EÇS III 75b
Ve cümle kırk beş aded çeşme-i âb-ı hayâtlardır. Cümle suları şehrin şimâline Sın-nişân dağı'ndan ve Tuzhisâr kûhından gelir âb-ı hayât-ı uyûn-ı câriyelerdir. Cümleden Kal‘a çeşmesi ve Kuyumcular Bezzâzistânı çeşmesi ve Bâzâryeri çeşmesi ve Medrese çeşmesi ve Ulucâmi‘ kurbundaki çeşme, mâh-ı temmûzda yahpâre-misâl çeşmelerdir. Ve şehrin içinden cereyân eden çay-ı azîm nehr-i Merâküm tâ şehrin ortasından cereyân edüp bir kaç köprü-yi sağîrleri vardır. Tuğyân ile cereyân etdükde haylî çay olur. İbtidâ tulû‘u Tuzlahisâr ve Neki dağlarından ve Sıpnişân dağlarından cem‘ olup şehir ensesinde yetmiş seksen aded asiyâb-ı dakîkleri deverân etdirüp andan Sivas sahrâsında nehr-i azîm-i Kızılırmağ'a mahlût olur. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 75b
Evsâf-ı aded-i sûk-ı sultânî: Cümle bin aded dekâkîn-i müzeyyenlerdir. Ulucâmi‘ kurbunda bezzâzistânı ma‘mûrdır. Ve Sipâhbâzârı meşhûrdur ve serrâchânesini Sultân Murâd vâlidesi Behrâm Ağa müceddeden kârgîr binâ ile şâh-râh üzre ale't-tertîb üstleri mestûr serrâchâne-i ma‘mûrdur ve debbâğhânesi ve haffâfhânesi ve kuyumcular kârhânesi başka çârsû-yı hüsn-âbâd esvâk-ı müzeyyendir.
EÇS III 75b
Evsâf-ı reng-i rûy-ı halk-ı Sivas: Âb [u] hevâsının letâfetinden halkı tenperver ve gendüm-gûn ahmerü'l-levn âdemleri var.
EÇS III 75b
Libâs [u] lisân-ı halk-ı Sivas: A‘yânı gûnâ-gûn elbise-i fâhire giyüp vasatü'l-hâlî londura çuka ve elvân boğası giyerler. Ve lisânları Kürdce ve Türkçe kelimât edüp Ermenistân vilâyeti olmağıla ekseriyyâ cümle halkı Ermenîce kelimât ederler.
EÇS III 75b–76a
Evsâf-ı mahbûb [u] mahbûbe: Câ-be-câ mahbûbları olur, ammâ tîz şeybe sâhibi olur, ammâ mahbûbesi tendürüst bâkireleri olur. 76a
EÇS III 76a
Sitâyiş-i âb [u] hevâ-yı Rûm: Âbı latîf ve gâyet bâriddir. Mâh-ı temmûzda gûyâ yahpâredir. Ammâ hevâsı gâyet şedîd olduğundan bâğ u bâğçesi yokdur, amâ hubûbât mahsûlâtları çokdur ve cümle dağları uryândır. Eşcârât yokdur.
EÇS III 76a
Der-vasf-ı iklîm-i arz-ı beled [ü] tûl-i nehâr: Dördünci iklîm-i hakîkiyyede ve on yedinci iklîm-i örfiyede ilm-i usturlâb ile bulunmuşdur. Arz-ı beledi (---) ve tûl-i nehârı (---) (---) ve şeb-i yeldâsı (---)
EÇS III 76a
Evsâf-ı mahsûlât-ı hubûbât: Buğday ve arpası ve nohûdı ve mercimeği gâyet çok olur. Bir kîlesi kırk kîle mahsûl verir. Bir vakıyye nân bir akçeyedir ve altı vakıyye bir at yemi bir akçeyedir. Ve müşebbek bostânları gâyet çokdur.
EÇS III 76a
Evsâf-ı memdûhât-ı sanâyi‘ât: Evvelâ pembe bezi gâyet beyâz ve rakîkdir ve bir çift pâpûş ve mest on beş akçeyedir. Ve içi al boğası kaplı ağavât çizmesi otuz akçeye ve latîf yorkan yüzleri ve basma münakkaş perdeler birer rub‘adır.
