EÇS III 156a
Pederimiz dahi yüz on yedi yaşında merhûm olup cülûs-ı İbrâhîm Hân'da defn olunmuşdur.
EÇS III 156a
Hakîr-i kemter-i ahkar Kullekapusu Mevlevîhânesi mezâristânında kabr-i şerîfin târîhleriyle ayân u beyân etmişizdirRahmetullahi aleyh.
EÇS III 156a
Bu kelâm-ı dırâz-ı pür-melâlden murâd [u] merâm oldur kim dedemizden pederimiz ve pederimizden bu kemtere irs ile intikâl etmiş {üç yüz seneden berü} sergüzeşt [ü] serencâmlar vardır. Ve pederimizden istimâ‘ etdiğimiz Selîm Hân câmi‘inin evsafı dahi çokdur, ammâ biz muhtasar kıldık. Hulâsa-i kelâm, devlet-i Âl-i Osmân'da meşhûr-ı âfâk olan {câmi‘in} biri Süleymâniyye ve biri bu Edirne'de Selîmiyye'dir. Ammâ bunun misli arâzî-i ma‘mûrede yokdur. Âdem oğlanı anın vaz‘-ı binâsı beyânında âciz u kâsırdır. Zîrâ bu savma‘ada mergûb ve zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar vâkı‘ olmuşdur kim ehl-i vasf anın midhatinde kâsırdır. El-hâsıl hüsn-i letâfeti ve kâr-ı zarâfeti vasfdan hâric ve beyândan âricdir. İnkırazu'd-deverân binâ-yı sâbite ola, âmîn yâ Mu‘în.
EÇS III 156a
{Ammâ hikmet-i Hudâ Selîm Hân câmi‘in itmâm bulduğun istimâ‘ etdüğü gice Hazret-i Risâleti menâmında görüp "Yâ Selîm, câmi‘in cem‘iyyeti tamâm oldu. Âhir cum‘a alemim dibinde kılmağiçün Edirne yoluyla bana gel" derler. Hemân Selîm Hân İslâmbol'dan azm-i Edirne deyü giderken iki gün şikast-hâtır olup üçüncü günde Çorlu nâm mahalde çorlu olup merhûm oldu. Selîm Hân, câmi‘inde evvel cum‘ayı kılamayup âhir cum‘ada cenâze namâzı kılınup na‘ş-ı şerîfin Ayasofya'da defn etdiler. Kapusu üzre bu âyet-i şerîf merkûmdur:
EÇS III 156a–156b
Andan câmi‘-i Sultân Süleymân Han, lâkin Taşlık câmi‘i demek ile meşhûr-ı âfâkdır. Kadîm-i evvelde zâviye idi. Ba‘dehû Süleymân Hân vezîri Mahmûd Paşa rûhiyçün bir câmi‘-i latîf binâ etdi. Bir kubbe-i âlîli ve bir minâre-i serâmedli cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i latîfdir. Ammâ tahrîr cevâmi‘ler gibi selâtîn-misâl tekellüflü câmi‘-i kebîr değildir. Ammâ mürtezıka ve huddâmları kesîr sulehâ-yı ümmetden ehl-i tevhîd kimesnelerin karârgâhı ve evkat-ı hamsede ma‘bedgâhları olan 156b ma‘bedgâh-ı latîfdir
EÇS III 156b
Derûn-ı şehr-i Edirne'de cümle on dört câmi‘-i selâtîn vardır, ammâ meşhûr olan bu tahrîr etdiğimiz câmi‘-i mülûklardır.
EÇS III 156b
Evsâf-ı c[ev]âmi‘hâ-yı vüzerâ vü vükelâ der şehr-i azîm-i Edirne
EÇS III 156b
Evvelâ Defterdâr Mustafâ Paşa câmi‘i: Bir kubbe-i azîmli ve minâre-i mevzûnlu cemâ‘at-ı kesîreye mâlik kân-ı ulemâ ve mesken-i sulehâ bir câmi‘-i ma‘mûr u müzeyyendir.
EÇS III 156b
Ve Çelebi câmi‘i: Bu iki câmi‘ Selîm Hân-ı Sânî asrında Câmi‘-i Selîmiyye binâ olunurken bunları dahi Mi‘mâr Sinân binâ etmişdir kim câmi‘-i ferah-âbâdlardır. Ve câmi‘-i Haseki Sultân: Yeni Mustafâ Paşa cisri başında Mi‘mâr Sinân binâsı câmi‘-i latîfdir. Ve Noktacı câmi‘i, cemâ‘at-ı kesîreye mâlikdir. Ve Eski Alî Paşa câmi‘i, çârsû sâhibi Alî Paşa'dır. Bu câmi‘i dahi Mi‘mâr Sinân binâ etdi. Ve Beğlerbeği câmi‘i, gâyet müferrah ve mahbûb câmi‘-i mergûbdur.
EÇS III 156b
Ve Lârî câmi‘i, kâr-ı kadîmdir. Ve câmi‘-i Cezerî Kâsım Paşa. Ve Kafesli Kapu kurbunda el-Hacı İlyâs câmi‘i, cemâ‘ati çokdur ve ziyâretgâhdır. Câmi‘-i Mihal Beğ: Mihal cisri üzre Çirmen tarafına giderken sol tarafda bir cezîre üzre tarz-ı kadîm bir câmi‘-i rûşendir. Hareminin kapusu tâ Mihal köprüsü üstüne vâki‘ olmuşdur. Bu câmi‘in kıble kapusu üzre târîhi:
EÇS III 156b
tahrîr olunmuşdur. Kim Ebü'l-feth pederi Koca Murâd Hân asrında bu Mihal cisri ve bu câmi‘ binâ olunmuşdur.
EÇS III 156b–157a
Der-sitâyiş-i hayrât-ı acâ’ib: Bu şehr-i Edirne'nin cemî‘i cevâmi‘lerin şiddet-i şitâda cânib-i vakfdan âbdesthâne musluklarında ısıcak sular cereyân edüp cemâ‘at-i kesîre huzûr ile âbdest alup ibâdet ederler, aceb hayrât-ı azîmdir. 157a
EÇS III 157a
Netîce-i kelâm nefs-i Edirne'de Murâd Hân-ı Râbi‘ fermânıyla Âvârezâde tahrîriyle ma‘bedhâne olan mihrâb cümle zevâvîleriyle bin yedi yüz beş aded mihrâbdır. On dördü câmi‘-i selâtîndir. Üç yüzü cevâmi‘-i vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr câmi‘leridir. Ammâ bâlâda tahrîr olunan cümle kurşumlu câmi‘-i vüzerâ ve a‘yândır.
EÇS III 157a
Cümle (---) aded secdegâh-ı müslimîndir. Evvelâ cümleden kadîm ibâdetgâh-ı Hıdırlık, kefere asrında Sefer Şâh Sultân binâ edüp ba‘dehû Gâzî Hudâvendigâr inşâ etdüğü ma‘bedgâhdır. Ve Timurtaş Paşa mescidi ve Kızılminâre mescidi
EÇS III 157a
Cümle aded dârü't-tahsîldir. Evvelâ medrese-i Murâdiyye, ma‘mûr evkâflı meşhûr-ı âfâk mekân-ı kutb-ı ishâk olan dârü't-tedrîs-i atîkdir.
EÇS III 157a
Andan medrese-i Yıldırım Hâniyye, evkâf-ı za‘îfdir. Andan medrese-i Mûsâ Çelebi b. Yıldırım Bâyezîd Hân ve medrese-i Çelebi Sultân Mehemmed Hân ve medrese-i Koca Murâd Hân, ma‘mûr ve meşhûr medresedir.
EÇS III 157a
Ve medrese-i Üçşerîfeli ve medrese-i Atîk ve medrese-i Küçük Çelebi ve medrese-i Hüsâmiyye ve medrese-i Çukacı Hacı ve medrese-i Anbar Kadı ma‘mûrdur.
EÇS III 157a
Ve medrese-i Kemâl Paşazâde; bu medresede bir hücreyi ecinne zâbt edüp ferd-i âferîdeden bir ferd girmege kâdir olmayup niçe sene bâbı mesdûd olup hâlî ve mu‘attal dururdu.
EÇS III 157a
Âhir sene 888 târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî asrında Kemâl Paşazâde Ahmed Çelebi tâlib-i ilm iken bu Edirne şehrine seyâhatle gelüp bu medînede meks edüp bir cây-i karâr peydâ eylemeğe murâd edinüp râhı bu medreseye uğrar. Dersi‘âmından bir hücre taleb etdüğünde "Ey molla! Medresemizde ancak bir mu‘attal hücre vardır. Anı da ecinne kabz eylemişlerdir. Andan gayri hâlî hânemiz yokdur," dedikde Kemâl Paşazâde Ahmed Çelebi eydür: "Sultânım, ol hücreyi bize ihsân eyle. Cenâbınızdan teyemmünen ve teberrüken biraz ulûm görelim" dedikde müderris eydür. "Hoş monlam, dirîğ etmeziz, güzel buyurursunuz ammâ ol hücreye kim girdi ise sabahısı meyyiti taşra çıkar" dedikde Kemâl Paşazâde eydür, "Her çi bâd-âbâd, ol hücreyi bize sadaka edin" deyü ibrâm [u] ilhâh eder. Âhir dersi‘âm muztarîb kâm olup "İmdi molla! Âhiret hakkın helâl eyle" deyü hücrenin miftâhın mollaya verüp molla hücre bâbın Bismillah ile küşâde kılup postu üzre karâr eder. Ba‘de'l-ışâ bevvâbân ve müderris Kemâl Paşazâde'nin hücresi önüne âdet-i kadîmeleri üzre bir tenşûy ve bir tâbût u tancere ve gayri levâzımât-ı meyyiti âmâde olup muntazır olurlar.
EÇS III 157a
Hikmet-i Rabbânî, nısfu'l-leylde Kemâl Paşazâde derse meşgûl iken hemân divârın kıble tarafı iki şakk olup bir pîr-i nâtüvân elinde bir mahbûb cüvân evlâdıyla nümâyûn olup "es-Selâmu aleyk" der. Kemâl Paşazâde aleyk alup niçe gûne kîl u kâlden sonra "Ey oğul, bu evlâdımı sana Allah emâneti veririm, buna ilm ta‘lim edüp şerâ’it-i salâtı öğredesin" deyüp gider. Kemâl Paşazâde Bismillah ile ol ma‘sûm-ı pâke ta‘lim-i Kur’ân edüp kendü şuğluna meşğûl olur.
EÇS III 157a–157b
Vakt-i Şâfi‘î oldukda yine dîvârdan ol pîr zâhir olup eydür "Ey oğul, Allah senden râzî olup sa‘âdet-i dâreyne nâ’il olasın. Ben ecinne meliklerinden Asfâ’il nâm melikim. Her çend ki bu hücreye gelüp meks edenlere bu evlâdım emânet verüp giderim. Anlar Allah emânetine hıyânet edüp evlâdıma destdırâzlık ederler. Ben dahi onları katl ederim. Şimden gerü var sana cemî‘i ulûm-ı garîbe ü acîb keşf olup müfti's-sakaleyn olup bu Bâyezîd oğlu Selîm nâm bir hümâm Mısır fâtihi olacakdır. Anınla Mısır'a gidüp anda benim birâderim melikdir. Anda dahi ecinneye sol tarafından, benî Âdem'e sağ tarafından fetvâ verüp şeyhülislâm-ı sakaleyn ol ve dünyâ çirkâbına tama‘ etme. Her sabah seccâden altında biner altun bulup fukarâya tasadduk eyle!" 157b deyü du‘â ü senâ edüp yine evlâdıyla divara girüp gâ’ib olur.
EÇS III 157b
Ale's-sabâh Kemâl Paşazâde taşra çıkınca görse kim kapusu önünde imâm ve mü’ezzin ve cemâ‘atler tâbût hâzır edüp su ıssı etmişler. Kemâl Paşazâde'yi görüp vâlih ü hayrân kalup şükr-i Yezdân ederler. Kemâl Paşazâde keşf-i râz etmeyüp bu hücrede tekmîl-i fünûn edüp eyle âlim ü fâzıl olur kim ferîd-i asr, mütebahhirînden gavvâs-ı ma‘ânî olup hakkâ ki müfti's-sakaleyn olup âhir Süleymân Hân-ı Gâzî asrında Mısır kadı‘askerliğinden ma‘zûl olup {İslâmbol'da} şeyhülislâm iken dâr-ı selâmı selâmlayup Edirnekapusu hâricinde bir demir şebeke içre üstü mekşûf bir merkad-i muvakıdede medfûndur. Masrû‘ olan cânlar yedi cum‘a ertesi ale‘s-sabâh ziyâret edüp hâk-i pâk-i anber-âsâ türâbından sehel tenâvül ederler, bi-emrillâhi Te‘âlâ sıhhat bulup gider. Bu sultânın irtifâ‘-ı kadrine sebeb bu Edirne'deki (---) (---) medresesi hücresi olmuşdur. İlâ hâze'l-ân ol hücre-i sultân mesdûddur. Yanına varmağa bile cür’et edemezler. Eyle bir mahûf hücredir.
EÇS III 157b
Andan medrese-i Taşlık ve medrese-i Pîr Mehemmed Sarrâc b. Ramazân, Adana'da Ramazân oğullarındandır. Medresesi Sarrâciye nâmıyla meşhûrdur.
EÇS III 157b
Der-vasf-ı dârü'l-ulûm-ı dârü'l-kurrâ [ve] dârü'l-Kur’ân: Cümle (---) aded mekân-ı şeyhu'l-kurrâdır. Evvelâ on dörd aded selâtîn câmi‘lerinde birer dersi‘âm-ı şeyhu'l-kurrâ-i Hazret-i Kur’ân mukarrerdir kim ilm-i hıfz u ilm-i İbn Kesîr ü Seb‘a ü Aşere ve ilm-i takrîb görülüp Kitâb-ı Cezerî ve Kitâb-ı Şâtıbiyye ebyâtları tilâvet olunup me’hazlarıyla ve kârîleriyle kırâ’et-i Ebû Amr u Hafs ve Verşî ü Bezzî ve Kâhîn ve Zekvân u Dürrî kırâ’etleri görülür. Hamele-i Kur’ân'ı çokdur ammâ hâfız-ı Kur’ân'ı yokdur. Olmamak olmaz ammâ benî Âdem'in kesretine göre İslâmbol ve Kastamonu ve Şâm [u] Haleb ve Mısır kadar huffâzı yokdur. Ammâ ulemâ-yı zeyyinde mudallak u muhteşemi çokdur. Selâtîn kurrâlarından başka dârü'l-kurrâ-yı Ekmekçizâde Ahmed Paşa der-câmi‘-i Eşe Kadın,
EÇS III 157b
Evsâf-ı dârü'l-hadîs-i muhaddisân: Cümle (---) aded dârü'l-hadîs-i Nebevî'dir. Evvelâ cümleden mükellef ü mükemmel rasâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr kârgîr binâ-yı ma‘mûr dârü'l-hadîs-i Sultân Selîm-i Sânî meşhûrdur. Fudalâ’i'd-dehrden muhaddis ü müfessir dersi‘âmlara meşrûta bir dârü'l-hadîs-i ma‘mûrdur.
EÇS III 157b
Evsâf-ı dârü't-ta‘lîm-i mekteb-i tıflân-ı ebcedhân: Cümle (---) aded mekteb-i sıbyândır. Evvelâ on dörd aded câmi‘-i selâtînlerin birer mekteb-i tıflânı vardır. Her sene ıyd-i şerîfde her ciğer-kûşe tâlib-i ilm nâresîde sabîye birer kat libâs u surre ve atıyye cânib-i vakfdan tasadduk olunur.
EÇS III 157b
Ammâ cümleden mekteb-i Murâd Hân ve mekteb-i Çelebi Mehemmed Hân u mekteb-i Selîm Hân ma‘mûrdur.
EÇS III 157b
Cümle (---) aded mekân-ı fenâ-fillah garîbândır. Cümleden mukaddem Kulbe-i ahzân-ı seyyâhân-ı berr [ü] bihâr,
EÇS III 157b–158a
Tekye-i Hazret-i Hızır Dede Hünkâr: Kefere zamânında dahi tekye-gâh-ı Hazret-i Hızır idi. Ba‘dehû Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî izniyle Sefer Şâh Dede ve Hızır Dede gelüp bu âsitânede meks edüp 158a imâr oldu. Hâlâ Hıdırlık ismiyle müsemmâ meşhûr-ı âfâk bir âsitâne-i Bektâşiyân'dır.