EÇS III 32b
Ammâ anlardan Celâlî Çomar Bölükbaşı ol dahi hakkâ ki kabâyil-i İzolı ekrâdında ol mertebe kağan arslan şikâra sunar gibi pars-ı sunar görmedik. Yedi kerre paşanın üzerine, on bir kerre Şâmlı Osmân Ağa üzerine hamle etdikçe burnu fışırdar bir doru at üzre asla boş çıkmayup elbette bir iki âdem akdarup kelle alup bî-bâk u bî-pervâ alaylarına selâmet varırdı.
EÇS III 32b
Bu mahalde Âsaf-ı Berhıyâ olan vezîria‘zam Kara Murâd Paşa, Şâmlı Osmân Ağa'ya sîm rahtı ve sîm rikâbı ve sîm zeyniyle bir küheylân at ve bir semmûr ve hil‘at-i fâhire ve başına bir çelenk ile Amasiyye sancağı kendüye ta‘ahhüd olunup bu takrîb ile cümle guzât-ı müslimînin kelle ve diri getirenlerine bî-had ihsân [u] in‘âmlar edüp cüyûş-ı muvahhidîni cenge kalındırırlardı.
EÇS III 32b–33a
Bu hâl üzre tarafeynden çarha cengi karışup germâ-germ ceng-i azîm olurdu. Bu minvâl üzre Gürcî Nebî tetiğin büzmeyüp âheste âheste Bulgurlu'dan aşağı cüyûş-ı müslimîn üzre yürüdükçe şehr-i Üsküdar içre temâşâcılar bengî ve sankı ve bakkâl ve çakkal alak bulak olup "Aya birâderler, hâlimiz neye müncer ola" derlerdi. Hemân cümle asâkir-i muvahhidîn kol kol ve mevc mevc ve fevc fevc olup yetmiş yerden Celâlî askerin ihâta edüp Cenâb-ı Bârî yârî kılup Gürcî Nebî galebe mertebesinde iken tarafeynden bir yaylım top u tüfenk atılup Üsküdar sahrâsındaki âdem deryâsı cûş u hurûşa gelüp dağ u bâğ ve yakın u ırağı âdem deryâsı gibi temevvüc edüp cihânı dutmuş Celâlî askeri bir sene kırmağile tükenmez âsîler dendân-ı tîğdan geçmişken bakıyyetü's-süyûf olanları gayret ve hamiyyeti elden komayup bir kaç hamle dahi etdikçe cümle hamele ve hîlekârları şemşîr-i âteş-tâbdan 33a geçüp hemân Gürcî Nebî'nin dib alayı talattum-ı deryâ gibi dal tîğ-ı uryân Bulgurlu'dan tîz aşağı yürüyünce yine çarhacı Defterdârzâde alem-i Nebî önünde Gürcî Nebî askeri içine "Hû'dır Hû Allah" deyüp aç kurd koyuna girer gibi girüp Gürcî Nebî askeri bazurup aşağı toplar üzre meterîsleri basmak sadedinde olup cümle meterîsde olan tüfenk-endâz Hacı Bektâş-ı Velî köçekleri bir yaylım kurşursum ve bir yaylım top atılınca el-azemetullah sahrâ-yı Üsküdar'da bir sît u sâdâ-yı velvele ve gulgule kopdu kim gûyâ cümle Celâlîler mürg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup tarafeynden cümle asker vâlih [ü] hayrân oldu.
EÇS III 33a
Bu mahalde Çarhacı Defterdârzâde efendimiz Âl-i Osmân askerine nevbet vermeyüp Celâlîlere göz açdırmayup yedinci hamlede kendü askerinden niçe yüz nâmdâr serdâr yiğitleri şehâdet şerbetin nûş etdiler. Âhir-i kâr hâh nâ-hâh sene (---) târîhinin mâh-ı (---) gününde mu‘cizât-ı Muhammedi'l-Mustafâ berekâtıyla bâd-ı nesîm-i nusret Çarhacı Mehemmed Paşa tarafına esüp Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı'nın derûnlarına ra‘b u bîm düşüp Mehemmed Paşa efendimiz sebebiyle bozulup Bulgurlu dağında bulgur kusup bir kerre yan verüp bir kerre hîle edüp gerüye dönek edem sandı. "El-abdü yüdebbiru vallahu yukaddir, bre Celâlîler bozuldu" deyince sekiz sâ‘at ceng-i azîmden sonra el-azametullah Üsküdar sahrâsında olan Âl-i Osmân askeri talattum-ı deryâ gibi temevvüc edüp cemî‘i mîr-i mîrânlar ve sâyîr mîr-i livâlar ve piyâde ve esb-süvâr asâkir-i nusret-mü’esser tablların döğerek ve cemî‘i yeniçeriyân meydân-ı Arasat günü yerden çıkar gibi meterîslerinden çıkup her biri birer ejder-i heft-sere dönüp pâ-bürehne çâpük olanlar "Bre Gürcî keferesi bozuldu!" deyüp serdâr çarhacı Mehemmed Paşa cümle askeriyle Gürcî Nebî'nin asker-i menhûsu ardına düşüp sâ’ir guzât-ı müslimîn dahi Celâlîlere Kayış pınarında ve Çamlıca'da ve Bulgurlu'da ve Sarı Kadı'da tâ Kocaeli hudûdlarına varınca kova kıra Kayış pınarında Celâlînin kayışların arkalarından çıkarup kellelerin der-i Devlete getirüp mallarıyla muğtenim olmada.
