EÇS III 170a
Hâtif-i Gayb dedi târîhinÇeşme-i selbebil-i âb-ı hayât. Sene 932.
EÇS III 170a
Cisr-i Çoban Deli Kâsım Ağa: Nehr-i (---) (---) üzre nev bina {7 göz} bir püll-i a‘lâdır kim gûyâ kantara-i Çoban'dır kim Erzurûm'da Hasankal‘ası kurbunda Sultân Çoban cisridir. Mezkûr nehr-i (---) (---) Istıranca dağlarından cem‘ olup bu mahalden ubûr edüp Koca Murâd Hân'ın Ergene köprüsü kim yüz yetmiş dörd göz ibret-nümâ cisr-i azîmdir.
EÇS III 170a
Andan ubûr edüp (---) kurbunda (---) (---) (---) mahlût olur. Ammâ mezkûr Çoban Kâsım Ağa cisri yedi göz sırât-ı ibret-nümâdır.
EÇS III 170a
Bu Çoban Kâsım Ağa bu cisr mahallinde koyun güderken Cenâb-ı Bârî kendüye İslâm müyesser edüp mürûr-ı eyyâm ile dergâh-ı âlî yeniçeri ocağında kul kethüdâsı olup Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in hapsinde iken "Ahdim olsun bu girdâbdan rehâ bulursam koyun gütdüğüm yirde bir cisr binâ edeyim!" deyü ahd edüp ba‘de'l-halâs "El-kerîmu izâ uhide vefâ" mazmûnu üzre dörd yüz kîse-i Rûmî masrûf edüp bu cisr-i azîmi inşâ etmişdir. Ammâ hakkâ ki vâhidü ke'elf bir kantara-i zîbâ-yı musanna‘dır kim metânetde gûyâ cisr-i Vişgrad'dır. Her uyûnu ayn-ı cârî üzre birer kavs-ı kuzah-misâl tâk-i tumturaklardır. Târîhi budur güfte-i Samâhî
EÇS III 170a
Cenâb-ı Hazret-i Sultân Murâd-ı Cem-azametMurâdı üzre Hudâ ide sâyesin memdûdSamâhî cânıma hâtifden {erdi} bu târîhOla bu cisri karîn-i kabûl-i Rabb-i VedûdSene 1043.
EÇS III 170a
Bâlâda menâkıb-ı şerîfleri ırk-ı tâhirden olup Hacı Bektâş-ı Velî izniyle ibtidâ diyâr-ı Rûm'a kadem basan Saltık Bây Muhammed Buhârî oldukları bâlâda Babadağı şehri evsâfında mufassaldır.
EÇS III 170a
Ammâ bu mahalde medfûn olmasının sebebi yine kendülerinin vasıyyeti ile yedinci tabutu Edirne sâhibi İdrivban bu mahalde Yanko deyri içre defn edüp dörd yüz seneden berü cemî‘i milelin ziyâretgâhıdır.
EÇS III 170a
Ve ol zamândan berü kabr-i münevveri üzre bir ân çerâğ-ı âteşdânı sönmemişdir.
EÇS III 170a–170b
Bir kaç kerre Yahûdî tâ’îfesi tebdîl-i câme olup çerâğ-ı münevverin söndürmek murâd edindikde "püf" demeğe dem nefesi tutulup ancak bir sedd-i ramakı kaldıkda parmak kaldırup İslâm ile müşerref olanın biri Murâd Hân-ı Râbî‘ asrında türbedâr idi, deyü şehâdet etdiler. Hâlâ ol kandili ser-i sa‘âdetleri tarafında huddâmları 170b yağ koyup âsitâne-i Baba'yı münevver eder. Niçe kerre dühn-i kûsfend komağı ferâmûş edüp niçe günler yine çerâğı rûşen olur, bir âsitâne-i deyr-i azîmde medfûndur. Gerçi tekye-i Bektâşiyân'dır ammâ evkâfı za‘îf olmağıla dervîşânı azdır ammâ nezerâtları çok gelir. Ve cânib-i erba‘asında bâğ u besâtînleri vardır.
EÇS III 170b
Bu şehr-i Baba bunların âb-ı rûyına ihyâ olmuşdur. Hudâ imâr ede. Bu şehir anların ismiyle müsemmâ olup Babaeskisi derler. Bu türbe-i pür-envâr şehrin cânib-i şarkîsi kenarında Alî Paşa câmi‘i cenbinde nehr-i (---) kenarında bir bâğ-ı gülistân içre,
EÇS III 170b
{Ziyâret-i eş-Şeyh Şuhûdî: Aslında yine Babaeskisi'ndendir. Kemâl-i zâhir ü bâtın ile meşhûr, hüsn-i kitâbetde kalem gibi alem idi. Sarı Saltık Baba tekyesinde medfûndur}.
EÇS III 170b
Bir köhne binâ deyr-i kebir içre medfûndur. Kuddise sırruhu'l-aziz. (---)
EÇS III 170b
Ve bu şehrin cânib-i garbîsinde bâğçeler kenarında Edirne râhı üzre,
EÇS III 170b
Ziyâretgâh-ı eş-Şeyh Hazret-i (---) (---) Baba: Reh-i râst üzre bir topraklı yığın hünka dibinde bir mesîregâh-ı çemenzâr-ı bâğ-ı gülistân içre bir âsitâne-i kadîmdir kim tabut-ı Sarı Saltık Bây ile bile gelen kırk halîfenin biri bu (---) (---) Baba Sultân'dır. Hayli mu‘ammer olup Gâzî Hudâvendigâr ile Edirne fethinde bile bulunmuşlardır. Kuddise sırruhû.
EÇS III 170b
Şâhrâh üzre olmağıla ziyâretgâh-ı hâss [u] âmdır. Bir kaç fukarâ-yı Bektâşiyânı olup bâb-ı tevekkülde fakr-ı fâka sâhibleri bir alay hümâmdır. (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS III 170b
Bu şehri dahi seyr [u] temâşâ ve ziyâret edüp yine Melek Ahmed Paşa efendimizle cânib-i şarka (---) sâ‘atde âbâdân yerlerle,
EÇS III 170b
Menzil-i kasaba-i pürnâz ya‘nî büleyde-i Burgaz: Lisân-ı Yunan'da burgaz, kal‘a ismi olduğu ve bânîsi ve fâtihi ve kal‘asının sebeb-i inhidâmı ve ba‘dehû Süleymân Hân asrında Sokullu Mehemmed Paşa'nın imâr edüp hâlâ İbrâhîm Hânoğulları nezâretinde evkâf-ı azîm olduğu bâlâda sene 1061 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimizle mühürden ma‘zûl olup Özi eyâletine gitdiğimiz mahalde bu Burgaz'a uğrayıp cemî‘i âsâr-ı binâları ale't-tafsîl tahrîr olunmuşdur. Ol mahalle nazar oluna.
EÇS III 170b
Paşa efendimiz bu şehirde vüzerâ mihmânsarâyında mihmân iken üzerimizden Rûmeli eyâletin alan Silâhdâr Muslı Paşa'nın tuğu konakçısıyla bu şehre geldikde iki vezîrin askeri izdihâmından re‘âyâ vü berâyâ rencîde-hâtır olmasın içün paşa efendimizle reh-i râstdan çıkup cânib-i şimâle,
EÇS III 170b
Kırkkilise sancağı tarafına revâne olduğumuz konakları ve büleydeleri ayân u beyân eder
EÇS III 170b
Evvelâ Burgaz'dan taraf-ı şimâle meyyâl (---) sâ‘atde,
EÇS III 170b
Menzil-i karye-i Ahmed Beğli: Kırk Nisâ livâsında iki yüz hâneli Burgaz nevâhisinde bâğ u bâğçeli ve bir câmi‘li müselmân köyüdür. Andan yine taraf-ı şarka (---) sâ‘atde,
EÇS III 170b
Menzîl-i karye-i Tatarlı: Üç yüz hâneli ma‘mûr Müselmân köyüdür. Câbecâ bâğları ve mahsûllü dağları vardır ve bir minâreli ma‘mûr câmi‘i var. Andan yine cânib-i şarka (---) sâ‘atde,
EÇS III 170b
Menzil-i karye-i Uzun Hacılar: Bu (---) hâkinde (---) nevâhîsinde üç yüz hâneli bâğlı ve bâğçeli ve serâpâ kiremitli ve her hânesi müsâfirîn içün ahûrlu ma‘mûr müselmân köyüdür. Bir minâreli nâzük câmi‘i var ve nehr-i Ergene üzre bir haşeb cisri var ve bir küçük hânı var, gayri imâretleri yokdur.
EÇS III 170b
Andan cânib-i kıbleye dağlık ve ormanlık mahsûllü kurâlar ubûr ederek (---) sâ‘atde,
EÇS III 170b
Der-vasf-ı kasaba-i sağîr Kösdemir: Kösdem nâmında bir nehir kenarında vâki‘ olup ol nehirde demir ma‘deni olmağıla Kösdemir derler. Bir dereli ve depeli zemîne vâki‘ olmuş (---) sancağı hâkinde ve (---) ve nâhiyesinde beş yüz hâneli bâğlı ve bâğçeli ve serâpâ kiremitli ma‘mûr hâneli, enhâr-ı revânı âb-ı hayât büleydecikdir. Bu uyûn-ı câriye-i sağîre Istıranca'dan ve Vize sarâyı ve Seregen kasabası dağlarından cem‘ olup bahârda tuğyân üzre revân olup nehr-i Ergene'ye mahlût olur. Bu büleydenin cümle bâğ u bâğçeleri bu âb-ı hayât sâhilindedir. Bir minâreli müfîd [ü] muhtasar bir câmi‘i ve beş aded hurde hânları ve yigirmi aded dükkânları ve bir tekyesi ve bir küçük hammâm-ı rûşenâsı var, gayri imâretleri yokdur.
EÇS III 170b
Bu büleydede aslâ kurşumlu ebniye-i âlî {dahi} yokdur, ammâ mahsûlâtı çokdur. Koyunu ve odunu ve kömürü ve dağlarında kerâstesi gâyet çokdur. Anda yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘atde,
EÇS III 170b–171a
Der-sitâyiş-i kasaba-i Fener: (---) hâkinde Silivri nevâhîsinde kâhîce Eyyûb Mevleviyyetinde olur bir rabta-i ma‘mûrdur. Fener nâmıyla müsemmâ olmasının aslı oldur kim Ebü'l-feth Gâzî asrında henüz feth olmuş diyâr-ı nevşâr olmağıla dağlarında olan küffâr bu büleydeyi nehb ü gâret edip yine 171a kûh-ı hıyâbânları cây-ı menâs edinirlerdi. Âhir Mehemmed Hân-ı Gâzî'ye bu büleyde ahâlîsi tazallum edüp bu rabta hâricinde eflâke ser çekmiş bir kulle-i bâlâ inşâ edüp içine müstahfızân kodu kim haydud küffârı bu büleydeyi nehb ü gârete geldikde bu kulleden toplar ve tüfengler atılıp kullenin tâ zîrve-i a‘lâsında fânûslar ve âteşler ile çerâğân ederlerdi. Bu çerâğistânı sâ’ir kurâlardan görenler ve leb-i deryâda Silivri kal‘ası askeri görüp atlarına süvâr olup bu Fener kasabası imdâdına yetişüp küffârdan halâs ederlerdi. Anınçün bu rabtaya kasaba-i Fânûs-ı Vize derler. Hâlâ ol kulle-i bâlâ esâsı {yel değirmânları kulleleri kurbunda} ma‘lûmdur.
EÇS III 171a
Ve bu büleyde evc-i semâya münkalib olmuş bir kûh-ı bâlâ üzre vâki‘ olmağıla cânib-i cenûbunda ve kıblesindeki sahrâlarda olan çiftlikler ve ma‘mûr kuralardan Feteköyü ve (---) köyü, hattâ kal‘a-i şehr-i Silivri nümâyân bir büleyde-i âbâdândır. Bâğlı ve bâğçeli ve âb [u] hevâsı latîf yedi yüz kiremit ile mestûr fevkânî ve tahtânî ma‘mûr kârgîr evlerdir. Lâkin bunda aslâ Müselmân yokdur, cümle Rûm kefereleridir. Amma hevâsının letâfetinden Rûm girâtsaları ve giralna kızları ve mûğ-pîçe Rûm cüvânları var kim misilleri meğer Atina şehrinde yâhûd cezîre-i Sakız'da ola.
EÇS III 171a
Ammâ bunlar (---) câmi‘i evkâfı olmağıla maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem olup hâkimleri ve sarây-ı âlîleri vardır. Ekseriyyâ mûğları ve koyun celebi ve pasdırma keşân ve yağ satan keferelerdir. Bunların kolluğu vardır. Anın sebebiyle kefere hânelerine ferd-i âferîdeden bir ferd konmağa kâdir değildir ve kondurmazlar. Mu‘âf u müsellem olduklarından belki âdemi katl ederler. Ammâ yedi aded hânları vardır. Hânlarda sâkin olan müsâfirîne me’kûlât [u] meşrûbâtdan imdâd ederler. Bu hânlar kurbunda kırk elli aded esvâk-ı muhtasarlı dekâkînlerinde balık ve peynir ve boza ve şarâb ve rakı firâvândır. Ve bir kenîse-i atîkleri var. Argona nâmıyla bir bıtrîk ve kıssîs binâ edüp zu‘m-ı bâtılınca Hazret-i Meryem Ana rûhuna savâbın hîbe eylemiş. Yılda bir kerre niçe yüz bin küffâr bu deyr-i köhneye gelüp tecdîd-i âyîn-i kefere-i fecere ederler. Ammâ gâyet musanna‘ deyrdir. Hattâ papasları Melek efendimize vâfir hedâyâ getirdiler. Andan yine cânib-i şarka teper aşağı inüp niçe kurâ-yı âbâdân güzer edüp Kovukdere nâm içre ol sengistân-ı muhâtara yerden geçüp,
EÇS III 171a
Evsâf-ı kal‘a-i atîk Haniça ya‘nî kasaba-i ma‘mûr Çatalca
EÇS III 171a
Dest-i Âl-i Osmân'da üç Çatalca şehri vardır. Bir (---) (---) (---) (---) (---) (---) İkincisi Yenişehir kurbunda Kesendire ve Koloz nâhiyesinde kazâ-yı kasaba-i Çatalca'dır. Üçüncüsü bu İslâmbol Çatalcası'dır. İskender-i Kübrâ asrında İslâmbol'u ta‘mîr u termîm eden Yağfur kralın duhter-i pâkize-ahteri olan Hanica nâm kızının yaylağı olmağıla bunda bir kal‘a-i azîm inşâ edüp lisân-ı Yunaniyân'da Hanca nâmıyla iştihâr bulmuş bir sedd-i metîn kal‘a-i hasîn idi. Ba‘dehû Sırf kralı ve Bulgar kralları İslâmbol kal‘asının taşra yedi kat divârların Silivri'den Terkoz'a varınca harâb etdiklerinden bu Hanca kal‘asın dahi harâb u yebâb etdiler. Hâlâ eser-i binâları şehrin cânib-i garbîsinde yalçın kayalar üzre nümâyândır. Ba‘dehû yine âbâdân olup sene (---) târîhinde Yıldırım Bayezîd Hân feth edüp kal‘asın yine münhedim edüp İslâmbol'u muhâsara edüp âhir sulh ile İslâmbol'un nısfın feth etdikde Eğrikapu'dan Ayakapusu'ndan ve Gül câmi‘den tâ Unkapanı'na ve Zeyrekbaşı'na ve Karamâneynlere ve andan şâhrâh ile tâ Edirnekapusu'na gelince yetmiş mahalle-i Müslimîn'de kırk yedi bin âdem bâ-sulh İslâmbol içre sâkinler idi. Ba‘dehû Timur hâdisesinde Yıldırım Hân münhedim olup ol esnâda Timur yanında iken humma-i muhrîkden Yıldırım Hân merkûm olduğun küffâr istimâ‘ edüp cümle ümmet-i Muhammedî İslâmbol'dan bu Çatalca şehrinden nefy-i beled edüp yine küffâr bu Çatalca'ya istilâ eyledi.
EÇS III 171a
Ba‘dehû sene 857 târîhinde Ebü'l-feth Gâzî İslâmbol üzre Edirne'den gelirken savlet [ü] salâbet-i şehriyârîye çatalca küffârı tâkat getiremeyüp Silivri kal‘asına ve Terkoz kal‘asına ve İslâmbol kal‘asına firâr edüp dârü'l-bevâr etdiler.
EÇS III 171a
Ba‘dehû Ebü'l-feth Gâzî bu Çatalca şehrinde niçe bin yük bâr-ı sakîli Mihaloğlu Alî Beğ ile bırağup "Bu şehri Allah'a emânet etdim" deyü du‘â edüp kendüler İslâmbol'u muhâsara edüp (---) günde sene (---) târîhinde feth edüp anların du‘â-i hayrları berekâtıyla bu Çatalca şehri âbâdân olmadadır.
EÇS III 171a–171b
Der-sitâyiş-i imâret-i büleyde-i Çatalca: 171b Bu şehrin imâristânı Çatal dağının zeyline vâki‘ olmağıla Çatalca derler. Kayalı ve dereli ve depeli iki çatal kûh-ı bâlânın cânib-i şarkîsi dâmeninde kıbleden cânib-i şimâle tûlânî vâki‘ olmuş iki bin adım dırâz bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayâtlı bâğ-ı İrem-misâl bir büleyde-i bî-misâldir. Eyyûb Sultân Mevleviyyeti nevâhîlerinden yüz elli akçe pâyesiyle mükellef kazâdır. Ve cümle (---) aded nâhiye kurâlarıdır. Hâkim-i örfi Çatalca bâğçesi üstâdıdır. Üç yüz bâğbân Aznavur bostâncılar ile zabt u rabt eder a‘lâ hükûmetdir. Tarafından subaşısı ve kethüdâyerisi ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve ayak nâ’ibi vardır. Ammâ İslâmbol karîb olmağıla müftî ve nakîbi yokdur.
EÇS III 171b
Bu şehr-i zîbâ cümle kırk yedi mihrâbdır. Beşi salât-ı cum‘a edâ olunur câmi‘dir. Cümleden mükellef ü müzeyyen ve ma‘mûr,
EÇS III 171b
Ferhâd Paşa câmi‘i: Süleymân Hân vüzerâlarından Selîm-i Sânî'ye ve Murâd Hân-ı Sâlîs'e irişmiş bir vezîr-i dilîr emiş kim câmi‘inden bellidir. Şehrin tâ vasatında bir mürtefi‘ zemînde dırahtistân-ı hıyâbân içre bir serâmed minâreli bir câmi‘-i rûşendir. Gerçi küçükdür ammâ gâyet musanna‘ u müzeyyen ve mükemmel ü mükellef câmi‘-i müferrâhdır. Cümle hücreleri ve sâ’ir imâretleri serâpâ kurşum ile mestûr bir câmi‘-i nûrdur. Hakkâ ki Süleymân Hân câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân bu câmi‘de gûnâ-gûn zîhler ve elvân tasarruflar icâd etmişdir. Şeb [u] rûz cemâ‘atden hâlî değildir. Andan (---) (---) câmi‘-i
EÇS III 171b
Bunlardan mâ‘adâ mahalle mesâcidleridir. Ve cümle (---) aded mahalle-i müslimîndir ve üç mahalle-i keferedir. Ve cümle (---) aded serâpâ ahmer-gûn musanna‘ kiremit örtülü fevkânî ve tahtânî kârgîr binâ sarây-ı âlîler ile ârâste ü hadîka-i besâtinler ile pîrâste olmuş bâğ-ı hıyâbân-misâl şehr-i cihândır. Cânib-i kıblesinde tâ Kovukdere nâm mahalle varınca imâristândır, ammâ her hânede bâğ u bâğçe olmağıla hâne-ı zîbâları seyrekdir.
EÇS III 171b
Cümleden sarây-ı selâtin-i Âl-i Osmân, hayrât-ı Sultân (---) (---) Hân, şehrin cânib-i şarkîsinde bir çemenzâr sahrâya nâzır bir mürtefi‘ zemînde dıraht-ı servî ve çınar ve kavak ve bîd-i ser-nigûn ve sâ’ir eşcâr-ı müsmirrât-ı gûnâ-gûn ile kuyâğ-ı hıyâbân olmuş bir bâğ-ı İrem'dir kim gûyâ erd-i behiştdir. Bunda olan tuyûr-ı hoş-elhânın evsâfında lisân kâsırdır. Bâ-husûs mürg-ı karatavuk ve mürg-ı ishakın hoş-nevâlığı vakt-i Şâfi‘îde âdeme hayât verir. Ve hezâr hezârânın ve bülbül-i hoş-nevânın nevâ-hânlığı bir bâğ-ı selâtînde yokdur. Zîrâ kûhî semtlerdir. Bu sarây-ı azîmin cânib-i erba‘ası kal‘a-misâl divârlıdır. İçinde bostâncıbaşısı ve üç yüz aded bâğbânı vardır. Ve müte‘addid hücreleri ve niçe kasr-ı havernâkları ve niçe kâh-ı kâ‘aları var ve Çatal dağın su terazûlarıyla uçar âb-ı revânlar fıskiyye ve havz u şadırvanlardan ve selsebillere rîzân olur. Her pâdişâhın birer gûne kasr-ı İremleri var kim atlas-ı felekde eyle bir kârgîrliği bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimiz bunda mihmân olup Kaya Sultân ile bunda mülâkât olup kâmil bir hafta bu bâğ-ı cinânda Hüseyn-i Bâkara fasıllarıyla zevk u safâ edüp felekden kâm alır şekilli olduk. Ammâ ne mümkin, beyt: