EÇS III 29b
Bu lisân-ı Arabî bahr-i bî-pâyândır; bunun gavvâs-ı me‘ânîsi olan bilir. Ancak bu hakîr bu lisânda dahi müsevvedâtımız içre bulunsun deyü tahrîr olundu. Ve's-selâm.
EÇS III 29b
Hikmet-i Hüdâ, Şâm-ı cennet-meşâmda Murtezâ Paşa efendimizle şeb [u] rûz Hüseyin-i Baykara fasılları edüp sohbet-i hâs ederken Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından paşanın ulağı gelüp Mevlevî vezîria‘zamı ma‘zûl edüp Malkara'ya nefy edüp Kara Murâd Paşa vezîria‘zam olduğu haberin getirince Paşa gâyet müte’ellim oldu. Zîrâ Koca Mevlevî Mehemmed Paşa çerâğı olup harem-i hâsdan doğru Koca Vezîr sarâyına çıkup anın müsâfiri ve nazar-kerdesi idi. Ol gice Paşa ile sohbet ederken Paşa efendimiz eydür "Bir hazînedârı çağırın" dedikde hazînedâr gelüp "Var Evliyâ Çelebi'ye üç yüz altun ve bir semmûr paçası serhaddî ve üç gulâmına üç kat esbâb kürkleriyle ve gulâmlarına ellişer gurûş [ver]" deyüp fi'l-hâl hazînedâr üç yüz altunu hakîre verüp paşa eydür: "Birâderim Evliyâ'm! Allah âsân getire. Der-i devlete yolcusun!" dedikde aklım başımdan gidüp ne çâre "el-Emrü emrüküm" deyüp ol gice Murtezâ Efendi cümle mektûbları yazup ale's-sabâh cümle yârânlar ile vedâlaşup üç gulâmımla,
EÇS III 29b
Şâm-ı cennet-meşâmdan ulaklığile Astâne-i Sa‘âdete gitdiğimiz menâzilleri beyân eder
EÇS III 29b
Evvelâ menzil-i İkikapulu; Şâm'dan 9 sâ‘atdir. (---) Sâ‘atde menzil-i Hımıs. Andan 12 sâ‘atde menzil-i Hamâ. Bunda menzil bârgiri ve menzilci alup aslâ ârâm etmeyüp (---) sâ‘atde Şecer'i ve Mıdığ'ı ve Cisr-i Şu‘ûr'u ve Danbıkıyye'i geçüp ol gün ol gicede menzil-i Antakıyye andan Belen'i ve İskenderûn'u ve Payas'ı ve Kurdkulağı'na ve Misis'i (---) sâ‘atde geçüp, menzil-i Adana, andan Çakıt'ı ve Sultânhânı'nı ve Ramazânoğlu yaylasın aşup (---) sâ‘atde menzil-i Ulukışla, andan kasaba-i Ereğli ve Karapınar ve İsmîl'i geçüp (---) sâ‘atde menzil-i Konya, andan Lâdik ve kasaba-i Ilgın'ı geçüp (---) sâ‘atde menzil-i Akşehir, andan Bolvadin'i ve Babid'i ve Husrev Paşa hânını ve Seydî Gâzî'yi geçüp (---) sâ‘atde menzil-i Eskişehir, andan kasaba-i Sögüd'ü ve kasaba-i Lefke[yi] geçüp (---) sâ‘atde menzil-i kal‘a-i İznik, andan Yalakâbâd deresinde Kırkgeçit nâm mel‘ûn mahûf u muhâtaralı yerde Kırkgeçid'i kırk elli kerre geçüp cân-ı azîzden bî-zâr olup derbendi geçüp Hersek'de menzil bârgîrleri değiştirüp andan Dil'i geçüp nısfu'l-leylde (---) cümle sâ‘atde menzil-i Üsküdar'a deryâ-misâl asker içre güç ile gelüp paşanın kapu kethüdâsı Kuşçu Mahmûd Ağa ile Sadrıa‘zâm Murâd Paşa'yı Üsküdar'da otağında bulup hakîr dest-bûs edüp mektûbları verdikde "şâm'dan çıkalı kaç gündür?" dedi. "Çıkdığım gün ile bugünkü gün on gündür" dedim. "Paşa nişler?" "Du‘â-yı hayrınızdadır" dedim. Bu hakîrin hâl-i hakîrin su’âl edüp mektûblardan hazz edüp "Biz anı bir azîm işe koşsak gerek. Hemân er olsun, baş yarsın, Pâdişâha mâl tahsîl eylesin. Hele şu gâilemizi def‘ edelim" deyü hakîre bir hil‘at-i fâhire giydirüp "Kapu kethüdâsı! Evliyâ'yı bir hoşça gözet!" deyüp yine zemîn bûs eder şekilli iltiyâm edüp Mahmûd Ağa'nın haymesinde sâkin olduk.
EÇS III 29b
{Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân askeriyle Gürcî Nebî Üsküdar cengin beyân [eder]}
EÇS III 29b–30a
Meğer cümle Âl-i Osmân askeri Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı (---) nâm Celâlîler üzre sefere çıkmışlar ammâ mezkûr Celâlîler Âl-i Osmân askeri üzre yüz bin Celâliyle Üsküdar'a gelmek üzre iken Üsküdar şehrinin etrâfına bâğlar kenarına 30a handaklar kazmışlar.