EÇS III 33a
Serdâr Mehemmed Paşa cümle askeriyle Gürcî Nebî'nin akîbine düşüp Gekbeziye râhı üzre Kemikli Alî Baba'ya varınca Celâlîleri kırup kemiklerin Kemîkli Baba'da püşte edüp üçer bin kelle ve bu kadar deve ve katar ve bârhâne sâhibi olup cümle ağavâtları bây olduklarından mâ‘adâ bir harbendeleri bir katar sâhibi oldu.
EÇS III 33a
Ve cümle Üsküdar bâğbânları birer Gürcî gulâmı ve birer Celâlî huddâmı mahbûb gulâmlara mâlik olup Çarhacı Mehemmed Paşa bu kadar kelle ve bu kadar mâl-ı ganâyimle huzûr-ı pâdişâhîye geldikde bizzât sa‘âdetlü pâdişâh kendüye bir semmûr hil‘at-i fâhire ve başına bir mücevher otağa dahi ihsân edüp paşaya (---) eyâleti ihsân olunup yetmiş aded ağasına hil‘at-i fâhire ve yüz elli âdemin ze‘âmet ve timar ve sipâhlık ihsân olundu. Bu günde bu Mehemmed Paşa Efendimizin etdiğin ne Rüstem ve ne Şağât ve Pîjen ve Geyümers etmemişdir. Hafazakallah.
EÇS III 33a
Andan cemî‘i kubbe-nişîn vüzerâ ve mîr-i mîrânlara ve sâ’ir mîr-i livâlara ve gayri iş erlerine ve cümle yeniçeri ve sipâh ve topçu ve cebeci ve bostâncı ve gayrı ocaklara irtifâ‘-ı kadrleriyçün ihsân [u] in‘âmlar olup Celâlîler üzre nefîr-i âm emirleri verilüp "Mâlı sizin ve başı benim" deyü fermân-ı şehriyârîler sâdır olunca yine cümle ümerâ ve mîr-i mîrânlar Celâlîlerin akîbince düşüp gitmede ve şeb [u] rûz niçe yüz Celâlîler kayd-bend ile huzûr-ı pâdişâhîye gelüp serâperde-i şehriyârî önünde kelleleri galtân olan kellelerin hadd [u] pâyânı yok idi. Ve cemî‘i memâlik-i mahrûselere hatt-ı şerîfler gidüp nefîr-i âmlar fermân olunup Celâlîleri katl ederlerdi.
EÇS III 33a
Sene (---) târîhinde Katırcıoğlu'yla sadrıa‘zam (---) Paşa mâbeynine (---) girüp Katırcıoğlu harâmîlikden "et-tâ’ibü mine'z-zenbi kemen lâ zenbeleh" fehvâsınca tâ’ib olup kendü (---) sancağı ihsân olunup beş yüz şehbâz eskiden eli kanlı ve gözü kanlı "benem dîğer nîst" diyen şehbâzlar ile cezîre-i Girid'e geçüp Deli Hüseyin Paşa ile şeb [u] rûz "mücâhidü fî sebîlillah" olup yüz aklıkları ederdi ve's-selâm.
EÇS III 33a–33b
Bu Üsküdar cengi feth-i fütûhu günü ol rûz-ı meseretde bu hakîr Sadrıa‘zâm Murâd Paşa'ya varup 33b "Gâzânız kutlu ola sultânım. Hemîşe düşmanlarının kelleleri böyle galtân ola!" deyü ba‘de'd-du‘â "Sultânım! Bu hakîr geleli on sekiz gündür emr-i şerîfinizle Şâm-ı şerîfe Paşa karındâşınıza feth-i fütûhât müjdesiyle gideyim!" dedikde "Tîz re’îs efendi! Murtezâ Paşa karındâşıma emr-i şerîfler yaz. Şâm eyâletiyle Sıfet sancağı mâlının bekâyâsı tahsîline vilâyet-i Dürüzistân'a serdâr-ı mu‘azzamdır, Emirler yazılsın ve Karagöz Efendi'ye mektûblar tahrîr olunsun!" deyü tenbîh buyurup Murtezâ Paşa serdârlığın sa‘âdetlü pâdişâha telhîs edüp hatt-ı şerîf, serbevvâbândan Kabakulak Mustafâ Ağa'ya ihsân olunup ol gün Defterdârzâde efendimizle müşerref olup "Gazânız mübârek ola!" deyü hayır du‘â edüp yüz altun harcrâh ihsân edüp ertesi ale‘s-sabâh Kapu kethüdâsı Mahmûd Ağa ile sadrıa‘zamdan menzil emirleri ve serdârlık emri ve mektûblar alup iki yüz altun ihsân olup Üsküdar'dan Bismillah ile evvelâ (---) sâ‘atde menzil-i Gekbeziyye andan (---) sâ‘atde menzil-i İznik, andan (---) sâ‘atde menzil-i Eskişehir, andan (---) sâ‘atde Akşehir deyü giderken bir dağistân içre menzil bârgirinin ikisi kalup ol gice dağda mihmân olup istirâhat ederken,
EÇS III 33b
Der-beyân-ı mülâkat-ı kazâ-yı âşiyân-ı Çomar Bölükbaşı
EÇS III 33b
