İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS III 168b
Edirne-i bâğ-ı İrem'in gülü,
EÇS III 168b
eş-Şeyh Âşık Dede Gülşenî: İsm-i şerîfi Mehemmed'dir. Edirne kurbunda Ahûr köyünde müştak olup seyâhatde neşv u nemâ bulup Selîm Şâh-ı Evvel ile Mısır fethinde bulunup Hazret-i İbrâhîm Gülşenî sohbetiyle müşerref oldukda İbrâhîm Gülşenî, Âşık Çelebi'nin kulağına bir kerre "Hû" deyü bir na‘ra urunca hemân Âşık Çelebi aşk-ı İlâhîye mazhar olup derhâl mâl [u] mâmelekden ve cemî‘i hayme ü hargâh u bâr-ı bengâhdan geçüp pâ-bürehne ve ser-bürehne olup şehr-i Mısır içre şekl-i mecâzibûndan olup "Âh aşk!" deyü gezerdi. Selîm Hân bir kaç kerre râst gelüp Selîm Hân'a kadar âşinâ-yı nazar etmeyüp geçer. Selîm Hân İbrâhîm Gülşenî'den ricâ ederler kim "Benim âşık-ı müştâkım olan Âşık Çelebi'me bir nazar edesiz" deyü haber gönderir. Şeyh İbrâhîm buyurlar kim: "Bî-zer ü sîm olan satan şâd u handândır. Âşıkın aşk-ı hakîkîsine mâni‘ olmasınlar" deyü haber gönderirler. Yedi yıldan sonra tarîk-i Şeyh Ni‘metullâhî'den Şeyh Sâ’ib Âşık Çelebi'ye râh-ı Mısır'da râst gelüp ahvâline vâkıf olur. Derhâl İbrâhîm Gülşenî'ye gelüp Âşık Çelebi'yi ricâ ederler. Derhâl Âşık-ı ma‘şûku olan Şeyh Gülşenî huzûruna getirdüp yedi yıldan sonra bir kerre dahi kulağına "Bir kerre dahi bir na‘ra-i hû!.." diyince bi-i emri Hayy [u] Kadîr Âşık Çelebi ayılup harâb dili nûr-ı İlâhî ile pür-nûr olur. Ol ân İbrâhîm Gülşenî, Âşık Dede'ye bir kat hırka-i peşmîne ve seccâde ve alem verüp şehr-i Edirne'de İbrâhîm Gülşenî'nin binâ etdüğü tekyeye gönderüp " Diyâr-ı Rûm âşıklarına pîşvâ-yı tarîk ol" deyü Edirne'ye gönderir. Anlar dahi Süleymân Hân'a gelüp i‘zâz [u] ikrâm ile Edirne-i bağ-ı İrem'e gelüp Küçükbâzâr kurbunda Şâh Melek zâviyesinde sâhib-i seccâde olup âyîn-i Gülşenî ederek yigirmi bin fukara kendülerden cihâz-ı fakr-ı Gülşenî'yi kabûl edüp cümle âşıkâna tasavvufâne ve âşıkânca kâh kitâb-ı Mesnevî ve kâh kitâb-ı Ma‘nevî-i Gülşenî tefsîr ederek sene (---) târîhinde Âşık Dede-i Gülşenî gülşen-i cinâna revâne olup şen u şâdımân vâsıl-ı cinân oldu. Hâlâ zâviyesi sâhasında medfûndur ve ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır. Ba‘dehû seccâde-nişîn olan kendü fukarâlarından,
EÇS III 168b
eş-Şeyh Hazret-i Abdülkerîm Gülşenî, âşıkân-ı serbâz Edirne'de tulû‘ edüp mümtâz-ı ser-firâz oldu. Niçe gûne kerâmetleri zâhir ü bâhir olmuşdur.
EÇS III 168b
{Menâkıb-ı eş-Şeyh Abdülkerîm Gülşenî}: On seneden sonra Ulucâmi‘de namâzımız kılarız, deyü gusl edüp cümle âşıkân-ı sâdıkânlarıyla Ulucâmi‘e varup salât-ı cum‘ayı eda edüp ba‘de'd-du‘â "Ey âşıkân, bizim namâzımızı kılup ba‘dehû kârınıza gidin. Sizlerden ricâ ve temennâ ederiz" deyü bir âh-ı sûznâk öyle çeker kim derûn-ı câmi‘de istimâ‘ eden cemâ‘at-i kesîre dem-beste ve hayrân kalup görseler Şeyh Abdülkerîm Efendi câmi‘ içre rûh teslîm etmiş, der-ân techîz ü tekfînin hâzır edüp câmi‘in taşra soffasında gasl edüp niçe yüz bin ibâdullah cenâzesine hâzır olup bu azîzi dahi şeyhi olan azîz Âşık Çelebi cenbinde defn ederler. Rahmetullahi aleyh.
EÇS III 168b
Mevtine târîh:
EÇS III 168b
Oldu Kerîm Efendi'ye dârü'l-cinân makâmSene 992.
EÇS III 168b
Ba‘dehû bu azîz-i hümâm üzre Etmekçizâde Ahmed Paşa bir tekye-i hûb u zîbâ inşâ edüp menzîl-i safâ-bahş-ı hurrem-âbâd-ı nüzhetgâh-ı âlem-ârâ etmişdir. Hâlâ her cum‘a ba‘de's-salât âyîn-i Gülşenî olup cümle âşıkân şâdân u handân olurlar.
EÇS III 168b
eş-Şeyh Ahmed Sultân, eş-şehîr bi-Dizdârzâde Efendi: Bizzât Üsküdarî Mahmûd Efendi hazretlerinden inâbet edüp tarîk-i Celvetî'de ilm-i tasavvufa mâlik pâk u pâkîze râh-ı Hakk'a sâlik ulu kimesne idi. İslâmbol'da iken pederimizle alâka-i hukûk-ı kadîmeleri olmağın haftada bir kerre elbette hânemize gelüp bu hakîrin ders-i şerîfin Kur’ân-ı azîmden ve Monla Câmî'den dinlerdi.
EÇS III 168b
Ba‘dehû cülûs-ı Sultân Mustafâ Hân'da Edirne'ye gitmeğe Mahmûd Efendi'den me’zûn olup anda bir câmi‘ ve bir zâviye binâ edüp yine cülûs-ı Mustafâ Hân'da merhûm olup câmi‘i sâhasında medfûn olup hamd-i Hudâ bu sene ziyâreti müyesser oldu. Rahmetullahi aleyh. Ve,
EÇS III 168b
Mevlânâ Depegöz Hızır Şâh Efendi: Maskat-ı re’sleri Edirne'dir. Yine Edirne'de Tatarlar cebbânesinde âsûdedir. Cemî‘i ulûmda yegâne-i asr idi. Hâlâ niçe te’lîfâtları beyne'l-ulemâ memdûhdur.
EÇS III 168b–169a
Ve el-Mevlâ Mehemmed Şeyh Şâdilü: Fakîh-i ders-i Aristo bedî‘u'l-beyân sâhibi ummân-ı ma‘ârif idi. Çelebiyye müderrisi iken ummân-ı ecelden rehâ bulmayup gark-ı muhît-i rahmet oldu, rahmetullahi aleyh. 169a Selîm Şâh-ı Evvel'de Kemâl Paşazâde Ahmed Efendi'den sonra ulemâ-yı mütebahhirînden bu mezkûr Mehemmed Şâdilü Efendi idi. Bu Şâdılu'dan bir kerre teyemmünen ders kırâ’et eden şâd [u] handân olmuşdur.
EÇS III 169a
Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne'de bu tahrîr olunan ziyâretlerin âsitâne-i süflîlerine rûmâlîde kılup her bir kibâr-ı evliyâullaha birer Yâsîn-i şerîf veyâ bir sûre-i Elhâkümü veyâhûd bir Fâtiha-i ümmü'l-kitâb ile rûh-ı şerîflerin yâd edüp her bir kibâr-ı kümmelîne bir âyet-i şerîfeyle âşinâlık kesb edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb eyledik. Rahmetullahi Te‘âlâ aleyhim ecma‘în.
