüp kendüsü mukaddemâ mutasarrıf olduğu Erzincân şehrine gelüp yine hilâfet sevdâsında olup asker cem‘ etmeğiçün Zağpa Deresi nâm mahalde mutalsam olan defîneye kenz-küşâlık edem derken derûn-ı gencîden bir âteş zâhir olup cümle tevâbi‘iyle Melik Çobân Kurdumân helâk olup niçesi ol âteşde hâkister Melik Çobân'ın na‘şını Erzincân kurbunda Baru köyünde Behlûl-i Semerkandî hazretleri cenbinde medfûn olduğu bâlâda mestûr, Âl-i Çobâniyân da bunda inkırâz buldu. Ammâ ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
EÇS III 10b
Âl-i Çobaniyân ve Âl-i Dânişmendiyân ve Âl-i Selçuk kâfiristânı kıra geçire gelüp diyâr-ı Rûm ki Sivas'dır, anı feth edüp Âl-i Dânişmendiyân Amasiyye'den öte geçmeyüp dârü'l-mülk Amasiyye'[y]i edüp Nîkhisâr şehrini ibtidâ Dânîşmendiyye'den Sultân Melik Gâzî yaylak edinüp anda sâkin olup niçe yüz fütûhâtlar edüp âhir Nîkhisâr'da merhûm olup Nîkhisâr kal‘ası dâhilinde Sultân Melik Gâzî merhûmdur. Anın akrabâlarından olan Âl-i Selçukıyân'dan Alâ’eddîn Hân vilâyet-i Yunan'ı Âl-i Dânişmendiyye i‘ânetiyle feth-i fütûhâtlar edüp sene 408 târîhinde Sultân Alâ’eddîn Konya'[y]ı feth edüp vilâyet-i Yunan'a müstakil pâdişâh olup sikke ve hutbe sâhibi mâlik-i vilâyet-i Yunaniyân Karamân-ı Kayser-zemîn oldu.
EÇS III 10b–11a
Ba‘dehû yine Mâverâu'n-nehr'de Mâhân şehrinde Âl-i Selçuk akrabâlarından Ertuğrul nâm bir şecî‘ diyâr-ı Rûm'da Alâ’eddîn Hân'ın müstakil pâdişâh olduğun istimâ‘ edüp mezkûr Ertuğrul yedi yüz neferle doğrulup Alâ’eddîn Hân'a gelüp Ertuğrul Alâ’eddîn'in boybeyi olup Ertuğrul i‘ânetiyle diyâr-ı küffârı nehb ü gâret ederek Malâtiyye ve Kayseriyye ve Niğde ve Alâ‘iyye ve Antakıyye ve niçe yüz şehirleri feth edüp Ertuğrul tâ Üsküdar'a varınca nehb ü gâret edüp Üsküdar'dan baş dîl alup mâl-ı ganâyimle Sultân Alâ’eddîn'e gelirdi. Küffâr-ı dûzeh-karâr Bursa kralı Aleksandra nâm dâll-ı bed-fi‘âl deryâ-misâl asker cem‘ edüp Konya üzre gelüp ceng-i azîm edüp kral-ı dâll 11a münhezimen hâ’ib ü hâsir gitdikde Sultân Alâ’eddîn kal‘a-i Konya'yı tekrâr istihkâm üzre binâ edüp bânî-i sâlis olmuşdur.
EÇS III 11a
Ba‘dehû sene 569 tis‘a ve sittîn ve hamse mi’e târîhinde seng-trâş ile Sultân Mu‘izzeddîn Kılıç Arslan b. Mes‘ûd inşâ edüp metânet verüp bânî-i râbi‘ olmuşdur ve bir eyvân-ı dîvânhâne-i sultânî etmişdir kim ol asrda eyvân-ı kisrâdan nişân verirdi. Zelzeleden münhedim olup ba‘dehû sene (---) târîhinde Keykubâd-ı Selçukî ta‘mîr ü termîm edüp bir handak-ı azîm inşâ edüp umkı on bir zirâ‘dır ve arzı elli zirâ‘dır ve kaddi surî otuz zirâ‘-ı melik-i âlîdir ve taşra katındaki hisâr-ı üstüvârı dîvârı dâ’iren-mâdâr on bir bin germe adımdır ve cümle (---) aded bürûclardır ve cümle (---) aded dendân-ı bedenlerdir ve cümle (---) aded kal‘a kapularıdır. Cânib-i (---) nâzır Atbâzârı kapusu üzre zencirler üzre asılmış bir kuru at kafasına gem urup ibret-nümâ olmağıçün komuşlardır. Zîrâ bu memleket fârisü'l-hayl sipâh diyârıdır. Anlara nasîhat olsun içün "Avrete ata i‘timâd etmeyüp, at kuru kafa olursa da başından gem eksik olmayup licâm-ı zimâmın elde zabt edesin" demekdir ve cânib-i (---) mükesser.
EÇS III 11a–11b
Zamân-ı Selçuk'da on iki derveze idi. Âl-i Osmân'da dördü kalup gayrileri sedd etdiler. Ammâ iç kal‘asının cirmi ma‘lûmum değildir ve cümle çâr-kûşe seng-i ebyaz ile gûnâ-gûn tasarruf-ı hendese-i mi‘mârî ile fürûşlu ve zîhli ve mukarnaslı ve gûyâ Alâ’iyye kulleli üstâdâne binâ olunmuş şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i musanna‘dır. {Bu kal‘a-i Konya Sultân Alâ’eddîn Keykubâd b. Gıyâseddîn müceddeden binâ etdükden sonra şâhin âşiyânından süzülür gibi cânib-i erba‘asında olan düşman diyârlarına süzülüp şikârlar alup niçe yüz feth-i fütûhlar etdi. Âhir Erzurûm kurbunda niçe havâricîler zuhûr edüp diyâr-ı İslâm'ı nehb [u] gâret etdiklerinde anların üzerine sefere gidüp intikâm almak sadedinde iken Erzurûm kurbunda Kubâdiyye nâm bir mahalde oğlu Gıyâseddîn devlet-i dünyâ içün pederi Alâ’eddîn'e zehir verüp sene 600 târîhinde merhûm olup cümle müddet-i hilâfeti 26 sene olmuşdur. Ba‘dehû askeri kâtil oğlunu katl edüp oğluyla pederi na‘şını Konya'ya getürüp defn etdiler. Âl-i Selçukıyân-ı Rûm'un âhiri bu Alâ’eddîn'dir. Cümle on dört nefer Selçukiyân'dır}. Sene 600 târîhinde Sultân Alâ’eddîn inkırâz-ı nesl bulup cümle a‘yân [u] eşrâf [u] ulemâ ü sulehâ izniyle Ertuğrul Beğ doğrulup geldüğiyçün anı diyâr-ı Yunan'a beğ ta‘yîn etdiler ammâ müstakil pâdişâh olup sikke ve hutbe sâhibi olmadan Söğüdcük nâm kal‘a cenginde şehîd olup yerine oğlu müstakil pâdişâh olup Osmân Beğ derlerdi. Hurûcuna târîh "Evvelâ Osmân" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Âl-i Osmâniyân'ın ibtidâ neşv [u] nemâsı bu şehirden zuhûr etmişdir ve Sultânu'l-ulemâ hazretlerinin du‘â-i hayrı berekâtıyla behremend-i berhordâr olup ınkırâzu'd-devrân devletleri müebbed ola deyü yetmiş aded kibâr-ı evliyâullah Horâsân'da Yesu şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretleri huzûrunda hayr du‘â ve senâlar edüp yedi yüz fukarâsıyla Hacı Bektâş-ı Velî'yi Devlet-i Âl-i Osmân'a mu‘în ü zahîr ola deyü gönderüp Osmân Beğ merhûm olup Orhân Gâzî ile Hacı Bektâş-ı Velî Bursa fethinde bulunup Bursa'nın fethine ve Osmâncığun mevtine târîh "feth-i Bursa" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Zîrâ Osmân Hân deryâ-misâl asker ile Bursa'[y]ı muhâsara edüp nikrîz zahmetine mübtelâ olup gitdikçe illeti müştedd olduğunda ciğer-kûşesi Orhân Şehzâdeyi serdâr-ı mu‘azzam edüp Orhân Bursa'yı feth edüp ılgâr ile müjdesin pederine götürmeye gitdükde Bursa feth olduğu mahal Osmân Gâzî rûh teslîm edüp Orhân müstakil pâdişâh olup Hacı Bektâş-ı Velî Orhân hilâfetinde yeniçeri tâ’ifesin peydâ edüp "Âl-i Osmân oğulları üzerine nâzır olalar!" deyü du‘â-yi hayr [u] senâ etdiklerinden ilâ hâze'l-ân Âl-i Osmân'ın her işi yeniçeri tâ’ifesiyle âsân olur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr Rûmeli'nde Priştine şehri ile Vuçütirin kal‘ası sahrâsı ki Kosova nâmıyla mevsûf sahrâda Miloş Koblaki nâm kral-ı dâllin üç kerre yüz bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp mansûr u muzaffer olmuşken Gâzî Hudâvendigâr ya‘nî Koca Murâd Hân-ı Evvel lâşe-i küffârları seyr [u] temâşâ ederken iki kellesiz küffâr ayağ üzre durduğun görüp "Sübhânallah! Bu ne sırdır?" dedikde Baba Ni‘metullah eydür kim "Her bir küffâr yüz bin küffârın katl olduğuna nişândır kim iki küffâr başsız ayak üzre dururlar" derken hemân lâşe-i küffârların içinden cebe ve cevşene müstağrak olmuş küffar dal-bıçak olup Gâzî Murâd Hân'ı ol mahal şehîd edüp Miloş Koblaki kâfiri dahi pâre pâre ederler. Bir rivâyetde Miloş-i la‘în tebdîl-i câme elçilik bahânesiyle gelüp dest-bûs ederken Murâd Hân'ı şehîd eder. Anınçün Devlet-i Âl-i Osmân'da her kankı elçi olursa pâdişâh yanına getirmeyüp iki yanından kapucular kethüdâsı ve çavuşbaşı dutup 11b taht-ı pâdişâhîden bir uzun hil‘at yeni uzanmışdır anı öper. Hâlâ âyîn-i Osmânî budur. Anda Murâd Gâzî'nin kalbini ve derûnunda olanları Kosova sahrâsında defn edüp hâlâ üzerinde bir kubbe-i âlî binâ olunmuşdur. Sene 1071 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz Bosna'dan ma‘zûlen Rûmeli eyâletine mutasarrıf olup gelirken bu kubbe-i Murâd Hân'a gelüp harâb binâsın ta‘mîr ü termîm edüp cânib-i erba‘asına havlı dîvârı gibi bir metîn dîvâr çeküp içini bâğ-ı İrem edüp kubbe-i kadîmi beyâz [beyz-i] münevver edüp eczâ-hânlar ve türbedârlar ta‘yîn eyledi. Ezîn-cânib ol asrda cesedini, Murâd Hân-ı sa‘îd-i şehîdin, Bursa'ya getürüp Eski Kaplıca nâm mahalde câmi‘-i kebîri cenbinde defn etdiler. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ol asrda Konya ümerâlarından Karamânoğulları Gâzî Hudâvendigâr'ın Kosova'da şehîd oldukların istimâ‘ edüp cümle kavm-i Yunaniyân isyân [u] tuğyân edüp Konya'da Karamânoğlu hâkim oldu. Ba‘dehû sene 792 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân deryâ-misâl asker ile yıldırım gibi yetişüp Konya kal‘asın yıldırım urur gibi urup kal‘aya emân u zamân vermeyüp feth edüp müstakıllen henüz dârü'l-mülk-i Selçukıyân olan dâr-ı emân-ı bilâd-ı Karamân-ı Konya'ya mâlik oldu. Kânûn-ı Süleymân Hân tahrîri üzre hâlâ başka eyâlet-i Karamân-ı dâr-ı îmândır kim hâlâ paşa tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden paşasının hâss-ı hümâyûnu altı yüz altmış bin yetmiş bir akçedir. İki bin asker ile bu eyâleti zabt edüp elli bin guruş tahsîl edüp sefer eşer. Bu eyâlet-i Karamân'da hazîne defterdârı ve defter kethüdâsı ve defter emîni ve çavuşlar kethüdâsı ve çavuşlar emîni vardır. Ve eyâletinde yedi sancakdır. Evvelâ Konya şehri paşa tahtı sancağıdır. Andan livâ-yı Kayseriyye ve livâ-yı Niğde ve livâ-yı Beğşehri ve livâ-yı Kırşehri ve livâ-yı Akşehri ve livâ-yı Aksarây cümle bu livâlardır. Ve eyâlet-i Karamân'da kılıc-ı ze‘âmet 68 ve kılıc timar 2111 ve hâss-ı defterdâr-ı hazîne-i Karamân 65.000 ve hâss-ı kethüdâ-yı defter-i Karamân 65.000 ve hâss-ı defterdâr-ı timar-ı Karamân 65.000. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşıları vardır.
EÇS III 11b
Eyâlet-i Karamân'da olan timar ve ze‘âmet sâhibleri hîn-i seferde kânûn üzre cebelüleri ile ve paşası askeriyle cümle on iki bin güzîde kılıç asker olur. Gazâda bir erbâb-ı timar nâ-mevcûd bulunsa alaybeğisinin arzıyla sâhib-i timarın arzın bozup timarın âhare tevcîh ederler, kânûndur. Ve mahmiyye-i Konya beş yüz akçe Mevleviyyetdir. Kazâ-yı hükûmetinde cümle (---) aded nâhiye-i âbâdânlardır. Evvelâ nâhiye-i
EÇS III 11b
Bu nâhiyelerden mollasına senevî ber-vech-i adâlet yigirmi kîse hâsıl olur. Bu şehrin mezheb-i İmâm-ı ‘zam şeyhülislâmı vardır amma Şâfi‘î ve Hanbelî ve Mâlikî müftîleri yokdur ve hasîbü'n-neseb nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ ü sulehâsı ve ağniyâ ve Mevlevî fukarâsı gâyet çokdur ve askerî tâ’ifesi vefret üzre olmağıla sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı yerine mu‘azzam yeniçeri çavuşu ve muhtesib ağası ve üç yerde şehir nâ’ibi ve şehir subaşısı ve bâcdârı ve kal‘a dizdârı ve (---) aded kal‘a neferâtları ve kırk pâre sağîr ü kebîr topları ve müstevfâ cebehâneleri vardır. Cihet-i câmi‘î ma‘mûr bir şehr-i âbâdândır. (---) (---)
EÇS III 11b
Evsâf-ı imârethâ-yı Konya : Bu şehr-i mu‘azzam cebel-i Merâm'ın cânib-i şarkîsinde bir düz sahrâda vâkı‘ olup kûh-ı İrem-i Merâm bu şehrin cânib-i garbîsinde (---) sâ‘at mesâfe-i ba‘îdedir. Bu şehrin enderûn [u] bîrûnunda cümle sağîr ü kebîr (---) ile mestûr hâne-i zîbâlardır. (---) (---) (---) .