Ale's-sabâh tecdîd-i vuzû‘ ederken bir Rüstem-i şecâ‘at ve Esed-i mehâbet bir kimesne kim andan erlik umulur yiğit atıyla ve donuyla bir dağ içinden nümâyân olup gelir. Ammâ atı ve kendü bî-tâb u bî-mecâl gelir. Hemân hakîr, bu iyi alâmet değildir. Ahvâlini tecessüs edüp haberin aldım ki Üsküdar cenginde Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısı olan Şîr u Nerîmân ve Sâm-akrân olan Çomar Bölükbaşı imiş. Derhâl yanıma çağırdup hal-hatır soruşduktan mâ‘adâ kalkup iki yanağından bûs etdim. Ammâ gûyâ semm-i helâhil bûs etdim. Bir mutarraş rîş süvârîleri dümm-i binâ-gûşına kad çekmiş acebe-likâ ve muhavvif çirkin çehre bir şahs-ı bed-fi‘âl, ammâ iğmâz-ı ayn edüp "Tîz bize menzilci tütün kahve getür ve mâhazar heybede ne var ise bu kardeş ile yeyelim!" dediğime bile ta‘âm yemeğe rızâ vermeyüp kalkmak istedi. Elbette bir lokmamız yer deyü hâh-nâ-hâh bir yerde oturup "Bak a ömrüm! Dünyâ ve âhiret karındaşım ol. Devletden düşmüş yiğide benzersin, atların zebûn olmuş. Ne yerlisin ve isminiz bize bağışlan ve ahvâl-i pür-melâlin bir bir takrîr eyle" dedim. Hemân nutka gelüp eydür: "Çünkü bana kardaş dedi. Kabûl etdik artık biz senden, sen benden emîn ol ve ta‘âmın dahi yedik. Ben İzolı Kürdü kabîlesindenim ve Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısıyım. İsmime Çomar Bölükbaşı derler. Üsküdar cenginde bozulup gice gice dağdan dağa kaça kaça bu mahalle gelüp sana dûş geldim" dedükde hemân kalkup yine gözlerin yüzün bûs etdim, ammâ gûyâ bir kara gön derisi öpüp kılları nişter gibi dudaklarıma batdı. Hemân hakîr eyitdim: "Bre cânım şimdi biz ol cengden gelirim. Çarkacı Mehemmed Paşa alayına at koyup Şâmlı Osmân Ağa ile ceng-i Alî edüp âdemler akdaran sen misin?" deyü dest be-dest olup eyitdim: "Ey imdi birâder, ben seni elden komam. Ben Şâm Vezîri Murtezâ Paşa'nın ağalarından gâyet maslahat-güzâr âdemîsiyim. Üsküdar cenginde senin şecâ‘at ve dilâverliğin gördüm. Ben seni elden komam, Paşa efendime götürürüm!" dedikde "Cânıma minnet ammâ atlarım zebûndur. Bozulaldan berü gündüz sarp dağlarda yatarım, gice yollarla giderim. Nefîr-i âm havfinden kurâ ve kasabâtlara uğramaya havf ederdik. Âhir açlık cânımıza kâr edüp bu mahalde sana râst gelüp datlı dilinle ve ni‘metinle bizi şikâr eyledin. Ammâ siz ulaklığile biz cenk görmüş yorgun atlar ile size refîk olmak mümkün değildir" dedi. Hakîr eyitdim: "Birâder, senin hâtırın içün biz dahi menzil menzil gidelim. Atların kalırsa sana at verelim, hemân durma gidelim!" deyüp yemîn-billah ve kasem-tallah ile andan azm-i râh deyüp,
EÇS III 33b–34a
Menzil-i Seyyid Gâzî: Anda atlarına sallama ağır yemler asup andan Bolvadin'i geçüp bir sahrâda bin mikdârı askere râst gelüp hayme ü hargâhlar ile meks etmişler. Hemân içlerinden beş on atlı haşerât-ı mukleciyân hakîre gelüp "Ulak mısız?" "Belî, Âsitâne'den geliriz" dedim. "Ya bu yanınızdaki Üsküdar yorgunu sarıca kâfirleri nedir?" dediler. Hakîr eyitdim: "Murtezâ Paşa efendimizin bölükbaşılarındandır. Amasiyye'den gelirken râst gelüp şimdi Şâm'a gideriz" dedim. "Hele buyurun. Teftişçi Paşa sizi ister" deyü paşanın otağına vardık. Meğer velîni‘metim Ketenci Ömer Paşa oğlu Bâkî Paşa imiş. "Safâ geldin Evliyâ Çelebi" deyü ikrâm edüp bir at ve yigirmi altun ihsân edüp Üsküdar cengin nakl edüp ta‘âmı bile tenâvül edüp andan yine cânib-i kıbleye Çomar Bölükbaşı'yla (---) sâ‘atde, 34a
EÇS III 34a
Menzil-i tavîl Akşehir, andan (---) sâ‘atde Konya, andan (---) sâ‘atde menzil-i Ulukışla, andan (---) sâ‘atde menzil-i Adana, andan (---) sâ‘atde menzil-i Antakıyye, andan (---) sâ‘atde menzil-i tavîl Hamâ, andan (---) sâ‘atde İkikapulu, andan (---) sâ‘atde menzil-i Şâm-ı cennet-meşâm'a dâhil olup doğru İbrâhîm Kethüdâ'ya varup anınla paşaya vardığımızda paşa ayağa kalkup "Evliyâ'm! Yol zahmetleri, hoş geldin. Der-i devletden kaç gündür çıkalı?" "Onuncu gündür" dedim. Emirleri ve mektûbları dest-i şerîfine verüp Üsküdar cengin bir bir mâ-vaka‘ı üzre takrîr etdim. Vâfir hazz edüp hakîr bir hil‘at-i fâhire ve bir altun hançer ve Sayda ve Berût kal‘asının yoklama hizmetin ihsân edüp emr-i şerîfleri kırâ’at edüp, serdâr-ı âlîşânlıkdan cihân cihân hazz edüp hakîr bir semmûr nimtâne âbdest kürkün ihsân eyleyüp dîvân-ı pâdişâhî edüp emr-i şerîfler kırâ’et olunup "Hâzır olun ey a‘yân-ı Şâm" deyü tenbîh ü te’kîdler edüp kazâ kazâ cümle eyâlet-i Şâm'a asker sürmeğe kapucubaşılar gidüp du‘â vü senâ ile sarây meydânına tuğlar çıkup kurbânlar zibh olup dellâllar nidâ etdiler ve herkes âmâde olmağa başladılar.
EÇS III 34a
İşbu bin elli dokuz muharremü'l-harâmının (---) Şâm-ı Şerîf'den Sayda ve Berût ve Sıfet mâlı bekâyâsı tahsîliyçün eyâlet-i Şâm askeriyle Dürüzistân memleketinde Ma‘ânoğulları üzerine gitdiğimiz menâzilleri ve kılâ‘, kurâ ve kasabâtları beyân eder
EÇS III 34a
Sene 1059 târîh-i gurresinde Murtezâ Paşa efendimiz Şâm-ı Dârü's-selâm askeriyle bir alay-ı azîm edüp Şâm'ın Gökmeydânı'nda serâperdesinde meks edüp günden güne deryâ-misâl asker cem‘ olup etrâf vilâyetlerden cümle asker cem‘ olup hemân kendü askerinden yetmiş bayrak sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve tatar askeri cem‘ olup on iki bin altmış aded yem asılırdı. Ertesi gün hatt-ı şerîf ile dergâh-ı âlî kapucubaşılarından Kabakulak Mustafâ Ağa gelüp paşayı sefere me’mûr edüp kapucubaşıya bir semmûr ve on kîse ihsân olunup Gökmeydânında on gün meks olunup Müncik Köşkü nâm mahalde zevk [u] safâlar ederken Sıfet Hâkimi Tabanıyassılı Yavaşça Mehemmed Ağa ve Sayda-Berût Hâkimi Na‘lbend Alî Ağa cümle askeriyle gelüp Ma‘ânoğlu Emîr Mürhem'den ve Şeyh Sarıhân'dan ve Şehâboğullarından ve Türâbîoğullarından cihân cihân feryâd u nâlân ve şikâyet-i {firâvân} etdiler. Mezkûr şeyhlere âdemler gönderilüp "Bizim mîrîye asla borcumuz yokdur" deyü varan âdemleri kovup "Paşa bildiğinden kalmasın" dedikleri haberi geldikde ertesi nefîr-i rıhletler çalınup Şâmlı Osmân Ağa üç bin çatal fitilli yiğit ile Üsküdar cenginde Gürcî Nebî baş bölükbaşısı Çomar Bölükbaşıyla yeni gelmiş yedi bayrak pür-silâh sarıca yiğitleri Konakçı Şâmlı Osmân Ağa ile talî‘a-i asker olup bir gün mukaddem ileri gitdiler. Ertesi gün Paşa Şâm-ı cennet-meşâm'dan kalkup cânib-i cenûba sengistân dar boğaz olan Mize Boğazı'n geçüp nâhiye-i Banyas'da Cebelü's-Selh dibinde meks olunup cümle dağlara ve kayalara ve boğazlara pusular ve karavullar ve kemîngâh yerlere asker pusulayup ol gice anda yatıldı. Zîrâ bu Şâm etrâfı Dürüzistân ve yigirmi yedi bî-mezheb kavmi fırak-ı dâlden âsî kavimler olmağıla Şâm serhad olup yolları dahi emîn değildir. Ol ecilden bu mahalde Paşa ordu-yı İslâm'ın etrâfına karavullar ta‘yîn edüp Şâm askeri babakdır deyü paşa askerinden ba‘îd meks etmek fermân olundu.
EÇS III 34a
Sitâyiş-i Cebelü's-selc: Eyle bir kûh-ı bülenddir kim arz [u] semâvat ademden vücûda geleli ol cebel-i bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında kar eksik değildir. Yetmiş yerde enhâr-ı zülâlleri cereyân edüp Mize Boğazı'n ubûr edüp Şâm bağlarını saky eder. Bu cebelde âb-ı zülâl ta‘bîr etdikleri zî-rûh kar kurdu vardır, derler, ammâ hakîr görmedim. Ve bu cebel-i âlîden beher yevm biner yük kar Şâm-ı şerîfe gidüp Şâm suyuna ilkâ etdiklerinde Şâm'ın suyunu ıslâh eder. Ve bu karı âdem ne kadar yise ol kadar nâfi‘dir. Aslâ mazarratı yokdur. Bu cebelde kar kurdu olmağıla evlâd-ı Arab ol kurda "zi’bu hayyi's-selc" derler. Temâşâgâh cebel-i âlîdir kim üç günlük yoldan nümâyândır. Bu cebelde,
EÇS III 34a
Ziyâret-i Ebu's-selc: Dâ’imâ Şâm halkına kar taşıyup bezl-i selc etdüğünden Ebü's-selc derlermiş, ziyâretgâh-ı ünâsdır. Ana karîb
EÇS III 34a–34b