EÇS III 30a
Ammâ zuhûrât-ı İlâhiyye beyân: Ol gün kim Kara Murâd Paşa vezîria‘zam olup Mevlevî Koca Vezîr Mehemmed Paşa'yı Malkara'ya nefy edüp anda şehîd etdikleri günlerin bir leyle-i mübârekesinde Kâsımpaşa Mevlevîhânesi Şeyhi Çelebi Halîl Efendi bir vâkı‘a görüp Murâd Paşa'nın tezkirecisi Karagöz (---) Efendi'ye söylerler. Anlar dahi Kara Murâd Paşa'ya deyüp fi'l-hâl Şeyh Halîl Efendi'yi Murâd Paşa huzûruna da‘vet edüp menâmında gördüğü rü’yâsın takrîr eder.
EÇS III 30a
Ve mü’essirât-ı rü’yâ-yı sâliha: Şeyh Çelebi âlem-i menâmında görür kim "Üsküdar'daki namâzgâha niçe kerre yüz bin ümmet-i Mehemmed cem‘ olup def‘-i belâ içün du‘â-yı istiskâya hâzır olup Üsküdarî Mahmûd Efendi va‘z [u] nasîhate çıkmış derler. Mahmûd Efendi buyururlar kim; 'Üsküdar arz-ı mukaddese hâkinden olup bizim himâyemizle olmağıla Gürcî Nebî nâm Celâlînin Murâd Paşa elinde münhedim olmasın ricâ etdim. İnşâallahu Te‘âlâ bin elli dokuzunun mâh-ı (---) linde yevm-i (---) de ve (---) sâ‘atde vakt-i zuhrda Gürcî Nebî münhedim olup guzât-ı müslimîn niçe mâl-ı ganâyimle muğtenim olup niçe bin ümmet-i Muhammed deryâya gark olmadan ve benim himâyemde olan Üsküdar'ın ihrâk bi'n-nâr olmadan halâs olmasın ricâ edüp hamd-i Hüdâ ricâmız hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup Murâd Paşa (---) kadar sadrıa‘zam olup selâmetle Budin'e vâlî olup kapudan olup yine sadrıa‘zam olup ba‘dehû Arabistân'da Hamâ şehrinde müte’ehhil olup hânedân sâhibi olmasın ricâ eyledik. Şimdiki hâlde bu istiskâ va‘zına nûr-ı didem cân-ı azîzim Abdülgafûr Çelebim kürsiye çıkup va‘z u nasîhat etsün' buyurduklarında Gafûrî Efendi Üsküdar minberine çıkup du‘â edüp semâdan bârân-ı rahmet nâzil olup Üsküdar ve İslâmbol üzre zulümât-ı nühûset ref‘ olup âlem münevver oldu" deyü bu vâkı‘ayı Şeyh Halîl Efendi bu uslûb üzre Murâd Paşa'ya nakledince Murâd Paşa eydür "Vallahi Efendi, geçen gice ben dahi vâkı‘amda bu İslâmbol'da ehlimi talâk-ı selâs ile mutallaka edüp Hamâ şehrinde te’ehhül edüp kubbeli sarâylar ve câmi‘ler binâ etdirmişim. İnşâallah hayr ola" deyüp Halîl Efendi'ye vâfir ihsân [u] in‘âmlar edüp Halîl Efendi'nin hayr du‘âsın alır. Ba‘dehû bu vâkı‘adan ne zuhûrât-ı İlâhiyye âşikâre ola derken Gürcî Nebî'nin isyân [u] tuğyânı zâhir oldu.
EÇS III 30a
Der-beyân-ı sebeb-i isyân-ı Celâlî Gürcî Nebî ma‘a Harâmî Katırcıoğlu ma‘a tevâbi‘ât
EÇS III 30a–30b
Mezkûr Gürcî Nebî harem-i hâsda neşv [u] nemâ bulup erbâb-ı hizmetden mün’im, mâldar, vaka‘ [u] vakâr sâhibi nâmdâr yarar âdem idi. Ekseriyyâ (---) mutasarrıf olurdu. Vezîria‘zam Murâd Paşa Sultân İbrâhîm Hân kanlısı ve Koca Mevlevî vezîr kâtili olması cihetiyle Gürcî Nebî Murâd Paşa'ya dilgîr olup Anadolu eyâletleri haşerâtlarına bezl-i mâl eyleyüp başına yigirmi bin asker-i mülevves-i telvîs ve telbîs ve refîk-i iblîs-i habîs-i vâcibü'l-izâle gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkât hezeleyi başına cem‘ edüp cibilliyetinde merkûz olan hıyânet ü habâset-i mel‘anet-i ezeliyyesi isyân u tuğyân cânibine meyl etdirüp nân u nemek-i Âl-i Osmân'ı ferâmûş eyleyüp âkibet-i serencâmı neye müncer olacağın fikr etmeyüp Devlet-i Aliyye'den rû-gerdân olup bir alay ipsiz ve sapsız, zabt [u] rabtsız, haşerât [u] cemâpûrı ser-i bî-devletine cem‘ edüp taht-ı Âl-i Osmân olan belde-i Tayyibe, ya‘nî mahmiyye-i Kostantiniyye haşerât-ı sekbân ve sarıca destinde berbâd edüp ahâlî-i İslâmbol'u İbrâhîm Hân hûniyçün zâr [u] zebûn ve hâllerin perîşân [u] diyergûn etmeğe ta‘ahhüd edüp seksen bin askerine yetmiş bin va‘de-i hulf-ı dürûğ ile boğazı tokluğuna aç u zâc ve muhtâc u ihtiyâc boğazı ipli kavmi başına cem‘ edüp ve niçe ma‘zûl beğlerbeğiler ve mültezimler ve bir tavuk içün kırk eve konar mukleciyânlar kendüye hem-dem ü hem-celîs-i bî-bâk u bî-pervâ Anadolu hâkinden cünd-i cünûb-i mühmelesiyle bir baş Üsküdar'a gelmeğe yemîn-billah ve kasem-tallah edüp gelmede, beri Devlet-i Aliyye tarafında hâs u âm ve bây [u] gedâ meşveret edüp Hazret-i Resûlullah'ın Alem-i şerîfin Üsküdar'a çıkarup "Her kim pâdişâhın birden bine; binden yüz bine varınca nân u nemekin yerse Âlem-i Resûlullah dibine gelsin" deyince el-azametullah hakîr Üsküdar'a vardıkda dağ u taş ve deşt [u] hâmûn ve bâğ u bâğçeler âdem deryâsı olup mevc urur. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp "Şâm-ı şerîfden ulaklığile bu cem‘iyyet-i kübrâyı görmeğe gelüp yine fânî cihânın nakşından gûnâ-gûn hisse almağa gelmişiz" deyüp seyr [ü] temâşâya mukayyed 30b olduk. İbtidâ alay-ı azîm ile Hazret-i Risâlet-penâh'ın Alem-i şerîfiyle Sadrıa‘zâm Murâd Paşa niçe yüz bin asâkir-i İslâmı ile niçe bin kayıklar ve sandal ve çekelve donanma-yı hümâyûn keştîler ile Üsküdar sahrâsına geçüp serâperdesinde karâr-dâde olup Âsitâne-i sa‘âdet'de mevcûd bulunan yetmiş altı oda yeniçeri neferâtları ve korucuları ve dânişmendleri ve mütekâ‘idînleri ve cümle kul oğlu kul ve cümle acemiyân ile cümle kırk dörd bin yeniçeri askeri Üsküdar'a geçüp kat-ender-kat saf saf olup haymelerin kurup bağlar kenarında meterise girdiler. Andan on sekiz asâkir-i topcıyân-ı dergâh-ı âlî iki yüz pâre şâhî topları ve kırk pâre balyemez ve kolomborna topları yeniçeri meterisleri önüne zeyn edüp kûşe kûşe üç bin topcu askeri hizmetde olup cümle topları levâzımât [u] mühimmâtlarıyla âmâde etdiler.
EÇS III 30b
Andan otuz oda dergâh-ı âlî cebeciyânı toplar hizmetine ve guzât-ı müslimîne cebe vü cevşen ve gayri mühimmât verme hizmetine üç bin cebeci hâzır-bâş oldular. Bu cümle asâkir-i nusret-me’serin ensesinde sadrıa‘zam hazretleri on bin güzîde pür-silâh kapusu kuluyla yeniçeriler ve topçular ve cebecilere kafadâr olup yemîn ü yesârında zü'l-cenâheyn-vâr altı bölük sipâh-ı kerrâr asker cebe ve cevşene ve tuğulka ve gayri âlât-ı silâha müstağrak olup kat-ender-kat rikâb rikâba, tîrkeş tîrkeşe at başı beraber tîrkeşüp ellerinde on yedişer boğum Bağdâd ve Basra'nın kargı sırıkları ve bellerinde şemşîr-i Ma‘arravîleri ve zebânlarında "Yâ Gâliben gayrı mağlûb!" zikrin ederek düşman üzre giderek meydân-ı ma‘rekeye varup hayme ü hargâhları önünde cünd-i müslimînin sırıkları yamanlarının şa‘şa‘asından benî Âdem'in gözleri hırelenüp her kantar mızrak ve cıda ve sinânın ucunda ve yalmân-ı nîzede olan nakş-ı bukelamun bayrak ve filandıra ve sancaklar rûy-ı zemîn bezeyüp sahrâ-yı Üsküdar bir fezâ-yı lâlezâr olup yüz elli yerde ceng tablına tarralar urulup zemîn u âsumân gür gür gürleyüp azamet-i Hüdâ haşr [u] neşr gününden bir nişân oldu. Ol gün yine yetmiş aded tuğ ve tabl [u] alem sâhibi ve sâir yedi kubbe vezîrleri cümle kapu kullarıyla alayların gösterüp sâ’ir ma‘zûl mîr-i mîrân ve gayri ümerâ-yı Arabistân irtifâ‘-ı kadr bulmalariyçün var kuvveti bâzûya getirüp livâları altında cümle müretteb ve mükemmel ve müselleh ve müzeyyen askeriyle kânûn-ı kadîmîye ri‘âyet edüp tarz [u] tavr-ı Âl-i Osmâniyân üzre olup âheste âheste alayları ile güzer edüp ta‘yîn olundukları yerde meks edüp bâğî vü dâğı ve dağî vü zâğî olan Celâlî askerine mukâvemete âmâde olunup her bir vüzerâ ve mîr-i mîrânlara kol kol karavullar fermân olunup sahrâ-yı Üsküdar'da cümle yeniçeriyân-ı dergâh-ı âlî yetmiş yerden meterîse girüp kûşe kûşe şâhî ve kolomborone toplar ve darbzen ve balyemez topları kirpi gibi kol kol yerleşdirüp cümle topları zencîr ve saçma ile saklayup âmâde edüp Çamlıca ve Bulgurlu ve Kayışpınarı ve Âl-i Bahâdır ve Sücâh bâğları ve Kadıköğü dağları tarafına cümle sipâh askeri karavul ta‘yîn olundu.