EÇS III 76a
Evsâf-ı me’kûlât [u] meşrûbât: Evvelâ hâs [ve] beyâz kirde ekmeği ve kete çöreği ve tavuk böreği ve herîsesi ve toğa çobrası rub‘-ı meskûnda yokdur. Nârı Mar‘aş'dan ve bekmezi Ayntâb'dan, engüri Amasiyye'den şırası (---) gelir.
EÇS III 76a
Der-beyân-ı ulemâ ü sulehâ-yı meşâyih [ü] eşrâf-ı a‘yân : Evvelâ müttakî ve mütedeyyin eş-Şeyh Hazret-i Arpacızâde ve Bekir Efendi ve Abaza Deli Dilâver Ağa ve Koca Alî Ağa ve Selâm Çelebi ve el-Hac Kerîm Çavuşzâde ve Nusaf Ağa'ya Ömer beğzâde derler ve Müftî Ahmed Efendi ve Sivasî Şeyhi.
EÇS III 76a
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı esmâ-i kenîse-i ruhbân
EÇS III 76a
Cümle (---) aded vâng-i Ermenî ve Urûmdur. Bu diyârda kenîselere vang derler. Şehrin şimâlî tarafındaki Tuzaşar dağı dâmeninde,
EÇS III 76a
Vang-i atîk tâ Geyümers binâsı: 'dır derler. Türkçe Tuzhisâr vangı derler, zîrâ bir lezîz tuzu hâsıl olur, ammâ Ermenîler Site Kâbîd derler. Bin atlı konar ve göçer. Herkese ni‘meti mebzûl olup tatyib-i hâtır edüp ruhbânları ve mûğ-beçeleri âyende vü revende önüne durup hizmet eder. Bir nakkâş-ı Mânî-misâl bir papası var, ismi Nürdik ruhbân idi. Hâşâ ki papas olaydı. Halûk [u] halîm ve gıll [u] gışdan müberrâ ruhbân-sıfat bir merd-i sühendân idi. Hattâ Murtezâ Paşa efendimizin inşâ etdüğü Sivas sarâyının cümle âsâr-ı binâların bu ruhbân nakş-ı bukalemûn etmişdir. Cemî‘i ulûmda ve hey’et ü hikmet ve zîc ü usturlâb-ı nücûmda ve gayri ulûm-ı felsefâyâtda tekmîl-i mevâd etmişdi. Ammâ Arapça mâ-sadakı üzre dalâlet-âyînde kalmış görünür bir Mığdisî idi. Andan,
EÇS III 76a
Vang-ı Sıp-nişân: Bu dahi şehrin şimâlinde dâmen-i kûhda bir asâr-ı acîb u garîb kenîse-i Ermenîdir. Hind ü Sind mugânından nezerât gelir, ammâ her gece yüz iki yüz müsâfire ta‘âm çeküp altlarına çûl ve tobra çıkartmazlar. Ve buna karîb,
EÇS III 76a
Deyr-i ibret-nümâ-yı Meryem Ana: Bu dahi dâmen-i cebelde âsâr-ı kadîm-i Ermenî kenîsesidir ve şehr içinde çârsudan yukaru kal‘aya giderken şâh-râha karîb deyr-i Meryem Ana. Andan Kayseriyye kapusu kurbu sağında,
EÇS III 76a
Deyr-i acîb-i Hızır-İlyâs: Evkâfı çokdur. Cemî‘i Ermenîler bu deyre i‘tibâr etdiklerinden mâ‘adâ Sivas şehrinin zurefâları bu deyre varup ıyş [u] işret ederler mihmângâhdır. Ve yine şehr içre Pehlîce değirmanı kurbunda,
EÇS III 76a
Aya Yorgi deyri: Ol kadar binâ-yı mükellef değildir, ammâ Ermenîlere rağmen Urûmlar bu deyri gâyet müzeyyen etmişlerdir. İslâmbol bıtrîkinden beher sene nezerâtları gelir. Urûmların bundan gayri ve Ermenîlerin tahrîr olunan beş aded duyûrlarından gayri büt-gedeleri yokdur.
EÇS III 76a
Ve bu şehrde Frenk ve Yahûdî ve Kıbtî ve Acem sâkin olmaz ve Yahûdî aslâ mu‘ammer olmaz, ticâret edüp giderler. Cümle şehrin Nasârâ harâcı (---) aded harâc-güzâr keferesi vardır ve cümle (---) aded hâne avârıza bağlıdır ve cümle otuz bir tekâlîf-i örfiye verir mutî‘ [u] münkâd re‘âyâ vü berâyâsı vardır. Beher sene taraf-ı pâdişâhîye bu şehirden cümle mâl-i pâdişâhî bin yüz kîse hâsıl olur. İki yüz kîse de vezîrine hâsıl olur. Cenâb-ı İzzet mâllarına ganîmet u bereket vermiş bir dâr-ı diyârdır. Cemî‘i müverrihler bu şehr-i Sivas'a ümmehât-ı bilâd demişler ve sevdâgerân [u] seyyâhân mâbeyninde medîne-i Rûm demişler. Acem lisânında Arpaçukuru deyü tesmiye etmişler.
EÇS III 76a–76b
Hakkâ ki ümmehât-ı bilâddır. Cümle Arabistân'da kaht [u] galâ olsa ümm-i dünyâ Mısır cemî‘i Arz-ı Mukaddes'i ve arz-ı garbî ve şarkî ve arz-ı Irâk'ı ganîmet eder, ammâ diyâr-ı Rûm'da ve diyâr-ı 76b Yunaniyân'da ve bilâd-ı Makedoniya'da kaht-ı hınta olsa bu ümmehât-ı bilâd olan vilâyet-i Sivas ol vilâyetleri ganîmet etdiginden ümmehât-ı bilâd tesmiye etmişlerdir. Hakkâ ki bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr vilâyet-i vâsi‘ ma‘mûr ve cemî‘i halkı mesrûr buk‘aları hûb u mergûb ve mezâri‘âtları vâfir ve hayrât u berekâtları mütekâsir ve halkının ni‘metleri firâvân ve her tarafda uyûn [u] enhârları cârî ve revân bir şehr-i âbâdândır. Gerçi diyâr-ı Türkmân ve Ermenîyân'dır ammâ ahâlîsi gâyet garîb-dost olduklarından her gice hânlarla sâkin olan garîb [u] gurebâları hânelerine da‘vet edüp ikrâm edüp üç dörd gün hizmetinde olup du‘â-yı hayr alırlar. Tâ bu mertebe her husûsda ganîmet-i şehr-i azîmdir. Bu şehr-i Sivas'ın cânib-i şarkîsinde şehr-i Erzurûm, Niksâr tarafından sekiz konakdır. Cânib-i şimâline kal‘a-i Amasiyye ve Merzifon ve Lâdik dörder konakdır ve cânib-i garbına kal‘a-i Tokat üç menzildir. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 76b
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı dârü'l-a‘lâ-yı vilâyet-i taht-ı Rûm-ı behcet-rusûm-ı şehr-i Sivas
EÇS III 76b
Evvelâ şehr-i Sivas'ın tâ vasatında Koca Hasan Paşa hareminin cânib-i şimâlîsinde bir âsitâne-i sa‘âdetde medfûn,
EÇS III 76b
eş-Şeyh Hazret-i Kara Şems Efendi Sultân: Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed-i Sâlis meşâyihlerinden olup Eğre gazâsında bile idiler. Hattâ Âl-i Osmân askeri bozulmuş iken bu azîz Mehemmed Hân'ın esb-i sabâ-sür‘ati licâmından berk zabt edüp "Sabr eyle beğim! Şimdi fırsat-ı ganîmetdir!" deyü asâkir-i İslâm'ı cenge tergîb ederken bi-emri Hudâ nesîm-i nusret İslâm tarafına esüp ân-ı sâ‘atde yüz bin küffârı Eğre kurbunda Hiraştüş sahrâsında dendân-ı tîğdan geçirüp cümle guzât-ı müslimîn mansûr [u] muzaffer olup Macâr-ı füccârdan yetmiş altı pâre kal‘ayı feth edüp Eğre'yi metîn ü müstahkem ederler. İlâ haze'l-ân dest-i Âl-i Osmân'da Eğre gibi hısn-ı hasîn ü sedd-i metîn-i intihâ-yı serhadd [ü] kal‘a-i kavî yokdur. İnşâ'allah mahallinde tahrîr olunur. Devlet-i Âl-i Osmân'da iki Şemseddîn vardır. Biri Ebü'l-feth Mehemmed Hân ile İslâmbol fethinde bulınan Akşemseddîn'dir kim İslâmbol'ın yedi sene mukaddem fethin Ebü'l-feth'e tebşîr etmişdi. Bursa hâkinde Türbeli Göylük'de medfûndur. Biri dahi bu Sivasî Kara Şemseddîn'dir kim Eğre gazâsında Âl-i Osmân'ın yüzün ak eyleyüp derûn-ı Sivas'da merkûm Hasan Paşa câmi‘i hareminde medfûndur. Yedi sene kutbiyyete kadem basmış derler. Tarîk-i (---) ulu sultândır. Kaddesenâ'llahu bi-sırrihi'l-azîz. Andan,
EÇS III 76b
Ziyâret-i Muhlis Paşa: Süleymân Hân şehzâdesi Bâyezîd Hân cenbinde medfûndur. Mâte sene 954.
EÇS III 76b
Ziyâretgâh [u] menâkıb-ı sa‘îd ü şehîd Şehzâde Bâyezîd Hân ibn Süleymân Hân rahmetullahi aleyhim ecma‘în : Sene (---) târîhinde Şehzâde Selîm-i Sânî Mağnisa sancağına mutasarrıf iken Şehzâde Bâyezîd Kütahiyye livâsına hâkim idi. Süleymân Hân bu iki birâderleri menâsıblarından azl edüp Selîm Hân'a Konya'yı; Sultân Bâyezîd'e Amasiyye'yi ihsân edüp Selîm Hân "Semi‘nâ ve ata‘nâ" deyüp Konya'yı zabt etdi, ammâ Şehzâde Bâyezîd Kütahiyye Âsitâne'ye karîb olmağıla Amâsiyye sancağı ba‘îd olduğundan çendân hazz etmeyüp be-gâyet müte’ellim oldu, ammâ ne çâre Kütahiyye'den bi'z-zarûrî kalkup Amasiyye'yi zabt u rabt edüp âsûde-hâl iken Konya ile Amasiyye hudûdu müşâ‘ olmağıla iki şehzâde-i âzâdenin haşerât-ı askerîleri birbirleriyle bâz-geştleri olmağıla netîce-i kelâm iki şehzâdegânın mâbeynine münâfıkîn ve gammâz-ı vesvâs düşüp ikisi birbirinin askerin kırmağa başladılar. Bu ahvâl-i pür-melâl pederleri Süleymân Hân'a mün‘akis olup Süleymân Hân vezîr-i râbi‘ Mehemmed Paşa'yı Konya'da Şehzâde Selîm'e gönderdi ve Pertev Paşa'yı Amasiyye'de Bâyezîd'e gönderüp iki şehzâdenin mâbeynin hadîs:
EÇS III 76b–77a
mazmûnunca iki vezîri ıslâha gönderüp Şehzâde Bâyezîd aslâ 77a sulha rağbet etmeyüp karındaşı Selîm Hân'ı meydân-ı ma‘rekeye da‘vet etdi. Şehzâde Selîm Bâyezîd'in bu gûne nâmesin Konya'dan Süleymân Hân'a gönderüp nâme-i Bâyezîd kırâ’et olundıkda Bâyezîd'in aklı kılletine ve kemâl-i hıffetine haml edüp lâyık-ı taht-ı Osmânî olmayacağı ma‘lûm-ı Süleymân Hân olup ol ân Anadolu beğlerbeğisi Cenâbî Ahmed Paşa'yı ve Karamân Mîr-i mîrânı Solak Ferhâd Paşa'yı ve mukaddemen Şehzâde Selîm'e lala olan Mar‘aş Paşası Geylan Alî Paşa'yı ve Adana eyâletine mutasarrıf Ramazânoğlu Pirî Paşa'yı ve niçe mîr-i mîrân ve mîr-i livâları Konya'da Şehzâde Selîm'e imdâd etsinler deyü kırk yedi bin askeri gönderüp Konya sahrâsında meks-i hıyâm edüp âmâde durdular. Bu askerin akîbince vezîr-i sâlis Tavîl Mehemmed Paşa'yı üç bin yeniçeri ve dört aşağı bölük sipâhîsiyle ve cebeci ve topçılar ile cümle yigirmi bin askere Mehemmed Paşa'yı serdâr edüp Konya altında Şehzâde Selîm'e vâsıl olup şeb [ü] rûz Bâyezîd sultân ile cenge müterakkibler idi.
EÇS III 77a
Ba‘dehû âsitâne tarafında Süleymân Hân-ı âkibet-endiş "Bu iki şehzâde-i süfehânın âyâ işleri neye müncer ola!" deyüp serdâr Mehemmed Paşa akabince cemî‘i Âl-i Osmân askeriyle sene 933 şa‘bânu'l-mu‘azzamının 28 gününde Üsküdar sahrâsında meks-i hıyâm etdi.
EÇS III 77a
el-Hikâye-i ceng-i şehzâdegân der-sahrâ-yı Konya: Fî 22 şehr-i şa‘bân-ı merkûm. Şehzâde Bâyezîd cünd-i anîdiyle sahrâ-yı Konya'da bedîd olup beri Selîm tarafından dahi vezîr-i mükerrem Tavîl Mehemmed Paşa sâf sâf çarha alayın dizüp talî‘a-i asker Zülkadriyye Paşası yigirmi bin Türkmân ile Cüm Ekrâdı olup yedi koldan cümle sipâh ve yeniçeri ve zâ‘im ve erbâb-ı timar ve müteferrikagân ve çavuşân ve zümre-i silâhdâr ve sipâhân-ı zü'l-cenâheyn-vâr yemîn ü yesâr âlât-ı harbe müstağrak olup cenge âmâde oldular. İki çarha-i askerî birbirine girüp Bâyezîd askeri Selîm çarhasına galebe edüp çarha-yı Selîm gerü kazan dibi asker üzre düşüp iki dib alay birbirine karılup katılup zemîn dihkânî elinde atılır gibi nadaz nadaz olup iki alay-ı azîmin güzîdesi belki dahi ziyâdesi şerbet-i şehâdeti nûş edüp medhûş oldular. Ammâ ekseriyyâ Bâyezîd'in dağî ü bâğî vü yağî askeri hâk-i mezellete düşüp cân verdiler. Tâ vakt-i gurûba dek ceng-i şehzâdegân olup herkes kollu kollarına gidüp tarafeynden tabl-ı âsâyiş çalındı. Ale's-sabâh ki oldu bizzât Selîm Şehzâde atına süvâr olup cümle asker-i İslâm'ı devr edüp va‘de-i kerîmeler ve gûnâ-gûn istimâletler edüp cenge tergîb edüp "İnşâallah fırsat u nusret bize müyesser olursa tama‘-ı ham‘a düşüp kelepür tahsîli sevdâsına düşmen" deyü tenbih ü te’kîdler etdi. Andan yine Şehzâde Bâyezîd tarafından asker hücûm edüp cenge karışdı. Üç sâ‘at-i nücûmî germâgerm ceng [ü] savaş-ı perhâş olup Cenâb-ı Bârî yârî kılup bâd-ı nesîm-i zafer Şehzâde Selîm cânibine esüp Konya askeri Bâyezîd askerine eyle satûr-ı Selîm urdular kim yigirmi binden ziyâdesi vakt-i zuhra dek hâke düşüp sahrâ-yı Konya hûn-ı benî Âdem ile kan deryâsı olup kelle-i Celâlîleri seylâb-ı hûn galtân ederdi. {Bu cenge târîhdir,
EÇS III 77a
Eyledi Sultân Selîm-ile kıtâlı BâyezîdSene 933}
EÇS III 77a–77b
Bâyezîd-i derdmend ü müstemend oğlu Orhân ile at başı beraber bakiyyetü's-seyf yedi yüz kimesne ile Amasiyye-i gâsiye deyüp cân atdı. Ol gice Kuduz Ferhâd-ı bed-nihâd ve Aka Seyfeddîn nâm bî-dîn ve niçe yüz bed-nâm u bed-asl u nâ-fercâm hâ’inler Şehzâde Bâyezîd'in ırkına girüp "Sana hâlâs Acem şâhına firâr etmeden gayri çâre yokdur" deyü iğvâlar edüp Şehzâde Bâyezîd babası Süleymân Hân'a bir nâme-i muhabbet-üslûb içinde "Benim şekâvetime sebeb Lala Mustafâ Paşa ve Rüstem Paşa mel‘ûnlar olmuşdur. Rûz-ı mahşerde hakkımdır, işte benim pederim pâdişâhım işte şâh-ı Aceme havfımdan firâr etdim" deyü Süleymân Hân'a nâmeyi gönderüp kendüsü Amasiyye'den dörd aded evlâdın alup yedi yüz müsellah askeri ile cemî‘i girân-bahâ âvân-ı cevâhirlerin alup Sivas üstünden Revân u İsfahân deyüp giderken Temerrüd Alî Paşa Sivas beğlerbeğisi iken şehzâde havfından Sivas kal‘asına kapandı ve mukaddemâ "Şehzâde Bâyezîd ol tarafa varırsa yol verme!" deyü emr-i şerîfler vârid olmuşdu ve Toykun Paşa birâderi Mustafâ Paşa Malâtiyye hâkimi idi ve niçe beğler ve paşalar Bâzeyîd Hân'ın ardına düşdüler ve başına zenbûr gibi üşdüler ve niçe yerde döğüşdüler, ammâ bir mîr-i mîrân şehzâdeye zafer bulamayup Sâ‘at Çukuru nâm mahalde hâlâ Şehzâde Bâyezîd'in kırdığı askerlerin mezârları ma‘lûmdur. Zîrâ şehzâde 77b Konya'da münhezim olup Amasiyye'den sonra on iki bin cân ve başdan geçmiş ölüm eri "Benem diger nîst!" diyen âdemler cem‘ eyleyüp azm-i İrân-zemîn etmişdi.
EÇS III 77b
Yedi yerde ceng-i azîm ederek Erzurûm'a varınca yigirmi bin asker-i kerrâr-ı ceng-âver ve dil-âver-i server [ü] hünerverler oldular. Erzurûm altında bir gün meks edüp Erzurûm valisi Yanık kal‘asın feth eden Koca Sinân Paşa'nın büyük karındaşı idi. Şehzâde Bâyezîd'i basmayup iğmâz-ı ayn edüp pes ü perdeden me’kûlât [u] meşrûbât ve birkaç yük na‘l ve mıh gönderdiği Süleymân Hân'a aks olup fakîr paşayı katl etdiler. Ve Erzurûm'u Malâtiyya beği Şehzâde Bâyezîd'in önin alup ceng etdigiyçün Erzurûm Mustafâ Beğ'e ihsân olunup Şehzâde Bâyezîd ılgar ile Kars ve Kağızman üzre diyâr-ı Acem'e gitmede.
EÇS III 77b
Şehzâde Bâyezîd'in diyâr-ı İrân-zemîne kadem basdığı, ba‘dehû ahvâl-i pür-melâlin beyân eder
EÇS III 77b
Revân hanı Şâh Kulı Sultân Şehzâde Bâyezîd'e i‘zâz [u] ikrâm edüp İsterâbâd diyârında Şehzâde Bâyezîd'in geldigin Şâh Tahmâsb'a i‘lâm eder. {Bu asırda İrân-zemîn şâhı Şâh Tahmâsb olduğuna târîhdir:
EÇS III 77b
Saltanat şod "Cây-i peder giriftî" sene 930
EÇS III 77b
Tâ şâhdan haber gelince iki ay Bâyezîd Revân'da mihmân olup hayli askeri cû‘dan pârekende ve perîşân olup Bâyezîd Hân ancak yedi yüz âdemiyle kalup andan şâh Bâyezîd'i da‘vet edüp nedîmlerine eydür: "Ey nüdemâ-yı hâsu'l-hâs! mukaddemde benim birâderim Elkâs Mirzâ Süleymân Hân'a benden firâr edüp vardı. Şimdi ana ni‘me'l-bedel Süleymân Hân oğlu Bâyezîd dörd aded zâdeleriyle benim eşiğime düşdü. Sabrımız berekâtiyle Murtezâ Alî bize yâver oldu" derdi. Bu minvâl üzre Şehzâde Bâyezîd şehr-i Kazvîn'e dâhil olurken cemî‘i İrân-zemîn ceyşi istikbâle çıkup yedi aded hân rıkabında piyâde yürüyüp hânlar hânıyla rikâb rikâba olup bir alay-ı azîm ile şehr-i Kazvîn'e girerken cemî‘i silâhşorân-ı Rûm atlar üzre gûnâ-gûn lu‘bede-bâzlıklar ile arz-ı ma‘rifetler etdiler.
EÇS III 77b
Ba‘dehû Bâyezîd Hân şâh ile müşerref oldukda Şâh Tahmâsb Bâyezîd'in başına cevâhir nisâr edüp sene 967 târîhinde Bâyezîd Hân'a Şirvân hanlığı verüp kabûl etmeyüp bî-hadd ü bî-kıyâs ta‘yînât u nukûd-ı akçe ve iki yüz boğça verüp bir sarây-ı âlîyi zer-ender-zere müstağrak edüp anda meks edüp cemî‘i sohbeti şâh ile olup sayd [u] şikârda cân sohbeti ederlerdi. Bir gün Bâyezîd Hân, Şâhı hânesine da‘vet edüp bir ziyâfet-i azîm edüp niçe yüz bin guruş değer zî-kıymet mücevher hançer ve kılıç ve gaddâre ve zeheb-i hâlis ile mebnî elli aded mücevher suhûnlar ve sîm âvânî siniler ve leğen ve ibrîk ve buhûrdân ve gülâbdân ve münebbed Hıtâyî kâseler pîşkeş verüp şâhın başına cevâhir nisâr edüp ba‘de's-sohbe şâh sarâyına giderken üç re’s mücevher zeynli küheylân at keşîde kılup şâh süvâr oldukda koltuğuna girüp yine farkına cevâhir ve dürr-i yetîm nisâr eder ve akîb-i şâhca üç kîse altun gönderüp şâhın cemî‘i nevkerlerin ihsân ile Bâyezîd Hân bây-ı yezîd eyledi. Vilâyet-i İrân-zemînin efvâh-ı nâsında bu gûne gütf ü gû olurdu kim "Allahu A‘lem Bâyezîd Hân ihsân [u] in‘âm ile İran-zêmine şâh olacakdır derlerdi.
EÇS III 77b
Hadd-i zâtında Şirvân ve Şamahı'dan ve Dağıstân'dan Bâyezîd'e ol kadar sünniyân gelmişlerdi kim sâhib-hurûc olur deyü kavm-i Acem havf ederlerdi ve birkaç kerre Kuduz Ferhâd "Gel şehzâde! İrân-zemîne bir kılıç uralım felek-i Atlasda nâmımız söylenüp İrân [u] Turân şâhı olup babana ve dîn [u] devlete hizmet edüp cürmümüz afv etdirmiş oluruz" dedikde Bâyezîd Hân "Bir dahi bu cevâbı istimâ‘ etmiyem yohsa seni katl ederim" derdi ve bundan sonra niçe askerlerin pârekende ve perîşân etdi. Zirâ başına çok asker-i haşerât cem‘ olup güft u gûyâ bâ‘is oldu.