İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS III 91b
Der-beyân-ı menzil-i karye-i Çorum
EÇS III 91b
Eyâlet-i Sivas'da sancakbeği tahtı ve yüz elli akçe kazâsı ve kal‘ası ve cemî‘i âsâr-ı binâsıyla bin elli yedi târîhinde Erzurûm seyâhatı avdetinde Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile serserî gezerken bu Çorum ahvâli mufassal tahrîr olunmuşdur. Fihrise nazar oluna. Andan yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde
EÇS III 91b
Evsâf-ı şehr-i (---) ya‘nî kal‘a-i İskilib
EÇS III 91b
Sebeb-i tesmiyesi (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve bânîsi (---) Âl-i Selçukiyân'dan Sultân Alâ’eddîn fethidir. Ba‘dehû sene 817 târîhinde Etrâk eşirrâsı destinden Çelebi Sultân Mehemmed fethidir, zîrâ bu câniblerin eşkiyâları Timur hâdisesinde isyân [u] tuğyan edüp niçe yüz memâlik-i mahrûseleri ve kılâ‘-ı metînleri zabt [u] rabt edüp ba‘dehû cümlesin Çelebi Mehemmed Hân müceddeden feth etdi. Ba‘dehû Süleymân [Hân] tahrîri üzre Sivas eyâletinde ve Çorum hâkinde âsitâne-i sa‘âdetde şeyhülislâmlara hâss-ı hümayûn ta‘yîn olunup maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem hâssdır. Ebvâb-ı mahsûlâtı cümle şeyhülislâmlara vâsıl olur ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Cümle (---) aded nâhiye kurâları var. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir subaşısı ve şehir kethüdâsı vardır.
EÇS III 91b
Eşkâl-i kal‘a-i İskilib: Evce peyveste olmuş bir kûh-ı bülendin tâ zirve-i a‘lâsında cemî‘i ebrâcları ve dendân-ı bedenleri seng-tırâş ile mebnî şekl-i müseddes bir kapulu kal‘a-i âlîdir. Derûn-ı kal‘ada (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) . Ammâ aşağı şehri bir dereli ve bâğlı ve bâğçeli yerde vâki‘ olmuş cümle (---) aded hâk-i pâk ile mestûr hâneli ma‘mûr şehirdir, ammâ ol kadar müzeyyen ve kebîr değildir. Cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ çârsû içinde (---) (---) .
EÇS III 91b–92a
Ulemâsı gâyet kesret üzre olmak ile her câmi‘de medrese ve müderrisîni ve talebe-i musannıfîni vardır. Zîrâ hevây [u] heves kânı değildir, ilm [u] hilm kânıdır, zîrâ reşîd u necîb sıbyânı ve üç yüz aded hâfız-ı Kur’ânı vardır. 92a Ve cümle kırk aded mekteb-i sıbyân-ı ebcedhânı vardır (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) .
EÇS III 92a
Ve cümle (---) aded hammâm-ı rûşenâsı vardır (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 92a
Ve cümle (---) aded hân-ı tüccârân [u] sevdâgerânı vardır (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 92a
Ve cümle (---) aded çârsu-yı bâzâr [u] dükkânlar vardır. Ammâ bezzâzistânı yokdur ve gayri şehir esvâkı gibi müzeyyen değildir. Ve câ-be-câ mahbûb u mahbûbesi vardır. Gerçi Etrâk şehridir, ammâ halkı halkdan münzevîlerdir. Hattâ Murtezâ Paşa efendimizi kondurmamak murâd edinüp ve re‘âyâsına rağm-ı hakâreten üç gün meks edüp müft ü meccânen yeyüp içüp konup göçdü. Memdûhâtından,
EÇS III 92a
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı İskilip
EÇS III 92a
Mazhar-ı envâri't-tarîka kâşif-i esrâri'l-hakîka gavvâs-ı bahr-i dîn ve deryâ-yı dürr-i yakîn eş-Şeyhü'l-kebîr Hazret-i Muhyiddîn el-İskilibî. Kuddise sırruhu. Aşağı şehir hâricinde medfûndur kim ziyâretgâh-ı hâss [u] âmmdır. Yine maskat-ı re’sleri şehr-i İskilib'dir. Ve ziyâretgâh-ı hazîne-i ilm u hikmet yegâne-i hilm [u] mahrem-i esrâr [u] makdem-i ebrâr eş-Şeyh Hazret-i Muslihıddîn ibn Attâr. Bu azîz hazretleri Akşemseddîn halîfesindendir ve Keskin nevâhîsinde medfûndur. eş-Şeyh Hamza-yı Şâmî ve Karahisâr-ı Sâhib'de medfûn eş-Şeyh Abdurrahîm-i Mısrî, eş-Şeyh İbrâhîm-i Tennûrî. Bu dörd halîfe Akşemseddîn'in izn-i şerîfleriyle halvete girüp evvel İbrâhîm-i Tennûrî sâhib-i seccâde oldu. Ba‘dehû bu Muslihıddîn-i İskilibî pîşvâ-yı tarîk oldu. Andan Şeyh Hamza-yı Şâmî andan Abdurrahîm-i Mısrî sâhib-i irşâd oldu. Ammâ bu Şeyh Muslihıddîn-i İskilibî kırk bin mürîde mâlik kutbiyyete kadem basmış kümmelîndendir. Hâlâ bu İskilip şehri içre medfûn olup ziyâretgâh-ı hâss [u] âmmdır. Eş-Şeyh Fahreddîn-i İskilibî Yavsî derler. Alî Kuşcu'nun dâmâdıdır ve Ebussu‘ûd'un ecdâdıdır. Sene 903 {merhûm olup bu İskilib'de medfûndur. Kuddise sırruhu'l-azîz}.
EÇS III 92a
Ba‘dehû bu şehirden kalkup yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde lokmacılık ederek (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---). Andan yine şimâle (---) sâ‘atde,
EÇS III 92a
Der-zikr-i kal‘a-i şehr-i atîk Merzifon: Paşa efendimiz Tabanıyassı silâhdarı Dilâver Ağa hânesinde mihmân olup üç gün meks etmek fermân olundu. Mukaddemen bu şehrin evsâfı bin elli yedi senesinde Defterdârzâde ile Erzurûm'dan gelişde mufassal tahrîr olunmuşdur. Mükerrer tahrîri lâzım değildir. Andan cânib-i garba (---) sâ‘atde,
EÇS III 92a
Menzil-i çiftlik-i Murtezâ Paşa: Sivas'da iken re‘âyâ vü berâyâ ağasıyla iki yüz kîse olup kal‘a-misâl bir çiftlik-i azîmdir. Andan yine garba (---) sâ‘at gidüp
EÇS III 92a
Şehr-i harâb-ı kal‘a-i Gümüş: Mâ-takaddem Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile ubûr etdiğimizde ma‘mûr idi. Hâlâ ol kadar imâr değil idi, ammâ kal‘ası imâr olsa avân zulmünden emîn olup Gümüşhânesi emîni dahi emîn-i mutlak olurdı. Andan taraf-ı garba bir öz içre gidüp,
EÇS III 92a
Menzil-i karye-i Dankazâ: Ma‘mûr köydür. Gümüş kazâsı hâkindedir. Bu mahalde Köse Şa‘bân Paşa çiftliğinde üç gün tekâ‘üd etmeği fermân etdikde hakîr Kızılırmağı mahfîce geçmek için huddâm [u] gılmânlarımla karye-i Dankazâ'dan kalkup bir öz içre bâğlı ve bâğçeli yerde (---) sâ‘atde giderken,
EÇS III 92a–92b
Sergüşezt-i hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Vakt-i çâşt mahallinde at üzre evrâd [u] ezkârım tilâvet edüp giderken Sührâb nâm gulâmım eydür: "Ağa! Önümüzden dörd salt atlı gelir" dedikde nazar etdim, dörd küheylân atlı ve dev heybetli gelmede ve silâhlarına mukayyed olmada. Hakîr baş aşağı gitmede, anlar yokuş yukaru gelmededirler. Hakîr gulâmlarıma silâhlarınıza mukayyed olun deyü tenbih edüp birbirimize karîb olmada iken anı gördük, sağ tarafımızdan dörd atlı dahi pür silâh fitilleri ellerinde üzerimizde gelmede, ammâ mukaddem görünen dörd atlı hemân dal-mızrâk dördü bir hamleden hücûm edüp biri hakîri mızrâk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk etdiyse hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine huddâmlara "Allah!" deyüp hücûm etdükde seyishâneleri bırağup ale'l-ittifâk hakîrin üstine hücûm edüp bir kaç kurşum atdılar aslâ isâbet etmedi. Ammâ gördüm ki huddâmlarımdan bana imdâd eder yok. Hemân "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyü nahviyyûn kâ‘idesi üzre kesretden firâr edüp âyet-i sûre (---) Arapça nassı üzre kendimi tehlikeye ilkâ etmeyüp huddâmlarımla firâr ederken akîbimce bir hışt-ı İpşîri atup zemîne üç karış güzer edüp altımdaki esb-i sabâ-sür‘at-i hussâna ikdâm-ı tâmm ile ökçe edüp firâr ederken sağ tarafımızda bir bâğ içre dörd atlı dahi zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp elimiz kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûkümüzün dördü firâr edüp dörd ile bu hakîri dest-ber-kafa kayd-bend edüp altımda kısrağa bir süvâr olup hakîri bir âhir ata bindirüp gulâmlarımla derbeste. "Aşın beğe götürelim! Yok öldürelim! Yok uryân edüp âzâd edelim!" deyü niçe gûne güft [u] gû etdiler. Hakîr eytdim: "Gâzîler bu kadar mâlım ve gulâmlarım aldınız. Allah aşkına olsun cânıma kıyman!" dedim. Biri eyitdi: "Bre mâlın kim aldı? Biz bâğda üzüm yemeğe geldik" dedikde "İşte mâlım götürüyorlar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at bırağup gitdiler. Anların bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede. Bin adım mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadırlar kurulmuş. Hakîr eyitdim: "Şehbâzım bu çadırlar nedir kim?" dedim. Ol yiğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü senâ edüp "İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd etdim, zîrâ bu hakîri Şâm-ı şerîfden Murtezâ Paşa ulaklığile Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikde Sadrıa‘zam Murâd Paşa ile Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı ceng edüp münhezimen Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı'ya râst gelüp Şâm-ı şerîfe götürüp Murtezâ Paşa efendimize Bölükbaşı yazdırup vilâyet-i Dürüzistân'da Sıfet seferinde bile idik ve Sivas mansıbında bile olup Niksâr subaşısı idi. Bu kadar hukûkumuz var. Ba‘dehû,
EÇS III 92b–93a
Sebeb-i isyân-ı Çomar Bölükbaşı: Murtezâ Paşa efendimiz Şâm-ı cennet-meşâm dağlarında Dürüzî ile ceng etdikde bu Çomar Bölükbaşı'nın ol cengde etdüğü şecâ‘ati bir merd-i meydân [u] sâhib-i silâh pehlivân etmemişdir. Anın mukâbelesinde Murtezâ Paşa efendimiz vali-i Sivas oldukda Çomar Bölükbaşı'ya Niksâr voyvadalığın yüz elli yiğidinin ulûfeleri tahtında ihsân edüp altı aydan Niksâr subaşılığın Çomar üzerinden Tabanıyassılı Merzifonlu Dilâver Ağa alup zabt etdikde Çomar'ın muhasebesin görüp Çomar eydür: "Bu subaşılık benim bayrağım altındaki yiğitlerimin ulûfesi tahtında sadaka olunmuşdur" dedükde aslâ feryâdına bakmayup Çomar Bölükbaşı'yı nefîr-i âmm ile Niksâr şehri içre haps edüp bu kadar mâl [u] menâlin muhâsebesi tahtında alup Çomar Bölükbaşı yüz elli bahâdır yiğidiyle ancak birer atlarıyla kalup dâğ-ı derûnlarında Niksâr şehrinden Sivas'a gelüp Murtezâ Paşa'ya tazallüm edüp eydür: "Devletli vezîr! Niksâr'ı benim bayrağım yiğitleri ulûfesi tahtında ihsân edüp şimdi beni Dilâver Ağa bu hâle kodu" deyince Murtezâ Paşa: "Eyle olur hâlâ subaşılığı Dilâver Ağa'ya verdim ben muhâsebeyi andan bî-kusûr alırım" dedikde Çomar Bölükbaşı "Balık başdan kokar, haberin sıhhatın Lokman'dan aldım" deyüp bir nezâketle Sivas'dan çıkup bir gicede ılgar ile Merzifon'da Dilâver Ağa'nın çiftliğin basup bu kadar mâl alup çiftlik kethüdâsın asup câriyyelerin fi‘l-i şenî‘a çekdirüp bu kadar koyunları re‘âyâların gözü önünde 93a kurbân edüp benâm küheylân atlara süvâr olup çiftliği âteşe urup dağ beği olup isyâna âheng edüp Niksâr'da alınan mâlının yetmiş bin kadar ziyâdesin tahsîl edüp be-dürüstî harâmîliğe başladı. Tâ ki Murtezâ Paşa Sivas'dan ma‘zûl olup Murtezâ Paşa bu Merzifon şehrine gelince Çomar Bölükbaşı Murtezâ Paşa'yı Direklibel'den Osmâncık şehri üzre gider emniyyesinde olup Kızılırmak geçidinde pinhân olup yedi yüz yiğit ile Diyârbekir'den ma‘zûl Saçbağı Paşa'yı beklermiş.
EÇS III 93a–93b
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
EÇS III 93b
{Bu sergüzeşt [ü] serencâmdan me’âl-i kelâm oldur kim bu hakîr Şâm'a ılğar ile gelirken Çomar Üsküdar cenginde münhezim olup başı havfından dağlarda gezerken Akşehir kurbunda Çomar'a râst gelüp Şâm'da Murtezâ Paşa efendimize getirüp bayrak açdırup gûyâ bir iyilik eyledik. Hikmet-i Hudâ ol iyilik mukâbelesinde Cenâb-ı İzzet anların destinden bizi mâlımızla cânımızla halâs etdi. Netîce-i kelâm dünyâda benî Âdemle ihtilât eden kimesnelere iyilik eylemek gerekdir. Mısrâ‘-ı Şâhidî:
EÇS III 93b
Yokdur iki âlemde iylik gibi sermâye
EÇS III 93b
Diğer mısrâ‘-ı Şâhidî:
EÇS III 93b
Kamuya sen iylik eyle sana öğüd işte benden
EÇS III 93b
demişler. Aceb pendnâme!..
EÇS III 93b
Andan hakîr menzil-i nehr-i Kızılırmak kenarında meks edüp ertesi gün Murtezâ Paşa efendimiz gelüp: "Bre Evliyâ Efendi, şükür sağlığa! Bre seyishânelerin ile mâlın ve gulâmın nece oldu?" dedi. "Hamd-i Hudâ Sultânımın himmet-i aliyyesiyle bir habbem zâyi‘ olmayup bir kemer gurûş ve gulâmlarıma sekiz re’s silâhlarıyla küheylân atlar ve gulâmlarıma ellişer gurûş ihsân edüp hakîre kasd edüp mâlım alanların sekizini dahi kılıç üşürüp pâre pâre etdirüp intikâm aldırdım" Beyt:
EÇS III 93b
Eğerçi gerçi müşkildir kişi dünyâda kâm almak
EÇS III 93b
Bütün dünyâ değer ammâ adüvdan intikâm almak
EÇS III 93b–94a
deyü bu ebyâtı terennüm edüp niçe ceng edüp niçe amân deyüp niçe firâr edüp niçe girîbânı ele verüp ve niçe Çomar'a gelüp ılgar ile mâlım üzre gidüp hasımlarıma yetişüp niçe Çomarlıyla ceng edüp hasımlarımı pâre pâre etdiğim birbir paşaya takrîr edüp gülmeden karârı kalmayup vâfir safâ edüp "İmdi Evliyâ Çelebi, er oğlusun. Cenâb-ı Bârî kuş cânın halâs etdi. Senin ilm [u] hilmin berekâtiyle ve Çomar'a iyilik edüp Akşehir'den Şâm'da bana getirüp yapışdırup iyiliğin mukâbelesinde Hudâ-yı Bîçûn seni halâs etdi. Ol sâ‘at senin ceng edüp mâl [u] gulâmların gitdiği haberi gelüp dağlara ve bellere ve yollara âdem gönderüp beş sâ‘atden sonra âhâlî-i kurâdan âdemler gelüp "Sultânım sizin ağanız ile Çomar Bölükbaşı gelüp ağanızın mâlın alan yine kendiden kaçan Çomar âdemleriymiş. Anlara yetişüp niçün bensiz harâmlık edersiz deyü sekizini de pâre pâre edüp ağanıza kölelerin seyishânelerin verüp Kızılırmağa doğru gitdi" deyü haber getirdiler. Şimdi bu mahalle gelirken seninle ceng eden harâmîlerin sekizinin dahi leşleri pâre pâre yol üzre yatup bu gice niçe yerlerin kurdlar tilki ve çakallar yemiş. "Evliyâ'nın hışmına uğrayanlardır, şunları bir köşeye defn edin" deyü ahâlî-i karyeye ihsânlar edüp "Bu mahalde seni hamd-i Hudâ selâmet [u] sıhhatde gördük" deyü bu hikâyeyi Murtezâ Paşa efendimiz takrîr edince "Sultânım, Çomar bendeniz mübârek hâk-i pâyınıza yüz sürüp selâmlar eyitdi. 'Ben efendimin garîbi idim. Efendimden Niksâr mâddesi içün Dilâver Ağa beni ayırdı. Allah anı dîn [u] îmânından ayırsın! Ben dahi andan intikâm alup çiftliğin yakup mâl [u] menâlinden ayırdım. Ammâ efendimden ayrıldığıma ağlarım. Hakk cânım anın kapusunda ala' deyü ağlayup cirmim afv edüp beni kapusuna ala" deyü ricâ etdi deyü hakîr Murtezâ Paşa'nın dâmenin bûs etdim. Murtezâ Paşa eydür: "Evliyâ Efendi şimdi biz Âsitâne-i 94a sa‘âdete gideriz, ol gûne mezmûm u müttehem harâmî yanımızda olamaz. Ammâ inşâallah yâ Haleb ve Şâm, Erzurûm, Diyârbekir ve Bağdâd eyâletleri nasîb olursa senin hâtırın içün alalım" deyü ahd edüp andan Kızılırmağı ubûr etmeğe mübâşeret edüp hayli serencâm çekdik. Ammâ bin elli yedide Defterdârzâde ile ubûr etdiğimiz kadar usret çekilmedi. Ancak beş âdem gark olup ba‘zı ağavâtların bârhâneleri yıkılup yine hâlâs olup niçe ağavâtlar Çâşnigîr köprüsü cânibine gitdiler. Paşa efendimizle hamd-i Hudâ selâmetle ırmağı ubûr edüp sâhil-i nehirde,
EÇS III 94a
Menzil-i kasaba-i Kurdlar Sarâyı: Defterdârzâde ile ubûr etdiğimizde Kankırı sancağı hâkinde Kal‘ecik kazâsında Kankırı subaşılığı olduğu bâlâda mufassal tahrîr olunmuşdur. Andan yine cânib-i şimâle 6 sâ‘atde,
EÇS III 94a
Menzil-i karye-i Boyalı: Bu dahi Kankırı hâkinde ma‘mûr köydür. Andan yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde,
EÇS III 94a
Menzil-i karye-i Arslan Paşa çiftliği: Kal‘a-misâl bir otardır. Andan şimâle (---) sâ‘atde,
EÇS III 94a
Der-beyân-ı kal‘a-i Keskinkırı, ya‘nî sûr-ı Kankırı
EÇS III 94a
Sebeb-i tesmiyesi (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve bânîsi (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) kal‘a-i Kal‘acık sol tarafında Keskin sahrâlarında bir konak yerde kalup bu kal‘a-i Kankırı kal‘acığın cânib-i şarkında dağıstân [u] Türkistân içre kalup Türkistân vilâyetidir. Sene (---) târîhinde Kastamonu Hâkimi Kötürüm Muharrem nâm melik Bursa Urûm teküri destinden feth edüp ba‘dehû Türk eşirrâsı elinden Yıldırım Hân fethidir. Ba‘dehû Çelebi Sultân Mehemmed Hân sene 822 târîhinde feth edüp Anadolu eyâletinde sancakbeği tahtıdır. Beğinin hâssı 258.081 akçedir. Ze‘âmet 7 ve timar 381. Alaybeği ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Kânûn üzre cebelüleri ile beğinin livâsı altında cümle bin beş yüz asker olur ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır.
EÇS III 94a
Ve nâhiyesi cümle (---) aded ma‘mûr [u] âbâdân kurâlardır. Üçdîvân ve Dörddîvân ve Yedidîvân ve Kızılöz ve Alacaöz ve Alacamescid dîvânlarına varınca on iki dîvân nâhiyeleri vardır. Bu nevâhîlerden kadıya beher sene üçer bin gurûş hâsıl eder. Beğine on bin guruş hâsıl olur. Ammâ eşirrâ ve telbîs ve betlîs ve iblîs kavmî vardır. Ammâ sipâh yeri olmağıla kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve müftîsi ve nakîbi ve muhtesibi ve şehir kethüdâsı ve şehir subaşısı vardır.
EÇS III 94a
Eşkâl-i kal‘a-i Kankırı: Bir (---) yerde şekl-i murabba seng binâ bir küçük kal‘adır. Cânib-i (---) bir kapusu var. Derûn-ı kal‘ada (---) (---) (---) (---)
EÇS III 94a
Sitâyiş-i varoş-ı Kankırı: Bir vâsi‘ fezâda bâğlı ve bâğçeli dörd bin aded (---) örtülü hâne-i ma‘mûrlardır.
EÇS III 94a
Ve cümle (---) aded mahalle ve cümle (---) aded mihrâbdır. Cümleden çârsû içre cemâ‘at-i kesîreye mâlik Sultân Süleymân Hân câmi‘i bir minâreli ve kurşum ile mestûr bir müzeyyen câmi‘-i ma‘mûrdur,
EÇS III 94a
Mâ‘adâ mesâcidlerdir.
EÇS III 94a
Cümle (---) mekteb-i sıbyândır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 94a
Cümle (---) tekye-i dervîşândır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)