EÇS III 26a
Memdûhât-ı musanna‘ hammâmların bildirir: Cümle (---) aded hammâmdır ammâ Arnavud Mehemmed Paşa hammâmı kadar hammâm-ı rûşenâ bir diyârda görmedim. Evvelâ diyâr-ı Kırım'da Bâğçesarây içinde Muhammed Girây hammâmın gördüm ammâ bu nev binâ olmağile cemî‘i kıbâblarında billûr ve necef ve moran câm-ı münevverler ile rûşendir kim gûyâ derûn-ı hammâma nûr doğmuşdur ve anadan doğma nûr-ı İlâhî sîm-ten ü sîmîn-beden dilberin dellâk-i bî-bâk cüvânlar kâküllerin perîşân edüp her âdemin huzûrunda hizmete dururlar. Cümle futaları elvân harîr peştemâllerdir ve silecek ve havlı makrameleri cümle pâk u pâkîze bisâtdır ve derûn-ı hammâmda cemî‘i Hanefî kurnalarının ve havz-ı Şâfi‘înin lüleleri ve cümle taşları altun yaldızlı lüleler ve taşlardır. Ve'l-hâsıl cemî‘i huddâmları hûr [u] gılmân-misâl dilberân-ı urbândır. Andan (---) hammâmı,
EÇS III 26a
Bunlardan mâ‘ada bu şehr-i azîmde yüz seksen sarây hammâmı vardır deyü ehl-i beled tefâhür kesb ederler. Hakîkat yine eyledir.
EÇS III 26a
Evsâf-ı mesîregâh-ı binâ-yı ibret-nümâ-yı dollâb-ı Muhammedî
EÇS III 26a
Mukaddemâ Antakıyye evsâfında tahrîr olunan nehr-i Âsî'yi diyâr-ı Mısır'dan sihrile getiren Yahûdî'nin yaptığı Hamâ dollâbıdır. Hazret-i Alî mezkûr sehhârı katl edüp bu Hamâ dollâbına Âsî nehr uğrayup devrân etmek ihtimâli olmayup mezkûr dollâb mu‘attal kaldı. Bu kerre mezkûr maktûl sehhârın bir veled-i nâ-pâki kalup bu dollâbı deverân etdirüp şehri reyy etmeğe ihtimâm-ı tâm edüp mümkün olup deverân etdiremeyüp âhir "Hazret-i Âdem'i seversen dön!" dedi. Aslâ dönmedi. El-hâsıl cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîleri şefî‘ dutup "Ol ulu'l-azm peygamberleri seversen dön!" dedi. Aslâ yine dollâb dönmeyüp hemân sâhib-i dollâb Yahûdî "Âhir zamân peygamberi Muhammed'i seversen dön!" deyince azametullah bir kerre dollâb "Yâ Muhammed!" deyü râyegân sadâ vererek deverân etdikde hemân dollâb sâhibi şehâdet parmağın getirüp İslâm ile müşerref olup ismine Muhammed Ensârî derler, dollâb kurbunda medfûndur.
EÇS III 26a
Bu eyle bir dollâbdır kim "Yâ Muhammed!" deyü sadâsı cânib-i erba‘asındaki çölistânda nısfu'l-leylde sekizer sâ‘at yerden "Yâ Muhammed!" sadâsı istimâ‘ olunduğundan "Dollâb-ı Muhammedî" derler. Evc-i semâya ser çekmiş bir dollâb-ı kad-keşândır. Orta milinden tâ zirve-i a‘lâsına varınca kırk zirâ‘-ı mi‘mârîdir. Kırk zirâ‘ dahi aşağı olup cümle seksen arşın âlî bir dollâb-ı bâlâdır. Cümle ahşâbâtları Ba‘albek dağlarından gelir çam drahtlarıdır. Bu haşeblerde yüzer yüzellişer vakıyye gelir mismârları vardır ve dollâbın cânib-i edvârında niçe bin su kovaları vardır. Kulle üzre mâ’-i sâfî rîzân olup andan su kemerleri ile şehrin cemî‘i câmi‘ ve tekyelerine ve sarây-ı âlîlere gidüp saky eder bir evkâf-ı azîmdir kim (---) mu‘âf [u] müsellem tüccârları ve kırk elli hüddâmları vardır ammâ yanına varup seyr [u] temâşâ eden kimesnelerin kulağı sadâ-yı dollâbdan asamm olur.
EÇS III 26a
Temâşâ-yı garîb budur kim şehrin âvâre sıbyânları bu dollâba sarılup deverân ederek bâlâya çıkup andan aşağı Âsî nehre kendüleri pertâb ederler, aceb temâşâdır.
EÇS III 26a
Bu dollâbdan mâ‘ada nehr-i Âsî'nin tarafeyninde üç bin aded hadîka-i ravza-i rıdvân misilli bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn ve gül [ü] gülistân bâğ-ı cinânlar vardır. Her birinde birer ve ikişer küçük dollâbları ile mezkûr İremler reyy olur bir şehr-i gülistândır. Ammâ Muhammedî dollâbından büyüğü yokdur kim Arab u Acem seyyâhları efvâhında meşhûr-ı âfâkdır,
EÇS III 26b
Evvelâ şehr-i Hamâ hâricinde el-Müvellâ Hâmid Çelebi eş-Şehîr be-Taşköprîzâde: Arz-ı Kudüs'den gelirken yine arz-ı mukaddes olan Hamâ'da Hâmid-i merhûm oldu.
EÇS III 26b
Ve el-Molla İbrâhîm Âzerî Çelebi: Mu‘allimzâde Efendi'nin körpe cân kuzusu Âzerî'dir. Hamâ'da hummâ-yı muhrıkdan merhûm olup tarîk-i Geylâniyân şeyhleri civârında Hâmid Çelebi ile bir yerde medfûnlardır. Mevtine târîhdir.
EÇS III 26b
Bu ziyâretlerden sonra tuğlar gidüp Hamâ'dan cânib-i kıbleye çöl-i çölistân içre sâ‘atde
EÇS III 26b
Menzil-i Cisr-i Râstân: Nehr-i Âsî üzre bir cisr-i azîmdir kim Arz-ı Mukaddes'de cereyân eden iki nehr üzre böyle cisr yokdur. Arz-ı Mukaddes'de cereyân eden nehr-i âzîmin biri nehr-i Furât'dır kim Malâtiyye hudûdundan tâ bahr-i Ummân'a bu nehr-i Furât rîzân olunca bu nehrin cânib-i kıblesi ve cenûbu ve garbı tâ Arz-ı Hâsân ve Askalân ve Remle ve Yafa ve Akka ve Sayda ve Berat ve Şâm Tarablus ve Tartûs-ı Tarsûs'a varınca arz-ı mukaddesdir. Andan Ramazânoğlu yaylası hudûd olup tâ Mar‘aş ve Malâtiyye'ye ve sâhil-i nehr-i Murâd'a varınca arz-ı mukaddesdir. Cemî‘i müfessirînin kavl-i sahîhi üzre Arz-ı Mukaddes oldur kim Cenâb-ı Bârî rûz-ı mahşerde İsrâfîl Sûr'una nefh urup cemî‘i mevtâ ihyâ oldukda bu Arz-ı Mukaddesi Kâdir-i Lem-yezel ol kadar vâsi‘ ede kim cemî‘i ins ü cân u cin u tuyûr ve {cümle mahlûk-ı Hudâ'nın} sü’âli Kuds-i Şerîf olup cümle mahlûk bu Arz-ı Mukaddes'de cem‘ ola. Anınçün Arz-ı Mukaddes derler. Rivâyet-i uhrâda Hazret-i Dâvûd-ı Nebî aleyhisselâm ile bir tâbût bile giderdi. Ol tâbût kangı şehre ve kangı hudûda vardı ise ol mahalle arz-ı mukaddes dediler. Bu tâbût hikâyesi Kur’ân-ı Azîm ile müsbetdir. Âyet, sûre-i Bakara
EÇS III 26b
âyeti delîldir, ammâ bu tâbût Antakıyye ve Kefirnâhûn ya‘ni Sıfet'e ve şehr-i Mısır'a dâhil olmadığından cümle müfessirîn ve muhaddisîn [ü] müverrihîn bu üç şehr bi'l-ittifâk arz-ı mukaddes değildir, demişler ve bir rivâyetde peygamberler medfûn olduğu yerlere arz-ı mukaddes demişler. Ammâ bu Arz-ı Mukaddes'de Ba‘albek ovasında nehr-i Tenûr ve nehr-i Zâbûl ve nehrü'l-Kelb ve nehr-i Zağzağa ve niçe nehirler vardır ammâ Furât ve Âsî'den gayrî Arz-ı Mukaddes içre cereyân eden nehr-i azîm yokdur. Ammâ nehr-i Furât üzre Arz-ı Mukaddes'e dâhil oldukdan sonra aslâ cisr yokdur. Zîrâ deryâ-misâl sudur, cisr dutmak ihtimâli yokdur. Malâtiyye ve Birecik ve Ca‘ber kal‘aları önünde gemilerle ubûr olunup Birecik'den tâ Bağdâd ve Kurna'ya varınca cemî‘i tüccâr metâ‘ların keleklerle ve gemilerle Bağdâd ve Basra'ya götürürler. Nehr-i amîk sudur ammâ bu nehr-i Âsî kantara kabûl eder. Bir cisri Antakıyye'de ve bir köprüsü bu mezkûr Râstân cisridir kim Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd ve Şâm Halîfesi Nûreddînü'ş-Şehîd ve niçe mülûkler ta‘mîr ü termîm etmişdir. Zîrâ memerr-i nâs ve râh-ı Mısr u Şâm ve Haleb'dir. Bu cisrin Hımıs hâki tarafı kenarında bir bayır üzre Hımıs hudûdunda yüz hâneli bir Arab beledi vardır. Andan ziyâretgâh-ı pîr-i erbâb-ı zevk, şeyh-i ashâb-ı şevk, hâris-i akl u şer‘, ârif-i asl [u] fer‘, şeyh-i esrâr-ı İlâhî, mücâhid-i envâr-ı nâ-metünâhî, eş-Şeyh Bâyezîd-i Bistâmî kuddise sırruhu, ol karye içre bir câmi‘-i azîm ve bir tekye-i kadîm içre münevver bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Tarîk-i (---) (---) ulu sultândır. Yüzden mütecâviz fukarâ-yı bi-etallahları vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cemî‘i Arab u Urbân ve Türkmân ve Ervâm ve ecnâs-ı mahlûkât bu sultâna mu‘tekidlerdir kim ziyâretgâh-ı hâs u âmdır.
EÇS III 26b
Menâkıb-ı müfîd-i Hazret-i Bâyezîd : Bir leyle-i Kadrde şeyh hazretleri Bağdâd-ı Behîşt-âbâd'ın Kuşlar Kal‘ası nâm mahalde hânesinden taşra çıkınca görse kim Arş-ı azîmin rahmet kapusu açılmış. "Subhânu'l-Hallâku'l-Bâkî" deyüp âlem-i hayretde iken hâtiften bir nidâ gelir kim, "Yâ Bâyezîd! Benim böyle yetmiş bin rahmetim kapusu vardır" sadâsın Bâzeyîd istimâ edince "Hû" deyüp Bağdâd çölü içre çarh-ı semâ urarak mugaylân ve rimâl ve seng-i hârâlara ayakların urarak aslâ mübârek pây-ı şerîflerinde et ve tırnak kalmayup kuru incik kemiğiyle bu mahalle gelüp Âl-i (---) asrında merhûm olup defn ederler. Kuddise sırruhu. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 26b–27a
Bu mahalde Şâm'ın çavuşlar kethüdâsı ve çavuşlar emîni ve Şâm yeniçeri muhzır ağası ve niçe erbâb-ı dîvân hedâyâlarıyla dîvân hizmetine geldiler. 27a Andan çöl [ü] çölistân içre cânib-i kıbleye 6 sâ‘atde,
EÇS III 27a
İbtidâ bânîsi ma‘lûmum değildir ammâ sene (---) târîhinde kayser-i Rûm binâsıdır. Ba‘dehû Hazret-i Ömer hilâfetinde bunu dahi Ubeyde ibn Cerrâh emân ile feth edüp yine küffâr istîlâ edüp ba‘dehû feth-i sânîsi Hazret-i Hâlid ibn Velîd'indir. Ba‘dehû Mısır halîfelerinden Sultân Gavrî destinde iken sene 922 târîhinde ahâlî-i kal‘a debdebe-i Âl-i Osmân'ı görüp Hazret-i Osmân'ın hatt-ı şerîfiyle Kelâm-ı İzzet'i ve miftâh-ı kal‘a[yı] Selîm Şâh-ı Evvel'e teslîm edüp cemî‘i tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf u müsellem oldular. {Sene 799 târîhinde Timur-ı bî-nûr dahi Şâm'ı harâb etmeğe gelirken bu Hımıs şehrin Hazret-i Osmân Kelâm-ı İzzet'i sebebiyle afv edüp harâb etmemişdi. Ba‘dehû Selîm Hân tahrîrinde bu Hımıs şehri İhtimânoğluna sancak tahrîr olunup Tarablus Şâm eyâletinde hâlâ sancak beği tahtıdır. Hâs-ı hümâyûnu 220.290 akçedir. Erbâb-ı ze‘âmeti 5 ve erbâb-ı timarı 169. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Beğinin askeriyle ve cümle erbâb-ı timarın cebelü askeriyle iki bin asker olup sefer eşerler ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Lâkin çölistânda olmağıla nevâhîlerin Urbân-ı Arabân harâb etmişdir. Sipâh kethüdâyeri yokdur. Lâkin Şâm yeniçerisi serdârı vardır ve mezâhib-i erba‘adan şeyhülislâmları ve nakîbü'l-eşrâfı vardır. Muhtesibi ve şehir nâîbi vardır.
EÇS III 27a
Eşkâl-i kal‘a-i Hımıs : Nehr-i Âsî'den kâmil beşbin adım cânib-i şarka ba‘îd bir çölde bir amelî yığma püşte üzre seng-trâş ile mebnî bir kal‘a-i savaş-ı perhâşdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cânib-i garba mekşûf bir bâb-ı meftûhu var, demir kanatları vardır. Cânib-i erba‘asında handakı yokdur. Vech-i dîvârında münakkaş taşlar ile derûn-ı hisârda cümle (---) aded hâk-i amber-i pâk ile mestûr hânelerdir. Kal‘a dizdârı ve neferâtları vardır. Kifâyet mikdârı topları vardır. Paşa bu şehre dâhil olunca acâyip top şâdımânları etdiler. Hayli yüksek kal‘a-i bâlâdır. Bu Arabistân'da böyle amelî yığma depe üzre bu Hımıs ve Hamâ ve Haleb kal‘asıdır (---) (---). Ammâ aşağı varoşda cümle (---) aded hâne-i zîbâlardır. Bâğ u bâğçeleri yokdur. Câ-be-câ hadîkaları nehr-i Âsî kenarındadır ve bu şehre selef hulefâları nehr-i Âsî'den bir ark kesüp Horâsânî kârgîr binâ ile âb-ı sâfı şehre gelüp reyy eder. Gerçi suyu Âsî'den gelir ammâ gûyâ hammâm suyu gibi germâ olur ve aşağı varoşu etrâfında rıbât olmamağla Urbândan gâyet havf ederler. Ve cümle (---) mihrâbdır. Evvelâ yukaru iç kal‘ada câmi‘-i Sultân (---) ol kadar vâsi‘ câmi‘ değildir Ammâ nazargâh-ı kadîm olmağıla rûhâniyyet vardır ve Hazret-i Osmân'ın kûfî hatt ile Kelâm-ı İzzet'i bu câmi‘dedir kim Hazret-i Osmân Medîne-i Münevvere'de bu Kelâ[m]-ı İzzet'de tilâvet-i Kur’ân ederken yevm-i Ramazân'da şehîd edüp bu Kelâm-ı İzzet'de sûre-i (---) Arapça âyet-i şerîfi üzre hâlâ kan bulaşmış âsârı vardır. Ve câmi‘-i
EÇS III 27a
Mâ‘ada (---) aded ma‘bedhâne-i kadîm mesâcidlerdir. Evvelâ mescid-i Bey‘a ve mescîd-i
EÇS III 27a
Ve iki medrese ve bir dârü'l-hadîs ve bir dârü'l-kurrâ ve yedi mekteb-i sıbyânı var. Bunların cümle evkâfları ol kadar kavî ve imâr değildir ve üç aded tekyesi var. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 27a
Ve üç hânı var ve bir hammâmı var, suyu Âsî nehrinden dollâb ile cereyân eder bir hammâm-ı müfîd ü muhtasardır, ba‘de'z-zuhr nisvân-ı sâhib-isyânlar girer. Ve (---) mikdârı dekâkinleri var ammâ her şey bulunur. Lâkin bezzâzistânı yokdur.
EÇS III 27a
Âb [u] hevâsı çölde olmağıla gâyet şiddet-i hâr üzre olup ba‘zı zamân sam yeli eser. Mahbûb u mahbûbesi memdûh değildir. Lâkin sulehâ-yı ümmetden mazanne-i kirâme âdemleri vardır.
EÇS III 27a–27b
Sanâyi‘âtının memdûhâtı : Beyâz havli pembe makramesi ve peşkîr ve çârşefleri ve siyâh poşuları ve siyâh izârları ve alaca makrameleri meşhûrdur. 27b
EÇS III 27b
Evsâf-ı külliyât-ı şehr-i Hımıs: Ve cümle hallu bülh ya‘nî Oğuz tâ’ifedir. Kizb ü bühtân [ve] gıybet ü mesâvî [vü] isyân bilmezler,
EÇS III 27b
Evsâf-ı ibret-nümâ-yı mutalsamat-ı kal‘a-i Hımıs: Hâlâ zemân-ı kadîm keheneleri ve hukemâları bu şehr-i kadîm içre ka‘r-ı zemînde yılan ve akreb ve çıyan ve'l-hâsıl mesmûm hayvânâtlar içün tılsımâtlar edüp defnetmişler. İlâ hâze'l-ân ol mutalsamâtların te’sîriyle ol makûle yılan ve akreb ve çıyan olmaz. Olursa da benî Âdem'e nîş ursa mü’essir değildir.
EÇS III 27b
Hâssa-i türâb-ı Hımıs: Hımıs hâkinden bir kişi her kankı diyâra götürse yılan ve akreb ve çıyan sokduğu cerâhat üzre ol hâki bağlasalar bi-emrillâh def‘ olur.
EÇS III 27b
Hâssa-i dîğer: Dâhil-i Hımıs'da bir bi’r-i mâ vardır. Bir kimse ol kuyu suyuyla pîrâhenin gasl edüp geyerse ol âdemi aslâ akreb sokmaz. Meğer ol gömleği gayri su ile gasl ederse hükmü bâtıl olup akreb soksa ol zemân te’sîr eder. Meşhûr-ı âfâk kuyudur. Ahâlî-i vilâyetden istimâ‘ etdim, Hımıs'ın cânib-i Bey‘a'da bir mescid vardır. Kapusu üzre bir mutalsam garîb u acîbü'l-heykel bir tasvîr vardır. Nısf-ı a‘lâsı sûret-i insândır ve nısfından aşağısı akreb şekilli mermer-i hâm timsâldir. Bir âdem ol sûret üzre bir pâre hamur yapışdırsa ol hamur ol tılsım sûretine müşâbih olup ol hamur kuruduktan sonra ol hamurun sehelce pâresin âteşe bırağup akreb sokan kimesneye dütsi etseler ol zahmdâr âdem ol hamîrin râyihasın şemmetse bi-emri Hüdâ akrebin zahm urduğu yerün vec‘i teskîn olup bi-emrillah şifâ bulur. Bu hamîrden hakîre Dizdâr Ağa elli dirhem mikdârı ihsân edüp hıfz etdim. Hikmet-i Hüdâ diyâr-ı Acem'de Rûmiyye şehrinde bir memlûküm akreb sokup mezkûr hamîrden âteşe yakup gulâmım buhûrlayup derhâl vec‘inden halâs bulup zahm-ı akreb yerinden sarı sular cereyân edüp gulâmım halâs oldu. (---) (---)
EÇS III 27b
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı ashâb-ı güzînrıdvânullahi Te‘âlâ aleyhim ecma‘în
EÇS III 27b
Evvelâ Hazret-i İkrime ibn Ebû Cehil ve Sâbir ibn Cürhüm min Benî Cürüm ve Arem Kabile b. Atfân ve Eddes b. Ukayli'ş-Şems ve Mercân ibn Âmir ve Sâlim ibn Buhayra kabîle-i Ensâr'dandır ve Hâşim b. Benî Neccâr ve Buhayr b. Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî Abdullah ibn Neccâr ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘ammer b. el-Kaysu'l-Mahzûmî ve Hassân ibn Ganemi'l-Mahzûmî ve Cem‘ ibn Harbu'l-Yetîmî kuddise sırruhu'l-azîz ve Talha ibn Abdullah ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn Fehmu'l-Temerrî ve Gallâd ibn Eslemü'l-Hayfî ve Mu‘ammer ibnü'ş-Şeybânî ve Müslîm b. Haffâfü'ş-Şeybânî ve el-Minfâl ibn Âmiri's-Selmî ve Câbir ibn Huveylîdü'r-Rem‘iyyü'l-Ensârî Âl-i Emeviyyûndan Hazret-i Ömer ibn Abdüzazîz ibn Mervân'ın vâlideleri Hafza binti Âsım b. Ömerü'l-Fârûk'dur Abdülazîz b. Mervân Mısır hâkimiyken bu Ömer b. Abdülazîz Mısır'da Halvân nâm bir büleydede müştak olup aşkıyâ-yı Ümeyye sebb-i Âlî ederlerken bu Abdülazîz minberde sebb yerine Arapça âyetin tilâvet etdirdi. Âhir hicret-i Nebeviyye'nin sene 110 Recebinde müddet-i ömrü sene 39 olup merhûm oldukda bu Hımıs şehri hâricinde Sem‘ân nâm karyede medfûndur. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
EÇS III 27b
İç hisârda ziyâret-i Hazret-i Osmân mushafı: Hımıs şehrinde matar-ı rahmet yağmasa Hazret-i Osmân'ın mushaf-ı şerîfin câmi‘den taşra çıkarsalar bi-emrillah hemân ol ân bârân-ı rahmet nâzil olur, aceb sırr-ı Hüdâdır.
EÇS III 27b–28a
Ziyâret-i sâhib-i âfitâbe-i nihânî, şems [u] kamer-i zindegânî, müsâfir u hâzır u gâ’ib, pîşvâ-yı peyk-i Resûl-i nâ’ib, mahrem-i esrâr, makdem-i ebrâr, mücâhid-i ebvâr, âdem-i tayyâr Hazret-i peyk-i Resûl Amr-ı Ayyâr: İsm-i şerîfleri (---) (---) Hazret-i Risâlet-penâhın peyki ve musâhibi idi. Hâzır cevâb ve nüktedân ve nükteşinâs olduğundan Amr-i Ümeyyetü't-Damîrî derler idi. 28a Hazret-i Resûl-i İzzet ile cümle gazâlarda ve serdâr-ı mu‘azzamlar ile sefer-i seriyyelerde bulunup âhir Hazret-i Resûl'den sonra terk-i dünyâ edüp deydevî vü dehdevîsin kemerine bend kılup âfitâbesin ser-i sa‘âdetine giyüp niçe zamân cihânbân-ı seyyâh-ı âlem olup geşt [ü] güzâr ederek bu Hımıs şehrine geldikde görse iki kişi bir mezâr kazmışlar. "Acabâ uzun mu, kısa mı" deyü mücâdele ederler. Amr eydür: "Merhûm olan âdem biz kadar var mıdır" der, "Vardır" derler. Hemân Amr sıçrayup kabr içine girüp "Bismillah" deyü yatınca meğer mezâr kazanın biri Hazret-i Azrâ’îl imiş. Amr'ın girîbânın değşirüp şehâdet-i kelime etdirüp kabz-ı rûh edüp anda defn ederler. Şehrin içinde bir âsitâne-i azîmde medfûndur. Cemî‘i âyende vü revende dervîşân-ı seyyâhânın sapan-ı Dâvûdîleri ve asâ-yı Mûsâları ve cimcime-i İsâları ve nabût-ı Mûsâları ve âftâbe-i Veysü'l-Karanîleri ve keşkülleri ve pâlheng ve cürezân ve harazân ve ummân-ı kirâmeleri ve tennûre ve dağarcıkları ve gûnâ-gûn tarîklerin külâhları ve zîl-bem ve kantura ve deydevî ve dehdehî ve cığcığa ve teber-i müslimîn ve nefîr-i Horasanî ve niçe def ve kudûmleri ile ve niçe bunun emsâli cihâz-ı fakr-ı fukarâlar ile bu âsitâne-i Hazret-i Baba Amr müzeyyen olup şeb [u] rûz âyende vü revendeye ni‘meti mebzûl bir ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır, kuddise sırruhu'l-azîz.
EÇS III 28a
Cemî‘i şâtır ve peyklerin pîridir kim Hazret-i Risâletpenâh huzûrunda Hazret-i Alî Amr-ı Ümeyye-i Damîrî'nin kemerin bağlayup peykleri pîr oldu.
EÇS III 28a
Ve ziyâret-i el-Melikü'l-eşref Muzaffereddîn Mûsâ b. el-Melikü'l-Mensûr İbrâhîm: Pederi yerine hâkim-i Hımıs olup sene 662 târîhinde bu Hımıs'da medfûndur.
EÇS III 28a
Bu ziyâretgâhları edüp yine cânib-i kıbleye 6 sâ‘atde,
EÇS III 28a
Menzil-i hân-ı İkikapulu: Şâm hâkinde (--) hâkimdir. Kal‘a-misâl bir çöl [ü] çölistân içre bir hân-ı azîmdir kim on bin at alır. Cümle âyende vü revende ve devendegân bir kapusundan girüp bir kapusundan çıkduğiyçün iki kapulu derler, hemân kal‘adır, ammâ neferâtı içinde hâkimidir. Urbân aşkıyâsı yatağı yerdir. Aceb yerinde hayrât-ı azîmdir. Bânîsi (---) rahmetullahi aleyh.
EÇS III 28a
Menzil-i karye-i Nebik: Şâm hâkinde bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayâtlı (---) evkâfı ma‘mûr karyedir. Bir câmi‘i var ammâ bir sâhibü'l-hayr bir hân-ı azîm binâ etse dahi ziyâde imâr olurdu. Âb [u] hevâsı gâyet latîf yerdir. Andan 6 sâ‘atde.