İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS III 132b
Şehr-i Eski Zağra ensesi şimâl cânibi dağdır, mâ-fevki sâfî bâğdır. Kıble tarafı tâ taht-ı sânî Edirne şehrine varınca yigirmi dörd sâ‘at yer ılgar ile sâfî kurâlar ile müzeyyen kat-ender-kat ma‘mûr [u] âbâdân kurâ-yı büldânlar ile ârâste ve ravza-i Rıdvân-misâl bağ-ı İremlerle pîrâste bir sahrâ-yı sebzezâr-ı lâle‘ızârın şimâline vâkı‘ olmuş bir şehr-i müzeyyendir. Cümle hânelerinin revzenleri kıble cânibine nâzır tahtânî ve fevkânî sarây-ı âlîlerdir, kim cümle üç bin aded kiremitli hâne-i zibâlardır kim Filibe şehrine sehel yan başı gelir şehr-i ma‘mûrdur. Ve cümle yedi yüz altmış aded bölme şâhrâhları gâyet pâk tarîk-i âmlardır. Ve cümle on dörd aded mahallâtdır. Meşhûru bunlardır.
EÇS III 132b
Ve cümle on yedi aded mihrâbdır. Cümleden çârsû içinde büyük câmi‘-i Hamza Beğ demekle ma‘rûf bir câmi‘-i mevzûnlu câmi‘dir kim şeb [ü] rûz cemâ‘at-i kesîreden bir ân hâli değil, ma‘bedgâh-ı kadîmdir. Kıble kapusundan mihrâba varınca tûlen ve arzen zergerdân-ı mest ayak ile (---) hatvedir. Bu şehirde bundan büyük câmi‘ yokdur. Ve cümle imâreti nîl-gûn rasâs-ı hâs ile mestûr kıbâblardır. Ve kıble kapusu üzre târîhi "Sene semâne mi’e"de Mûsâ Çelebi ibn Yıldırım Hân asrında ümerâdan Hamza Beğ binâsıdır.
EÇS III 132b
Andan yine çârsû içre, Yenicâmi‘, rûşen-binâ ma‘bed-gâh-ı müferrihdir. Ammâ bânisi ma‘lûmum değildir. Ve Noktacı câmi‘i ve Nalbeğ câmi‘i ve Alî Paşa câmi‘i ve Tekye câmi‘i (---) (---) (---) (---) (---) .
EÇS III 132b
Bu beş aded selâtîn-misâl câmi‘lerdir, kim bir minâreli kârgîr binâ ma‘bedhâne-i zibâ kıbâblar ile ârâste câmi‘lerdir. Ve cümle (---) aded mesâcidlerdir.
EÇS III 132b
Ve cümle (---) aded medrese ve dârü'l-hadîs [ü] dârü'l-kurrâlardır kim her câmi‘de birer ders-i âm mukarrerdir, ammâ cümleden medrese-i Alî Paşa
EÇS III 132b
Ve cümle kırk iki aded dârü't-tahsîl-i mekteb-i ulûmdur. Cümleden mükellef evkâf-ı kavî Hamza Beğ mektebidir.
EÇS III 132b
Ve cümle (---) aded tekye-i dervîşândır.
EÇS III 132b
Ve cümle beş aded hammâm-ı dilsitândır. Evvelâ çârsû içinde Çifte hammâm ve Alaca hammâm ve Küçük hammâm ve Paşa hammâmı ve Yeni hammâm cümle rûşen hammâm-ı latîflerdir. Bu hammâm-ı rûşenâlardan mâ‘adâ iki yüz aded hânedânların hammâm-ı hâssaları vardır.
EÇS III 132b
Cümle (---) aded hân-ı mücerredân-ı kârbânsârâylardır.
EÇS III 132b
Cümle (---) aded sebîl-i çeşme-sâr-ı âb-ı hayevânlardır.
EÇS III 133a
Ve cümle sekiz yüz elli beş aded dekâkîn-i evkâf-ı sultânîdir. Unkapanı'ndan aşağı Uzunçârsûsu gâyet ma‘mûrdur. Ve kârgîr binâ-yı metîn bezzâzistânı ankâ bâzergân-ı hâcegiyânlar ile memlû bir bâzâr-ı hüsndür. Ve ulemâ ü şu‘arâ ü sulehâsı çokdur. Ve meşâyih-i ızâmı ve e’imme vü hutebâsı ve a‘yân [u] kibârı ve dervîş-nihâd âdemleri bî-hadd u hasrdır. Cümle elvân çukalar ve akmişe-i fâhireler ve elvân sûflar ve zâğî ve mollayî gûnâ-gûn siyâb giyerler. Ve âb [u] hevâsı gâyet memdûh-ı Rûmdur. Husûsan Bulgar u Sırf u Çıtak mahbûbeleri haftada bir şehrin bâzârına geldiklerinden şehir pür-nûr olup âşıkân mesrûr olur.
EÇS III 133a
Memdûhâtından, beyâz ekmeği ve ayvası ve sarı balı ve nohudlu çöreği ve tavuk böreği ve beğ emrûdu ve hüsn-i yûsuf emrûdu ve al engürü ve şırası ve elvân kirazı ve gûnâ-gûn meyvesi olur. Bu şehr-i Eski Zağra, iklîm-i hâmisin vasatında bulunmak ile tûl-ı nehârî (---) sâ‘at ü derîce vü (---) dakîkadır. Ve arz-ı beledî (---) (---) arzda olmağıla âb [u] hevâsı i‘tidâl üzredir.(---) .
EÇS III 133a
Evsâf-ı külliyât-ı Eski Zağra
EÇS III 133a
Vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve halkı şâdân [u] mesrûr olmağın buk‘aları hûb u merğûb u mezra‘aları vâfir ve hayrât-ı berekâtları mütekâsir olmağın ahâlîsinin ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî vü revân olup her hânedânda bâğ u bâğçe vü havz u şadırvanlar olup halk cümle ehl-i zevk ü ehl-i safâ olup cemî‘i müsâfirîn ü mücâvirîne ziyâfet ile ikrâm edüp dil-nüvâzlık ve çâre-sâzlık eder bir alay muhibb-i fukarâ-yı garîbü'd-diyâr garîb-dost âdemlerdir. Üç gün bu şehirde meks-i ikâmet edüp cân sohbetleri etdik.
EÇS III 133a–133b
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
EÇS III 133b
Ziyâretgâh-ı Eski Zağra'yı beyân eder
EÇS III 133b
Evvelâ Küçük hammâm önünde Tohum Baba Sultân, ve bâğlar içinde Durhan Baba Sultân ve Doğan Dede Sultân ve Tabahâne mahallesinde Karaca Ahmed Dede, andan şehrin nîm sâ‘at garbına ba‘îd karye-i Ahad Evren'de Abdülmü’min Baba; bir mesîregâh-ı teferrücgâh tekye-i dervîşân-ı Bektâşiyândır. Bundan gayri Eski Zağra şehrinin yetmiş seksen aded mesîregâh-ı ibret-nümâları vardır ammâ tahrîrinde aczimiz vardır. Bu kadar iktifâ etdik, temme'l-hayr.
EÇS III 133b
Bu şehri alâ kadri'l-imkân bu mertebe seyr [u] temâşâ edüp cânib-i cenûba tuğlar gidüp
EÇS III 133b
Karye-i Arnavudlar: Kefere ve müslim ile mülemma‘ iki yüz hâneli bâğ u bâğçeli ma‘mûr ze‘âmet köyüdür. Andan yine cânib-i cenûba âbâdân içre ubûr edüp,
EÇS III 133b
Karye-i Ekinler: Ma‘mûr müselmânlar ve bir câmi‘i var, ze‘âmetdir. Zağra nâhiyesidir. Andan yine cenûba,
EÇS III 133b
Karye-i Köseli: Sâfî müselmânlardır. Hacı Süleymân nâmında bir sâhibü'l-hayrın câmi‘i ve tekyesi ve şeyhi vardır. Ve bâğ u bâğçesi de vâfirdir. Bu karye-i ma‘mûr Filibe sahrâsında bir dırahtistân koru içinde vâki‘ olmuşdur. Andan yine taraf-ı cenûba,
EÇS III 133b
Karye-i İnebeç: Bu dahi Filibe sahrâsında ma‘mûr u mahsûldâr kend-i azîmdir.
EÇS III 133b
Andan yine cenûba (---) sâ‘atde,
EÇS III 133b
Evsâf-ı vilâyet-i Makedone, şehr-i Filiboz kal‘a-i kadîm ve şehr-i azîm ya‘nî Filibe-i belde-i tayyibe
EÇS III 133b–134a
Bu şehr-i kadîmin hakkında cümle Sırf u Bulgar des-pot vilâyetin ve Urûm-ı Yunan tevârihlerinde "İslâmbol'dan mukaddem binâ olunan Filiboz kal‘ası ve Makedone nâm İskender kızının tahtı bu Filboz'dur" deyü cümle millet-i Mesîhiyye bu şehirdir deyü ittifâk etmişlerdir. Ve Hazret-i Süleymân rîh-ı muvâfıkla bunda gelüp Belkîs ile sohbet edüp serâperde-i Süleymânîsi yerinde Filboz kral kal‘a yapdı derler ve Sırf tâ’ifesiyle Latin kavmi Hazret-i Süleymân'ın Saydun nâm kralın kızından olan Melik Rac‘im nâm evlâdı Filibe kayaları içinde medfûndur deyü tahrîr etmişlerdir. Hele diyâr-ı Rûm'da evvel binâ olunan bu Filiboz kal‘ası ve Makedone şehridir. Hâlâ lisân-ı Leh ve Çek ve İsfaç ve Eflağ u Boğdan'da "done" kralların avretlerine derler. Bu Filibe şehrini İskender kızı Make binâ etdüğiyçün Makedone şehri derler. Bu avret İslâmbol'a dahi krale melike olduğundan İslâmbol'a dahi Makedone-opol derler. Ba‘dehû Kostantin imâr etdiğiyçün Kostantin-opol derler. Bu hakîr-i pür-taksîr Alaman diyârına kral-ı dâlle vardığımızda Nemse çesarı bir kaç kerre Âl-i Osmân azîmü'ş-şân pâdişâh-ı Cem-cenâbdır. Ve anlar Budin'i ve Mısır'ı ve Kuds-i şerîf'i, İslâmbol'u ve bu Filibe şehrini çok çok hakîre su‘âl ederlerdi. Dobra Venedik kralı divânında dahi bu Filibe Makedone deyü anup "Âh anın dağlarında olan altun ve gümüş ve kurşum ve demir ma‘âdinleri bizim devletimizde olsa İskender-i Kübrâ gibi 134a cihângîr olurduk" deyü te’essüf çekerlerdi. Andan ma‘lûmdur kim bu Filibe'de olan ma‘âdin ve defâ’in-i künûz bir diyârda yokdur. Meğer ümm-i dünyâ Mısr-ı Kâhire-i Mu‘izze'd-dîn'de yâhûd şehr-i Budin'de yâhûd İslâm destinde ola.
EÇS III 134a
Netîce-i merâm ve muhassal-ı kelâm bu Filibe şehri niçe mülûkdan mülûka intikâl edüp Sırf-ı despot destinden Rûm-ı Yunaniyân alıp Edirne sâhibi İdrivne kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eyyâm-ı şitâda bu Filibe'yi dâr-ı bevâr edinüp eyle imâr etdi kim bâğ u bâğçelerine nehr-i azîm Meriç tur‘a tur‘a akmadan Edirne şehrine nehr-i Meriç cereyân etmezmiş. Ta bu mertebe Filibe bâğ-ı İremezât ile ma‘mûr imiş.
EÇS III 134a
Ba‘dehû sene (---) târîhinde bizzât Gâzî Hudâvendigâr Edirne'yi feth edüp sene-i âtîde yine deryâ-misâl asâkir-i bî-pâyân ile Lala Şâhin Paşa'yı Filibe üzre sipehsâlâr-ı mu‘azzam edüp yedi koldan şehri muhâsara edüp yedi yerden nehr-i Meriç üzre cisrler ihdâs edüp cebren ve kahren şemşîr-i Şâhin ile sene 765 târîhinde kal‘a-i Filibe feth oldu. Gerçi küçük kal‘adır ammâ ol zamânın muhâsarasına göre sa‘b hisâr idi. Hâlâ bir kaya üzre şekl-i muhammes seng binâ bir kal‘a-i köhne-âbâddır.
EÇS III 134a
Rûm târîhleri üzre Filboz kral binâsı olmağıla Filiboz'dan galat-ı meşhûr Filibe derler. Hâlâ kal‘ası şehrin ortasında bir boz kaya üzre olmağıla derûn-ı kal‘ada imâristândan bir nişân yokdur. Ancak ba‘zı mahzenler ve zîr-i zemînler ve buğday anbarları vardır. Cânib-i (---) (---) kapusu mekşûfdur. Aslâ handakı yokdur. Zîrâ cânib-i erba‘ası yalçın kayalar üzredir. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Dizdârı ve mehterhânesi ve neferâtları yokdur. Zîrâ İç il olmağıla cebehâne ve neferât lâzım değildir. Ancak ıydeyn-i mübârekeynde i‘lân içün iki şâhî topları vardır. Filibe Nâzırı Mehemmed Ağa tarafından atlarda imâr olsa şîrîn binâ kal‘a-i zibâdır, ve's-selâm.
EÇS III 134a
Ve şehr-i kadîm olmağıla Rûmeli eyâletinde (---) sancağı hâkinde hâkimi Filibe nâzırıdır.
EÇS III 134a
Filibe şehrinin hâkimlerin beyân eder
EÇS III 134a
Evvelâ hâkim-i şer‘-i Resûl-i mübîni beş yüz akçe pâyesiyle şerîf Mevleviyyetdir. Taht-ı hükûmetinde tokuz aded nâhiye nâ’ibleri hükm eder. Derûn-ı şehirde üç nâ’ibi var. Taşrada Istanimaka rabtasının nâ’ibi ve karşu varoş nâ’ibi (---) (---) (---) (---) (---) var.
EÇS III 134a
Ve cümle Mevleviyyetinde üç yüz altmış pâre kasaba-misâl hân ve câmi‘ ve hammâm ve çârsû-yı bâzârlı kurâlarından mollaya senevî kırk kise-i Rûmî hâsıl olur. Zîrâ Rûmeli vâlîleri mollaların tasallutundan çokluk müdâhale edemezler. Gâyet müstakil serbest şerîf Mevleviyyetdir.
EÇS III 134a
İkinci hâkimi Filibe nâzırıdır. Zîrâ yetmiş yük akçe iltizâm-ı hükûmetdir kim Filibe sahrâsında üç yüz altmış aded nehr-i Meriç arklarında hâsıl olan pirinç mahsûlü mâl-ı pâdişâhîdir. Nâzır iki yüz âdemle hükm-i hükûmet edüp kendüye yüz kise tahsîl eder.
EÇS III 134a
Üçüncü hâkimi şer‘-i şerîf tarafından şeyhülislâmlardır. Kim bu dahi Mevleviyyet pâyesiyle saçaklı abâyî ve yeniçeri çukadar taşır.
EÇS III 134a
Ve dördüncü hâkim-i şer‘î cümle hasîbü'n-nesîb Âl-i Muhammed üzre nakîbü'l-eşrâfdır.
EÇS III 134a
Beşinci hâkimi örfi sipâh kethüdâyeridir. Zîrâ bu şehir sipâh kânıdır.
EÇS III 134a
Altıncı hâkimi yeniçeri serdârı vardır. Zîrâ yeniçerisi dahi firâvândır.
EÇS III 134a
Yedinci hâkimi şehir muhtesibidir. Sekizinci hâkimi şehir subaşısıdır. Dokuzuncu hâkimi cisr başında bâcdârdır. Onuncu hâkimi cisr başında gümrük emînidir.
EÇS III 134a
Onbirinci hâkimi taraf-ı pâdişâhîden harâccı develerinin çayır, alefzâr [u] çemenzârların ve sayd [u] şikâr olacak hıyâbân [u] ormanların hıfz [u] hırâset eder. Mütekellim koru ağalığı serbest hâkimdir. On üçüncü zâbiti şehir içre ayak nâ’ibidir kim cümle sûk-ı sultânîde terâzû dutup bey‘ [u] şirâ edenlere hâkimdir.
EÇS III 134a
On dördüncü hâkimi şehir ketkudâsıdır ammâ dizdârı yokdur. Böyle bir sevâd-ı mu‘azzam şehr-i benderdir kim bu kadar hâkimleri vardır.