EÇS IV 203b
Kadîm-i evvelde yedi aded imâret-i dâ[r]ü'z-ziyâfesi var idi. Evkâfları zulümden harâbe olmağile hâlâ Câmi‘-i Kebîr imâreti kalmışdır. Ammâ Rûmiye şeyhi tekyesi imâretden ziyâde fukarâya ni‘meti mebzûldur ve gayrı tekyeler de kezâlikdir.
EÇS IV 204a
Der-alâmet-i hammâm-ı gâsilân (---) (---) (---)
EÇS IV 204a
Evvelâ Diyârbekir şehri içre cümle (---) aded hammâmât-ı latîflerdir.
EÇS IV 204a
Ammâ cümleden âb [u] hevâsı ve binâsı latîf ve nazîf Sinekbâzârı'nda İpâriye hammâmı gâyet müferrihdir.
EÇS IV 204a
Andan Eşpek hammâmı: Bu dahi hammâm-ı hûb-hevâdır. Hele bu şehr içre böyle germâ hammâm yokdur. Ammâ elsine-i nâsda "Eşek hammâmı" derler; ism-i sahîbi "Eşbek hammâmı"dır.
EÇS IV 204a
Andan İskender Paşa hammâmı: Cemî‘i bisâtları ve dellâkları pâk hammâm-ı hoş-binâdır.
EÇS IV 204a
Andan Rûmkapusu'nda Hammâm-ı Atîk: Cümleden büyükdür.
EÇS IV 204a
Andan Mu‘allak Minâre kurbünde (---) (---) hammâmı: Ferşinde ruhâmları ve kıbâblarında billûr câmları gâyet musanna‘dır.
EÇS IV 204a
Andan Melik Paşa hammâmı: Dilküşâ bir latîf hammâm-ı rûşenâdır.
EÇS IV 204a
Andan Dağ kapusu kurbünde Zibilci hammâmı: Gâyet küşâde hammâm-ı sâdedir.
EÇS IV 204a
Andan Mardinkapusu kurbında (---) (---) hammâmı: Kulleteynli ve halveteynli ve soffeteynli hammâm-ı ibretnümâdır.
EÇS IV 204a
Andan çârsû-yı hüsn içre İskender Paşa hammâmı: Sâhib-i tab‘ bir vezîr-i dânâ imiş kim ilm-i mi‘mârîde kâmil mühendis olmağile kendi zâde-i tab‘ından bir tarh-ı ra‘nâ ve bir musanna‘ zîbâ hammâm-ı ibretnümâ inşâ etdirmiş kim Diyârbekir şehrinin âb-ı rûyı olmuş bir germâ-yı latîfdir.
EÇS IV 204a
Andan Bıyıklı Mehemmed Paşa hammâmı ki fâtih-i Diyârbekir'dir: Tarz-ı kadîm hammâm-ı atîkdir. Ammâ rûy-ı dîvârlarından ve kubbe-i ser-nigûnlarından bir çekîde arak damlamak ihtimâli yokdur. Ve rûy-ı dîvârların şemm etsen müşk-i abîr gibi râyiha-ı tayyibesi şemm olunur.
EÇS IV 204a
Andan Behrâm Paşa hammâmı: Bu paşa-yı zîşânun aslı Gazzevî olmağile Arabistân'da gördüğü gibi bir hammâm-ı musannâ‘ binâ etmeğiçün Gazze ve Kudüs'den üstâd-ı kâmil bennâlar ve ruhâmkârlar getirdüp ve niçe yüz deve yük gûnâ-gûn somakî ve mermer ve yarekânî ve zenbûrî seng-i ebrîler getirdüp bu hammâma döşemiş. Hakkâ ki bir hammâm-ı ibretnümâ etdirmiş kim misli meğer Şâm'da Defterdâr hammâmı ola yâhûd diyâr-ı Mısır'da Menfelût şehrinde Osmân Beğ hammâmı ola.
EÇS IV 204a
Andan yine Diyârbekir içre Çârdâklı Hammâm: Bânîsi ma‘lûmum değildir. Ammâ pâk ü pâkîze hammâm-ı rûşenâdır.
EÇS IV 204a
Andan Yeni Kapu hammâmı: (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS IV 204a
Ve İçkal‘a hammâmı: (---) (---) (---) binâsıdır. Bunda cemî‘i paşalı ve a‘yân [u] eşrâf girdiğinden gâyetü'l-gâye pâk u latîf hammâm-ı nazîfdir.
EÇS IV 204a
Bu merkûm hammâmların cümlesi şehrin zibiliyle ıssı olur. Ammâ gâyet germâ hammâmlardır. Değme âdem bir sâ‘at bu hammâmlarda durmağa tâkat getiremez. Rûm'da odun ile bu mertebede hammâm ısınmak ihtimâli yokdur. Bir haysiyyeti dahi oldur kim şehr içini zebbâllar zibilleri zenbîllere doldurup zenbîl-zenbîl zibilleri hammâmlara yakup şehr-i Diyârbekir hâr [u] hâşâk [u] müzahrafâtdan pâk olup hammâmlar dahi germâ olur. Netice-i merâm cümle Arabistân'ın hammâmları zibil ile ıssı olur. (---) (---) (---)
EÇS IV 204a
Der- fasl-ı nehr-i Şattu'l-arab-ı âb-ı hayevân
EÇS IV 204a
Seyyâhân-ı Rûm ve ukalâ-yı zevi'l-mefhûm kavilleri üzre bu rûy-ı arzda cereyân eden enhâr-ı azîmler hakkında niçe kîl u kâl etmişlerdir. Ammâ İbn Abbâs'dan Uvvukî rivâyet eder kim "Vech-i arzda cümle uyûn-ı sağîr ü kebîrler beden-i insânda urûklar niçe ise edîm-i arzda dahi bu enhârlar eyledir", demişler.
EÇS IV 204a
Bi-kavli Batlamyus-ı Hâkim, bu rûy-ı arzda iki yüz kırk aded nehr-i azîmdir ve kırk dört bin uyûn-ı sağîre vardır ve iki yüz kırk dörd aded nehr-i azîmin tûl-ı mâbeynehümâları elli fersahdan bin fersaha varıncadır ki her nehrinin mâbeynleri binden zâ’id ve elli fersahdan nâkıs değildir. Hakkâ ki bu Şattu'l-Arab ile nehr-i Furât'ın mâbeynehümâları elli fersahdır. Zirâ Furât nehri ile bu Şat yakın karındaşlardır. Âhir Kurna kal‘ası altında bir olurlar. Zirâ bunlar edîm-i arzda dörd enhâr-ı azîmlerdir.
EÇS IV 204a
bu hadîs Sahîh ihrâcında Müslim münferiddir. Kavlühü Ta‘âlâ, sûre-i (---)
EÇS IV 204a
Ve nehr-i Furât'a niçe yüz nehir dâhil olur ve niçe yüz nühûrlar hâric olur, ammâ cümleden azîm dâhil olan nehir bu Şatt-ı âb-ı zülâldir.
EÇS IV 204a–204b
Hatta Hazret-i Alî radıyallahu anh ve kerremallahu veche Musul ve Bağdâd ve Kurna ve Basra'da Şattu'l-Arab'ı nûş etdikçe buyururlardı kim "Hakkâ ki yâ nehir senin kân-ı mekânın cennetdir ve seni nûş eden mü’min cennete gider." buyururlardı ve "Yâ ehl-i Kûfe! Nehriniz 204b Furât'a cennetden iki mizâb munsabb olur, biri Murâd ve biri Şattu'l-Arab" buyururlar.
EÇS IV 204b
Ve Hazret-i Ca‘fer-i Sâdık'dan mervîdir kim "Furât ve Şat'dan bir kerre nûş eden üç kerre veya yedi kerre nûş ide." deyü Şatt-ı Furât'ı medh etmişlerdir.
EÇS IV 204b
Hulâsa-i kelâm bu Furât ve Şatt'ın hakkında niçe âyet-i şerîfeler ve hadîs-i sahîh-i nebevîler ve niçe yüz kelâm-ı kibârlar ile memdûh nehreyn-i azîmlerdir kim nehr-i azîm Furât'ın tulû‘u [vü] gurûbu Erzurûm seyâhatimizde yine bu cild içre mufassal tahrîr olunmuşdur.
EÇS IV 204b
Ammâ şimdi Furât'ın karındaşı Şattu'l-Arab bu Diyârbekir cibâllerinden tulû‘ etmeğile bu hakîr-i pür-taksîr alâ kadri'l-imkân Şattu'l-Arab'ın tulû‘ [u] gurûbun ve ana medhûl ve hâric olan enhârları bir bir ayân edelim, bi-avni Hudâ.
EÇS IV 204b
Evvelâ ihvân-ı bâ-safâya hafî olmaya, bu abd-i pür-hatâ, ya‘nî Evliyâ-yı bî-riyâ, manzûru olduğu üzre ve cemî‘i nehirlerin menba‘ı ibtidâ cüz’îdir. İçe uyûn-ı sağîreler munsabb olarak deryâ olup ummân olur. Ammâ kankı nehir mesâfe-i ba‘îdeden gelirse ana mahlût olanlar tufeyl olup ba‘îdden gelen serçeşme olup cümlesi ba‘îdden gelen su ismiyle müsemmâ olur. Ammâ hikmet-i Hudâ bu Şatt'ın başı dörd yerden tulû‘ edüp dördü de birbirlerine karîbdir. Eyâlet-i Diyârbekir'de cümle anlara Şat derler. Gerçi cemî‘i enhârlara şat tesmiye olunur ve cemî‘i nehr-i azîmler Akdeniz'e ve Karadeniz'e ve bahr-i Harez'e ve bahr-i Ummân ve bahr-i Okyanus'a ve bahr-i Muhît'e mahlût oldukları mahalle merace'l-bahreyn derler ve her nehr-i azîme şat derler ammâ bu nehr-i Şattu'l-Arab Diyârbekir'dekidir kim nehr-i Furât bu mâ-i Şat ile hayât bulup deryâ olur.
EÇS IV 204b
Evvelâ Diyârbekir'den cânib-i şimâle bir günde varılır kal‘a-i Palu ensesinde Bağın nâm bir bâğ-ı İrem-misâl bir köydür kim Kürdistân'da bir mesîregâh-ı kâr-ı Rezzâk'dır. Eyle hıyâbân-ı kuyahdır kim cümle Palu beğleri ve sâ’ir diyârât beğleri anda teferrüc edüp ayş [u] ışret ederler. Bu karye-i İremezât Palu beğinin hâssıdır. Ol cibâl-i sengistân içre kayadan uyûn-ı zülâl cereyân eder. Mâh-ı temmuzda bir fetâ içinden üç taş çıkarmağa kâdir değildir. Ta bu mertebe bârid bir mâ-i berrâkdır. Gûyâ billûr ve necef ve morandır. Hakkâ ki âb-ı hayâtdan nişân verir bir aynü'l-hayâtdır.
EÇS IV 204b
Hesâb-ı evvelde ve kelâm-ı İskender'de ibtidâ Şattu'l-Arab'ın başı budur. Buna ahâlî-i Palı Şatt-ı Bâğın derler. Zîrâ Bağın köyünde Bağın kayasından çıkar. Hakkâ ki edîm-i arzda lâ-nazîr bir âb-ı hayvândır. Bir âdem bir hayvân kuzuyu tenâvül edüp bu âb-ı nâbdan nûş etse yine cığan olurlar. Hatta bu nehr-i cân-perverin mahreci cenbinde İskender-i Zülkarneyn'in bir kârgîr binâ-yı metîn sedd-i nişîmeni var.
EÇS IV 204b
Sebeb-i âmeden-i İskender-i Kübrâ, Încâ (---) bi-kavli tevârîh-i Mıkdısî-i Yarmenî "İskender-i Zülkarneyn'in iki et parçasından pekçe iki boynuzları var idi. Lisân-ı Arab'da karn boynuza derler. Ya‘nî iki boynuz sâhibi demekdir. İskender bu iki boynuzların veca‘ından bir sâ‘at hâb-ı râhata varamazdı. Âhir veca‘ı karneynine dâ-i devâ içün cihân-geşt olup cemî‘i nedim-i musâhibleriyle ve hukemâlarıyla ve niçe yüz bin askeriyle tâ zulumâta gidüp ‘âb-ı hayâtdan derdine bir dermân bulam’ deyü âb-ı hayât arardı. Hikmet-i Hudâ meğer ol asırda Hızır İskender'in askerî tâ’ifesinden idi. Hızır âb-ı hayâtı bulup ilâ hâze'l-ân zinde-i peygamberândır, ammâ nübüvvetinde ihtilâf-ı kalîl-i za‘îf de vardır. Âhir İskender âb-ı hayât bulmadan el yuyup hâ’ib ü hâsir yine boynuzlarının veca‘iyle yine cihânı geşt [u] güzâr ederek şehr-i Basra'ya gelüp Şattu'l-Arab'ı nûş idince karneyninin veca‘ayni teskîn olup sehel hâb-ı râhata varır. Netîce-i kelâm kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek nehr-i Batmân ile nehr-i Şatt'ın birbirleriyle mahlût olduğu mahalle gelüp ikisinden dahi nûş eder. Ammâ âb-ı Şatt'ın nef‘in müşâhede edüp boynuzunun vec‘i teskîn olduğundan sâhil-i Şatt'ı kovarak Diyârbekir'e gelüp andan yukaru bu Palu kal‘ası kurbünda Şatı bâğına gelüp nûş edüp karneyn veca‘ayni teskîn olur. Anınçün bu mahalde çetr-i mülammâ‘ın kurup bu mahalde bir sedd-i İskender-i neşimin binâ eder. Hâlâ ber-devâm bir mastaba-i hâss u âmdır. Anınçün İskender bu mahalle gelmişdir." deyü müverrih Mıkdısî böyle tahrîr etmişdir.
EÇS IV 204b
Andan İskender sehel şifâ bulup Çapakçur'a gitmişdir. Bâlâda ale't-tafsîl tahrîr olunmuşdur, nazar oluna. Ta ki İskender'in karnlardan halâs olduğu biline.
EÇS IV 204b
Tulû‘-ı re's-i nehr-i Şatt-ı sânî: Nehr-i Şatt'ın bir başı dahi bu mahalle bir menzil karîb kal‘a-i Arganî hâ’ilinde taht-ı Maşa nâm bir kûh-ı benâm gârından ra‘dvâr sâ‘ika ve sayha vererek hurûc eder turna gözü gibi bir berrâk ve rakîk âb-ı tâhirdir kim arâzî-i dehrde lâ-nazîr kabîlesindendir.
EÇS IV 204b–205a
Re’s-i sâlis-i tulû‘-ı Şat: Üçüncü Şat başı Arganî ile Demirkapu mâbeyninde Çınarlı 205a dere nâm mahalde bir cibâl-i âlîde bir gâr-ı yetîmândan hurûc eder, ammâ bu dahi bir âb-ı sâfîdir kim gûyâ âb-ı Nil'dir. Bu mahalde dahi mesîregâh yerler vardır. Ahâlî-i Diyârbekir'in erbâb-ı safâsına ma‘lûmdur.
EÇS IV 205a
Bâlâda terkîm olunan üç aded Şat Birdinic nâm eflâke ser çekmiş bir cisr-i benâm altında mezkûr Şatt-ı sâlis bir olup hayli nehr-i azîm olur. Ba‘dehû mezkûr kehkeşân-âsâ semâya ser çeken kantara-i Birdinic'den aşağı Şatt-ı sâlis ittifâkıyla cereyân ederek Tercil nehri dahi gelüp bu Şatt-ı selâse kavuşup ana Şatt-ı Tercil derler. Bu dahi mâ-i kevserden nişân verir bir sâhib-i şân nehirdir. Şatt-ı Bağın ve Şatt-ı Maşa ve Şatt-ı Demirkapu ve Şatt-ı Tercil, bu dördü bir yere cem‘ olup cereyân ederek Karaköprü altında nehr-i (---) dahi bunlara mahlût olur. Ammâ bu nehir (---) (---) dağdan gelüp Şatt'a rîzân olmağile Şat add olunmaz. Zîrâ hilâf semtden gelir.
EÇS IV 205a
Andan cümlesi bir olup cereyân ederek Diyârbekir'in cânib-i şarkîsi dibinde Fızkayası altından ubûr ederek Çay bostânlığın ve Reyhân gülistânlığın reyy edüp andan aşağı Diyârbekir'in Şat üzre Bağdâd ve Basra'ya giden Kelek Cisri İskelesinden aşağı Hasankeyf'e doğru ve Cezîre'ye doğru yüz yetmiş pâre kılâ‘ u kasabât ve medâyinleri ve bender-i şehr-i Musul'u ve gayrı diyârları saky ederek Bağdâd-ı behişt-âbâd'a varınca yüz elli aded enhâr-ı azîmler mahlût olup Bağdâd'dan aşağı nehr-i Deyyâle ve Çerka ve Darb-ı Alî ve niçe nehr-i kebîrler karışup ba‘dehû Basra'dan yukaru Kurna kal‘ası burnunda nehr-i Furât ile Şat birâderi bir olup yek-dil [ü] yek-cihet nehreyn-i birâdereyn ittifâkıyla deryâ-misâl cereyân edüp Basra önüne vardıklarında deryâ-misâl olup Hindistân ve Portukal ve Luristân ve Moltân ve İngilis ü Felemenk ve Ummân ve Yemen ve Aden ve Cidde ve Habeş gemileri gelüp Basra'ya yanaşup metâ‘-ı zî-kıymet getirüp kâlây-ı bî-minnet alırlar. Ammâ bu Basra'ya ekseriyyâ Acem diyârının Hürmüz gemileri incü getirirler, kân-ı lülü Basra'dır. Her tüccâr-ı bengânın mahzeninde ve rûy-ı dükkânçesinde bî-hadd ü bî-hasr dürr-i yetîm ü dürr-i yektâ ü dürr-i beyza hasır gibi yatar.