İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS III 165a
Der-ahâlî-i lehçe-i mahsûs-ı ıstılâhât: Ahâlî-i şehrin taşra kurâlardan gelüp şehirde sâkin olarak şehrîce kelimât edem deyü ba‘zı kelâmlar bu gûnedir. Meselâ "Ahmed Çibugilde idik" anlarda vâfir "fişarlandık" ya‘nî zevk etdik. "Sinbaz'a vardık" ya‘nî mezârlığa vardık. "Afatladık" ya‘nî güldük. "Alatı seyran etdik" ya‘nî acâ’ib seyr etdik.
EÇS III 165a
Der-tahrîr-i aded-i besâtîn ü bağavât: Cümle üç bin müşebbek mahsûlâtlı besâtîn-i bî-girândır kim her biri birer cezîre-i lâle‘ızârda vâki‘ olmuş maksûreli teferrücgâh bostânlardır. Ve cümle otuz üç bin aded bağavât dırahtistân yerdir, ammâ engürü memdûh değildir. Zîrâ şitâsı şedîddir. (---) (---) (---)
EÇS III 165a
Der-vasf-ı tetimme-i hayrât-ı Bâyezîd Hân ya‘nî kân-ı şîfâ timaristân
EÇS III 165a
Bâlâda tavsîf olunan Bâyezîd Hân'ın câmi‘-i rûşen-âbâdının taşra harem-i kebîri yemîninde bâğ-ı İrem içre bir dârü'ş-şifâsı vardır. Başka medrese-i etıbbâsı ve hücrelerinde talebeleri var kim her biri gûyâ Eflatun-ı İlâhî ve Bukrat ve Sokrat ve Filkos ve Feylesof ve Rıstatalis ve Calinus ve Fisagores-i Tevhîdî misilli akl-ı Aristo hukemâ-yı hâzıkı ve fassâd-ı kâmili vardır. Hadîs:
EÇS III 165a–165b
Her biri ilm-i tıbda kütüb-i mu‘teberelere i‘tibâr edüp benî Âdem'in derdine dâ-i devâ etmeğe mu‘âlece istihrâc ederler. Anda bir dâr-ı şifâ var kim diller ile 165b ta‘bîr ü kalemler ile tahrîr olmaz, ammâ alâ kadri'l-imkân evsâfın beyân edelim. Evvelâ,
EÇS III 165b
Eşkâl-i bîmârhâne ya‘nî bî-mâr-hâne: Mezkûr bâğ-ı Merâm'ın tâ vasatında eflâke ser çekmiş bir kârgîr kubbe-i bâlâdır kim gûyâ hammâm-ı rûşenâ câmekânı gibi zirve-i a‘lâsı küşâde olup bu mekşûf olan mahalde altı aded rakîk mermer sütûnlar üzre tâc-ı Geyâniyyân-misâl bir kubbecik vardır, ammâ gâyet mevzûndur. Üstâd-ı şîrînkâr-ı bennâ bu menfez olan kubbe-i sağîrenin tâ zirve-i a‘lâsına zeheb-i hâlis ile mutallâ bir gûne demir mil üzre bir bayrak etmiş. Ne cânibden rüzgâr eserse ol bayrak alem ol cânibe meyl eder, temâşâgâhdır. Ammâ aşağı kubbe-i kebîr sekiz köşedir. Bu kubbe-i nüh-tâkın içerisinde dahi sekiz kenar vardır. Her kemer altında birer kış odaları vardır. Bu hücrelerin her birinde ikişer pencereleri vardır. Bir penceresi hücrenin taşrasında olan hıyâbân-ı gülistân [u] sünbülistânlı olan bâğ-ı bahâristâna nâzırdır. Bir penceresi kubbe-i azîmin ortasındaki aşren fe-aşr havz-ı azîm fevvâre ve şadırvana nâzırdır. Ve bu sekiz aded kış hücrelerinin önünde yine kubbe-i kebîr içinde sekiz aded yazlık hücreler vardır. Cânîb-i selâsları müşebbek mermer-i hâmlar ile mebnîdir. Bu kubbe-i azîm altında olan havz-ı kebîrin cânib-i erba‘ası beyâz mücellâ mermer-i hâm-ı ruhâm döşenmişdir kim gûyâ bir nakş-ı bukalemûn-vârdır. Havz-ı azîmine cânib-i erba‘asındaki selsebîllerden mâ-i berrâk çağlayup seylâb-vâr havza dâhil oldukda fıskiyyelerden mâ-i zülâl kubbe-i nüh-tâkın tâklarında nihâyet bulur.
EÇS III 165b
Bu gûne âsâr-ı binâ ile mebnî olan dâr-ı şifânın zikr olunan hücrelerinde gûnâ-gûn emrâz-ı muhtelifeye mübtelâ olan bây [u] gedâ ve pîr [ü] cüvân cümle hücrelerde mâl-â-mâldır ve ba‘zı odalarda hastaların tabî‘atlerine münâsib kış eyyâmında âteşler yakup pupla döşekler ve serâser yorkanlar ve harîr girde-bâlişlere marîzler dayanup nâlişler ederler.
EÇS III 165b
Ve ba‘zı hücrelerde evvel-bahârda cünûn mevsiminde Edirne'nin aşk deryâsı ka‘rına düşmüş sevdâzede âşıkları çoğalup emr-i hâkim ile bu timaristâna getirüp altun ve gümüş yaldızlı zincirler ile gerdanlarına tavk-ı silsile-i kayd-bend edüp her arslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar. Kimisi havz u şadırvanlara nazar edüp haltiyyât-ı kalenderî kelimât ederler. Niçesi ol kubbe-i nüh tâkın etrâfında olan gül [ü] gülistân ve bâğ [u] bostân u reyhânistân içre hezârân hezârın nağamât-ı savt-ı hazînin deli birâderler istimâ‘ edüp onlar dahi bî-perde ve bî-endâze asvât-ı bülend ile feryâd [u] nâlân ederler.
EÇS III 165b
Ve mevsim-i bahârda şükûfe kısmından sîm u zerrîn ve nebâtî ve deveboynu ve müşk-i rûmî ve yâsemen ve gül-i nesrîn ve şebboy [ü] karanfil ve reyhân u lâle ve benefşe ü erguvân u şakâyık-ı nu‘mân ve nergis [ü] sünbül ve buhûr-ı meryem ü za‘afrân misilli şükûfeleri hastalara verüp râyiha-i tayyibesinden şifâ bulurlar. Deli birâderlere bu şükûfeleri verince kimin yerler kimin pâymâl ederler, sehel âkılları şemm ederler. Ve ba‘zı deli birâderler pencerelerden taşra olan eşcâr-ı müsmirrâta ve âbdâr meyve-i gûnâ-gûna nazar edüp "Ah ha ha hil hop pa po he pi poh" deyüp çemenzâr temâşâsın ederler. Bâ-husûs bahâr faslında dîvâne birâderlerimizin zencîr kırdıkları mahalde şehr-i Edirne'nin cümle dilberânları cavk cavk u remma remma bîmârhâneye gelüp dîvânelerini seyrâna gelüp ol mahâl kân-ı şifâ olur.
EÇS III 165b
Ammâ bu hakîr Evliyâ ol dilberânı gördükçe şifâdan me’yûs olup dîvâne-misâl olup gözünün akı karasına ve yaşı sümüğüne ve tükrüğü balgamına ve balgamı salyasına karışup timarhâne faslı edeceği geldi. Tâ bu mertebe mahbûbü'l-kulûb mahbûb dilberânları vardır. Hakkâ ki ba‘zı mecnûn güler cemâl-i bâ-kemâle nazar etdikçe zî-âkıl olur. Zîrâ be-kavl-i hukemâ-yı kudemâ, hûb-rû ve mâ-i cârî ve hoş-âvâz u saz [u] söz, âdemin derûnun küşâde edüp jeng-i gamdan mücellâ eder.
EÇS III 165b–166a
Hattâ merhûm u mağfûrun leh sâhibü'l-hayrât Bâyezîd Hân, hastalara şifâ ve derdlilere devâ ve dîvânelerin rûhuna gıdâ ve def‘-i sevdâ olmak içün on aded hânende ve sâzendegândan gulâm-ı şâdî-misâl üç hânende ve bir neyzen ve bir kemânî ve bir musikârî ve bir sıntûrî ve bir çengî 166a ü santûrî ve bir ûdî ta‘yîn edüp haftada üç kerre gelüp bu on aded üstâd-ı hânende ü sâzendegânlar hastalara ve deli birâderlere fasl çalarlar. Hâlâ bu mutrıbân dâ’imdir. Bu fasıllardan dâ-i devâ bulmayan dîvânelere bîmârhâneci babalar ol kadar kızılcık hoş-âbı kütüğü çalarlar kim her biri deyenek darbından Ahfeş keçisi yâhûd Deli Mehemmed maymunları gibi perende atarlar. Bi-emri Hayy [u] Kadîr niçesi âvâz-ı sâzdan hoş-hâl olurlar.
EÇS III 166a
Hakkâ ki ilm-i mûsikîde makâm-ı râst u nevâ ve dügâh u segâh ve çârgâh [u] sûznâk makâmlardır ammâ makâm-ı zengüle ile makâm-ı bûselikde râst karâr olunsa âdeme hayât verir. Cemî‘i makâmlarda ve sâzlarda rûha gıdâ vardır. Âvâz-ı kös-i hâkânî ve tablbâz u dühül ise de mehîb sadâsı olup dîvâneler bile {istimâ‘ edüp} kesb-i safâ ederler.
EÇS III 166a
Bu mertebe takrîr u tavsîfden murâd [u] me’âl oldur kim bu timarhâne-i Bâyezîd Hân gibi Edirne'de bir dârü'ş-şifâ yokdur. Gayrısının evkâfları harâb olmuşdur. Hâlâ bu cârî kadîmdir. Ve şeb [u] rûz üçer kerre eğer dîvânelere ve eğer hastalara matbâh-ı Keykâvûs'undan her marîzının derdine göre ta‘âm-ı nefîselerden keklik ve turaç ve süglün ve güvercin ve üğeyik ve kaz ve ördek ve bülbüle varınca cemî‘i murğânı sayyâdlar mütevvellîye getirüp hukemâlar murâd [u] merâmları üzre tabh etdirüp hastalara verirler.
EÇS III 166a
Ve haftada iki gün ma‘âcin kârhânesi küşâde olup şehr-i Edirne'de ne kadar sâhib-i ilel kimesne var ise dâr-ı şifâya gelüp niçe bin elvân ma‘âcin-i dermân bezl olunur. Sâ’ir haşîşât makûlesi hisâbdan âricdir. Ve besbâse ve kebâbe ve kakule [ve] zencebil ve emlec ve kebbât-ı mürabba‘ât perverdelerinin bezl olunduğu aslâ hisâba gelmez ammâ bâb-ı şifâhânenin atebe-i ulyâsı üzre şart-ı vâkıf eyle tahrîr etmiş kim "Tendürüst olan âdem bu mezkûr edviyelerden bir kırat şey alırsa alîl olup Fir‘avn [u] Kârûn'un la‘neti üzre ola" deyü la‘netnâme tahrîr olunmuşdur, ve's-selâm. Rahmetullahi aleyhim, temme'l-kelâm.
EÇS III 166a
Der-fasl-ı aded-i şâhrâh-ı şehr-i azîm Edirne: Cümle altı bin yüz yetmiş aded sadranc nakşı, bülend ü pest tarîk-i âmlardır. Ve cümle tarîklarından araba işler vâsi‘ kaldırımlı yollardır kim üç yüz adedi sûk-ı sultânî râhlarıdır. Mâ‘adâsı mahallâtlar içre tarîk-i hâslardır. Hamd-i Huda eyle emn [ü] emân taht-ı sultândır kim bu mezkûr şâhrâhlar üzre aslâ ve kat‘â dervezeler yokdur. Mısrâ‘:
EÇS III 166a
"Sıladır yârâna gelen gelsin giden gitsin"
EÇS III 166a
mısra‘ı üzre küşâde reh-i râstlardır. Ammâ bu şehr içre her şeb-i muzlimde üç bin aded pâsbân nigâhbânlık ederler. Her biri pür-silâh âmâde olup fânûslarıyla tâ sabâha dek deverân [u] seyerân edüp muhâfaza ederler. Ellerinde Gâzi Hudâvendigâr'dan berü hatt-ı şerîfleri vardır. Fânûssuz bir âdem bulsalar emân vermeyüp katl ederler ve hâkimden aslâ mes’ûl olmazlar. Bu dahi bir diyâra mahsûs değildir.
EÇS III 166a
Eğer su‘âl olunursa "Ey Evliyâ, gerçek seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdemsin, ammâ her şehrin bu mertebe evsâfları neden ma‘lûmundur?" denirse cevâb "Bu abd-i ahkar, âlem-i sabâvetden berü seyâhate tâlib [u] râgıb olup vâkı‘amda Resûl-i Hudâ'nın izn-i şerîfiyle evliyâ ü enbiyâ ziyâretine me’mûr olduğumuz cihetden cemî‘i memâlik-i mahrûseleri kırk bir yıldan berü geşt [u] güzâr ederken ve zâbitleriyle ve müsinn [ü] umûr-dîde ihtiyârlarıyla ülfet edüp ahvâlât-ı şehri su‘âl edüp niçe sicillâta ve evkâfnâmelere mürâca‘at edüp cümle hayrât [u] hasenâtların târîhleriyle zabt [u] kayd edüp bu gûne tahrîr ederiz. Selîkamız bu semte düşüp tesellî-i hâtırımız vardır. Beyt:
EÇS III 166a
Hallâk-ı ezel âleme kıldıkda tecellîHer kulu birer hâl ile kılmış mütesellî
EÇS III 166a
Der-beyân-ı tetimme-i külliyât
EÇS III 166a–166b
Evvelâ bu şehr-i Arapça olan mahmiyye-i Edirne'nin her tarafından gül [ü] gülistân ve sünbül [ü] reyhânistân ve ravza-i Rıdvân misilli bâğ-ı cinânları ve bî-hadd u bî-pâyân müşebbek bûstânları vardır kim hisâbın bâğbân-ı hakîkî Rabbü'l-izzet bilür. Zîrâ bu şehrin zemîni bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr hubûbât-ı vâfireli bir dâr-ı diyâr memâlik-i Rûm'da yokdur. İllâ Budin serhaddinde Baçka ve Laçka nevâhîleri ola, yâhûd Arz-ı Mukaddes-i Şâm-ı cennet-meşâmda şehr-i kadîm Busrâ ve nâhiye-i Havrân ola. Ammâ bu Edirne'nin anlara galebesi âb [u] hevâ ve müsmirrât cihetinde gâlibdir. Böyle bir dâr-ı diyârdır kim deyyâr-ı mânendi yokdur. Zîrâ niçe yüz bin kibâr-ı evliyâullahın nazarı 166b ta‘alluk etmiş bir şehr-i İremezât'dır.
EÇS III 166b
Ve dahi vilâyet-i vâsi‘ ma‘mûr ve dâ’imâ halkı şâdân [u] mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i amber-i pâki beyne'n-nâs mergûbdur. Cânib-i şarkîsi İslâmbol tarafına Solak çeşmesi râhı cânibine varınca bir sahrâ-yı lâlezâr mezâri‘âtlı vâdî-i ma‘mûr u âbâdân bâğ u besâtînler ile ârâste vü çiftlikler ile pîrâste olmuş imâristân kurâlardır. Ve cânib-i garbîsinde nehr-i Meriç'in yemîn ü yesârındaki vâdîler tâ livâ-yı Çirmen'e varınca rabta-misâl kend kurâlarla zeyn olup mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir niçe deşt-i hâmûnları ve nahlistân [ü] dırahtistânlı kiyâh-ı hıyâbânları vardır kim vakarel nâm odunu ve kömürü cümle bu taraflardan niçe bin arabalar ile gelir.
EÇS III 166b
Hulâsa-i kelâm her cihetde ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i Edirne-i âbâdândır kim iklîm-i acîbe ve garîbedendir. Âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u nâ-resîde ciğer-köşe sıbyân-ı ebcedhân-ı tıflânları gâyetü'l-gâye tîz-fehm olup necîb ve reşîd ü zekiyyü't-tab‘ püserleri vardır kim niçe kitâb-ı müstetâbları hıfzan tekmîl etmişlerdir. Ammâ zenâneleri gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde sâhib-i ân olup levendâne cünbüş ve harekât-ı sekenâtlarına âdem hayrân olur.
EÇS III 166b
Kelimâtları mevzûn ve dişleri lü’lü’-i meknûn, her siyâbı kendülere uykun, Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl-i perde, zâhide, sâhib-i cemâl havâtîn-i mü’eddebeleri vardır. Gerçi böyle bir sevâd-ı mu‘azzamda "Çam çakalsız olmaz" kelâmı üzre koç kaçkını eder nisvân-ı sâhib-isyânları da olur ammâ sâ’ir diyâra nazar ederek bu şehr-i Edirne aslah-ı mevcûddur. Zîrâ duhter-i pâkîze-ahterleri gâyet perhîzkâr pâkizeleri var kim henüz her biri birer gûne dürr-i yetîm-âsâ birer dürr-i nâ-sufte ve birer gonca-i nâ-şüküftedirler kim pederlerinden gayri er yüzün {görmüş} ve merd sözün istimâ‘ etmiş değillerdir.
EÇS III 166b
Ve her biri marâlî ve gazâlî Hoten âhûsu gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü pençe-i âfitâbe müşâbih duhterleri vardır. Ve kâmil ü kâlim havâtîn-i mü’eddebeleri sâhib-cemâl ü latîfü'l-i‘tidâl, hûb-manzar u perî-peyker, hadden efzûn, şems-i tâbân ve hurşîd-i drahşân-misâl sâhib-i hüsn-i cemâl ve ma‘rifetde ehl-i kemâl perî rûları var kim her cünbüş-i hareketleri ve reftâr-ı güftârları {eyledir kim} gören uşşâkı işve-i gûnâ-gûnları kendülere meyl etdirüp âdem vâlih [ü] hayrân olur.
EÇS III 166b
Niçe bin garîbü'd-deyyâr bu şehirde terk-i dâr-ı diyâr edüp lenger-i ikâmet bırağup bir takrîb ile müte’ehhil olup hânedân sâhibleri olmuşlardır. Zîrâ cemî‘i a‘yân [u] eşrâfı muhibb-i garîbü'd-diyârdırlar. Birer gûne hüsn-i hâl ile gurebâya ri‘âyet-i firâvân edüp kayd-bend ederler. Zirâ ni‘metleri mebzûl ve sâhib-i tab‘ u sâhib-i kerem hânedân sâhibleri halûk u selîm ve âlüfte ü âşüfte yârândan, sebük-rûh, halûk u mütevâzı‘ ahâlisi vardır. Hudâ cümlesinden râzî ola.
EÇS III 166b
Şehr-i Edirne'yi niçe bin şu‘arâ-yı Rûm âb [u] hevâsıyla ve mahbûb mahbûbesiyle kasâ‘id-i şehrengiz etmişlerdir ammâ deryâda katre ve güneşde zerre ta‘rîf ü tavsîf edememişlerdir. Zîrâ dest-i Âl-i Osmân'da bilâd-ı seb‘anın memâlik-i Rûm'da {evveli} İslâmbol'dan sonra bu şehr-i Edirne'dir. Andan şehr-i Sofya-i sâfiyedir, andan Belgrad-ı behişt-âbâddır, ondan Budin-i sedd-i İslâm'dır, andan Bosnasarâyı'dır, andan kal‘a-i Selânik ve kân-ı benî Âdem [ü] melâ’ikdir, ammâ bu Edirne İslâmbol'dan gayri diyârlara göre tercîh olunup medh olunmuşdur.
EÇS III 166b
Şehr-engiz-i bilâd-ı selâs:
EÇS III 166b
Sanasın bâğ-ı cennetdir Edirne, Bursa, İslâmbol
EÇS III 166b
Güzellerle müzeyyendir Edirne, Bursa, İslâmbol
EÇS III 166b
Birinin Tunca suyunda, birinin kaplıcasında
EÇS III 166b
Sitanbûl Kumkapusu'nda deniz mâlikleri oynar
EÇS III 166b
mazmûnu üzre Edirne şehri içre cereyân eden enhâr-ı selâsede bâ‘de'l-asr cemî‘i dilberânlar âşıkân-ı sâdıkânlarıyla bu enhârlara girüp koç koçağ olarak şinâverlik ederler.
EÇS III 167a
Der-fasl-ı ziyâretgâh-ı taht-ı sânî, Edirne-i Âl-i Osmânî, der beyân-ı evliyâu'l-ârîfîn ve asfıyâu'l-vâsılînhaccallahu ale'l-âlemîn, radıyallahu Te‘âlâ anhüm ecma‘în, kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-mübîn, iste‘anet billahi ve bihi'l-avn.
EÇS III 167a
Evvelâ ibtidâ ziyâret etdiğimiz Sultân Bâyezîd câmi‘i kurbunda tarîk-i Edhemiyye'de Hazret-i Hasan Baba, ulu sultândır.
EÇS III 167a
Andan Mihal köprüsü üzre tekyesinde âsûde olan nâ’ibân-ı İlâh, esrâr-ı hafiyyeye âgâh, Hazret-i Sefer Baba, fukarâ-yı Bektâşiyân'dan olup üç aded nehrin ısyân [u] tuğyânı def‘ içün kefere zamânında bu Edirne'ye gelüp menâkıbı sebkat eden Sefer Şâh Sultân'dır.
EÇS III 167a
Andan Güleşçiler tekyesi içinde tarîk-i Küştegirân Hazret-i Pîr Mahmûd-ı Yâr-ı Velî fukarâsı, tarîk-i Hakka yakîn, hümâ-yı evc-i illiyyîn, eş-Şeyh Seyyid Cemâleddîn ve yine bu tekye içinde Pehlivân Demir üstâdı, merd-i şîrân, serçeşme-i küşte-gîrân, düvâz-deh-i yâr-ı dilîrân, Hazret-i Er Sultân, bir günde Ebü'l-feth Mehemmed Hân huzûrunda Azerbaycân şâhı Uzun Hasan'ın yetmiş aded güzîde pehlivânına gâlib gelen Er Sultân'dır kim Selîm Hân-ı Evvel huzûrunda dörd esedi dahi ikişer pâre eden Pehlivân-ı Demir'ün üstâdı olan Er Sultân'dır.
EÇS III 167a
Beğlerbeği câmi‘i kurbunda kutb-ı âfâk, cemâl-i Hakk'a müştâk, fukarâ-yı ser-tâc-ı deyhîm Mestçizâde eş-Şeyh İbrâhîm, tekyesinde medfûn fukarâ-yı Halvetî'de ulu sultândır. {Ve ziyâret-i Beğlerbeği câmi‘i cenbinde bir kubbe-i âlîde medfûndur kim katline târîhdir:
EÇS III 167a
Dâd edüp beğlerbeğinün boynun urdurdı sîpâh.[Sene 997]
EÇS III 167a
Diğer târîh,