İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS III 21a–21b
İbtidâ bânîsi İskender-i Kübrâ olduğundan İskenderûn derler. Ba‘dehû Urbân kavmi harâb edüp ba‘dehû İbn Ebî Dâvûd Alayâdî binâ etdi. Yine harâb olup memerr-i huccâc mesdûd olup harâmîler yatağı ve frenk kâfirlerinin durağı olup âhir sene 1021 Sultân Ahmed Hân târîhinde Vezîria‘zam Nasıf Paşa bir kal‘a-i metîn binâ etmeğe mübâşeret edüp itmâmı müyesser olmadan Karadeniz kenarında Sinop kal‘asına Kazak-ı Ak istilâ etdüğün Nasûh Paşa Sultân Ahmed Hân'a i‘lâm etmediğiçün Ahmed Hân Nasûh Paşa'yı katl edüp bu İskenderûn kal‘ası nâ-temâm kalmışdır. Sehel himmet-i Âl-i Osmân ile ma‘mûr olup bir şehr-i bender olmak emr-i sehl idi. Zîrâ Haleb'e iki menzil karîb elzem-i levâzımînden şâhrâhlı bir iskeledir. Beher sene limanına iki yüz pâre keştî-i Müslim ve Frenk galyonları gelüp lenger-endâht olup yatarlar. Kal‘ası olmamak ile Frenk-i bed-renk gümrük vermede inâd ve muhâlefet edüp giderler ammâ kal‘ası imâr olsa küffâr galyonlarının âsîleri gelemeyüp mutî‘leri dahi gümrük vermede inâd ve muhâlefet edemezlerdi. Hâlâ bu bender Haleb eyâletinde yetmiş yük akçe iltizâm gümrük emânetidir ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi (---) aded kurâdır. Bu kurâlardan senevî beher sâl kadısına beş kîse hâsıl olur. A‘lâ latîf limanı vardır lâkin kara karaka ve burten ve şınıya ve galyon karavana kalyonlar girüp yatamazlar, top menzili ba‘îd alarka yatarlar. A‘lâ demir dutar yatakdır ammâ batı tarafı açık olmağıla kumu çok gelüp yine demir kuvvetiyle yatarlar, latîf yatakdır. Bu limanın cânib-i garbîsinde iki yüz altmış mil cezîre-i Kıbrıs'ın burnunda kal‘a-i (---) limanıdır. Latîf ve mu‘tedil havâda cezîre-i Kıbrıs'ın karlı dağları görünür derler ammâ hakîr görmedim. Bu İskenderûn'da cümle Frenk ve Rûm kefereleri sâkin olmağıla câmi‘ ve hammâm ve hân ve çârsû-yı bâzârı yokdur ammâ meyhâneleri çokdur. Ba‘zı âyende vü revendeler vakt-i şitâda bu meyhânelerde meks ederler, gûyâ her biri birer hândır, ammâ suları uzakdan hımârlar ile kârbân pınarından getirirler ve âyende vü revendeler bu İskenderûn cezîre yer olmağıla kârbân pınarında konarlar. Ammâ bu İskenderûn'da yedi kralın balyoz vekîlleri ya‘nî konsolosları sâkin olup balyozları Haleb'de 21b balyozhânelerinde sâkin olurlar ve bu İskenderûn Haleb iskelesi olmak ile gümrük yanında azîm mahzenler vardır. Şeb [u] rûz Frenk kâfirleri anda bey‘ u şirâ ederler. Hatta Murtezâ Paşa efendimiz alay-ı azîm ile bu mahalden ubûr ederken deryâda yatan yigirmi altı pâre galyonlar "Safâ geldin!" deyü ol kadar top-ı şâdımânlar atdılar kim gûyâ her biri âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Bu İskenderûn'un cânib-i selâsı sazlık ve bataklık yerdir kim kefere domuzlarının bataklığıdır. Müselmânlar ihtirâz üzre yatarlar ve's-selâm.
EÇS III 21b
Andan kalkup Kârbân Pınarı'n geçüp yine cânib-i kıbleye kâh leb-i derya kâh kûh-ı bâlâ ubûr ederek Karga sekmez nâm beli yüz bin belâ-yı hırâş-ı cân çekerek bârân-ı rahmet içerek ol mahall-i muhâtarayı ubûr edüp ana karîb Gök Gedik nâm mahalli dahi geçüp (---) sâ‘atde,
EÇS III 21b
Evsâf-ı kasaba-i Belen
EÇS III 21b
Lisân-ı Türkmân'da "belen" bir yokuş olan yire derler. Haleb eyâletinde voyvadalıkdır ve yüz elli akçe (---) nâhiye köylü kazâdır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı vekîli vardır. Cümle evleri birbiri üzre havâleli bayırlı yere vâkı‘ olmuş cümle yedi yüz aded toprak ile mestûr kâr-ı kadîm hâne-i etrâk ma‘mûr evlerdir ve cümle üç bin kadar âdemi vardır. Âb [u] hevâsının letâfetinden halkının reng-i rûyları hamret üzredir.
EÇS III 21b
Ve câ-be-câ Türk mahbûbu ve mahbûbecikleri vardır ammâ evleri gâyet dardır ve cümle yolcular anlardan bîzârdır. Zîrâ yoldan sehel dûrdur ammâ yaylakı ganîmet yerdir.
EÇS III 21b
Ve kurşumlu câmi‘-i zîbâsı vardır. Bir (---) binâsıdır ve câmi‘i kapusu önünde bir ma‘mûr u müzeyyen kurşum örtülü hânı dahi vardır ve bir hânı dahi harâba karîb olmuş ta‘mîr ü termîme muhtâcdır ve bir hammâmı ve kırk elli mikdârı dükkânları var.
EÇS III 21b
Ve me‘kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından âbdâr üzümü ve gayri fevâkihesi meşhûrdur. Ve bu şehrin ensesindeki dağlarında bâğları ve havâsı latîf yaylağları memdûhdur.
EÇS III 21b
Andan kalkup yine kıble cânibine eniş yokuş aşup Gaffârlar Beli'n geçüp ya‘nî yol bekçilerin geçüp anların sağ tarafında bir top menzili yoldan ba‘îd,
EÇS III 21b
Evsâf-ı kal‘a-i Bakrası
EÇS III 21b
Zamân-ı kadîmde (---) binâsıdır. Ba‘dehû niçe mülûk destine girüp sene 922 târîhinde Selîm Şâh Mısır üzre giderken debdebe-i Âl-i Osmân havfinden mutî‘ olup Tavâşî Sinân Paşa'ya miftâhları teslîm edüp Yûnus Paşa'yı kal‘a hâkimi edüp bu yollardan Mercidâbık sahrâsına Âl-i Osmân askerin geçirmeğe me‘mûr oldu. Bir bayır üzre şekl-i muhammes bir kal‘acıkdır. Ne kadar adım ihâta eder ma‘lûmum değildir
EÇS III 21b
Haleb eyaletinde hükûmetdir ve yüz elli akçe kazâdır ve (---) aded nâhiye kurâları vardır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve (---) neferâtları (---) ve derûn-ı kal‘ada ancak yüz elli mikdârı neferât ve fukarâ hâneleri vardır. Ve bir câmi‘i ve hân u hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Ol kadar müzeyyen değildir. Zîrâ yoldan ba‘îddir ammâ dağlarında olan sünbül ve müşk-i rûmîsi deşt-i hâmûnu zeyn edüp bakras sünbülü ve müşk-i rûmîsi meşhûrdur. Zamânında benî Âdem'in dimâğın mu‘attar eder. Ve cümle halkının kârları bâğ u bâğçeler ve dâğlarında şükûfe soğanları çıkarup İslâmbol'a ve gayri diyârlara teberrüken götürüp füruht ederler. Yetmiş seksen hâneli müşk-i rûmîsi meşhûr-ı âfâkdır.
EÇS III 21b
Andan kalkup yine cânib-i kıbleye Bakras altında Kabaağaç nâm mahalde Gafîrciler nâm mahalli geçüp ve Kara Makrat nâm mahalli geçüp 12 sâ‘atde,
EÇS III 21b
Evsâf-ı şehr-i dâr-ı cahîm ve belde-i Dârü'l-mülk-i kadîm kal‘a-i Antakıyye
EÇS III 21b–22a
Bilâd-ı kadîm olmağıla her lisânda birer lehçe-i mahsûsaları ile müsemmâ bir şehr-i ra‘nâdır. Ba‘zılar İntâkiyye derler, niçeler İntakya, niçeler Ayn-ı takıyye derler ve niçeler Entakiyye ve niçeler Antakıyya ve ba‘zılar Antekya derler ammâ galat-ı meşhûru Antakıyya ve İntakiyye'dir ammâ lisân-ı Kabâbıt'da Cebsinân derler ve lisân-ı Arab'da (---) derler ve lisân-ı Yunan'da (---) derler. Lisân-ı Acem'de Ân-tâkiyye derler, gâyet şehr-i kadîmdir. Tûfân-ı Nûh'dan mukaddem Sürid Hakîm müfîd [u] muhtasar binâ edüp Hazret-i İdrîs asrında halkı İslâm ile müşerref olmadıklarından cümle halkı cehennem azâbı gibi âteş-i semûm ile azâb-ı elîm çekerek helâk oldular. Ba‘de't-tûfân Yâfes ibn Nûh aleyhi's-selâm imâr edüp 22a niçe zamân bunda sâkin olup evlâd-ı evlâdları rûy-ı zemîne münteşir olup Hazret-i Nûh'a dahi îmân getirmeyüp Cenâb-ı Bârî yine hışm-ı âteşle bu kavmi helâk etdüğünden niçe müverrihler bu şehre Dâr-ı câhim ve Dâr-ı kayâsıra dediler.
EÇS III 22a
Ba‘dehû (---) bir kal‘a-i azîm inşâ edüp Hazret-i Süleymân'a isyân edüp cümle kavmiyle kal‘aya mahsûr olup Hazret-i Süleymân ins u cinn [ü] vuhûş ve tuyûr ile bu kal‘a üzre cenk edüp âhir Hazret-i Süleymân bu kal‘ayı feth edüp cümle halkıyla pâdişâhın esîr etdi. Ba‘dehû Hazret-i (---) asrında Takyanus tahtı olmağıla An Takyanus'dan galat Antakıyye derler.
EÇS III 22a
{Der-beyân-ı ahvâl-ı Denklayanuş ya‘nî Takyanus kral
EÇS III 22a
Kadîm-i evvelde bunlara kayser-i Rûm derlerdi. Zîrâ Erzurûm'a ve Sivas'a ve Kayseriyye ve Konya şehirlerine mâlik olmağıla Kayser-i Rûm derlerdi. Birkaç kral cem‘ olsa kayâsıra derler. Ammâ bu Takyanus Rûm pâdişâhlarından olup tahtgâhı Roma ve Antakıyye idi. Târîh-i İskender-i Yunanî'nin sene 595 kral-ı dâl olup zulmünden Ashâb-ı Kehf âyet nass-ı kâtı‘ üzre Arapça Arapça mâ sadakı üzre yedi sekiz aded Ashâb-ı Kehf firâr etdikleri cemî‘i tefâsîrlerde mastûrdur. Ve bu Takyanus putperest idi ammâ mudârâdan millet-i mesîhiyye ve ehl-i Şâm ve Mısır'ı kırup kenîseleri harâb ederdi. Anların mâlıyla İskenderiyye üzre varup kendüye âsî olan vezîri hileyle katl edüp İskenderiyye sâhibi olup diyâr-ı Mısr'ı Buhtunnasr gibi harâb edüp andan diyâr-ı Acem'e bir vezîrin serdâr edüp Şapur Şâh ile ceng-i azîm edüp Şapur Şâh'ı katl ve cümle ehl-i ıyâli ve hazînesin Takyanus'a gönderüp ol mâl ile bu Antakıyye kal‘asın dahi ziyâde imâr edüp âhir yiğirmi sene kral olup cebbâr olduğundan dişlerinin etleri dökülüp mürd olup yerine veled-i pelîdi Karnibal kral olup iki yıldan ol dahi mürd olup kayâsıralar bunda inkırâz bulup devlet millet-i Mesîhiyye Nasârâsına müyesser olup Kostantin-i Kübra kral olup âyîn-i İsâ icrâ edüp ibtidâ Nasrânî bu Kostantin olup cümle Takyanus putların kırmışdır ve cemî‘i heyâkilleri âteşe yakmışdır ve yerlerine kenîseler yapmışdır ammâ Takyanus'dan} sonra Buhtunnasr evlâdları Antakıyye'i harâb edüp niçe mülûk destine girüp Âl-i Kayasıra-i Nasârâlar destinde iken Hazret-i Ömer hilâfetinde Kuds-i Şerîf feth olup Hâlid b. Velîd ve Esved b. Mikdâd ve Ebû Ubeyde ibn Cerrâh niçe bunun emsâli ashâb-ı güzînin güzîdeleri gelüp ceng-i azîmler edüp kimi feth edüp kimi bî-feth Medîne'ye avdet edüp âhir sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd üç kerre yüz bin asker ile Seyyid Battâl Ca‘fer Gâzî ile gelüp ceng-i azîm ile feth eyleyüp cümle küffârın dendân-ı tîğden geçirdiler ve Şehzâde Me’mûn'u hâkim nasb edüp Hârûnu'r-Reşîd yine Bağdâd'a gidüp merhûm olunca küffâr yine kal‘a-i Antakıyye'ye istilâ eyledi. Âhir Şâm pâdişâhı Nûreddîn eş-Şehîd hazretleri dest-i kefereden feth etdi. Ol merhûm olup Yûsuf Selâhaddîn Mısır sultânıyken Kudüs'ü ve Şâm Tarablus'u ve bu Antakıyye'ye küffâr-ı Frenk istîlâ edüp {Âl-i Türkmâniyân ki cümle beş neferdir, bunlardan biri Emîr Kerboğa'dır deryâ-misâl azîm asker ile kal‘a-i Antakıyye'i küffârdan istihlâsa geldikde Frenk-i pür-cenk elinde münhezim olup âr u gayret-i hamiyyetinden Haleb tahtın bırağup sene 495 târîhinde Acem diyârının Isfahân-ı nısf-ı cihânına giderken şehr-i Hoy'da merhûm olup anda medfûndur}. Ba‘dehû Selâhaddîn Yûsuf Mısır'dan deryâ-misâl asker ile gelüp Kudüs'ü ve Tarablus Şâm'ı ve bu Antakıyye'i feth edüp tâ Mısır pâdişâhlarının Çerâkizelerinden Sultân Gavrî hilâfetine dek Mısır pâdişâhlarının elinde kalup Selîm Şâh-ı Evvel Acem'le cenk ederken Mısır Sultânı Gavrî kızılbaşa imdâd edüp Çıldır sahrâsında Selîm Şâh Gavrî'nin Acem'e imdâdı sebebiyle münhezim olmuşken bi-emrillahi Te‘âlâ nesîm-i fursat Selîm Şâh üzre esüp Şâh İsmâ‘îl münhezimen firâr edüp kırk bin mikdârı güzîde Mısır askeri kılıçdan geçüp Selîm Şâh mansûr [u] muzaffer avdet edüp "Kızılbaşa imdâd eden müslim geçinen âdemin katli vâcibdür" deyü Kemâlpaşazâde Ahmed Efendi'den fetvâ-yı şerîfler alup Bismillah ile niyyetü'l-gazâ deyüp sene-i âtîde Mısır'da Gavrî'ye elçiler gönderüp elçileri de katl etdüğü haberi Selîm Şâh'a gelince bir fetvâ-yı huccet [ü] bürhân dahi ele alup yer götürmez asker ile ibtidâ Göksun yaylasında Mar‘aş pâdişâhı Sultân Alâüddevle'i bozup kırk bin Türkmân eşirrâsın katl edüp Alâüddevle'nin bî-devle başıyla yetmiş boy beğleri başıyla Mısır'da Gavrî Hân'a gönderüp "Hâzır ol vaktine!" dedi. Gavrî dahi Selîm Hân'ı Mercidâbık'da dört kerre yüz bin benî Âdemle karşulayup Hazret-i Dâvûd-ı Nebî Câlût Melik ile ceng etdüğü yerde bir ceng-i Selîm ü Gavrî oldu kim Gavrî bu cengin gavrına ermeden kal‘a-i Haleb'e ancak yedi yüz Çerâkes-i nâkes ile bî-kes olup firâr etdiler. Selîm Şâh akîbine düşüp Haleb'i emân ile feth edüp Yûnus Paşa'ya dahi bu Antakıyye'nin miftâhların teslîm edüp niçe kerre yüzbin altun ile ahâlî-i vilâyet hedâyalar ile Haleb altında Selîm Hân'a gelüp du‘â vü senâ ile hedâyâların arz edüp Vâli-yi Antakıyye Bıyıklı Mehemmed Paşa olup Haleb eyâleti tahrîr olundu. İşbu feth-i fütûh sene 922 târîhinde feth-i Antakıyye vâkı‘ olmuşdur. İlâ hâze'l-ân dest-i Âl-i Osmân'da Haleb vâlîsi hâs-ı hümâyûnun voyvadalığı hükûmetinden üç yüz âdem ile zabt [u] rabt eder ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Niçe kerre beş yüz pâyesiyle niçe mollalara arpalık ihsân olunmuşdur. Mezâhîb-i erba‘adan şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir nâ’ibi ve muhtesibi vardır ve kal‘a dizdârı ve (---) aded kal‘a neferâtları vardır. İçil olmağile kifâyet mikdârı cebehânesi ve sağîr ü kebîr yigirmi pâre mecrûh şekilli topları vardır.
EÇS III 22a–22b
Eşkâl-i kal‘a-i azîm-i atîk Antakıyye: Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzı ibn Âdem ile müzeyyen edeli niçe bin seneden berü kılâ‘-ı azîmler ve binâ-yı kadîmler inşâ olunmuşdur ammâ bi-emri Hudâ benî Âdem'in ibtidâ ibret-nümâ binâsı Hazret-i 22b İdrîs'in ta‘lîmiyle Sürid ve Kalimon hakîmler hâkimlikleri vaktinde Mısır'da ihram dağların yaptılar. Ba‘de't-tûfan arz-ı Ermen'de şehr-i Cû'da, andan arz-ı Mısır'da arz-ı Hâsân'da şehr-i Arîş ve şehr-i Balîs ve şehr-i Ahmîm ve şehr-i Elvâhât ve şehr-i Asvân ve şehr-i Sûdân ve şehr-i Menufiyye ve şehr-i Antakıyye binâ olunmuşdur. Binâ-yı azîmlerin biri dahi budur. Biri Ümm-i dünyâ-yı Kâhire-i Mu‘izziye-i Mısır'dır. Biri Irâk-ı Bağdâd-ı Behişt-âbâd'dır. Biri Irâk-ı Arab-ı Haleb'dir. Biri Irâk-ı Dâdyân'dır kim kûh-ı Elburz dâmeninde deşt-i Kıpçağ'a nâzırdır. Biri dahi binâ-yı azîm Ahlat'dır. Biri dahi kal‘a-i Makedonya ya‘ni Mahmiyye-i Kostantiniyye'dir kim ibtidâ bânîsi Hazret-i Süleymân'dır, ammâ bu kal‘a-i Antakıyye'i İslâmbol'dan evvel imâr olup Hazret-i Süleymân bu Antakıyye'de cenk edüp feth etmişdir. İmdi binâ-yı kadîmin ve âsâr-ı azîmin biri dahi bu kal‘a-i Antakıyye'dir kim sûr-ı azîmi beş aded kûh-ı bülend [ü] azîm üzre vâkı‘ olmuşdur kim bu cebel üzre olan kal‘a dîvârları cânib-i şarkda evc-i hevâya münkalib olmuş dağlardır. Andan bu kal‘anın nısfı aşağı düzde cânib-i garba tâ nehr-i azîm Âsî kenarına varınca alçak yire vâkı‘ olmuş kal‘a-i azîmdir kim bu hisâb üzre bu kal‘anın nısfı makâlîd-i âlîler üzredir. Nısfı zeyl-i cebelde aşağı düzde vâkı‘ olmuşdur. Be-hisâb-ı mil bu kal‘a on iki mildir. Her mil dörd bin adımdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın cümle zîr ü bâlâsı dâ’iren-mâdâr kâmil kırk dört bin adımdır kim âheste reviş ile on iki sâ‘atde devr olunur. Ammâ İslâmbol kal‘ası kırk yedi bin adımdır ve zirâ‘-ı bennâ ile vech-i dîvârın arşınlamağile seksen yedi bin arşın ihâta etmişdürür. Andan Bağdâd-ı Behişt-âbâd dahi büyük kal‘adır. Yigirmi dört bin bedendir ve yigirmi yedi bin adımdır. Andan büyük bu kal‘a-i Antakıyye'dir. Andan küçük kal‘a Mısır'dır, andan küçük Şâm'dır, andan Haleb'dir, andan küçük Kırım cezîresinde Kefe kal‘asıdır ve Rûmeli'nde Kefe'ye mu‘âdil Selânik kal‘asıdır. Andan mâ‘adâ kılâ‘lar bu Antakıyye'den küçükdür ammâ bu kal‘a-i Antakıyye'nin dîvârlarının burc [u] bârûlarının kaddi kadar âlî bir kad bir kal‘ada görmedim. Şark tarafında olan dağlar üzre dîvârlarının kaddi kâmil seksener zirâ‘-ı melikî âlîdir. Ammâ sâhil-i nehr-i Âsî'de olan tarafı yigirmi zirâ‘ alçakdır ve yalın kat dîvârdır. Bu tarafdan mâ‘adâ Haleb kapusundan ve Şâm kapusundan yukaru dağlara çıkınca kat-ender-kat birbirine karîb burc [u] bârûlardır kim dâ’iren-mâdâr cümle (--) aded kulle-i azîmlerdir. Zamân-ı kadîmde bu her kullede kûs-i Takyanus'u döğülürmüş ve her kulle içi beşer tabaka tarh olunmuşdur. Kal‘anın dağ tarafı dîvârının arzı yigirmişer zirâ‘ enlidir ve bu kal‘a ile mefret-i azîm seng-trâşlar ile binâ olunmuşdur kim her bir taşı birer pîl-i Mengerûsî cüssesi kadar vardır. Ve üstâd-ı kâmil tîşe-i Ferhâd ile taşları birbirine eyle imtizâc etdirmiş kim gûyâ yek-pâre bir kal‘a-i devvârdır ve cümle (---) aded kapu, evvelâ cânib-i şimâle nâzır Bâb-ı Haleb yigirmi zirâ‘ kaddi bâb-ı âlî ve vâsi‘dir. Bu kapunun iç yüzünde kayalardan âb-ı hayât su kaynar ve cânib-i garba Bâb-ı Cisr nehr-i Âsî üzre (---) göz cism-i azîm ile ubûr olunup bâb-ı kavîdir ve
EÇS III 22b
Andan bu kal‘anın cânib-i şarkîsi beş aded cebel-i âlî olup ol cebellerin üzerinde olan dîvârları seksener zirâ‘ âlî olmağıla aşağı şehre iki sâ‘atden sonra güneş dokunur. Zîrâ bu şehrin maşrık cânibindeki dağlar üzre Habîb-i Neccâr tarafından kâmil iki sâ‘atde urûc olunur cebel-i âlîler olmağıla güneş iki sâ‘atde aşağı şehre tulû‘ eder, ma‘lûm ola.
EÇS III 22b
Evsâf-ı esmâ-i aded-i mahallât :
EÇS III 22b–23a
Evsâf-ı aded-i sarây-ı âlî-i büyût-ı imârât: Cümle sekiz aded sarây-ı azîmlerdir. Evvelâ aşağı şehirde Ketağaç Paşa Sarâyı; gâyet mükellef kâ‘alı ve müte‘addid hücreli ve kapusu demir zincirli sarâydır. Hatta bir kerre zincirin Ketağaç Paşa kılıç ile çalup iki pâre edüp hâlâ kapu üzre maslûbdur kim makdûr-ı beşer değildir. Anınçün Ketağaç Paşa derler, "ketağaç" kılıç demektir. Ekseriyyâ ma‘mûr hâneleri nehr-i Âsî tarafına vâki‘dir. 23a
EÇS III 23a
Evsâf-ı aded-i cevâmi‘hâ-yı şehr-i Antakıyye: Cümle (---) aded mihrâb ma‘bedgâh-ı müslîmîndir.
EÇS III 23a
Evsâf-ı mesâcidhâ-yı Antakıyye:
EÇS III 23a
Der-sitâyiş-i medrese ve dârü'l-hadîs: Gerçi İslâmbol ve gayri şehirler gibi mahsûs kârgîr binâ dârü't-tedrîs ve dârü'l-hadîsleri yokdur ammâ yedi yerde ve câmi‘ ü mesâcidlerde cemî‘i ulûm görülür. Husûsen ders-i âm (---) Efendi fuzalâ-yı zû-fünûn âlim kimesnedir
EÇS III 23a
Evsâf-ı dârü'l-kurrâ ve mekteb-i sıbyân: Üç yerde seb‘a ve aşere ve takrîb kırâ’eti tilâvet olunur dâr-ı kurrâları var; lâkîn mahsûs talebelerine vazîfe-i mu‘ayyeneleri yokdur, hasbî şeyhleri vardır. Ve cümle kırk aded mekteb-i sıbyân [u] tıflân-ı ebcedhânı vardır. Niçesinin ıydiyye libâsları ve surre-i atiyyeleri taraf-ı vakfdan ihsân olunur, ma‘mûr mekteblerdir.
EÇS III 23a
Evsâf-ı tekye-i dervîşân-ı zîşân: Cümle dokuz tekye-i dervîşândır. Evvelâ aşağı şehirde tekye-i Cesed-i Hazret-i Habîb-i Neccâr dervîşânlariıyla ma‘mûrdur, bir çukur yerde vâki‘ olmuşdur ve bir tekye-i Habîb-i Neccâr dağdadır, bir sâ‘atde urûc olunur, cihân-nümâdır.
EÇS III 23a
Evsâf-ı hammâmât-ı dilsitân: Cümle (---) aded hammâm-ı müfîd [ü] muhtasarlardır. Cümle nehr-i Âsî kenarında olan kal‘a dîvârının iç yüzünde âb [u] hevâsı latîf hammâmlardır. Suları nehr-i Âsî'den dollâblar ile deverân ederek hammâmlara gelir âb-ı hayât suları vardır.
EÇS III 23a
Evsâf-ı hân ve kâlât: Cümle dokuz aded hân-ı hâcegân ve kâle-i mücerredândır. Evvelâ çârsû içre (---) hânı,
EÇS III 23a
Evsâf-ı çârsû-yı bâzâr [u] dekâkîn: Cümle üç yüz elli dükkândır. Kârgîr binâ bezzâzistânı yokdur ve ol kadar müzeyyen değildir. Lâkin yine her zî-kıymet eşyâ mevcûddur. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 23a
Der-sitâyiş-i mahbûb [u] mahbûbât: Meşhûr Arabistân'ın ibtidâ hudûdu olmağile marâlî ve gazâlî mükekhal gözlü ve münevver yüzlü ve şîrîn sözlü hûb-rû cüvânları olur. Paşalar bu şehre dâhil olunca cemî‘i nisvânları beyâz ızârların bürünüp zilfit-i süheylî ururlar.
EÇS III 23a
Der-vasf-ı âb [u] hevâ-yı iklîm-i büldân: İklîm-i sâlisin vasatında olmağıla âb [u] hevâsı latîf ve i‘tidâl üzre olup ilm-i usturlâb üzre arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî (---) sâ‘at ve derece ve (---) dakîka bulunmuşdur.
EÇS III 23a
Manzara-i âb-ı hayât, uyûn-ı câriye-i hayvân: Bu şehrin cânib-i şarkında kûh-ı bâlâlar olmağıla ol dağların zeylinden niçe âb-ı cinân [u] âb-ı hayât uyûnlar kal‘a içre cârî olur kaynaklar vardır. Hattâ Haleb Kapusu'nun iç yüzünde turna gözü sular cereyân edüp nehr-i Âsî'ye {munsab olur}.
EÇS III 23a
Evsâf-ı memdûhât-ı mahsûlât [u] me’kûlât [u] meşrûbât: Evvelâ beyâz deve dişi buğday ve beyâz çakıl ekmeği ve penbesi ve limonu ve turuncu ve şeker kamışı ve bâğçeleri ve nehr-i Âsî kenarında müşebbek bûstânları cümle su dollâblarıyla reyy olur bâğlardır.
EÇS III 23a–23b
Evsâf-ı hudûd-ı Arabistân: Bu şehrin cânib-i garbı diyâr-ı Rûm'dur. Bu şehir diyâr-ı Arabistân'ın ibtidâsıdır kim Irâk-ı Arab ya‘nî şehr-i Haleb hudûdundadır. Lâkin arz-ı mukaddese değildir. Dâr-ı cahîm şehirlerindendir demişler. (---) (---) (---) 23b
EÇS III 23b
Evsâf-ı külliyât-ı Antakıyye: Bu şehri Hazret-i Yahyâ asrında imâr eden Bî‘atü'l-Kassân nâm bir melik-i âdil Hazret-i İsâ'ya îmân getirmiş idi. Bu şehr içre yüz yıl adâlet ile hükümet edüp yetmiş kadar deyr-i azîmler binâ edüp bu kal‘a içre cümle altı yüz aded kenîse, manastır, ma‘bedhâne-ı Mesîhiyye var idi. Her biri fass u müzehheb ve zücâc-ı billûr ve necef-i mülevven ile belât-ı mücezza‘ ile ve mermer-i ebrî ve sommâkî ve yeşim-i yerekânî gûnân ile mebnî pesen-dîde düyûr-ı kebîrler var idi. Hazretin mevlûdü gicesi çoğu münhedim olup hâlâ âsâr-ı binâları ve yedi aded düyûr [u] kenîse-i ma‘mûrları vadır.
EÇS III 23b
Evsâf-ı nehr-i Âsî-i Antakıyye
EÇS III 23b
İbtidâ bu nehrin sebeb-i tulû‘ı bi-kavl-i müverrihîn sâhib-i Tuhfe oldur kim Hazret-i Risâlet-penâh asrında Hamâ şehri gâyet susuz olup tâ’ife-i Yahûd'dan İzâ’îl nâm bir Yahûdî bir su dollâbı yapup âmâde eder, ammâ sudan bir katre nâm [u] nişân yok idi. Su‘âl edenlere, "Nîl'i bu şehre getirüp bu çöller içre cereyân etdirüp imâr etsem gerek" der idi. Âhir Mısır'a varup şehr-i Mansûre dibinde Nîl'den dörd şişe su alup bir efsûn-ı ibret-füsûn okuyup "Azm-i râh-ı Hamâ deyüp gitdikçe nehr-i Nîl'in bir fırkası hemân bu Yahûdî'nin ardı sıra yeri yarup tâ Menzile şehrine gelüp andan Yafa şehri hâmûnu içre gelürken ol fezâda bilâd-ı Askalân'dan Cezîre-i Kıbrıs'a varılır deryâ içre bir incecik yol var idi, cemî‘i kârbân halkı şehr-i Askalân ve Arz-ı Hâsân ve şehr-i Arîş ve şehr-i Taberistân ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Kefirnâhûn'dan ya‘nî Sıfıt şehrinden cümle tüccâr-ı berr [u] bihâr bu yol ile cezîre-i Kıbrıs'a giderlerdi. Ol mahalde sihr ile nehr-i Nîl bu Menzile şehrinden geçerken {ol sehhâr şîşenin birin yere uruncu bi-emrillah yerden Nîl kaynayup bir buhayre-i azîm olup} Kıbrıs yolun gark edüp Arîş ve Gazze ve Askalân ve Yafa ve Teyme kal‘ası şehirlerine varınca hâlâ başka bir buhayre-i azîmdir. Şâm'dan Mısır'a giderken Arîş tarafların geçerken bu buhayre nümâyândır.
EÇS III 23b–24a
{Andan yine sehhâr şîşenin birin dahi rûy-ı arza urunca Cenâb-ı Bârî sun‘ın ızhâr içün Buhayre-i Lût'u zâhir eder kim şehr-i Remle kurbundadır, cemî‘i kütüb-i mu‘teberelerde ahvâli mastûrdur.} Andan yine nehr-i Nîl ol Yahûdî'nin ayağı altında gelirken Mine Gölü yerinde {yine sehhâr şîşenin birin dahi kırup bi-emri Hayy [u] Kadîr ol yerden Mîne Gölü âb-ı zülâli} zâhir olup hâlâ ol dahi bir buhayre-i âb-ı zülâldir. Andan yine nehr-i Nîl ka‘r-ı zemînde ol Yahûdî'nin sihrile götürdüğü şîşe içre giden âb-ı Nîl gitdüğü yire gidüp tâ cebel-i Gülbîn altına gelüp anda karâr eder. Ba‘dehû Hazret-i Risâlet-penâh "Yetiş yâ Alî! Sihr ile nehr-i Nîl'i Arz-ı Mukaddes'den taşra çıkarup Rûm'ı harâb etmek ister, yetiş!." deyü Hazret-i Resûl Alî'ye emr edince Alî derhâl Düldül süvâr olup Yahûdî'ye cebel-i Gülbîn zeylinde yetişüp Yahûdî'yi ol mahalde katl edince koynundaki dördüncü şîşenin biri dahi bu Gülbin dağında kırılınca bi-emrillahi Te‘âlâ âb-ı Nîl şîşeden yire dökülünce Gülbin kayasından "yâ Allah" sadâsıyla bir nehr-i azîm cânib-i garba cârî olunca Hazret-i Alî eydür: "Yâ nehr-i Âsî, cümle nehir huzûr-ı Hakka teveccüh edüp cânib-i kıbleye cereyân eder. Sen niçün cânib-i garba akarsın. Dön girü ak, âsî oldun" deyince bi-emri Hayy [u] Kadîr nehir lisân-ı hâle gelüp eydür: "Yâ Alî emr-i Hüdâ ile bu mahalle gelmişken Hımıs ve Hamâ ve niçe şehri reyy edüp şehr-i Antakıyye'de Habîb-i Neccâr'ı ziyâret edüp andan yine cânib-i kıbleye cereyân edeyim" dedikde Hazret-i Ali "Dön, yohsa seni Zülfekâr-ı muhzimimde iki pâre ederim" dedükde nehir eydür "Eğer vurursan yâ Alî, bir pâremi kan, bir fırkamı irin akıdup devr-i kıyâmete dek ibâdullah benden nef‘ hâsıl edemezler" dedikde Hazret-i Alî: "Senin adın âsî olsun. Benî Âdem senden intifâ‘ görüp nûş eden hayât bulsun" deyüp Gülbin cebeli dibinde Hazret-i Alî nûş edüp ve Düldül'ün suvarup ibâdet etdüğü yire "Makâm-ı Alî" derler. İbtidâ nehr-i Âsî nâmın Hazret-i Alî buyurmuşdur. Katl etdüğü Yahûdî dahi ol mahalde yatır. {Ammâ bu maktûl Yahûdî hakkında tâife-i Yahûd "Peygamber" der. Anın mu‘cizesiyle nehr-i Nîl Mısır'dan geldi, derler ve Hazret-i Mûsâ asrında gelmişdir deyü iddi‘â ederler}. Bu nehr-i azîmi sihrile getirdilerse de başka bir sırr-ı Hûdâ'dır. Andan bu nehir dâmen-i Gülbin'de bir buhayrecikdir. Andan Hımıs ve Hamâ ve Antakıyye'ye gelince cânib-i garba akup Antakıyye kal‘asının cânib-i kal‘asında kal‘a dîvârın döğerek kal‘a kapusuna (---) göz cisr-i azîm ile ubûr olunup Antakıyye'nin cümle bâğ u besâtinlerin reyy edüp Habîb-i Neccâr hâkine ahd [u] mîsâkı üzre yüz sürüp hemân Antakıyye altında bi-emrillâhi Te‘âlâ girü dönüp cânib-i 24a kıbleye cereyan ederek (---) sancağı hâkinde (---) nâm mahalde bahr-i Ebyaz'a munsab olur bir âb-ı hayât nehr-i zülâldir. Niçe müverrihler bu nehrin Mısır diyârından gelmesin bu gûne tahrîr eylemişler. İnşâallah mahallinde Hamâ şehrinde cereyân etdüğü dahi tahrîr olunur.
EÇS III 24a
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kümmelîn evliyâ-yı Antakıyye
EÇS III 24a
Evvelâ şeref-i ubbâd, kenz-i zühhâd, merkez-i dâ’ire-i kerâmet, kutb-ı felek-i vilâyet, kıdvetü'l-ashâb, zübdetü'l-ashâb, mahrem-i esrâr, makdem-i ebrâr, Hazret-i Habîb-i Neccâr: Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i Mesîh hazretlerine yetişmişler idi. Ba‘zı tevârîhde Hazret-i İsâ salavâtullah ve selâmihi hazretlerinin halîfelerinden re’îs-i havâriyyûn idi, derler. Niçeler nebîdir derler ammâ niçeler ihtilâf-ı rahmet edüp Lokmân ve Hızır ve İskender ve bu Habîb-i Neccâr nebî değildir, demişler.