İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IV 211a
Bu kal‘adan kal‘a-i Nasîbîn ve kal‘a-i Sincâr ve kal‘a-i (---) kûh-ı Sincâr ve deşt-i Hâmûn-ı bî-pâyân cümle nümâyândır. Bu kal‘a-i Mardin'in bir takrîb ile fethi makdûr-ı beşer değildir. Ancak muhâsara ile yahûd nihânîce serîka ile feth olur. Yohsa bir vecihle kabza-i tasarrufa gelmesi mümkin değildir.
EÇS IV 211a
Derûn-ı kal‘ada ol kadar mağaralar ve muzlim kemîngâhlar ve su sarnıçları var kim onar sene muhâsara olsa kifâyet eder su sarnıçları vardır ve cemî‘i püştelerin yalçın kayaları üzre bârân-ı rahmet nüzûl etdikde bir katre mâ-i rahmet hebâya gitmeyüp cümle kayalar yoluyla su sarnıçlarına gider, mîrî sarnıçlar vardır. Ve niçe yüz aded gâr-ı yetîmânlarda yedi sekiz yüz yıldan berü kızıl darı ve kara sûret darısı ve çeltikli pirinç mâl-â-mâldir kim gûyâ henüz harmandan der-anbar olmuş hubûbâtlardır. Ve niçe yüz aded gârlarda ve şömne ve mahzenlerde ve hâsıllarda danedâr buğday ve şa‘îr ve gayrı hubûbâtlar der-mahzen olup âmâdedir, ammâ her bu gendümleri re‘âyâ vü berâyâlar üzre taraf-ı şehriyârîden tevzî‘ edüp ba‘dehû yine cedîd gılâl ve hınta alup der-anbar ederler. Ve bu kal‘ada olan mühimmât ü levâzımât ve bî-hadd [ü] bilâ-gâyât cebehâne-i gûnâ-gûnlar var kim hesâbın Feyyâz-ı Mutlak bilür. Ve ol kadar şedde barûd-ı siyâh ve gülle ve kumbara ve top-ı kal‘a-kûplar var kim başka bir mücelled kitâb-ı cebehâne vardır.
EÇS IV 211a
Eşkâl-i cirm-i kal‘a-i Mardin: Gerçi kal‘ası evc-i âsumâna ser çekmişdir ammâ niçe yerinde âsâr-ı binâları vardır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Aslâ handakı yokdur. Zîrâ cümle etrâfı derk-i esfelden nişân verir mücellâ ve musaykal kayalardır ve dâ’iren-mâdâr şekl-i (---) ve cümle (---) aded kapudur.
EÇS IV 212a
Bu kal‘a-i Mardin'i seyr ü temâşâ edüp Diyârbekir Vâlîsi Firârî Mustafâ Paşa'yı kal‘a-i Sincâr altında haber alup yine refîklerimizle,
EÇS IV 212a
Mardin kal‘asından Sincâr kal‘asına gitdiğimiz menâzilleri beyân eder
EÇS IV 212a
Evvelâ kal‘a-i Mardin'den cânib-i cenûba üç sâ‘atde çölistân içre,
EÇS IV 212a
Menzil-i karye-i Göllü: Mardin hükmünde ve kazâsında 500 hâneli Ermenî ve Ekrâd köyüdür ve suları sarnıçdır. Bu mahalden kal‘a-i Mardin nümâyândır. Dârâ Şâh Rûm kefereleriyle bu sahrâda ceng-i azîm edüp Dârâ Şâh münhedimen kal‘a-i Nasîbîn kurbünde taht-ı kadîmi olan Karadar nâm mahalde karâr etdi, ammâ hâlâ bu Göllü sahrâsında Dârâ Şâh'ın helâk olan Acem üstühânları püşte püşte nümâyândır. Rûm keferelerinin kemikleri başka kümlerdir kim niçe küffârlar ol hâk-i nâ-pâke yüzlerin sürerler. Andan yine çöl ile (---) sâ‘atde,
EÇS IV 212a
Menzil-i karye-i Kızıldepe: Mardin hâkidir. (---) (---) (---) (---) (---) (---) Andan,
EÇS IV 212a
Evsâf-ı kal‘a-i Hâtûniyye: Bânîsi, Hârûnu'r-Reşîd'in hâtûnu Zübeyde Hanım binâ etdiğiyçün kal‘a-i Hâtûniyye derler, ammâ bi-kavli tevârih-i Şerefnâme, Melik Sincâr'ın vâlidesi binâ etmeğile Sûr-ı Hâtûniyye derler. Mardin hâkinde ve kazâ-yı nâhiyesinde bir püşte-i bülend üzre şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir sûr-ı sağîredir. Cânib-i cenûba bir bâbı var, cümle seng-tıraş ile mebnî bir hoş-nümâ kal‘a-i ra‘nâdır. İçinde bir câmi‘i ve yetmiş mikdârı hâk-i pâk ile mestûr müfîd [ü] muhtasar hâneleri vardır, ammâ çârsû-yı bâzâr ve sâ’ir imârâtdan âsâr-ı binâları yokdur. Dizdârı ve yetmiş aded neferâtı ve kifâyet mikdârı cebehânesi vardır. Ammâ kal‘anın cirmi ma‘lûmum değildir. Andan yine taraf-ı cenûba (---) sâ‘at gidüp,
EÇS IV 212a
Menzil-i Kend-beli: Mardin hudûdu bu cebel-i müntehâ üzre bu belde nihâyet bulur. Bir mahûf u muhâtara yerdir kim Aştı Kürdü ve Şakakî Kürdü bu belde âdemin yolun alup belin kesüp reh-zenlik ederler. Bu kûh-ı bâlâda futûr tenâvül edüp meks etmeden yine cânib-i cenûba (---) sâ‘atde çöl ile gidüp,
EÇS IV 212a
Evsâf-ı kal‘a-i Şâh Sincâr, ya‘nî sûr-ı üstüvâr: Bu kal‘a altında bin altmış beş Receb'inin gurresinde Diyârbekir Vâlîsi Firârî Mustafâ Paşa ile müşerref olup Melek Ahmed Paşa efendimizin mektûb-ı muhabbet-uslûbların verüp kırâ’at etdükde mesrûr olup "İnşâallahu Ta‘âlâ Melek Ahmed Paşa efendimize otuz yedi kise deynimiz edâ edüp yüz mikdârı çadır ve çergeler peydâ edüp cenâbınız ile irsâl ederiz" deyü vâfir tevâzu‘lar edüp bu hakîre serâperdesi cenbinde bir çerge-i mükellef döşeyüp kendülerinin mihmânı olup kal‘a-i Sincâr'ın seyr ü temâşâsına şürû‘ edüp ba‘zı erbâb-ı ma‘ârif ile hüsn-i ülfet etdik. (---) (---)
EÇS IV 212a
Der-beyân-ı eşkâl-i kal‘a-i Sincâr ve sebeb-i binâ-yı hisâr-ı Sincâr
EÇS IV 212a
Müverrihân-ı Arab u Acem kavilleri üzre bu kal‘a-i kadîme Sincâr denmesinin aslı oldur kim Hazret-i Nûh Nebî Tûfân'da zulmet-i yem üzre şinâverlik ederken keştî-i Nûh talattum-ı deryâ ile bu kûh-ı Sincâr'ın bir köşesine isâbet edüp sehel keştî-i Nûh rahnedâr olur. Hazret-i Nûh gâyet müte’ellim olup cevr-hâr olur. Derûn-ı zevrakda olan yetmiş yedi nefer kimesneler feryâd u feza‘ u çeza‘a âğâze ederler.
EÇS IV 212a
Âhir-ı kâr yılan gelüp eydür "Yâ nebiyyallah! Eğer beni benî Âdem etiyle toylarsan bi-emri Hayy-ı Kadîr bu hıyye-i hakîr senin keştîni bu girdâbdan halâs idem." deyü ta‘ahhüd eder. Hazret-i Nûh dahi "Nola yâ su‘bân, seni âdem etiyle doylayayım" deyü ahd [ü] mîsâk eder. Hemân ân-ı mezkûr su‘bân geminin rahnedâr olan deliğine kuyruğun sokup vücûdun halka halka edüp yatur. Hikmet-i Hudâ gemiye bir katre âb-ı gazab girmez. Cümle halk sürûr [u] şâdımân olup derûn-ı keştîye mukaddemce giren suyu yine deryâya döküp bî-bâk u bî-pervâ olurlar.
EÇS IV 212a–212b
Bu hâl üzre keştî-i Nûh selâmetle rûy-ı deryâda şinâverlik ederek mezkûr Sincâr dağının keştî-i Nûh'a rahne veren mahalline gelüp Nûh Nebî buyururlar kim "Hâzâ cebel-i sîn-cevr", yeni "Kaya dişi bize cevr etdi" derler. Anınçün sin-cevrden galat tahfîf-i kelâm edüp Sin-câr derler. Hakîkatü'l-hâl bu Sincâr kayaları diş diş sivri sivri kaya olduğundan cebel-i Sîn derler. Car'ı ana muzâf edüp Sincâr derler. Hâlâ keştî-i Nûh'a rahne viren mahalle Sin kayası derler. Bir diş gibi kayadır kim kal‘a-i Sincâr'ın cânib-i şimâlinde kal‘a-i Nasîbîn tarafındadır ve keştî-i Nûh bu Sincâr cebelinde karâr etdüğü muhakkakdır kim Mıkdısî târîhinde mufassal tahrîr olunmuşdur. Netîce-i merâm Hazret-i Nûh Necî bu cebel-i Sincâr'da gemisinin rahnedâr olduğundan şâh-ı mârânın i‘ânetiyle halâs bulup rûy-ı deryâda eyyâm-ı muvâfık ile deverân u seyrân ederek mezkûr Sincâr'a iki menzil karîb cânib-i şimâlde 212b kal‘a-i Nasîbîn ile kal‘a-i Musul mâbeyninde cebel-i Cûdî nâm bir kûh-ı bülendin zirve-i a‘lâsı üzre keştî-i Nûh Necî karâr edüp necât bulduklarıyçün Nûh Necî derler. Ammâ lafz-ı "Nûh" "nevha"dandır. Bilâ-hisâb ümmetleri imân ile müşerref olmadıklarından ümmetleri üzre azâb suyu nâzil olacağı emr-i Hak ile ma‘lûmu olmağile fermân-ı Kahhâr ile gemi inşâ ederken nûha ya‘nî ağladığından Nûh Nebî dediler. Ümmetinde gemisiyle yetmiş yedi âdem necât bulup yetmiş yedi millet ümmet-i Nûh'dan bu rûy-ı arza münteşir olduğundan Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî ve Eb-i sânî dediler. Hatta oğlu Ken‘ân babası Hazret-i Nûh'a imân getürmeyüp gemiye girmediğinde bir tuç kumkuma-i müdevver içine Tûfân'dan halâs içün me’kûlât [u] meşrûbâtıyla girüp kumkuma içre kendü necisi ve bevli içinde mürd olup cesed-i murdârı hâliyâ Mısr diyârında Elvâh-ı Kalimun şehrinde bir gâr-ı azîmde yatar kim Kabâbıta kavminin ziyâretgâhıdır.
EÇS IV 212b
Bu Ken‘ân ibn Nûh Nebî hakkında sûre-i (---) Arapça âyeti nâzil olmuşdur kim Tevrât ve İncîl [ü] Furkân'da musarrahdır, ammâ kitâbullah Zebûr'da yokdur. Zîrâ kitâb-ı Zebûr'da asla kasas ve va‘d u va‘îd ve emr ü nehy yokdur. Kitâb-ı Zebûr cümle du‘âdır. Hâlâ Yahûd tâ’ifesinin tilâvet etdikleri Zebûr âyeti cümle du‘âlarıdır.
EÇS IV 212b
Ezîn-cânib kaçan ki Hazret-i Nûh Necî Tûfân'da Cebel-i Cûde üzre keştîsiyle karâr edüp necât oldukda cümle ümmet-i Nûh gemiden taşra çıkup hâk-i anber-i pâke yüz sürüp secde-i şükr etdiler. Cümlesi şükrâne içün herkesde ne bulundu ise bir kazgana koyup aş pişirüp tenâvül etdiler. Hâlâ ol ta‘âma "Âşûra aşı" derler kim Nûh Necî mâh-ı Muharremü'l-harâmın onuncu gününde necât bulduğunda yevm-i âşûradır kim Muhammed ibn İshâk kavlince "Tûfân-ı Nûh'dan Server-i Kâ’inât'a gelince 4.490 senedir. Âdem Nebî'den vilâdet-i Mefhar-i Mevcûdât'a gelince 6.750 senedir", deyü cemî‘i müfessirîn müttefekun aleyh olup tahrîr etmişlerdir ammâ ba‘de't-Tûfân bu dünyanın ibtidâ imârı vilâdet-i Resûl'den mukaddem dörd bin dört yüz doksan sene olmuşdur kim ibtidâ imâr olan keştî-i Nûh'un karâr etdüği Cebel-i Cûde üzre binâ-yı Hazret-i Nûh şehr-i Cûde'dir kim bu cebel hakkında sûre-i (---) Arapça âyeti nâzil olmuşdur. Hazret-i Nûh asrında bir şehr-i mu‘azzam olup gâyet imâr oldu. Hâkimi Hazret-i Nûh ümmetinden Kürdim Melik idi. Bu cebel-i Cûdî üzre bu Kürdim Melik altı yüz sene mu‘ammer olup evlâd-ı evlâdı münteşir olup İbrî lisânından gayrı bir lisân-ı İbriyân te’lîf edüp ne İbrîdir ve ne Fârisîdir ve lisân-ı Derîdir. Ana lisân-ı Kürd, Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim'den kalmışdır. Ba‘dehû Hazret-i Nûh Tûfân'dan sonra Cûde şehrinden yine cebel-i Sincâr'a gelüp imâr olmasiyçün du‘â etdi.
EÇS IV 212b
{Der-beyân-ı sebeb-i hilkat-i pire ve kehle ve akrep ve çıyan ve hirre ve fare ve sâ’ir ecnâs-ı mahlûkât}
EÇS IV 212b
Bu mahalde keştî-i Nûh'u bi-emri Hudâ halâs eden yılan gelüp eydür: "Yâ Neciyyullah, benî Âdem etine döylemeğe ta‘ahhüd etmişdin. "El-kerîmu izâ‘ahdüna" dedikde Hazret-i Nûh âlem-i hayretde kaldı. Hemân ol ân Hazret-i Cibril-i Emîn kıbel-i Hak'dan nâzil olup eydür: "Yâ Nûh! Rabbin sana selâm etdi. Gemiyi Tûfân'dan halâs eden ben idim. Nûh kavmi halâs olmalarını yılandan bildiler. Ümmetine karşu yılanı âteşe göyündür. Sevinki, acâ’ibâtdan sırr-ı Hakkımı görsün, Nûh'umun ahdi üzre biz yılanı âdem etine doylayayım, dedi" deyü Cibril-i Emîn bu haberi Cenâb-ı İzzet'den Hazret-i Nûh'a getürünce hemân Nûh Necî eydür: "Yâ karındaşım Cibril! Bu su‘bâna niçe yapışam ve niçe âteşe göyündürem?" dedi.
EÇS IV 212b
Hemân Cibril-i Emîn, "Yâ Nûh Necî sûre-i (---) Arapça âyetin söyle. Ol su‘bân şerrinden ümmetlerin ve sen gayrı peygamberân ümmetleri bu âyet-i kerîmeyi tilâvet etseler ve yılan üzre üfleseler bi-emri Hayy-ı Kadîr yılan ve çıyan ve akrep şerrinden emîn olalar." dedikde hemân Hazret-i Nûh Bismillah Arapça deyüp su‘bâna dest urunca su‘bân mest olup andan âteşe yandı.
EÇS IV 212b–213a
Yine Cibril-i Emîn'in ta‘lîmiyle su‘bânın külünü Nûh Nebî hevâya savurdu. Rüzgâr yılan külünü Nûh Nebî'nin ümmetleri üzerine düşürdü. Yılanın derisinden hâsıl olan kül pire oldu. Etinden hâsıl olan kül kehle olup ilâ hâze'l-ân ahd [ü] mîsâk-ı Nûh Necî üzre yılan külünden hâsıl olan pire ve kehle benî Âdemi yiyüp müte’ezzî etmededir ve yılanın cümle üstühânlarından hâsıl olan kül zemîne düşüp çıyan oldu. Çıkasından hâsıl olan kül zemîne düşüp akrep oldu. Bağırsakları gubârı zemîne düşüp solucan oldu. Ciğer-i hâkisteri buzağı dişi oldu. Yüreği 213a külü zemîne düşüp kertenkele ve zaka ve nakş-ı bukalemun ve sakankur-ı berrî ve gayrı niçe haşerâtlar olup cümle haşerât-ı arz emr-i Hudâ ile Hazret-i Nûh'un gemisin halâs eden yılandan halk olunmuşdur. Arapça
EÇS IV 213a
Ammâ yine emr-i Hudâ ile Hazret-i Nûh gemisinde hınzîrın burnundan fare hâsıl olmuşdur. Gemi içre olan ümmet-i Nûh sıçandan müte’ezzî olup Hazret-i Nûh'a şikâyet etdiler. Hazret-i Nûh arslanın arkasın sığayup burnundan kedi çıkup niçe fareleri kedi tenâvül edüp ümmet-i Nûh fare şerrinden emîn oldular.
EÇS IV 213a
Hazret-i Nûh gemi içre olan ecnâs-ı mahlûkâta "Cimâ‘ etmen", deyü tenbîh etdi. Âhir kelb-i sarîh kelb nefsini zabt etmeğe kâdir olmayup cimâ‘ etdükde muttasıl kalup Nûh Nebî, "Böyle rüsvâ-yı âm olasın", buyurdular. Ammâ hımâr tâkat getirüp şeytân vesvesesiyle segâh makâmında anırır idi. İlâ hâze'l-ân hımâr dişi çemender görse anırır.
EÇS IV 213a
Tavşan ile kelbin husûmetleri bu keştî-i Nûh'dan beridir. Hâsıl-ı kelâm cümle hûş [u] tuyûrun birbirleriyle hüsn-i ülfetleri ve adâvetleri bu keştî-i Nûh içinde olmuşdur, ammâ cemî‘i tuyûr keştî-i Nûh'un direkleri ve serenleri üzre meks etmişlerdi. Murg-ı çaylak dahi cimâ‘a sabr etmeyüp cimâ‘ ederken feryâd etmesi ol zamândan kalmışdır.
EÇS IV 213a
{Ve Hazret-i Nûh hımârı gemiye korken İblîs-i telbîs hımârın kuyruğuna yapışup hımârı gemiye girmeğe men‘ ederdi. Hazret-i Nûh hımâra "Gel hey mel‘ûn'" deyince hımârdan evvel İblîs gemiye girer. Nûh Necî eydür "Bre mel‘ûn, sen bunda niçe girdin?" der. İblîs eydür "Da‘vete icâbet, deyüp girdim. Bu cihânda benden la‘în yokdur. Eşeğe, 'Gir hey la‘în’, dedin. La‘în ise benim. Anınçün gemiye girdim." "Bre tutun şu mel‘ûnu" dedikde direkden direğe pertâb ederek halâs olup âhir İblîs-i la‘în direk depesinde sâkin olup her gice zirve-i amûdda âteş yakup gözcü olurdu. Anınçün gemilerin direk depelerinde maymuncuk ve şeytancık nâm kecceler vardır. Andan İblîs zemîne bu cebel-i Sincâr'da hâke kadem basdığıyçün cümle Ekrâdı hıyel-i şeytanatda İblîsden eşeddir}.
EÇS IV 213a
Ammâ güvercin ibtidâ zemînin yâbisin bu cebel-i Sincâr'da bulmuşdur. Anınçün Nûh Nebî'den hayr du‘â almışdır. Hâlâ bu cebel-i Sincâr'ın kayalarında olan kebûter âşiyânlarının hisâbın Allahu Rabbi'l-âlemîn bilir kim her rakkâsı evc-i âsumâna tayerân etdükde âfitâb-ı âlem-tâbın zıyâsın bürüyüp zemîni muzlim eder. Ve kehle ve pire ve akrep ve çıyan bu cebel-i Sincâr'da halk olduğiyçün Kürd halkı üstünde olan pire ve kehle hisâbın yine kendüleri bilir. Hattâ başına bî-dermân olan saçlı Sincâr dağı Kürdünün saçında ve sakalında kehleler âşiyân edüp döl döş sâhibi kevâhileler vardır. Hattâ kulaklarının içinde ve burnu deliklerinde bile kehleleri vardır, ammâ kendüleri pire ve kehleden elem-zede olmak yokdur. Vücûdları hod tüğlü bir ak kelb gibi olmağile kehleden mürekkeb bir alây gûl-i beyâbân kavm-i bî-imân [u] bî-amândır.
EÇS IV 213a
Cenâb-ı Bârî bunların tabî‘atına göre yılandan halk olan akrep ve çıyanı bu Sincâr dağında ve Saçlı Kürdü dağında ol kadar zehir-nâk yılan ve çıyan ve akrep halk etmişdir kim dere ve depelerinde ve dağ ve bâğlarında mâl-â-mâl akrep ve çıyandır, ammâ bi-emr-i Hudâ bu cebel-i Sincâr'da Hazret-i Nûh'un gemisi müstekar olduğu Sin Kayası nâm mahalde asla yılan ve çıyan ve akrebi yokdur.
EÇS IV 213a
Anda bir mesîregâh mastaba vardır. Kürd bapırları teferrüc [ü] istirâhat içün ol soffada işret ederler. Ammâ Sincâr'ın bu mahallinden gayrı olan yerlerdeki akrep bir âdemi sançsa yedi sâ‘atde amân vermeyüp helâk eder. Diyâr-ı Acem'de Kâşân akrebi bu Sincâr akrebinin yanında pire-i Sincâr gibi sancar bir bî-muzır akrepdir ammâ bu Sincâr akrebi soksa ol âdem akrep yere varmadan akrep zehrinden merhûm olur. Ta bu mertebe şumûmiyyetli gejdümleri vardır kim ne‘ûzü-billah min zâlike.
EÇS IV 213a
Gerçi "el-kelâmu yecürrü'l-kelâm" kavli üzre ser-rişte-i mazmûn dilde pinhân olduğundan vâridât-ı İlâhiyye tulû‘ edüp mahalle münâsib şeyler îrâd olunur, ammâ Hümâyûnnâme gibi sadedden hâric değildir. Elbette yine sadede rücû‘ etmemiz mukarrerdir. Bu kerre yine dîger,
EÇS IV 213a
Sebeb-i tesmiyye-i Cebel-i Sincâr: Bi-kavli müverrihân-ı Acem, bu cebel-i Sincâr Dârâ Şâh'ın kâhîce teberrüken Hazret-i Nûh'un gemisine rahne veren Sin Kayası üzre olan Mastaba-i Nûh'a gelüp kisb-i tarâvet ederdi. Günlerden bir gün bu Dârâ Şâh'ın bir câriye-i muğanniyesi hâmile iken Dârâ Şâh'ın ders-i Aristo olan müneccimînleri eyitdiler kim "Eğer bu câriye-i hâmile yarınki günde vaz‘-ı haml ederse doğan şehzâde başına âzâde olup cihângîr pâdişâh-ı Cem-cenâb ola", dediler. Hemân Melik Dârâ emr edüp câriye-i hâmileyi bir gün mu‘allaka eyleyüp vaz‘-ı haml etmeğe komadılar. Ertesi câriyeyi indirdiler. Derhâl bir şehzâde-i civân-baht rahm-ı mâderden müştakk oldu kim mihr [ü] mâh anın vech-i hüsnü yanında bî-fer bir şems [ü] kamer idi. Bu ma‘sûm-ı pâk rahm-ı mâderde üç yüz on dörd gün kalup tevellüd etdiğiyçün cemî‘i müneccimîn ve kâhinîn bu gulâmın ismine Sincâr dediler kim batn-ı ümde üç yüz on dörd gün kaldığına delâlet eder bir ism-i sultândır kim bu cebel ol şehzâde-i âzâdenin maskat-ı re’si olduğundan anın ismiyle müsemmâ olup cebel-i Sincâr derler.
EÇS IV 213a–213b
Ba‘dehû bu Melik Sincâr mu‘ammer olup pederi Dârâ Şâh intikâlinden sonra müstakil pâdişâh-ı azîmü'ş-şân olup pederinin Rûm keferesi 213b destinde zebûn ve harâc-güzâr olduğunun intikâmın Rûm keferesinden alup İrân u Turan'da ve Ardalân u Sûrân'da ve Kuds ü Şâm ve Yunan'da olan küffâr-ı feccârı kıra kıra cihângîr oldu. Ba‘dehû "Maskat-ı re’simdir" deyü bu cebel-i Sincâr'ı eyle ma‘mûr u âbâdân eyledi kim cemî‘i müverrihân-ı meddâhânlar anın temdîh [u] tavsîfinde âcizler idi ve niçe bin erbâb-ı ma‘ârifleri her diyârdan ihsân u in‘âm ile getürüp her üstâd-ı kâmil birer gûne mutalsamâtlar peydâ eyleyüp yılan ve akrep ve çıyanın vücûdları münkatı‘ oldu idi.
EÇS IV 213b
Ba‘dehû sene (---) târîhinde deryâ-misâl asker ile bu kal‘a-i Sincâr üzre Timur gelüp yedi ay muhâsara edüp fethinde usret çeküp ba‘de'l-feth cemî‘i mutalsamâtları ve niçe bin âsâr-ı ibret-nümâları harâb u yebâb edüp ancak Sincâr Şâh'ın binâ etdüği kal‘a kalmışdır. Ve mutalsamâtlar münhedim olmağın akrepler yine şâyi‘ olmuşdur.
EÇS IV 213b
Eşkâl-i kal‘a-i Sincâr: Bu kal‘a binâsı üstâd-ı mühendis eyâlet-i Haleb'de Ma‘arratü'n-nu‘mân kal‘ası cirminde inşâ etmişdir, ammâ bu kal‘a-i Sincâr gâyet sa‘b kûh-ı bülend üzre seng-tıraş bir kal‘a-i hâzır-bâşdır. Cânib-i erba‘asında asla handakı yokdur. Cânib-i (---) bir kapusu var, dâ’iren-mâdâr şekl-i muhammes ve yedi bin adımdır.
EÇS IV 213b
Derûn-ı kal‘ada ancak üç yüz müfîd u muhtasar türâb ile mestûr bâğlı u bâğçeli hânecikleri vardır kim ahâlîsi cümle Ekrâd u Urbândır. Ve hâlâ Diyârbekir eyâletinde sancak beği hükmündedir. Beğinin hâssı (---) akçedir. Timârı (---) ve zu‘amâsı (---) ve alâybeği ve çeribaşısı vardır. Hîn-i gazâda cümle altı yüz asker olur. Hâlâ beği Urbân tarafından mîr-i şedîddir. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Dizdârı ve yüz mikdârı neferâtları vardır. Vazîfe-i mu‘ayyenelerin Mardin beğinden alurlar. Kifâyet mikdârı cebehânesi ve hurde topları vardır.
EÇS IV 213b
Bu tahrîr olunandan mâ‘adâ bir câmi‘ ve bir medresesinden gayrı hân u câmi‘ ve imâret ü hammâm ve çârsû-yı bâzâr dahi (---) (---). Ammâ ol sengistân içre bâğları var kim gûyâ Ayntâb diyârının bâğları gibi mahsûldâr ve lezîz ü âbdâr üzümü olur. Bu kal‘a cezîre-i Dicle'nin vasatında bir sahrâ-yı azîme vâki‘ olmuşdur kim elbette vilâyetine bilâd-ı rebî‘ derler. Sahrâ-yı Hâmûn'dur kim cümle Kîş ve kabîle-i Tay ve kabîle-i (---) (---) (---) Urbânları sâkin olurlar, bir vâdî-i bî-pâyândır. Bu sahrâ-yı Tîh'in vasatında havâlesiz bir sûr-ı muhkemdir. Cümle halkı darı ekmeği tenâvül ederler ve gâyet beyâz ve mümessek balı olur. Ve bu kal‘a kal‘a-i Nasîbîn'in taraf-ı cenûbundadır ve kal‘a-i Musul'a iki günde sür‘atle ve üç günde râhatla varılır. Ammâ kal‘a-i Sincâr bu kal‘a-i Musul'un cânib-i garbîsindedir ve kal‘a-i Musul, kal‘a-i Sincâr'ın cihet-i şarkındadır. İnşâallah bu müsevveddâtımız hey’et üzre kal‘asının eşkâliyle ve sahrâları ve âb-ı revânlarıyla atlas kitâbı tahrîr etdiğimizde böyle tasvîr oluna. Ve bu cebel-i Sincâr'ın cânib-i etrâfı zeylinde kayalardan yetmiş seksen aded uyûn-ı câriyeler tulû‘ edüp bilâd-ı rebî‘i reyy ederek cânib-i garba cereyân ederek nehr-i Furât'a munsabb olur.
EÇS IV 213b
Sitâyiş-i esmâ-i enhâr: Evvelâ nehr-i Hirmas, cebel-i Nasîbîn'den tulû‘ edüp anı güzer edüp bu nehr-i Hirmas'dan nehr-i Sersâr ayrılır. Andan nehr-i Sersâr Beledü'l-hatîb'e, andan bu kal‘a-i Sincâr vâdîlerine uğrayup kurâların mezâri‘âtların saky ederek kal‘a-i Tikrit kurbünde nehr-i Şatt'a dâhil olur. Ammâ mezkûr nehr-i Sersâr'ın yine bir fırkası nehr-i Hirmas'dan ayrılup bir hayli çölistân içre cereyân etdikden sonra nehr-i Habur, nehr-i Karkaya'ya mahlût olmazdan evvel nehr-i Hirmas nehr-i Habur'a karışup ikisi cism-i vâhid gibi olup nehr-i Karkaya kurbünde nehr-i Furât'a munsabb olur, ammâ kal‘a-i Sincâr'ın cebel-i müntehâsının dâmenlerinde bî-nihâye uyûn-ı câriyelerin isimleri hâtıradan dûr olmağın tahrîr olunmadı ve nehr-i kebîreler değildir, ammâ cümlesi cânib-i garba cereyân ederek nehr-i Furât'a mahlût olur.
EÇS IV 213b
Ziyâretgâh-ı kal‘a-i Sincâr:
EÇS IV 214a
Bu kal‘a-i Sincâr zeylinde Firârî Mustafâ Paşa, deryâ-misâl asker ile meks ederken cebel-i Sincâr-ı azîmin bir cânibine Saçlı dağı derler, o cebel-i bî-amânların içinde kırk dörd ve kırk beş bin Yezîdî ve Bapırî kelb-perest kefere ve fecereden eşed bir alây dağî ve bâğî ve zâğî gûl-ı beyâbân-sıfât tüğlü bî-dîn Yezîdî Ekrâdları vardır. Anlar Firârî Paşa'dan zerre ve şemme havf u haşyet çekmeyüp bir hedâyâ-yı cüz’î ile Serdâr Mustafâ Paşa'yı anmadıklarından serdâr-ı mûmâ’ileyh gâyet müte’ellim oldular. Ol gün Serdâr Mustafâ Paşa-yı Firârî eydür: "Evliyâ Çelebi, mesmû‘um olmuşdur kim pederimiz Melek Ahmed Paşa efendiniz bu mahalle bizim gibi meks etdikde anlara dahi bu Saçlı dağı kâfirleri ri‘âyet etmediklerinden bu Sincâr cebel-i menhûsunda olan kâfirlerin niçe haklarından gelüp nehb ü gâret eyleyüp mâl-ı ganâ’im aldı. Bize bir şemme ol feth [ü] fütûhdan haber ver." deyü niçe ihbâr-ı sahîhalardan su’âl etdiler.
EÇS IV 214a
Der-beyân-ı fütûhât-ı cebel-i Saçlı, ya‘nî kûh-ı Sincâr, be-dest-i Melek Ahmed Paşa-yı serdâr
EÇS IV 214a
Hikâye-i garîbe[y]i âğâze edüp hakîr eyitdim. "Benim efendim, sene (---) târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz Diyârbekir vâlîsiyken bu Sincâr dağı Yezîdîleri Mardin kurâların nehb ü gâret edüp cümle tüccârân-ı züvvârânlar üzre dağdan nüzûl edüp reh-zenlikler ederlerdi. Âhir-ı kâr cümle ahâlî-i bilâd paşa-yı deryâ-dile gelüp tazallum eylediler. Paşa-yı âkıbet-endîş bu mezkûr şâkîleri dîvân-ı Diyârbekir'de alâ mele’i'n-nâs reddeyledi. Anlar dahi bed-du‘â ederek şehr-i Mardin'e ve gayrı kurâlarına hâ’ib ü hâsir gitdiler. Ammâ beri tarafda paşa bu Saçlı Ekrâdından intikâm almak sadedinde oldu, ammâ bu sırr-ı hafîsini yine kendi derûnunda pinhân edüp "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" derdi.