Ziyâret-i Ebü's-selc-i Hindî: Hazret ile ticâret içün Busrâ şehrine geldiklerinde Hazretle Şâm'a gelüp lâkin Hazret Şâm'a dâhil olmayup Cebel-i Kaysûn'da Şâm'ı temâşâ edüp anda hâlâ Kademü'n-Nebî makâmı vardır. Hazret yine Busrâ'ya gidüp Ebü's-selc-i Hindî Şâm'da kalup bu Cebelü's-selc'de medfûndur. Sahâbe-i kirâmdandır. Ba‘zılar Hazret nübüvvetden evvel refîk 34b olmağıla ashâb-ı güzînden değildir, demişler. Hele ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Bâlâda menâkıbı mastûrdur.Bu cebel dibinden kalkup (---) sâ‘at gidüp
EÇS III 34b
Cebel-i Rebve: Şâm'ın cenûbunda bir merhale yerdir. Cümle müfessirîn bu boğaz hakkında sûre-i (---) Arapça nassı nâzil olmuşdur, derler. Bir çengelistân dağdır. Ta zirve-i a‘lâsında Hazret-i İsâ halîfelerinden Hazret-i (---) âsûdedir. Bu cebel üzre Mu‘âviye halîfe iken bir mescid binâ etmişdir. Mâh-ı temmûzda ahâlî-i Kerk ve ehl-i Ba‘albek bu kûh-ı bâlâya çıkup ziyâret-i havâriyyûn edüp kesb-i tarâvet ederler. {Bu Rebve Boğazı dağında muttasıl bir cebel-i azîm vardır. Anda bir kehf-i yetîmân vardır. Cemî‘i Nasârâ ol gârı ziyâret ederler. Cümle ahâli-i Şâm kavli üzre Hazret-i Meryem Hazret-i İsâ'yı bu kehfde vaz‘-ı haml etmiş ola. Sûre-i (---)
EÇS III 34b
âyetiyle delîl ederler. Ammâ kübbâr-ı Kuds cümle tefâsîrde ve Tevârîh-i Yunaniyân Yanvan'da tahrîr etdüğü üzre Kuds-i Şerîf kurbunda Beytü'l-lahm nâm mahal hâlâ dest-i Rûm'da bir deyr-i azîmdir, Hazret-i İsâ rahm-i mâderden anda müştakk olduğu müsbetdir. Ve cemî‘i Rûm tevârîhlerinde sıhhati üzre mastûrdur kim anların tevârîhinde aslâ hilâf yokdur}. Andan (---) sâ‘atde,
EÇS III 34b
Menzil-i hân-ı Garrâd: Banyas nâhiyesinde bir vâsi‘ dereli yerde Âl-i Berâmekiyân'ın binâsı, bir küçük hândır. Bunda dahi cümle asker âmâde olup kûhlar üzre karavullar beklenirdi. Ammâ günden güne asâkir-i İslâm âdem deryâsı oldu. Andan kalkup yine cenûba (---) sâ‘atde gidüp,
EÇS III 34b
Menzil-i Suluhân: Karye-i Daymas kurbunda Emeviyyûn binası bir azîm hândır. Daymas üç yüz hâneli ve câmi‘li ve bâğ u bâğçeli Bükâ‘ nâhiyesi hududunda ma‘mûr köydür. Andan (---) sâ‘atde,
EÇS III 34b
Menzil-i deyr-i Zünnûn cisri: Bukâ‘ sahrâsında üç gözlü bir cisr-i azîmdir. Bânîsi ma‘lûmum değildir. Altından nehr-i Bukâ cereyân eder. Bu nehrin tulû‘ı Ba‘albek dağlarından ve Ma‘ân cebellerinden ve ziyâretgâh-ı enbiyâ ve evliyâ Cebelü'l-Lübnân'dan cem‘ olup bu cisr altından ubûr edüp nehr-i Rebuye ve nehr-i Tennûre ve nehr-i Büreyde bu mezkûr nehr-i selâse birbirine mahlût olup Kâsımiyye kal‘ası dibinde bahr-i Ebyaz'a munsab olur küçük nehirdir kim at ile geçilir. Andan kalkup Bukâ‘ sahrâsı içre cânib-i şimâle (---) sâ‘atde,
EÇS III 34b
Evsâf-ı karye-i ziyâretgâh-ı Hazret-i İlyâs: Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Bukâ‘ hâkimi hükmünde ve Ba‘albek kazâsı hudûdunda iki yüz hâneli ve bâğlı ve bâğçeli ve câmi‘li ve hân [u] hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı ma‘mûr köydür. Re‘âyâsının nısfı Dürüzî mezhebindedir. Nısfı Urbân fellâhîndir.
EÇS III 34b
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Hazret-i İlyâs aleyhi's-selâm: Hazret-i Hârûn-ı nebînin evlâd-ı evlâdının evlâdı oğludur. Benî İsrâ’îl kavmine ba‘s olunmuş mürsel peygamberdir. Kabri, İlyâs nâm bir büleyde-i ma‘mûrda bir âsitâne-i azîm içre sûf ile mestûr sandûkası ve dervîşân-ı türbedârları vardır. Ammâ niçe tevârîhlerde "Bu âsitâne kabri değil, makâmıdır" derler. Zîrâ efvâh-ı nâsda Hazret-i Hızır ve Hazret-i İlyâs hayâtda olup Hızır Nebî deryâ hizmetine me’mûrdur. İlyâs Nebî yerde olan hizmete me’mûrdurlar. Niçe kütüb-i mu‘teberede mastûrdur.
EÇS III 34b
Ve İlyâs nebî makâmına karîb yine Cebelü'l-Lübnân'da,
EÇS III 34b
Ziyâret-i makâm-ı Hazret-i Elyesa‘ ibn Hatvân aleyhi's-selâm: İlyâs nebî'nin refîki, İlyâs nebî anı yerine halîfe nasb eyleyüp kendüleri Benî İsrâ’îl üzre serdâr olup sefere gitdikde Elyesa‘ kırk yaşına bâliğ oldukda peygamber oldu. Bunun dahi azîm makâm-ı ziyâretgâhı vardır. Ve yine bu âsitânelere karîb Cebelü'l-Lübnân'da,
EÇS III 34b
Ziyâretgâh-ı Makâm-ı Hazret-i Nûh Nebî aleyhi's-selâm:: Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh nâm bir karye kim iki yüz hâneli ve bâğlı u bâğçeli ve câmi‘li ve hân u hammâm ve tekyeli vü esvâk-ı muthasarlı bir ma‘mûr kurâdır. Bukâ‘ subaşısı hükmünde Ba‘albek nâhiyesi hudûdunda ziyâretgâh-ı Hazret-i Nûh aleyhi's-selâmdır. Bir mürgzâr-ı çemenzâr içinde bâğ-ı cinânlı bir âsitâne-i azîmdir. Yüz aded fukarâ-yı tarîk-i Hasani'r-Râ‘î fukarâsı vardır. Kubbe-i pür-envârın Âl-i Emeviyyûn'dan Abdülmelik ibn Mervân binâ etmişdir. Kabr-i şerîfinin sandûkası yeşil çuka ile mestûrdur. Ve gûnâ-gûn şem‘dân ve maslûbât âvîzeler ile ma‘mûrdur. Ve evkât-ı hamse edâ olunur ma‘bedhâne-i kadîmdir. Bi-kavli Tevârîh-i İcmâl-i Enbiyâ, bi-kavli Muhammed ibn İshâk, Hazret-i Nûh'un ömr-i azîzleri dörd yüz seneye vardıkda Cenâb-ı Rabbi'l-İzzet'den vahiy gelüp yüz yigirmi sene halkı dîne da‘vet eyledi. Ancak cümle sekiz nefer kimesne imâna gelüp andan tûfân olup Nûh Nebî binâsı keştîye seksen nefer kimesne ile gemiye girüp tûfândan halâs olup Musul-ı Irâk'da Cebel-i Cûdî üzre kırk günden sonra karâr edüp ibtidâ Tûfân-ı Nûh'dan sonra edîm-i arzda imâr olan karye Cûde'dir kim Kur’ân-ı azîm'de delîl-i kat‘î ile müsbetdir. Sûre-i (---)
EÇS III 34b–35a
âyet-i delîl [ü] bürhândır kim cCebel-i Cûdî'de ba‘de't-tûfân sefîne-i Nûh Necî karâr edüp şehr-i Cûde'yi seksen nefer kimesne imâr edüp tavattun edüp evlâd-ı evlâdları münteşir olup cümle târîhde anınçün Hazret-i Nûh'a "Âdem-i Sânî" ve "Eb-i Sânî" dediler. Ba‘dehû ol şehr-i Cûde bir bender şehr-i azîm olup andan cümle evlâd-ı Nûh ve ümmet-i Nûh bu şehirden murâd edindikleri arz-ı hâliyelere istilâ edüp mahsûldâr yerleri imâr etmeğe 35a başlayup ibtidâ Arz-ı Hâsân'da şehr-i Arîş binâ oldu. Andan şehr-i Balîs, andan Mısr-ı Atîk mukâbelesinde Hazret-i İdrîs'in ta‘lîmiyle Cize hâkinde Sureyd Hakîm'in binâ etdüğü Ehrâm dağların bulup anda Heremin nâm bir şehri Kalimon-ı Kehene binâ etdi. Andan sonra hâlâ Mısr-ı Atîk kim ana ol asrda şehr-i Fustât derlerdi, ol imâr oldu. Bi-kavli müverrihîn Hazret-i Nûh Tûfân'dan halâs olduğu gün yevm-i Aşura idi. Herkesde bulunan ta‘âmları bir kazgana koyup tabh edüp tenâvül edüp nâmına "Aşura" dediler, Hazret-i Nûh sünnetidir. Ve ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûhı'n-Necî üç yüz sene mu‘ammer olup üç oğlu dahi oldu. Bir oğlu Hâm'dır, kara Zengiler ve Fir‘avnîler ve Cebbârîn kavmleri bu Hâm'ın zürriyyetinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Sâm'dır. Arab ve Acem ve cümle peygamberler anın sülâle-i ırk-ı tâhirinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Yâfes'dir. Türk ü Tatar ve Sakâlib Ye’cüc ü Me’cüc bunun neslinden vücûda gelmişlerdir. Bir oğlu Ken‘ân idi. Babası Nûh Nebî ile gemiye girmeyüp peygamber belinden gelüp mürtedd olan ibtidâ bu Ken‘ân'dır. Cümle Mısır Kıptîleri ve Malta kâfiri Arabı ve Cezîre-i Girid'de İsfakiye Arabı Kıptîdendir, zuhûrları Mısır İskenderiyyesi'ndendir kim asılları Kıbtî ve Ken‘ân b. Nûh'a müntehîlerdir. Ken‘ân babasıyla zevrak-ı rahmete girmeyüp bir tuç kumkuma içre me’kûlât meşrûbâtıyla kumkuma içre girüp yeye, içe, sıça devr-i dâ’im gene yeye yeye necâsetinde gark olup Tûfân'da kumkumasıyla bir kenara çıkup hâlâ Mısır'ın sa‘îd-i âlîsi elvâhât evvel-i Nakraveş kurbunda kumkuması bârçeleriyle bir gâr içre yatar. Kabâbıta kavminin ziyâretgâhlarıdır. Hakîr üç kerre uğrayup temâşâ etdik. Deyr-i kadîm-misâl bir gâr-ı yetîmân dâr-ı bî-îmândır kim ol Ken‘ân hakkında sûre-i (---) âyet (---) Arapça nassı bu Ken‘ân hakkında kıbel-i Hak'dan alâ tarîkı'l-kısas Habîb-i Hudâ'ya nâzil olmuşdur. Niçe müverrihler Hâm ve Sâm ve Yâfes Tûfân'da gemi içre bile idi, derler. Ba‘zılar, Tûfân'dan sonra vücûda geldiler, derler. Sahîhi bu ola. Netîce-i merâm Tûfân'dan sonra gemi içre olan seksen nefer kimesneden bu dünyâ benî Âdem ile mâlamâl olduğundan Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî derler. Bir rivâyetde Ferîdûn Hazret-i Nûh ile gemide bile idi. Tatar andan tenâsül buldu, derler. Ferîdûn'un kabri Heyhât sahrâsında medfûn olduğu inşâallah mahalliyle tahrîr olunur. Ammâ bu Hazret-i Nûh'un ziyâretgâhı olan Kerk-i Nûh karyesi semtinde cebel-i Deyr derler bir kûh-ı bülend vardır. Bir tarafı cânib-i garba, Berût cânibinde Akdeniz'e nâzırdır. O cebel-i müntehâ içre yetmiş iki mezâhib fırak-ı dâlleden Dürüzî Timânî ve Yezîdî ve Mervânî kavmi sâkinlerdir. Ve bu cebelde zikri sebkat eden Ken‘ân b. Nûh aleyhi's-selâmın bir mağarası vardır. Ehl-i Sâm, Ken‘ân babasıyla gemiye girmeyüp kumkuma içre bu mahalde gark olduğuna sûre-i Nûh (---) âyet-i şerîfi delîl ederler. Arapça bu mahal içündür deyü müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve ale'l-ittifâk Tûfân-ı Nûh ibtidâ bu Bukâ‘ sahrâsındaki nehr-i Tennûr'dan zuhûr edüp cihânı cümle gark etdi. Mezheb-i hukemâda olanlar "Tûfân hemân Arz-ı Mukaddese'de oldu" derler. Eyle ise âyet Arapça nassına göre Hazret-i Nûh'un gemisi cebel-i Cûdî üzre ka[râr] etdikde Cûde ve Musul ve Irâk-ı Acem ve Kurna ve Basra cümle arz-ı mukaddes olmuş olur.
EÇS III 35a
Evsâf-ı Merâm-ı enbiyâ vü evliyâ Cebelü'l-Lübnân
EÇS III 35a–35b
Şâm'ın cânib-i garbında üç menzil ba‘îd Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde evc-i âsumâne çıkmış bir kûh-ı bülend-i ma‘mûr [u] âbâdândır kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk konak Mekke-i Mükerreme kurbunda vâdî-i Hicâz'da nihâyet bulur. Böyle bir tûl [u] dırâz cebel-i mümtâzdır. Bunda olan uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u hasır yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur kim gûyâ la‘l-gûn dürrâkî şeftâlû yanaklı ve kiras dudaklı, sîmîn-ten, mükahhal gözlü, mümtâz [ü] müstesnâ meh-pâre mahbûbları olur. Ve cümle Frenk ve Arab hukemâları ve cümle kimyâgîrler bu dağlara mevsim-i bahârda urûc edüp niçe kerre yüz bin elûl-i edviye haşâyîş-i nâfi‘a-i bî-nihâye cem‘ edüp niçe bin garâr yükü ahşâbâtı dâ’-i devâ içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebelde bir gûne ot vardır {ol otu yeyen} koyunun ve keçinin dişleri altun gibi olur. Anın erbâbı olanlar bulup kimyâya idhâl edüp altun 35b ederler, ammâ nâdirâtdan bir gûne giyâhdır. Hakîr bu cebelin ziyâretine urûc etdikde niçe yüz gârlar içre sulehâ-yı ümmetden büdelâ ve melâmiyyûn ve mecâzibûndan kimesneler vardır kim kırkar ellişer senedir bıçağ ile boğazlanmış zî-rûh kısmından bir şey tenâvül etmemişlerdir. Ve haftada bir iftâr edüp gündüz sâ’im ve gice kâ’im kuvvet-i kudsiyye sâhibi cânlar vardır kim haftada bir hurma ve üç bâdem ve bir filcan süd içer hâl sâhibi âdemler vardır ve cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîler bu kûh-ı bâlâyı ziyâret etmeyince nebî olmamışlardır. Zîrâ bu cebel-i azîmiye Cenâb-ı İzzet yetmiş kerre tecellî-i cemâl etmişdir. Ale's-sabâh bu cebele nazar olundukda, Hudâ âlim ve dânâdır, gûyâ nûr-ı berk urur. Anınçün bu dağda cümle enbiyâların i‘tikâfhâne-i gâr-ı pür-envârları vardır. Cebelü'l-Lübnân ismiyle müsemmâ olmasının aslı
EÇS III 35b
Anınçün bâlâda tahrîr olunan peygamberlerin makâmları ve ziyâretgâhları bu kûh-ı bülend dâmenindedir. Tevâtürle meşhûr ziyâretgâh-ı kadîmelerdir. Niçe yüz peygamber âsitânesi vardır ammâ ma‘lûmumuz olan bu tahrîr olunan merâkıd-ı enbiyâlardır. Ammâ Hazret-i Nûh âsitânesin bu cebel dâmeninde ziyâret etdik. Ammâ bu hakîr Bağdâd Kûfesi'nde Kûfe câmi‘i içre Hazret-i Alî Esedullahi'l-gâlib Alî ibn Ebî Tâlib radıyallahu anh hazretlerin bu Kûfe câmi‘i içre Abdurrahmân ibn Mülcem şehîd edüp Kûfe câmi‘i içre makâmı vardır. Bu makâm-ı pür-envârın kurbunda, yine câmi‘-i Kûfe içre Hazret-i Nûh makâmın ziyâret etdik. El-ilmu indallah, bu iki makâmın birinde medfûndur.
EÇS III 35b
Tûfân'dan evvel olan enbiyâların merkad-i pür-envârları ol kadar ma‘lûm değildir. Lâkin alâ’imât-ı azîmeleri gûnâ-gûn hatt-ı garîbeler ile ve keşf [u] kerâmet-i evliyâ ve evliyâ ile ma‘lûmdur. Ammâ ba‘de't-Tûfân olan enbiyâ-ı ızâmın kabr-i münevverleri cemî‘i elsine-i muhtelif müverrihleri tahrîr etmişlerdir ve tevâtürle meşhûr-ı âfâk ziyâretgâhlardır.