EÇS III 169a
Bu dergâh-ı kibâr-ı evliyâlardan mâ‘adâ niçe bin merâkıd-ı pür-envâr-ı mahbûb-ı Hudâ vardır ammâ Melek Ahmed Paşa efendimiz şehr-i Edirne'de yigirmi gün meks edüp ifâkat bulunca ancak tahrîr olunan kibâr-ı evliyâ ve sulehâ ü meşâyihân ziyâret etmişizdir, ve's-selâm.
EÇS III 169a
Şehr-i Edirne'de du‘â müstecâb olan makâmları beyân eder
EÇS III 169a
Evvelâ Ulucâmi‘de makâm-ı Hazret-i Hızır ve Üçşerîfeli'de ve câmi‘-i Bâyezîd-i Velî'de ve Tütünsüz Baba âsitânesinde âsitâne-i kadîm Hıdırlık'da ve Süleymâniyye'de ve dahi câmi‘-i Selîmiyye'de kubbesinin tâ ortasındaki top altında.
EÇS III 169a
Zîrâ Ayasofya-i Kebîr'in kubbesi münhedim oldukda Hazret-i Risâlet'in ağzı yârıyla binâ olunup ber-karâr oldu. Andan Koca Mi‘mâr-ı Selîm kireç alup Edirne Selîmiyye kubbesi kirecine katup Hazret-i Risâlet'in ağzı yârı berekâtıyla bu Selîm Hân kubbesi ber-karâr olduğundan ol kubbe altında hâlâ du‘â müstecâb olduğundan vâkıf-ı esrâr olanlar müdâvemet ederler, nazargâh-ı azîmdir.
EÇS III 169a
Ve andan hırmen-i du‘âgâh-ı pür-fâ’ide dârü'l-hadîs-i hücre-i Kemâl Paşazâde, bu mahal de ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır. Gerçi bu hücreyi ecinne pâdişâhları zabt u rabt etmişlerdir ammâ yine du‘â müstecâb olur, nazargâh-ı Kemâl Paşazâde'dir.
EÇS III 169a
Ve müstecâbü'd-da‘ve cisr-i Mihal Bey ortasındaki Sefer Şâh Sultân âsitânesi tehî değildir. Elbette du‘â müstecâbdır. Zîrâ ol mahal merace'l-bahreyndir, kim üç aded enhâr-ı azîm cemâl-i kibriyâyı görüp cereyân ederek üçü bir yire geldüği mahaldir. Bu dahi bir du‘â hırmenidir kim i‘tikâdı pâk olan tâlib-i Hudâ bilür. Bu tahrîr olunan tokuz aded makâmât-ı aliyyelerde elbette ve elbette du‘â müstecâbdır. Meşhûr-ı âfâk olan bunlardır, ve's-selâm.
EÇS III 169a
Hamd-i Hudâ bu âsitânelerde niçe kerre hukûk-ı vâlideyn içün ve zerre ve şemme ihsân [u] in‘âmın görüp hukukun kesb etdiğimiz efendilerimiz içün ve hâssaten efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın sıhhat u ifâkati içün hayr du‘â ve senâlar edüp cümle ehibbâ ve dostân u yârân-ı bâ-safâlar ile yigirmi gün sohbet-i hâs ve temâşâlar ve teferrücler edüp ba‘de'l-vedâ‘,
EÇS III 169a
Şehr-i Edirne'den İslâmbol'a gitdiğimiz menâzilleri beyân eder
EÇS III 169a
Evvelâ Edirne'den cânib-i şarka (---) sâ‘atde,
EÇS III 169a
Menzil-i Sahrâ-yı Sulak Çeşmesi: Bir mahsûldâr [u] lâlezâr sahrâda cümle hayme ü hargahlar ile meks olundu. Andan yine (---) sâ‘atde ferahfezâlar içre ubûr edüp,
EÇS III 169a
Menzil-i kasaba-i Hafiza: Süleymân Hân musâhibelerinden dâlle-i muhtâre-misâl kelâm-ı pür-me’âl sâhibi Hafsa nâm sâhib-i kelâm bir hâtûn-ı sebük-nîh bu büleydede sâkin olmağıla anın nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir kasaba-i şîrîndir. Edirne nevâhîsinde evkâf-ı (---) (---) dır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Selîm Hân-ı Sânî asrında Sokullu Mehemmed Paşa katl etdüğü evlâd-ı azîzi (---) Paşa'nın mâlıyla bu rabtayı imâr edüp şehr-i bender-misâl bir kasaba-i azîm etdi.
EÇS III 169a–169b
Sebeb-i katl-i (---) ibn Sokullu Mehemmed Paşa: Mezkûr (---) Paşa Budin valisi iken re‘âyâ vü berâyâya sehel zulm eder. Bir kaç def‘a re‘âyâ vü berâyâ Sokullu'ya gelüp tazallum ederler. Zulmleri men‘ [u] def‘ içün emr-i pâdişâhîler vârid olup paşa-yı mûmâ-ileyh pederine dayanup aslâ ve kat‘â tenbîh ü te’kîdden âgâh olmayup yine zulm-i sarîhden hâli olmaz. Hemân re‘âyâ ale'l-umûm yedi kubbe vezîrleri 169b huzûrlarında Selîm Hân'a ruk‘a sunup,
EÇS III 169b
Dâd [u] feryâd ey çârunâ Selîm Hân u Pomağ'aEy çeştenî paşa-yı gâzîyân komağa
EÇS III 169b
deyü ruk‘aların ref‘ etdikde pâdişâh-ı âdil arzuhâl-i fukarâ-yı bâ-billahı kırâ’et edüp mefhûmu ma‘lûm-ı hümâyûnları olunca Sokullu Mehemmed Paşa'ya eydür: "Tiz şu oğlunun zulmün re‘â[yâ] ve zu‘afâ üzerinden izâle eyle, yohsa seni vâcibü'l-izâle defterine kayd ederim" dedikde âkıl Mehemmed Paşa'nın aklı başından gidüp "el-emrü emrüküm" deyüp huzûr-ı pâdişâhî tahrîr edüp bir mu‘temed kapucubaşısına verüp "Elbette Budin'e varup bu emri icrâ edüp tîz gelesin" deyü tenbîh [u] te’kîdler edüp netîce-i merâm kapucubaşı on günde ılgar ile Budin'de mahkeme-i şer‘a varup kal‘a kapuların sedd edüp a‘yân-ı vilâyet ile paşa sarâyına gelüp "Emr pâdişâhın" deyü Sokullu oğlu (---) Paşa'nın başın kesüp on günde yine dîvân-ı pâdişâhîye gelüp huzûr-ı pâdişâha kelle galtân eder. Selîm Hân eydür: "Lala bu baş nedir?" der. Mehemmed Paşa eydür "Pâdişâhım geçen divânda şu re‘âyâlara zulm edeni men‘ [u] def‘ eyle, deyü fermân-ı şerîfiniz olmuşdu. Pâdişâhım, bir zâlimin zulmü pâdişâhların ma‘lûmu olıcak, âyet sûre-i (---)
EÇS III 169b
mâ-sadakı üzre eyle zâlimin zulmünü mazlûmlar üzerinden, vücûd-ı zâlimi dünyâ sahîfesinden böyle hakk edüp şerî‘atdan taş koparanın başın böyle koparmak gerek" deyü taşra çıkınca Selîm Hân gâyet müte’ellim olup eydür "Ey Lalam! oğlunun cümle mâlıyla Hafsa'da hayrât [u] hasenâtlar eyle" deyü fermân etdükde,
EÇS III 169b
Evsâf-ı hayrât [u] hasenât-ı (---) ibn âkıl Sokullu Mehemmed Paşa
EÇS III 169b
Evvelâ bir kubbe-i azîmli ve bir minâre-i serâmedli ve vâsi‘ haremli gâyet musanna‘ câmi‘dir kim gûyâ câmi‘-i selâtindir. Derûn-ı câmi‘ eyle müzeyyen ü rûşendir kim gûyâ câmi‘-i Rüstem Paşa'dır. {Târîh-i câmi‘-i zîbâ
EÇS III 169b
Göricek Azmî du‘â edüp dedi târîhiniBu binâyı eyleye Allah bâkî üstüvâr. Sene 984.
EÇS III 169b
Bu târîh câmi‘in şâhrâh üzre harem kapusunun atebesi üzre vâki‘ olmuşdur}. Ve bu câmi‘ hâricinde yüz yigirmi ocaklı, enderûn [u] bîrûnlu ve sahrâ-misâl vâsi‘ haremli ve müte‘addid harem kâ‘alı ve ıstabl-ı anterli bir hân-ı azîmdir kim beş bin at ve katır ve deve alır kârbânsarây âyende vü revendeye mihmânsarây-ı hâne-i bî-minnetdir. Ve bu şâhrâhın yemîn ü yesârında kâmil üç yüz aded kârgîr kemer binâ dekâkînlerdir kim cümle zî-kıymet eşyâlar anda mevcûddur. Ve bu sûk-ı sultânî içre bir hammâm-ı ibret-nümâsı vardır. Kapusundan câmekânına altı kademe taş nerdübân ile urûc olunur, câmekân-ı kebîrli ve müte‘addid halvetli âb u hevâsı ü binâsı hûb ve dellâkları mahbûb bir hammâm-ı mergûbdur. Ve tekyesi ve medresesi ma‘mûrdur. Ve bir dârü'l-it‘âm-ı dârü'z-ziyâfe imâreti vardır, hâlâ ilâ hâze'l-ân cemî‘i müsafirîne subh u mesâ ol matbah-ı Keykâvûs'dan her ocak başına birer bakır sini ile birer sahun pilav yahni mahlût ve bir tas çobra ve beş nân ve şem‘-i revgan ve bir şem‘dân verüp cemî‘i Müslim ü gebr ü tersâya mâh [u] sâl nimetleri mebzûldür. Ve her hayvân başına birer tobra yem dâ’imdir. Bu hizmetlere cânib-i vakfdan nâzırı dâ’imdir.Bu hânın muslukları ve câmi‘in âbdest muslukları dahi vakt-i şitâda ıssı sudur. Ve'l-hâsıl eyle hayrât-ı kavîdir kim ebniye-i ulyâları serâpâ rasâs-ı hâs-ı nilgûn ile mestûr bir hayrât-ı ma‘mûrdur. Şehrin Burgaz tarafı râhında şehrin hâric-i nehr-i (---) deresi üzre olan cisr-i musanna‘ bu hayrâtdandır. Ve niçe kahhâvî ve sâ’ir hâne ve hânedânlar dahi bu hayrâtdandır.
EÇS III 169b
Ve bu hân-ı azîmin civârında Hafsa Hâtûn hânı, kiremitli bir hân-ı sağîredir ammâ gâyet kavî binâ-yı metîndir. Ve bu rabta cümle sekiz yüz bâğ u bâğçeli ve serâpâ kiremit örtülü ve sekiz mihrâblı kasaba-i ra‘nâdır. Ve dörd aded kiremit örtülü küçük hânları var. Ve Hafsa Hâtûn hânı kurbunda,
EÇS III 169b
Ziyâret-i Kurd Baba: Fukarâ-yı Bektâşiyân'dandır, ammâ tekyesi yokdur. Hemân kubbesiz bir kabr-i pür-envârdır. Bu şehrin ekseriyyâ hân u câmi‘ ü medrese ü tekye ü hammâmının binâların cümle Süleymân Hân mi‘mârı Koca Sinân bin Abdülmennân Ağa'nın kârıdır. (---) (---) (---)
EÇS III 169b
Andan yine cânib-i şarka ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar geçüp (---) sâ‘atde,
EÇS III 169b–170a
Menzil-i ra‘nâ sitâyiş-i kasaba-i Babaeski: Tâ Yanko ibn Madyan zamânından berü ma‘mûr u âbâdân kal‘a-i kadîm ve şehr-i azîm idi. Ba‘dehû Sırp ve Bulgar banları ve Hersek ve segreleri İslâmbol'u harâb etmeğe giderken bu şehri de harâb etdiler. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sarı Saltık Bây Sultân, Pirevadi 170a kurbunda Dobruca Abdullah huzûrunda merhûm oldukda Saltık Bây'ın vasiyyet-i sâbıkası üzre na‘ş-ı Muhammed Saltık'ı yedi aded tabuta fukarâları koyup yedi kral-ı dâl yedi tabutu alup her biri birer iklîme tabutları götürürken tabutlarda cesed-i Saltık'ı bulup hamd-i Hudâ bizdedir, deyü her bir kral vilâyetlerine götürürler. Edirne kralı cesed-i Saltık Bây'ı bir harâb-âbâd olan Baba şehrinde defn etdiğiyçün Babaeskisi derler. Anların şerefiyyetine hâlâ imâr olmadadır.
EÇS III 170a
Nehr-i (---) (---) kenarında bir düz ferah-fezâda Vize sancağı hâkinde cemî‘i tekâlif-i şâkkadan mu‘âf [u] müsellem ma‘mûr rabta-i zibâdır. Ve hâkim-i şer‘îsi yüz elli akçe kazâdır.
EÇS III 170a
Ve nâhiyesi cümle (---) aded kurâdır. Şehrin imâristânı cümle bin altmış aded bâğlı ve bâğçeli serâpâ kırmızı kiremit örtülü tahtânî ve fevkânî ve kârgîr ve gayri nâ-cibir binâlı hâne-i ma‘mûrlardır. Ve cümle yigirmi mihrâbdır.
EÇS III 170a
Cümleden şehrin cânib-i şarkîsi başında nehr-i (---) kenarında câmi‘-i azîm Alî Paşa, Süleymân Hân vüzerâlarındandır. Semîz Alî Paşa nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir vezîr-i müdebbir imiş. Bu şehr içre bir câmi‘ inşâ etmişdir kim gûyâ câmi‘-i selâtîndir.
EÇS III 170a
İslâmbol'da hemân Topkapusu dâhilinde Ahmed Paşa câmi‘ine müşâbihdir. Ammâ bu andan vâsi‘ ve rûşen ü müzeyyen ve mükemmel binâ-yı ibret-nümâdır. Medrese ü imâret ve hammâm ve hânlar ve cümle dükkânlar bu Alî Paşa hayrâtıdır kim eser-i azîmlerdir. Câmi‘in kubbesi eflâke ser çeküp bir menzil yerden kurşumları bahr-i nîlgûn-vâr temevvüc eder. Bu kâr-ı ibret-nümâ Koca Mi‘mâr Sinân'ın amelidir kim bu câmi‘de dahi zîbâ tasarruflar ve ra‘nâ tasnîfler edüp bir minâre-i serâmed etmiş kim gûyâ minâre-i Rüstem Paşa'dır.
EÇS III 170a
Andan çârsûnun iç yüzünde câmi‘-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî müfîd ü muhtasar bir câmi‘-i kadîmdir. Ammâ cemâ‘at-i kesîreye mâlik olup başka bir rûhâniyyet vardır. Enderûn [u] bîrûnu ol kadar müzeyyen değildir. Bir tabakalı bir minâre-i serâmedi vardır ammâ bu câmi‘ meremmâta muhtâcdır. Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. Bir medrese ve yedi mekteb-i sıbyân-ı tıflân ve yedi aded hân ve yüz mikdârı dükkân ve bir imâret-i it‘âm-ı müsâfirân ve bir hammâm-ı dilsitân ve üç aded tekye-i dervîşân ve çârsû içre bir çeşme-i âb-ı hayevânın târîhi budur: