İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS III 138b
Bu mastûr olan on altı sancak cümle Rûmeli eyâleti vezîriyle sefer eşer, kânûn üzre cümle cebelüleriyle kırk bin asker olur ammâ üç bin asker dahi sekiz aded yürükân beğleri askeri olur. Bu hisâb üzre cümle elli iki bin asker olur. Ammâ Revân Seferi'ne Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpoladzâde Mustafâ Paşa elli üç bin asker ile gidüp Okmeydânı'nda hayme ü hargâhları ve bâr-ı bengâhlarıyla meks edüp Beşiktaş'dan Üsküdar'a yetmiş pâre at gemisiyle kırk günde ubûr etdiği musarrahdır. Ol asırda eyâlet-i Rûmda yedi yüz kaplan postlu yedek at çekilirmiş. Yine Murâd Hân-ı Râbi'de Bayrâm Paşa Rûmeli vâlîsiyken "derdes" yoklaması olup cebelüleriyle bu tahrîr olunan mertebe cüyûş-ı muvahhidîn var idi. Zîrâ Süleymân Hân Engürüs seferlerine süvâr oldukda Anadolu'dan Rûm'a aslâ asker geçirmezmiş, illâ Mihaç gazâsında Seleşdi Kral cengine Anadolu ve Mar‘aş ve Karamân eyâletleri askeri geçmişdir. Sâ’ir gazâlarda hemân Rûm askeri Rûm'a, Anadolu askeri Ümm-i Tolı'ya me’mûrlar imiş. Tâ bu mertebe asâkir-i İslâm-ı Rûmeli deryâ-misâl imiş. Bosna ve Budin ve Eğre ve Tımışvâr eyâletleri ana kıyâs oluna, ammâ Rûmeli cümleye serdâr-ı mu‘azzamdır. Hâlâ ile'l-ân ve kânûn-ı Süleymân Hânî'de Mora ve Silistre ve Nigebolu ve Vidin ve Akkirmân ve Özi ve Bender sancakları dahi Rûmeli eyâleti idi. Ba‘dehû Karadeniz'de Kazak keferesi Ak olmak ile Silisre sancakları Rûm'dan ifrâz olup Özi eyaleti deyü başka vezâret oldu. Ve Mora sancağı dahi Freng-i bed-reng-i pür-ceng Akdeniz yalılarına istîlâ etmesin içün Mora sancağı dahi Rûm'dan ifrâz olup eyâlet oldu. Ammâ yine eyâlet-i Rûmeli, diyâr-ı Rûm'da hâlâ büyük eyâletdir kim beş ayda devr olur.
EÇS III 138b
Sofya şehrinin hâkimlerin beyân eder
EÇS III 138b
Evvelâ şer‘-i şerîf-i Muhammedî cânibinden şehr-i Sofya-i sâfiyenin hâkim-i şer‘i beş yüz akçe pâyesiyle saçaklı abâyı ve yeniçeri çukadâr ve dergâh-ı âlî kapucularından muhzırbaşı taşır şerîf Mevleviyyetdir.
EÇS III 138b–139a
Ve cümle taht-ı hükûmetinde (---) pâre ma‘mûr u âbâdân kurâ vü büldândan senevî yigirmi kise-i Rûmî hâsıl olur. Bu eyâletden paşasına ber-vech-i adâlet yüz bin guruş olur. Üçüncü hâkim-i şer‘î şeyhülislâmdır. Dördüncü hâkimi cemî‘i şürefâlara nakîbü'l-eşrâfdır. Beşinci hâkimi ayak nâ’ibidir. Altıncı hâkimi sipâh kethüdâyeridir. Yedinci zâbiti yeniçeri ve topçu ve cebeci zâbiti yeniçeri serdârıdır. Sekizinci hâkimi şehir muhtesibidir.Tokuzuncu zâbiti paşa voyvadasıdır. Onuncu hâkimi şehir kethüdâsıdır. 139a On birinci zâbiti bâcdârdır. On ikinci zâbiti harâcîdir. Böyle zâbitlere hâkim, paşadır. Ana hâkim, hâkimler hâkimi Hâkim-i mutlak Allah'dır kim cemî‘i zî-rûha ve küllî zerre vü şemmeye ve cemî‘i mahlûka muhtesib ol Perverdigâr-ı lâ-yezâldir.