EÇS III 35b
Husûsan Kuds-i Şerîf ziyâretleri ve Halîlü'r-rahmân ziyâretleri târîhleriyle ve binâ-yı alâmetleriyle ma‘lûmdur ammâ bizzât Hazret-i Server-i Kâ‘inât ve Mefhar-i Mevcûdât Muhammedü'l-Mustafâ'nın Medîne-i Münevvere'de kabr-ı şerîfinde cesed-i şerîfi olduğun her sene cümle a‘yân-ı vilâyet mahkeme-i şer‘de sicille kayd edüp Âl-i Osmân pâdişâhına arz ederler.
EÇS III 35b
Kabr-i Resûlullah her sene hâzır olduğu müsbettir ve bizzât Hazret-i Risâlet-penâh nübüvvetden mukaddem âlem-i sabâvetinde Hadîce-i Kübrâ ananın mâlıyla Busrâ şehrine ticârete geldikde Şâm'ı dahi seyredüp bu Cebelü'l-Lübnân'da Makâm-ı Hazret-i Muhammed aleyhi's-selâm vardır.
EÇS III 35b
Bu cebele geldikde "Es-selâmü aleyke yâ Cebelü'l-Lübnân" dedikde cemî‘i ervâh-ı enbiyâ "Ve aleykümü's-selâm yâ Muhammed"! deyü aleyk sadâsı geldüğü mahal hâlâ yüz yigirmi yerde, kayalarda mücellâ ve musaykal delikler vardır. Yüz yigirmi delik, yüz yigirmi dörd mürsel peygamber ervâhı sadâsı geldüğün alâmetdir. Anınçün hâlâ ol mahalle "Selâm kayası" derler. Bu Hızır makâmının yanında Makâm-ı Hazret-i İbrâhîm ve Hazret-i İsmâ‘îl ve Hazret-i İshâk ve Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i İsâ makâmâtları vardır. Ve'l-hâsıl cemî‘i mürsel nebîlerin makâmât-ı aliyyeleri vardır. Her bir mağaralara birer hayrât sâhibleri kayalar üzre târîhler de yazmışlar, hakkâ ki sikke-i mermerde kazmışlar. Ve bu makâmâtlar kurbunda,
EÇS III 35b
Ziyâret-i eş-Şeyh Hazret-i Şeybân-ı Râ‘î: Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Bu Cebelü'l-Lübnân'ın evsâfın, manzûrumuz olduğu üzre tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olur ammâ bu kadar ile iktifâ etdik. Yine bu cebel-i mu‘teberenin dâmeninde,
EÇS III 35b–36a
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Hızır aleyhi's-selâm: Muhakkak Sâm b. Nûh Nebî evlâdındandır. İskender-i Zülkarneyn'in askerî tâ’ifesinden olup zulümâta bile gidüp âb-ı hayât ana müyesser olup hâlâ hayâtdadır. Ammâ bir rivâyetde Hazret-i Risâlet-penâh buyurmuşlar kim "Eğer Hızır sağ olsa bize buluşurdu" demiş deyü efvâh-ı nâsda şâyi‘-i lisândır. Amâ hayâtda olduğu ve Hazret-i Mûsâ ile Mısır'dan İskenderiyye ve Reşîd ve Dimyât'da Merece'l-bahreyn nâm mahallerde refîk olduğuna sûre-i (---) âyet-i şerîf ile delîl-i kat‘îler vardır. Âyet, Sûre-i Rahmân Arapça ve sûre-i (---) âyet: Arapça (---) (---) (---) ve niçe âyetler dahi vardır. Ba‘zılar peygamber-i mürseldir demişler. Ba‘zılar İskender ve Lokmân ve Habîb-i Neccâr'ın (---) (---) nübüvvetinde ihtilâf edüp ilm-i akâyide müte‘allık Yekûlü'l-abdü fî yedi'l-emâlî, bi-tevhîd ve nazmı dâllâlî" risâlesi 36a manzûmunda (---) oldukların mufassal tahrîr etmişdir. Ammâ bi-emrillah hayâtda olduklarına şübhe yokdur. Zîrâ seyyâhân-ı berr [u] bihâr ve gâziyân [u] mücâhidîn-i kerrâr olan kimesnelerin niçesi râst gelmişlerdir. Hâlâ Hazret-i Hızır ile İlyâs Nebî haydırlar ve birbirleriyle refîklerdir. Lâkin Hazret-i Hızır deryâ hizmetine me’mûrdur. Hazret-i İlyâs kara hizmetine me’murlardır. Lâkin yine şeb [u] rûz her ân zâhiren ve bâtınen birbirleriyle müşerref olurlar. Ve ricâlü'l-gayb ve nücebâ ve nukebâ ve evtâd ve nukebâ ve büdelâ ve (---) (---) (---) Hızır-İlyâs'ın emrine me’mûrlardır. Subh [u] mesâ birbirlerinden müfârakatları yokdur. Hazret-i Hızır, Hazret-i Nûh ile gemide bile idi kim Hazret-i Nûh du‘âsı berekâtiyle zinde olup ol zamandan berü deryâda gezer ve Hızır ismiyle müsemmâ olduğunun vech-i tesmiyyesi oldur kim Birberistân'da basduğu yerde yeşil ot bitdiğiyçün lisân-ı Arab'da Hızır dediler. Ahzar, yeşil demekdir. Tahfîf-i kelâm edüp elifin hazf edüp Hızır derler. Himmeti hâzır ola. Bir acâyib ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. (---) (---) (---)