EÇS III 30b–31a
Ve şeb [u] rûz asker-i bî-pâyân gulgule-i velvele-i Rûm ile basîret üzre olup her şeb niçe bin cünd-i müslimîn "Allah yekdir yek!" deyü pâsbân u nigehbânlık ederlerdi ve yedi koldan talî‘a-i asker ve vezîr [u] vüzerâ ve mîr-i mîrânlar çarhacı ta‘yîn olunup günden güne cenge âmâde dururlardı. Ve her gün Gürcî Nebî tarafından sadrıa‘zama çaşıtlar gelüp "İşte fülân menzile geldi ve seksen bin askeri vardır!" deyü haber gelirdi. Hemân sadrıa‘zam Kapudan (---) Paşa'ya fermân edüp kırk pâre donanma-yı hümâyûn kadırgalarıyla beş bin asker ta‘yîn edüp İzmit Boğazı yollarına gidüp Pendik ve Kartal ve Darıca ve Heleke yollarından Celâlîler leb-i deryâ ile geçmesin deyü mezkûr kadırgalar me’mûr olup gitdiler. Ammâ Celâlîler bu kadırgaları yolları üzre âmâde oldukların istimâ‘ edince İzmit şehrine uğramayup bî-hesâb zehâyirlerin zur-ı bâzû ile İzmit şehrinden alup Kocaili sancağı hâkinde ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre Üsküdar'a gelecekleri haberi geldi. İrtesi gün bizzât sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-haşmet taht-ı başdarda-i hümâyûnına süvâr olup iki bin kadar bostâncıbaşı kayıkları ve sâ’ir sandallar ile on iki bin tüfenk-endâz 31a zeber-dest kurnaz bostâncı şehbâzlarıyla ve on iki bin asker dahi baltacı ve aşçı ve helvâcı ve kilârcı ve ekmekçi ve hâs-âhûr-ı vefâ ve şadırvan ahûru ve yedekciler ve kopilciler ve zülüflü baltacılar ve sâ’ir bî-hisâb asâkir-i İslâm ile Üsküdar bâğçesinde karâr edüp ol ân bostâncıbaşıya fermân edüp on iki bin tüfenk-endâz uskukân ile Haydarpaşa bâğçesinden tâ Alî Bahâdır ve Sücâh Bahâdır bâğlarına varınca bostâncılar kat-ender-kat meterîse girdiler.
EÇS III 31a
Ol gün sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri, efendimiz Defterdârzâde Mehemmed Paşa'yı huzûruna da‘vet edüp bir hil‘at-i semmûr geydirüp ve serine bir mücevher otağa sokup du‘â ve senâ ile "Serdâr-ı ekremim ve çârhacı vezîr-i mükerremimsin. Yürü talî‘a-i asker-i İslâm'ım ol. Allah işin âsân getire!" deyü sa‘âdetlü pâdişâh, paşa efendimize niçe yüz va‘de-i kerîmeler etdi. Defterdârzâde efendimiz zemîn-bûs edüp başında sorguç-ı şâhî ile sadrıa‘zama gelüp on kîse altun ihsân olup otağına gelüp dîn-i mübîn gayretine gelüp çarhacılık hizmetinde mukayyed olup ibtidâ kendü askerinden dörd bin güzîde cirid atlı Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve akrabâlarından Hersek serhaddi gâzîlerinden cümlesin gök demire müstağrak edüp cümlesinin atlarının gemleri soluklarına birer zirâ‘ yeşil dârâyî bağlayup ve cemî‘i esb-süvârların başlarında yine birer zirâ‘ yeşil dârâyî bağlayup iki bin aded piyâdesinin hem-çünân yeşil dârâyîler başlarına sarup cümle altı bin askerin başka libâs ile tarh-ı asker edüp âkılâne hareket etdi. Zîrâ Celâlî askeri dahi İslâm'dandır. Ceng mahallinde mahşerden bir nişân oldukda bu yeşil dârâyî çarhacı nişânı olsun deyü bu gûne re’y-i ahsen etdi ve bu kadar zamândan berü tâ Erzurûm vâlisi iken hizmetinde olan yigirmi yedi bayrak sekbân ve sarıcayı cümle piyâde döküp çatal fitil ve çatal kurguşum ve çatal çakmaklı bel tüfenkler ile cümle gâzîleri ayaklı cebehâneye döndüler. Cümle deli ve gönüllü ve tatar-ı sabâ-reftâr-ı adüv-şikârları çarha cengine ileri ve yüz elli kapucubaşıları pür-silâh tâ’ifeleriyle paşanın sağında ve üç yüz aded benâm şâhbâz iç ağaları âlât-ı silâha müstağrak olup paşanın ensesinde kat-ender-kat çıt-a-çıt kafadârlarıyla Bulgurlu nâm mahalde çarha yerinde karâr edüp her cânibe düşman geleceği taraflara ince karavullara ikişer at yemi ta‘yîn edüp haber getirmede idiler.
EÇS III 31a
Bu kerre derûn-ı askerde bir güft [u] gû olup kelimât-ı evzâ‘, etvâr-ı turrehât u zimâm ve gassâl-ı tiryâkiyânın elfâz-ı mühmelelerin beyân eder
EÇS III 31a
Evvelâ hâk-i İslâmbol gerçi çelebi ve zarîf ve pür ma‘rifet ve musannif ve mü’ellif ve sâhib-i tab‘ u reşîd ve necîb u halûk ve halîm ü selîm kimesneler olur ammâ tiryâkî ve berşnâkleri gâyet lecûc ve fassâl ve dehhâl ve heccâv olurlar. Bu Üsküdar ma‘rekesi gününde niçe bin atlas ve dîbâ ve şîb u zerbâfa gark olmuş gözü sürmeli ve başı misvâklı, eli mercân tesbîhli Kadızâde tarîkinden geçinür şahıs mürâyî ökçesiz kırkar dirhem nârin pabuç geyer çelebiler birkaç gice mukaddem Üsküdar'a geçüp cenk seyrine gelüp güyâ Kâğızhâne ve Okmeydânı teferrücüne çıkmışlardır. Müddet-i medîd-i ömründe kapusundan taşra çıkup gün yüzü görmemiş lapadandin hoppa ve zır-zop bel-hop çelebiler Üsküdar'da bâğlarda ve Karaca Ahmed Sultân tekyesi ve Miskinler tekyesi yanında küme küme, cavk cavk olup mezâristân bâğistân içre ferrâcelerin altlarına koyup kimi hevâyî fişek atar ve kimisi yine urmaca top oynar, kimi murabba‘ ve kâr u nakş okur, kimi dübeyt ü taksîm ve varsağı okuyup def ü kudûm çalıp gûnâ-gûn şakalar eder.
EÇS III 31a
Beri tarafda âdem deryâsı ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâle âmâde olup cân bâzârına düşmüşler, bunlar bir yire üşmüşler. Bir hây-hû şaka ile vâdî-i zevk u şevke yetmişler.
EÇS III 31a–31b
Niçe bin za‘îf ü nahîf ve bîçâre, çekirge bacaklı eli kalemtraş bıçaklı tiryâkîler burunlarının sümüğün akıdup maslûbun min-indillah şeklinde kec-gerdân ve kec-dehân ve şütür-leb olup salyaları göğsüne akmış, dili bir karış dehânından taşra çıkmış, menhûslar sürünür ve birer yire haşr olup o şiddet-i hârda nâzük sûf ferrâce ve beyâz Ahmedâbâd'ın Hind bezi sâdeleri geyüp destârların kec kılup ellerinde birer yelpâze ve birer arka 31b kaşıyacakları ile cenk seyrine gelmişler.
EÇS III 31b
Niçesi elinde oku yayı var ammâ oklarının yeleklerin kırk elli yıldan berü güve yemiş ammâ yine fonta kelâmı yerinde "Bre vur kahbe Celâlîyi bre kralım Celâlîyi" deyü kendüye takviyet verir. Kimisi bir yire cem‘ olup eydürler "Bre cânım! Bu Üsküdar, Eskidâr'dan galat üstü açık bir zindân-ı dârdır. Kal‘ası ve dervezeleri yok. Levendât makûlesi haşerâtı çok. Celâlî mel‘ûnları bir kerre şu Bulgurlu dağlarından nümâyân olup aşağı asker-i İslâm üzre at bıraksa cümle Üsküdar halkın Kızkullesi'nde deryâya döker.
EÇS III 31b
Ol günde vâveylâ ve vâ-veledâ olup bir kayık bin altuna bulunmaz, hâl neye müncer olur. "Ananın babanın bir daneciği idim, el-hükmü lillâh" der. Ba‘zısının yelpâzesi elinde, tütün kîsesi belinde altı boğum Diyârıbekr'in ebrî nârenc çubuğuna, Bursa'nın imâm lülesine Cebeliye ve Latkiye ve Yenice'nin karınca ayağı doğranmış mümessek duhânın içerek murabba‘ât fasılları ederek bu deryâ-misâl asker içre ol izdihâmda piyâde giderek har har solur.
EÇS III 31b
Niçesi tuman peçe olup ayağına na‘lin geyüp elinde asâsı ile reftâr eder. Kimisi bir ayağına çizme ve bir ayağına kubâdî pâbuç geymiş. Kimi semmûr kürkün hizmetkârına vermiş oğlanıyla müşâvere ederek "Acabâ oğlan! Şu cengi kankı bâğdan ve kankı dağdan seyr-i temâşâ etsek ve ne yüzden yük aklığı etsek?" der.
EÇS III 31b
Niçesi ol izdihâmda şâhrâh üzre oturup pasâtırma ve sucâyık ve kaşâkaval panayırı ve kestâne ve leblebi ve fındık ve fısdık tenâvül ederler.
EÇS III 31b
Niçesi esb-i şâh-ı gedâya süvâr olup "Oğlan! Kılıcınla ensemden ayrılma, 'bre vur' dediğim zamân ol ân amân verme vur", deyü gulâmına tenbîh eder. Gulâmı eydür "Sultânım kılıç ile ensenizden kimi vurayım?" der. "Kahpezâde beni uracak değilsin a! Celâlîyi ur!" der.
EÇS III 31b
Niçesi ata süvâr olup çeşminin kuvvet-i basarı ve kudret-i nazarı kalmayup burnuna gözlüğün geçirüp bakar. Kimi dûrbîn ile Bulgurlu dağında meydân-ı ma‘rekede atılan çarhacı tüfenklerine bakup, "Hay kahpe oğlu, ne pek gülbânklı tüfenk atdı!" deyüp Bulgurlu dağında atılan tüfenkden Miskinler tekyesi önünde, "Bre miskîn tiryâkî! Korkarak hay urdu, hay kodu, hay düşdü, hay kaşdı. Acebâ bizden midir?" der. Birisi, "yok onlardandır" der. Birisi eydür, "Ya anlar kâfir midir?" der, birisi "Kâfirden beş beterdir kim buldu belâsın" deyüp niçe gûne şütûm-ı galîzalar eder. Kimisi "Hay şâhbâz yiğit idi, Hak rahmet eyleye!" deyü ağlar.
EÇS III 31b
Kimi acele ile cenge giden âdemlerden su ister, vermese "Hasan-Hüseyin düşmanı mısın?" der. Kimisi, "Ağa çek atın başını, benim lüleme bir çakmacık çaka" der. Niçelerinin keyfi yetişüp öz lehçe-i mahsûsuyla haltiyyât-ı kalenderî kelimâtlar ederdi.
EÇS III 31b
Ve niçe bin bî-tâb u bî-mecâl kalmış muharrâ tiryâkîler ileri gitmeğe mecâli kalmayup refîklerine eydür "Birâder, Allahu a‘lem bizim asker bozulursa dîn kurnaz ve burnaz koknaz" İhtimâlcileri miskînler mezâristânı sedlerinde seng-i mezârlar üzre ferrâcelerin altlarına koyup kimi gemi meymûnu gibi oturur, kimi kazığa urulmuş gibi ayakların sarkıdup oturur ve âyende vü revendeye ta‘n-âmîz nükteler ile zebân-dırâzlık edüp gözüne kestirdiği cenge giden âdemlere ve niçe a‘yân [u] eşrâfa "Ağa uğurlar olsun ve gâzânız kutlu olsun. Bolay kim evine oğlanın ile bir baş göndereydin" der. Biri dahi "Ağa sen bunun sözüne bakma ve tehlikeye kendini atma. Bu cenk yerinde baş çok olacakdır. Bir baş satın alup ehline geçüp bir baş ile var", der. Ba‘zısı "Ağa gâzân kutlu olsun. Bolay kim şu gazâda sana şehâdet müyesser ola". Ba‘zısı garîb âdemdir, "Allah versin şehîdliği", der. Ve kimi dahi "Ağa bu silâhı bît bâzârından âriyetî mi aldın" der. Biri "Yok şirdenzâdeden ödünç aldı," der.
EÇS III 31b
Yine ba‘zısı bir şey tenâvül ederek giderken birisi "Çelebi ne yersin?" der. Birisi "Necâset etmeği yer" der. Kimisi "Ağa vasiyyet hakdır. Üsküdar arz-ı mukaddese hâkidir. Cenge gidiyisen sen vasiyyet eyle, sana kankı mezârı kazalım?" der. Kimi "Ağa kılıcın belinden düşdü, kaldır!" der. Kimisi "Ağa hizmetkârın yayan gidemeyüp kuma döndü, gitdi" der. Kimi "Ağacığım gayret eyle, boklu şehîd olmayup hür şehîd olup dîn uğuruna sağ gelmeyesin!" der.
EÇS III 31b–32a
Kimi "Ağa altındaki değirmen beygiridir. Ökçe ile sakın sıçratma. Başından sarığın düşer" der. Kimisi eydür "Çelebi, ata kendin pek bağla, kayışı yağla, vâlidenden cüdâ düşeceğine ağla!" der. Kimi "Çelebi, paşa suyu 32a geçdi mi?" der. Biri, "Helâlleşmeyüp üç talâk harâmlaşup geldi" der. Niçesi "Ağa atın başı peke benzer, evdeki gibi cenkde çatışma!" der. Kimisi "Kendin aldırma, gayret eyle, benzin sararmış" der.
EÇS III 32a
Niçesi "Çelebi, gine gelir misin?" der. Birisi eydür "Gine geleceğim değil" diyene "Geleceğine şüphem vardır" Kimisi ba‘zı hoppa çelebilerdir. Yoldan geçen askerî tâ’ifesine "A adamcığım, bu elindeki ucu demirli ağaç sırık nedir" der. Kimisi "Bak a âdem, sen âdem öldürmeğe mi gidersin. Var Celâlîyi öldür, Üsküdar'a gelmesin" der. Niçe umûr-dîde şekilli olanları bir yere cem‘ olup eydirler: "Hemân Celâlîler Bulgurlu dağlarından göründüğü gibi bu cümle Üsküdar askeri Haydarpaşa bâğçesinden fi'l-hâl denizi kesüp bâğlar içinden akıdup Celâlîler denizin öte tarafında kalup ne cenk ü ne cidâl olup Celâlîlere acâ’ib renk olup hâ’ib [ü] hâsır dönüp giderlerdi" deyü bu gûne şütür-gürbe müşâvere-i laklaka ederlerdi.
EÇS III 32a
Bu Üsküdar cenginde bu gûne niçe yüz bin âdem deryâsı dağı taşı dutup cemî‘isi temâşâcı idi. Hudâ âlimdir, eğer çarhacı Defterdârzâde Mehemmed Paşa talî‘a-i asker olup Gürcî Nebî askeriyle germâ-germ cenk etmeğe ikdâm-ı tâm etmese, Üsküdar sahrâsında mâlamâl ve leb-ber-leb olan âdem deryâsına Celâlîler at kosa Hudâ hakkı beş kerre yüz bin benî Âdem'i Celâlîler deryâya dökerlerdi. Ammâ Cenâb-ı Bârî yârî kılup Üsküdarî Mahmûd Efendi himmetiyle ve Defterdârzâde i‘ânetiyle yüz aklıkları oldu ve yine anın re‘y-i tedbîriyle Üsküdar'daki asker kayıklarla İslâmbol'da firâr etmez olup cemî‘i iskelelere yeniçeri ve acemî çorbacıları ta‘yîn olunup tâ Anadolu Hisârı'na varınca karşu cânibden beri tarafa gelen kayıklara mâni‘ olmayup yine kayıkları karşu cânibe red ederlerdi.
EÇS III 32a
Bu hâl ile cemî‘i asker-i İslâm gemilerle karşu geçmeden me’yûs olup cenge âheng etmelerine Çarhacı Defterdârzâde sebeb olmuşdur. Ve asker-i İslâm içre Ağaçayırı nâm mahalde kat-ender-kat meterîsler kazılup bostâncılar ve cebeciler ve topçular cümle kat-ender-kat handaklar kenarına meterîslere girüp her dirsekde tabyalar üzre balyemez toplar konulup Üsküdar'ın her köçe ve poça başlarına kapular ihdâs olunup handaklar kazılup mevcûd neferâtlarıyla birer oda yeniçeriler çorbacılarıyla ta‘yîn olunup cenge âmâde olmaları tedâriki yine Defterdârzâde Mehemmed Paşa'nın re’y-i ahseniyle olmuşdur.
EÇS III 32a
Bu gûnâ-gûn re’y-i tedbîr ile asker-i İslâm cenge âmâde Celâlîler tarafından çaşıtlar gelüp "İşte âsîler Kayışbınarı nâm mahalle geldiler. Yarın elbette cenk ederler" deyü haber gelince Sadr-ı a‘zâm Kara Murâd Paşa kırk bin tüfenk-endâz yeniçeriyâna ve sâ’ir yedi bölük askerine ve a‘yânına ve ser-i kârda olan iş erlerine niçe yüz va‘de-i kerîmeler edüp Novali'den Bosna ve Arnavudluk'dan on bin benâm, fitoz, şehbâz, bahâdır serdengeçdi yiğit ile Hazret-i Risâlet-penâhın alem-i şerîfiyle cenk meydânına çıkup Çarkacı Defterdârzâde Mehemmed Paşa ensesine kafadâr dururdu.
EÇS III 32a
Ve ol sâ‘at cebehâne-i Âl-i Osmân'dan bî-hadd u bî-pâyân ok, yay ve kılıç ve tüfenk ve kalkan ve mızrak ve sâ’ir âlât-ı silâh cüyûş-ı muvahhidîne kol kol defter ile zırh-ı zirih-külâh bezl olundu. Ve yedi koldan cümle asker kiltâ-kit olup at başı beraber kaldılar.
EÇS III 32a
Tâ ki vakt-i çâşt çastî ki oldu, Bulgurlu ve Çamlıca dağından ve Âl-i Bahâdır bâğından ve'l-hâsıl yedi yerden Celâlî askeri görünüp çitâ-çit top top olup yanar âteş gelir gibi gelüp cümle piyadesin ileri döküp geldüğü zâhir olunca hemân sadrıa‘zam tarafındaki Hazret-i Risâlet sancağın açınca bi-emri Hudâ bir rîh-ı tayyib zâhir olup Alem-i Resûl Celâlîler üzre efil efil esüp cümle guzât-ı müslimîn bu hâli gördükde İzid-i Müte‘âl'e hamd [u] senâ edüp tâze cân bulunca yedi yerden cenk tablına tarralar urulup tabl u nefîr u sûrnâ ve nakkâre sît u sadâsı ve at süheylîvâr süheyli evce peyveste olup sâdâ-yı Allah Allah sahrâ-yı Üsküdar'ı teng ü dar edüp velvele-nâk etdi.
EÇS III 32a–32b
Bir sâ‘ât-i nücumî ubûr edüp âsîlerin çarhacısı Katırcıoğlu nâm futacı gömiden domuz topu olup Bulgurlu dağından tîr aşağı Üsküdar sahrâsı budur deyü bırağınca hemân Çarhacı Mehemmed Paşa efendimiz derûn-ı dilden cümle askeriyle bir ağızdan "Allah Allah" deyüp iki asker birbirine karılup katılup tarafeynden kırkar ellişer dirhem Rûm tüfenkleri atılup eyle cenk [ü] savaş-ı perhâş edüp 32b Çarkacı Defterdârzâde Celâlîlere amân vermeyüp derûn-ı ceyş-i Celâlîye girüp urup kırup, askeriyle Celâlî askerin iki şak edüp bî-bâk u bî-pervâ Celâlînin öte cânibinde, ensesi havâlesinde Çamlıca dağı dâmenin çıkup andan yine Celâlî üzre tîz aşağı "Hu'dır hû gâzîler!" deyüp "Allah Allah" ile rîh-ı sarsar gibi yine Celâlî içre girüp kıra geçire yine beri sadrıa‘zam tarafına selâmetle çıkup yedi yüzden mütecâviz kelle getirüp at değişdirüp istirâhat edüp bu kerre yine Defterdârzâde ağalarından paşanın kafadârı ve yâr-ı gam-küsârı olan Şâmlı Osmân Ağa çarhaya çıkup "Katırcıoğlu katırın depmesi bi-emrillah ne olacakdır?" deyü "Be koma koçaklarım. Gün bu günkü Kelbelâ-ı pür-belâ günüdür. Sa‘âdetlü pâdişâh adâlet köşkünde adl edüp baş getirene yüz altun ve dil getirene sipâhlık ve ze‘âmet veriliyor!" deyü cümle levendât şehbâzları cenge terğîb edüp el tîğ-i Dahhâke urup kendi akrânları askeri içine girüp yine paşa ile Celâlî üzre bir hücûm-ı mehcûm eylediler kim ol cengi ne Efrâsiyâb ve ne Şâm u Nerîmân ve Zâl u Güstehem etmemişdir.
EÇS III 32b
Yine bu cengin bir kenarına sâf ve bî-bâk mansûr [u] muzaffer çıkup Defterdârzâde efendimiz atından piyâde olup cümle bisâtıyla altındaki esb-i sabâ-sür‘atini Şâmlı Osmân Ağa'ya keşîde edüp bir dahi "Koma kurdum!" deyüp cümle nâmdâr iç ağalarından cenge kanıkmış cemî‘i Abaza ve Çerkez ve Gürcî ser-firâzları ile Katırcıoğlu üzre hücûm edüp tarfetü'l-ayn içre bin mikdârı haşerât-ı Celâlîyi hâke düşürüp paşa tarafından ancak yetmiş âdem şehd-i şehâdet câmından nûş etdiler. Ammâ beri tarafda sadrıa‘zam kümesi hâzır baş durur.
EÇS III 32b
Ve Celâlî tarafından Gürcî Nebî askeri âmâde durup bu mâbeynde Katırcıoğlu askeriyle Defterdârzâde askeri çarha cengi etmede idi. Ammâ hakkâ ki Celâlî tarafında dahi merd-i meydân, şecâ‘at u mehâbet sâhibi fârisü'l-hayl ve silâhşör ve cündî yetmiş fende âlât-ı silâha kâdir nâmdâr ve bahâdır, er, dilâver, server, hünerver yiğitler var idi.
EÇS III 32b
Amma beri tarafda Defterdârzâde efendimizin Şâmlı Osmân Ağa'sı ve Filibeli Silâhdâr Mehemmed Ağa'sı ve Nakışlı Bölükbaşı ve Kahveci İkbâli ve Kilârcı Hasan Ağa ve Çukadâr Behlûl Ağa, bunlar ol cenkde meydân-ı bezm [ü] rezmin nâmdârı ve şecâ‘at meydânının çâpük-süvârı, her biri şîr-i ner, belki her biri birer er oğlu er, server [ü] kâ’il-i nefs erdir, vâlî-i mihter olmağa lâyık birer dilâverler idi. Celâlîlerin kırkar ellişer dirhem dalyan tüfenklerine bakmayup Şâmlı Osmân Ağa siperin yüzüne dutup şemşîr-i âteş-tâbın eline alup at sürüp önüne geleni tepere çalup alayları bölük bölük bölüp sübû‘ gibi ra‘d-vâr gürleyüp kılıç ururdu. Gûyâ Kassâb-ı Cömerd köçeği idi.