EÇS III 139a
Sofya şehrinin zemînin ve imârât-ı metînin beyân eder
EÇS III 139a
Evvelâ şehr-i Sofya sahrâsının cenûbunda kûh-ı Vitoş dâmeninde Korubağları nâm İremezâtın zeylinde bir düz fezâda vâki‘ olmuş bender şehr-i levender-i belde-i mu‘azzamdır. Batı ve şimâl tarafı bir sahrâ-yı hâsılistân gül-i gülistân, ma‘mûr [u] âbâdân fezâ-yı İhtimândır. Kurâ kurâya çitilmiş büldândır.
EÇS III 139a
Cümle kırk bir aded mahallâtdır. Evvelâ Bana mahallesi ve Çelebi mahallesi ve Gül câmi‘i mahallesi ve Mahmûd Paşa mahallesi ve Paşa mahallesi ve Siyâvuş Paşa mahallesi ve İmâret mahallesi ve
EÇS III 139a
Cümle (---) aded hânedân-ı sarây-ı a‘yân ve gayri büyûtlardır. Evvelâ Paşa sarâyı; Cebel-i Vitoş'a nâzır bir hevâdâr müzeyyen dâr-ı vüzerâ-yı re’ykâr sarâydır. Bir vâsi‘ meydânında cirind silâhşörlüğü olur at meydânıdır. Divânhâneden mâ‘adâ fevkânî ve tahtânî yetmiş aded gılmân-ı hâssa hücreleri ile ârâste vü kilâr u matbah u hammâm ile pîrâste sarâydır. Paşa odasının târîhidir:
EÇS III 139a
Görüp itmâmını anın dedim târîhini ol demTe‘âlallah olup tâk-i bülendi âsumân-âsâ.Sene [942]
EÇS III 139a
Bu hücre-i musanna‘ın revzenleri şâhrâha ve Çelebi câmi‘i'ne nâzırdır. Andan sarây-ı Ya‘kûb Ağa ve sarây-ı Koca Mehemmed Ağa ve sarây-ı Koca Peltek Ya‘kûb Çavuş ve sarây-ı Molla ve sarây-ı Gınâyî Efendi ve sarây-ı Durganlı Ağa ve sarây-ı
EÇS III 139a
Bu hânedânlardan mâ‘adâ fevkânî ve tahtânî fukarâ hânedânlarıdır.
EÇS III 139a
Ammâ bu şehrin cümle sağîr ü kebîr büyûtları la‘l-gûn kırmızı kiremit ile mestûr bir şehr-i ma‘mûr şehr-i Sofya cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ cümleden kadîm,
EÇS III 139a
Gül câmi‘idir. Zamân-ı kadîmde deyr-i azîm imiş. Kubbesi ve bir mevzûn minâresi var. Andan,
EÇS III 139a
Câmi‘-i atîk Koca Mahmûd Paşa: Tûlen ve arzen iki yüz ayakdır. Ve cümle on sekiz aded kubbeleri ve cümle (---) aded pâyeler üzre mebnî kıbâb-ı ser-nigûnlardır. Bu şehirde bundan büyük ma‘bedgâh-ı kadîm yokdur. İki bâb-ı sa‘âdeti var. Cânib-i yemîninde minâre dibinde bir bâbı var ve bir kıble kapusu var, biri mesdûddur. Ve bir mevzûn tula minâre-i serâmedi var, haremi hayli vâsi‘dir. Mihrâbı önünde bir bâğ-ı İremi var. Haremin cânib-i selâsı alçak divâr ve dörd kapusu var. Bu câmi‘-i pür-nûr sâfî rasâs-ı nîl-gûn ile mestûrdur. Kibâr-ı evliyâullahdan bir pîr-i fânî Şa‘bân Efendi nâm bir imâm-ı hümâmı var. Hattâ minberde hutbe tilâvet ederken "ve ale'l-imâmeyni'l-hümâmeyn" mahalline geldükde nevm galebe edüp bir nefîr-i hâbda iken başından imâmesi minberden aşağı yuvarlanup hâbdan bîdâr olunca "Alıverin şu imâmeynin imâmesin" deyüp "Kâzımîne's-sa‘îdeyni'ş-şehîdeyn" deyü hutbeyi tilâvet ederken bir âdem imâmın imâmesin minbere çıkarup hatîbe verirken harîf-i zarîf zarâfetiyle inemeyüp minberden aşağı tekerlenüp düştü. Ertesi gün imâm gayri câmi‘e gelmeyüp âhirete eşdi. Rahmettullahi aleyh.
EÇS III 139a
Ol gün câmi‘de cümle cemâ‘at hande künân olup hemân hatîb Allahu a‘lem hicâbından merhûm oldu. Andan
EÇS III 139a
Koca Dervîş Mehemmed Paşa câmi‘i: Süleymân Hân vüzerâlarındandır. İmâret câmi‘i derler, bir ibâdetgâh-ı rûşendir. Câmi‘-i selâtin-vâr bir kubbe-i âlîsi var. Enderûn [u] bîrûnu gâyet musanna‘dır. Ve gâyet vâsi‘ haremi var, etrâfı cümle amûdlar üzre kıbâb-ı nîlgûn rasâs-ı ibret-nümûn ile mestûrdur. Ammâ minâre-i serâmedi katı a‘lâ mevzûndur. Bu câmi‘-i pür-envâr Süleymân Hân'ın Koca Mi‘mâr Sinân kârıdır kim vüzerâ câmi‘lerinde bu ibâdetgâhda yed-i tûlâsın ayân etmişdir. Andan,
EÇS III 139a–139b
Monla Efendi câmi‘i: Banabaşı nâm mahall-i izdihâmda olmak ile subh u mesâ cemâ‘atdan hâlî değildir. Çâr-kûşe divâr üzre bir kubbe-i âlîdir, ammâ hayli büyük câmi‘dir, ve cümle kurşum örtülüdür. Kibâr-ı evliyâullahdan bir vâ‘izi var. Bunun dahi minâresi gâyet musanna‘dır kim Sofya şehri içre bî-bedeldir. 139b Andan,
EÇS III 139b
Câmi‘-i Eski Siyâvuş Paşa: Süleymân Hân vüzerâsındandır. Mâ tekaddem kenîse imiş. Ammâ bu dahi kurşumlu ve bir minâreli, bir mürtefi‘ zemînde câmi‘-i kebîrdir. Ve Defterdâr câmi‘i cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir.
EÇS III 139b
Ve Paşa sarâyı önünde Çelebi câmi‘i ve Şeftâlû câmi‘i, cemâ‘at-i firâvânı vardır (---) (---) (---) (---) (---).
EÇS III 139b
Kurşumlu câmi‘-i ma‘mûrlar bunlardır kim salât-ı cum‘a edâ olunur. Bunlardan mâ‘adâ şehrin cânib-i erba‘asında bâğçeler içinde kalmış niçe yüz câmi‘ ve medrese ve hân u mesâcid ü tekyeler meydânda bî-cemâ‘at kalmışdır. Ve cümle zulümden harâb olmuşdur. Ve cümle (---) aded ma‘mûr mesâcidlerdir. Evvelâ,
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded dârü'l-ulûm medârislerdir. Evvelâ medrese-i imâreti Koca Mehemmed Paşa'nındır. Cümle kıbâbları rasâs ile mestûrdur.
EÇS III 139b
Ders-i âmmı ve talebeleri ve hücrelerinin lahmiyye ve şem‘iyyeleri ve vazîfe-i mu‘ayyeneleriyle beher yevm ta‘âmları dâ’imdir.
EÇS III 139b
Ve medrese-i Mahmûd Paşa,
EÇS III 139b
Ve cümle kırk aded dârü't-ta‘lîm mekteb-i sıbyânı var.
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded tekye-i dervîşândır.
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîsdir.
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded çeşme-i cân-perverlerdir.
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded selsebîl-i aynu'l-hayâtdır. Evvelâ sarrâchâne başında demir pencereli Mahmûd Paşa sebîli, mâh-ı temmuzda yah-pâreli âb-ı hayât bezl ederler. Ve Banabaşı'nda Monla sebîli (---) (---) (---) (---) (---) .
EÇS III 139b
Ve cümle 1086 aded dekâkîn-i sûk-ı sultânîdir. Ammâ bir metîn kârgîr binâ kıbâb-ı müzeyyenler ile kavî bezzâzistânı vardır. Cümle zî-kıymet metâ‘ anda bî-kıymet bulunur. Sarrâclar çârsûsu ve haffâflar bâzârı ve kuyumcular bâzârı ve sabbâğları ve attârları gâyet çokdur. (---) (---) (---) (---) .
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded hân-ı mücerredân-ı tüccârândır.
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded mihmânhâne-i kârbânsarâydır. Evvelâ cümleden Banabaşı hânı ve İmâret hânı, Koca Mehemmed Paşa'nın hasbî kârbânsarâyıdır kim yüz tavla at alır ve Siyâvuş Paşa hânı, beş bin at alır kârbânsarây-ı azîmdir ve Eski hân ve Mahmûd Paşa hânı ve Tahılbâzârı hânı ve sarâya muttasıl Küçük hân ve Bezzâzistân mukâbelesinde Büyük hân ve hân-ı Çukacıyân ve hân-ı Yahûdân, diğer hân-ı Yahûdân. (---) (---). Bunlar cümle kurşumlu hânlardır.
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded imâret-i dârü'l-it‘âmdır. Cümleden Koca Mehemmed Paşa'nın İmâret câmi‘i imâreti, sayf [u] şitâda şeb [u] rûz cemî‘i müsâfirîne ni‘meti mebzûldur. Ammâ şa‘îri yokdur. (---) (---) (---) (---) (---) .
EÇS III 139b
Ve cümle (---) aded hammâmı, Mehemmed Paşa'nındır. Âb [u] hevâsı ve bisâtları pâk hammâm-ı mâhbûb-dellâkdir.
EÇS III 139b
Andan Sunkur Beğ hammâmı harâbe idi. Şeyhzâde Çelebi imâr etdi. Gayri hammâm yokdur.
EÇS III 139b–140a
Der-sitâyiş-i germâb-ı pâk-i şehr-i Sofya: Bu diyârda ılıcaya "bana" derler. Acem'de germâb, Arab'da humma, Türkistân'da ılıca, Yörükistân'da kaplıca derler. Tatar ılı-sı der. Kürdistân'da çermikdir. Lisân-ı Sırp'da kösünce derler. Türkmân'da ılığın derler. 140a Bu gûne esmâlar ile müsemmâ olan ılıcalar cümle beş adeddir. Evvelâ
EÇS III 140a
Avretler ılıcası, bi-emri Hudâ avretlere nâfi‘dir. Ricâl makûlesi girse saçı sakalı dökülüp dam dazlak bir mahbûb kart cavlakî ışığına döner. Ammâ nisâ tâ’ifesi girse cümle mûdan eser kalmayup aşağı kapular pâk olup şahme-misâl vücûdları ter olur. İkinci bana, kefere ve Yahûdî ve gayri nasârâ avretlerinindir. Üçüncü germâb cümle Urûm ve Latin ve Bulgar Ermenîlerindir kim gayr-ı nasârâ komazlar. Andan dördüncü humma-i reb Yahûdîlerindir, kim anlardan gayri buna bir millet girmeğe ikrâh eder.
EÇS III 140a
Bu dörd aded ılıcaların her birinin birer hâssası vardır ammâ cümlesi mükellef kârgîr binâ değillerdir. Ve havzlarından aşup ayakları cereyân ederken cümle debbâğlar içinden ılıca ayakları akup debbâğlar kullanırlar.
EÇS III 140a
Amma beşinci ılıca-i kebîr tâ şehrin ayne'l-fi‘linde vâki‘ olup bir kubbe-i azîm câmekânı vardır. Bin aded âdem alur ortasında havz [u] şadırvanı var, andan içeri bir kubbe-i azîmi var kim âdem birbirin güç ile teşhîs eder. Kubbenin cânib-i erba‘asında altı aded kemerler vardır. Her kemer altında birer hanefî kurnaları kol kalınlığı suları cereyân etmededir. Ve iki halveti var, birine akhalvet derler bir kurnası var. Kurnasında bir kurbağı resmi var, ana işâretdir kim "Sen benî Âdem'sin, kurbağı gibi suda çok durma" demekdir. Ve halvet gâyet rûşen ve beyâz mermer-i hâmlar ile döşendiğinden "akhalvet derler. Ve birine "karahalvet derler, hakkâ ki muzlimdir. Ve bir kurnaya "diner kurna" derler, havz-ı kebîrin sol cânibindedir. Kurnaya ba‘îd dîvârda bir delik vardır, ol deliğe bir âdem parmağın soksa yâhûd ol deliğe ağzıyla üflese ol kurnanın suyu akmaz olur. Parmağın çeküp üflemese yine akmağa başlar, aceb temâşâdır. Bu kubbe-i azîmin ortasında halîc kadar bir havz-ı azîm vardır kim âdem kaddinde aşren fe-aşren pâk mâ-i suhn ile leb ber-lebdir. Dâ’iren-mâdârında altışar kademe nerdübânları var ve mermer ejder ve arslan kellelerinden âb-ı hayât sular cereyân edüp havza rîzân olur ammâ gâyet ıssıdır. Bu havz içre cemî‘i âşıkân-ı sâdıkân müştâkân-ı ma‘şûka ve yârân-ı bâ-safâlarıyla bilâ-vâsıta koç-kucağ olup mâlik-i bahr gibi şinâverlik edüp kimi perendebâzlık, kimi rakkâslık edüp el ele verüp semâ‘ ederler. Niçesi el ele olup turna katarı olup "kur kur" deyü turna sadâsı ederek deverân ederler. Kimisi bir yire cem‘ olup birbirlerin derâğûş edüp omuzlarına ayak üzre bir kat âdem dahi birbirlerin kucaklayup eyle semâ‘ ederler. Bir hây-hûydur kim ta‘bîr olunmaz. Hakîr bu havza "mecma‘-i dilberân" dedim. Zîrâ herkes dilber-i ra‘nâlar ile bîlâ vâsıta koç-kucağ ba‘dehû bir genc künci bucâğ isterse ol çağ; istemezse öbür çağ eder. Böyle bir havz-ı vâsıtadır. Ve niçe yüz garîb ü gurebâ kurnalarda câmekânda, câme vü câmehâbın gasl edüp pâk eder. Ve niçe yüz âdem dahi mahbûb dellâklare kese ve sabun sürdürüp kendi dahi dellâke sabun gibi sürünüp kimi pâk ve kimi şerâ’it-i guslü bilmeyüp nâ-pâk olur. Bir cah-cahûn hengâme-i hâl-i diyer-gûndur kim akl-ı kâsır hayrân olur. Ve bu ılıcada bây [u] gedâ birdir. Eğer peştemâlın var ise hammâmcıya bir akçe vermeden çıkarsın, meğer esbâbın hıfz edene bir penez veresin. Zîrâ Camâpur askeri gibi bî-hisâb ecnâs-ı mahlûkât haşerâtlar gelüp gitmededirler. Ve eğer peştemâlın yok ise hammâmdan peştemâl alup kise sabun sürünürsen iki akçe verirsin. Ve ba‘zı şehir a‘yânı şeb-i yeldâlarda yetmiş seksen aded yârân u pîr [ü] cüvân banayı halvet edüp niçe yüz aded kanâdiller ile ve gûnâ-gûn şem‘-i asel-i kâfûrîler ile çerâğân edüp âlem-i ağyârdan bî-haber tâ sabâha dek cân-ı cânân sohbetleri edüp gûnâ-gûn et‘ıme-i nefîse ve mümessek hoşâblar ve gülâb ü ûd-ı anberler ile derûn-ı hammâm hoş-bû olup hoşâb zevkleri ederler.
EÇS III 140a
Mu‘tâd-ı latîf-i ahâlî-i Sofya: Sâhib-i tab‘ olan kimesneler pâk destiler ile bu bana suyundan doldurup sermâ olunca nûş ederler. Zîrâ âb-ı hayâtdan nişân verir. Cemî‘i ılıcaların suları kükürd veyâhûd zırnıh kokup gümişin reng-i rûyin mütegayyir eder. Ammâ bunda aslen ve kat‘an eyle râyiha ve tagayyür-i reng-i ma‘âdin etmek yokdur. Altuna ve gümüşe gâyetü'l-gâye cilâ verüp berrâk eder.
EÇS III 140a–140b
{Hâssa-i âb-ı bana}: Yedi gün nûş edüp gasl eden emrâz-ı cüzzâm ve beras ve kuba ve cereb ve yerakân ve hafakân-ı dâ’i's-sa‘lîden 140b bi-hikmet-i Hakîm-i Mutlak zikr olunan emrâz-ı muhtelifelerden halâs olur ve her bâr nûş eden ishâlden ve zâtü'l-cenbden ve renc-i bevâsîden rehâ bulur. Ve hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olan bir kaç kerre girse şifâ bulur. Ammâ bu banaya girmenin şartı vardır. Şehr-i Sofya gâyet şitâ kânıdır. Ilıcada çok durup taşra câmekânda dahi çok durunca şitâ kânında şifâ-kânın adem diyârında bulursun.