EÇS III 167a
Ola târîh-i deyir dâr-ı fenâda adlîKesdi beğlerbeğinün başını cellâd-ı felekSene 997}
EÇS III 167a
Ve Beğlerbeği hammâmına yol aşrı bir türbe-i pür-envârda medfûn Hazret-i Murâd Baba ve Hazret-i Hızır Baba bir yerde âsûdelerdir. Ve Üçşerîfeli hareminin kıble dîvârı kapusu dibinde bir küçük tekye-i rûşen-âbâd içre ziyâretgâh-ı Mü’ezzin Sultân niçe yüz aded kerâmâtı zâhir ü bâhir olmuşdur.
EÇS III 167a
{Menâkıb-ı Mü’ezzin Sultân}: Cümleden biri; bir leyle-i mübârek nısfında temcîd-i Muhammedî verirken kırk aded kefere bu sultânı katl etmeğe minâre kapusun bekleyüp bülend-âvâzının te’sîrinden kırkı dahi İslâm ile müşerref oldukları müsbetdir.
EÇS III 167a
Ve yine bu Üçşerîfeli mihrâbı önünde yol aşrı makâm-ı Hazret-i Ebû İshak Kâzvinî, bir tekye-i Kâzvinân'dır. Ve
EÇS III 167a
Balkapanı kurbunda sâhib-i peşmîne ve Âl-i Abâ, sultân-ı ebü'l-fukarâ, Hazret-i Toplu Baba, kuddise sırruhu'l-azîz, ve Selîm Hân Arastası başında Eskici Baba ve Telli Baba, bir kabr-i şerîfde medfûnlardır.
EÇS III 167a
Menâkıb-ı Sultâneyn: Bu iki azîz refîk [u] yâr-ı sâdıklar imiş. Birbirleriyle esnâ-yı kelâmda "Eş bürâder, Edirne şehrinin bir kenarında emânetlerimiz sâhibine teslîm edelim!" deyüp Gelibolu'dan şehr-i Edirne'ye dâhil olup birbirlerin der-âgûş edüp tevhîd-i erre ile semâ‘ [u] safâ ederek bu kabirleri mahallinde ikisi de birbirine sarılmış rûh teslim ederler. Bir ferd-i âferîde bunları mümkün olup birbirinden ayıramazlar ve hâkim havfından defn edemeyüp sabâha kalırlar. Hikmet-i Rabbânî, nâzil-i âsumânî matar-ı rahmet-vâr semâdan ol gice üzerlerine bir gûne hâk-ı amberpâk türâb-ı rahmet yağup iki aziz ol gubâr-ı kudret ile defn olunur ammâ bunların na‘ş-ı şerîfinden gayri zemîne bir zerre türâb yağmaz ve bir hâk-i müşk-bûyun râyiha-i tayyibesi Edirne şehrin değil cânib-i erba‘asında olan kurâlara râyiha-i hâk-i pâk şâyi‘ olup şemm edenlerin dimâğları mu‘attar olup bu ahvâl-i pür-me’âl cümle ahâlî-i vilâyete şâyi‘ olup ziyârete gelirler. Zamâneleri şeyhülislâmı fetvâ verüp "Yed-i kudret ile defn olunmuşdur. Hâli üzre âsûde kalsınlar" deyü izn-i şerîf olup üzerlerine bir türbe-i pür-envâr binâ olunup hâlâ ziyâretgâh-ı erbâb-ı marîzdir. Hâlâ masrû‘ olan kimesneler onların mezkûr türâb-ı amber-i pâkinden alup suya koyup âbından nûş edüp yine türâb-ı pâkin kabr-i şerîflerine kosa bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur. Edirne içre meşhûr ziyâretdir.
EÇS III 167a
Ulucâmi‘in sol tarafında yol aşrı ziyâret-i Taşkend Baba ve Kurd Baba, ziyâretgâh-ı azîmdir ve bir tekye-i kadîmdir. Cümle fukarâsı Belh [ü] Buhârâ ve Semenkâr ve Luristân ve Moltân ve Kişmir ve Lâhor ve Gölkend ve Dekend ve Kum ve Kâşân ve Cemâpûr ve Kandahâr ve Heyrât ve Özbekistân ve Hindistân ve Horâsân ve Dağıstân fukarâlarıyla mâl-â-mâl bir tekye-i Cemâpûr'dur.
EÇS III 167a–167b
Ve Zindân kullesi önünde ârif-i Samedânî mukarreb-i Sultânî eş-Şeyh Hazret-i Zindânî: İsm-i şerîfleri Abdürrezzâk'dır. İslâmbol'daki Zindân kullesinde medfûn Hazret-i Baba Ca‘fer Seyyîd'in ırk-ı tâhirinden Şeyh Zindânî'dir kim tekyesinde 167b medfûndur. Bâlâda Ebü'l-feth'de ve Bâyezîd-i Velî ile Akkirmân fethinde menâkıbları mastûrdur. Bu âsitâne-i Şeyh Zindânî'de niçe meşâyih-i izâmlar medfûndur ammâ ism-i şerîfleri ma‘lûmumuz olmamak ile tahrîr olunmadı. Ve bu tekyegâhın mukâbelesindeki mezâristân içre
EÇS III 167b
Ziyâretgâh-ı Tatar Hânlar: Sene târîhinde (---) (---) asrında Yanbolu ve İslimye ve Kızılağaç'da oturan sultânlar bahânesiyle niçe bin Tatar Edirne'ye şebhûn edüp mahpûs olan hânı ıtlâka sa‘y ederlerken cümlesin dendân-ı tîğdan geçirüp ol cebbânede hânlarıyla defn etdiklerinden Tatarlar mezârlığı derler. Mufassal hikâyeti Tevârîh-i Âl-i Osmân'da merkûmdur.
EÇS III 167b
Ve Kafesli kapu kurbunda İlyâs câmi‘inde eş-Şeyh Hacı İlyâs: Tarîk-i Bayrâmî'de ulu sultândır.
EÇS III 167b
Ve Topkapu'dan aşağı cânib-i garba kal‘a köşesinde Kaplı kulle dibinde pîşvâ-yı Bektâşiyân'dan Sultân Kaplı Dede, ziyâretgâh-ı ünâsdır.
EÇS III 167b
Ve Ağaçbâzarı'nda el-Hacı Ömer tekyesinde erbâb-ı tarîkat, ârif-i hakîkat, mazhar-ı envâr-ı İlâhî, mücâhid-i envâr-ı nâ-mütenâhî, eş-Şeyh Hazret-i Rıdvân Efendi, kutb-ı küberâ mertebesinde ulu sultândır.
EÇS III 167b
Ve Sallahâne kurbunda Balaban Baba ve Yatağan Baba, bir türbede medfûnlardır. Balaban Baba dâ’imâ pârsâ-yı Muhammedî'de balaban gibi şikâr olup Yatağan Baba'ya kifâf-ı nefs getirirmiş. Yatağan Baba, kırk yıl savma’asından çıkmayup yatdığıyçün Yatağan Baba derler. Kırk yıldan sonra Balaban ile Yatağan bir anda rûh teslim edüp yatağında Yatağan ile Balaban âşiyân edüp yatarlar. Fukarâ-yı Bektâşiyân'dan ulu merdân-ı Hudâ imişler.
EÇS III 167b
Ve bunlara karîb Mumcu Baba, bunlar dahi fukarâ-yı Bektâşiyân'dandır.
EÇS III 167b
{Menâkıb-ı Mumcu Hasan Baba} Hacı Bektâş-ı Velî bu Hasan Baba'ya bir seccâde ve bir şem‘-i asel verüp "Var Edirne-i Rûm'da post sâhibi ol" deyü bu Hasan Baba'ya izin verir ve şem‘-i kâfurîyi çerâğân edüp Bektâş-ı Velî yanmış mumu Hasan Dede'ye verdikde "Ey Hasan bu şem‘-i rûşen iki çatal yanar, biri söndüğü yerde Edirne içre vatan edin. Biri dahi söndükde anda makâm edin" deyü destûr verir. Mezkûr Hasan Baba Edirne'ye gelüp kral-ı dâlle şem‘-i kâfûrîsiyle çerâğân ederek gelüp buluşdukda niçe yüz küffârlar bu şem‘aya püf deyüp ve su serpüp söndürmeğe kâdir olmazlar. Niçe küffâr-ı bed-girdâr bu hâli görüp nihânîce Hasan Baba huzûrunda İslâm ile müşerref olurlar. Bir gün şem‘-i kâfûrî bi-emri Hudâ âmedânî söner. Hasan Dede "Hay makâm-ı câvidânımdır" deyü anda bir Külbe-i ahzân inşâ edüp Balaban Baba ve Yatağan Baba ile kırk sene âşık [u] ma‘şûk-vâr sohbet-i hâs edüp kırk birinci senede Yıldırım Hân asrında Mumcu Hasan Baba'nın ömr-i azîzi mumu sönüp hâne-i bâkîde çerâğân olup hâlâ savma‘asında medfûndur. Anınçün Mumcu Hasan Baba deyü ziyâret ederler. Niçe yüz kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur.
EÇS III 167b
Ve dahi Eşe Kadın mahallesi kurbunda esed ü bebr ü peleng-i vuhûş u tuyûr ile enîs ü mûnis olan Eğlence Baba niçe kerre dağlardan ayılar ve kurd ve geyikler gelüp kendi yanında bir hayli yatup bir gice gâ’ib olup ol geyikler yine dağlara gidermiş. Karîbü'l-ahd olmağıyla "Biz yetişüp görüşüp du‘â-i hayrın aldık" diyen âdemlerle müşerref olup menâkıbın anlardan tahrîr etdik. Ve bu Eğlence Baba kurbunda Seyyidler Sultân, yedi aded Âl-î Resûl'dür ammâ isimleri ma‘lûmum değildir.
EÇS III 167b
Ve dârü'l-hadîs-i Kemâl Paşazâdelerde Şehzâde Sultân Hasan, Şehzâde Orhân b. Sultân Murâd-ı Sânî ve Tatar Hânlar, isimleri nâ-ma‘lûm ve İslâmbol yolunda Hasan Baba Sultân ve Seyyidler Sultân ve Ağaçbâzarı'nda Hazret-i Tütünsüz Sultân, hâlâ cesed-i şerîfi kabr-i münevveri içinde bir serîr üzre pembe-misâl ter ü tâze bir na‘ş-ı nazîfdir. Tekye-i rûşen-âbâdının bâğ-ı Merâm'ı içre bir kubbe-i âlîde âsûdedir.
EÇS III 167b
Menâkıb-ı Tütünsüz Sultân : Niçe yüz kerâmâtları ayân u beyân olmuşdur. Ammâ cümleden biri niçe yüz kazganı ve tancereleri saç ayakları üzre koyup âteşsiz ni‘met-i firâvân tabh edüp cümle Edirne halkına ol tancerelerden üç gün üç gice niçe kerre yüz bin sahun ni‘met-i mümessek ile ziyâfet etmişdir.
EÇS III 167b–168a
Ve ol ni‘met-i nefîse matbah-ı Keykâvûs'dan berü eyle ni‘met-i lezîz pişmemiş. Meğer kıbel-i Hâk'dan sahrâ-yı Tîh'de Mâ’ide-i Hazret-i Mûsâ olmuş ola. Bu dahi karîbü'l-ahd olmağıla, dedelerimiz hikâye ederlerdi, deyü müsinn âdemler hikâye etdiler. Anınçün buna Tütünsüz Sultân derler. Hakkâ ki çok kerâmetdir. Hâlâ tekyesinde niçe yüz fukarâsı ile ni‘met-i lezîz tenâvül edüp 168a ibâdet ederler, bir acâ’ib ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
EÇS III 168a
Ve Kırkık'da Üçler ve Yediler makâmı ve Şarâblar tekyesinde Erenler Sultân ve Seyyidler Sultân ve Karaca Ahmed Sultân makâmı ve Hünkâr Bâğçesi önünde Kurd Baba, bir küçük tekyede medfûndur kim fukarâ-yı Bektâşiyân'dır.
EÇS III 168a
Ve Hıdırlık'da âsitâne-i kadîm içre Hazret-i Hızır makâmı ve merkad-i Hızır Dede ve Kalenderî Sultân.
EÇS III 168a
Ve Âzerbâycân şâhı Sultân Ya‘kûb b. Sultân Uzun Hasan; Ebü'l-feth Sultân, Uzun Hasan'ı münhedim edüp bu oğlu Sultân Ya‘kûb'u Edirne'ye getürüp merhûm oldukda bu Hıdırlık'da medfûndur.
EÇS III 168a
Ve Şemmâs Dede ve İhlâs Dede ve Cârullah Dede ve Ulama Dede ve Murtezâ Dede ve Alî Yâr Dede ve Burhân Dede. Bu mezkûr dedeler cümle tarîk-i Bektâşiyân'dan terk-i tecrîd Kalenderî fukarâlarıdır kim her birinin seng-i mezârlarında müddet-i ömrleriyle târîhleri mastûrdur. Hattâ bu fukarâların cihâz-ı fakrları ve hırka-i peşmîneleri meydân-ı fukarâda maslûbdur. Kalenderî Sultân'ın hırka-i ummân-ı kerâmesi kâmil üç yüz vakıyye gelir, maslûbdur. İçinde niçe yerdeki ceyblerinde sahunları ve tenceresi ve sofrası ve şem‘i ve şem‘dânı ve gayri me’kûlâtları cümle hırka içindedir. Hattâ bu Kalenderî Sultân İslâmbol'dan Edirne'ye gelirken zerdestesin ata ata gelüp asâsı kande düşerse ol şeb anda ta‘âm pişirüp mihmân olup ibâdete meşgûl olur.
EÇS III 168a
Bu minvâl üzre İslâmbol'dan Edirne'ye kâmil bir yolda yürüyerek kat‘-ı menâzil edüp Edirne'de bu Hıdırlık'a dâhil olup rûh-ı pür-fütûhu evc-i Illıyyîn'e urûc eder. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în
EÇS III 168a
eş-Şeyh İsmâ‘îl Mes‘ûdî Efendi: Üstürgon kal‘ası fethin tebşîr edenlerdendir. Ba‘de'l-feth Edirne'ye gelüp Ahmed Hân'a eydür "Beğim bu gice İsmâ‘îl'in kurbânına hâzır olmaz mısın?" der. Ahmed Hân "N'ola?" derler. Hikmet-i Hudâ Şeyh İsmâ‘îl ol leyle-i mübârekde rûh teslîm edüp câmi‘-i Bâyezîd'in civârında şâhrâh üzre kenar-ı Tunca'ya karîb bir münevver içre medfûndur. Bâb-ı sa‘âdetinin atebe-i ulyâsı üzre târîhi budur:
EÇS III 168a
Yüz sürüp dergâhına Tîğî dedi târîhiniMelce-i ehl-i safâ Mes‘ûd kutbu'l-ârifînSene 1018.
EÇS III 168a
Ve civârında Gâzî Arslan Beğ ve Durhan Beğ ve Evren Beğ. Bunlar Bâyezîd Hân umerâlarından olup Akkirmân fethinde şehîd olup na‘ş-ı şerîflerin Bâyezîd Hân sallar ile getirüp Şeyh İsmâ‘îl Mes‘ûdî cenbinde defn ederler. Ve,
EÇS III 168a
el-Mevlânâ Fahreddînü'l-Acemî: Seyyid Şerîf'den tahsîl-i ulûm edüp zamân-ı Yıldırım Hân'da Rûm'a gelüp sâhib-i fetvâ oldu. Hattâ zamân-ı sa‘âdetlerinde Edirne'de bir hurûfî mezheb zındık mürted zenâdîklarıyla zâhir olup niçe yüz âdemi ıdlâl edüp hem dâll, hem mudell oldukları Fahreddînü'l-Acemî hazretlerine aks olup fetvâ-yı şer‘-i Resûl-i mübîn ile ol zanâdıkaları mürtedd-i nâ-mürîdleriyle on altı kişiyi âteşe göyündürdüler.
EÇS III 168a
Ba‘dehû Fahreddînü'l-Acemî dahi Sultân Mehemmed-i Evvel'de merhûm olup Eski câmi‘ mihrâbı önünde defn olundu. Ol asrda anlardan fâzıl u âlim yok imiş kim benî Âdem'e âteş ile azâb Allah'a mahsûsdur, fe efhem!
EÇS III 168a
el-Müvellâ Mehemmed bin Mehemmed Bezda‘î: Ulucâmi‘ kıblesinde medfûndur. {Selîm-i Evvel ulemâsıdır}. Ve,
EÇS III 168a
Monla Mehemmed bin Ya’kûb: Orhân oğlu Süleymân Paşa ile ibtidâ diyâr-ı Rûm'a geçen Ece Ya‘kûb neslinden olmağıla Ecezâde derler. Lisân-ı Türkî'de "ece", karındaşa derler. Hikmet-i Hudâ bu Monla Mehemmed ikiz doğmuşlardır. İki birâder-i cân-beraber bir anda merhûm olup Üçşerîfeli hatîresinde medfûn olup kabr-i Eceler derler. Selîm Hân-ı Evvel ulemâlarındandır. Ve,
EÇS III 168a
Ziyâret-i eş-Şeyh Muslihiddîn bin Alâ’eddîn, eş-şehîr be-Cerrâhzâde: Aslında Edirnevî'dir. Yine Edirne'de Şeyh Şücâ‘ zâviyesi sâhasında peder-i büzürgvârları cenbinde âsûde ulu sultândır. Kâdirî şeyhiyle ziyâret etmek müyesser olmuşdur. Ve
EÇS III 168a
Mevlânâ Kınalızâde Alî Çelebi: Hâk-i pâk-i İslâmbolî'dir. Bu Edirne'de Nâsır kabristânında medfûndur. Mevtine târîhdir, güfte-i İlmî:
EÇS III 168a
Elin Kınalızâde yudu gör âb-ı hayâtdansene 1021.
EÇS III 168a
Ve Mevlânâ eş-Şeyh Hakîm Çelebi: İslâmbol Halîci nihâyetinde bender-i İzmit'dendir. Bu Edirne'de Fildamı zâviyesinde medfûndur. Mevtine târîhdir: