İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IV 233b
Evvelâ hân-ı âlîşân yedi yüz yetmiş fünûnda yed-i tûlâ sâhibi ferîd-i asr ve garîbü'l-heykel kimesnedir. Hilye-i eşkâli oldur kim evvelâ kasîrü'l-kâme ve gerdeni kısa ve esmerü'l-levn ve burnu sehel minkârîce ve alnı vâsi‘ gök ala gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü ve gûşları iri ve bıyıkları gür ve sakalı kırgıl, ol asır ki bin altmış târîhi idi, sinni yetmiş seneye yetmiş idi. Ammâ zinde ve kaviyyü'l-bünye idi ve savtı bülend idi ve kitifleri vâsi‘ ve şîrâne ve bâzûları merdâne ve kemeri ince ve tabanları vâsi‘ce ve her harekât [u] sekenâtları pâdişâhâne idi.
EÇS IV 233b
Cümle ma‘rifetlerinden memdûhu Hâtem-i Tay'lığı ve ni‘meti mebzûlluğu ve hüsn-i hulku ve halîm ve selîmliği cümleye besdir.
EÇS IV 233b
Ve bir memdûhu dahi haddâdların Şeyhânî ve Ma‘arravî ve zivzik kılıç yapdıkları ne Ceska şehrinde ve ne Diyârbekir'de ve ne kârhâne-i Isfahân'da yapamazlar.
EÇS IV 233b
Ve derzileri eğer çukaya ve gayrı akmişe-i fâhireye eyle sûzen ururlar kim asla dikiş yeri ma‘lûm değildir.
EÇS IV 233b
Ve bir kâr-ı memdûhu dahi boyahânelerinde elvân boyalar ile harîr ve gayrı şapik harîr sabğ ederler kim diyâr-ı Acem'in Lahîcân şehri sabbâğları eyle harîr sabğ idemezler.
EÇS IV 233b
Ve bir memdûh-ı kârı dahi debbâğlardır kim diyâr-ı Rûm'da Edirne'nin kırmızı sahtiyânı ve yine Rûm'da Öziçe mor sahtiyânı ve Anadolu'da Konya ve Kayseriyye'nin sarı sahtiyânları meşhûr-ı âfâk iken bu şehr-i Bitlîs'in sarı sahtiyânı ve gül-i pembe ve gül-i şeftalü ve âsumânî ve ebrî ve gülgûnîsi ve kırmızısı ve âlü'l-alisi ve yeşil ve turuncî ve meneviş sahtiyânları olur kim gûyâ Hıtâyî ve Ahmed-âbâdî kâğız gibi mücellâ ve danedâr sahtiyânları olur kim bir diyâra mahsûs değildir. Hatta ba‘zı tüccârlar ve âyende vü revendegân kübbâr-ı a‘yânlar diyâr diyâr teberrüken götürüp kitâblara ve Kelâmullahlara cild ederler kim içinde âyetün min âyâtillah olur. Ammâ aceb hikmetdir kim yine kelb necisiyle dibâğat olunur.
EÇS IV 233b
Bu gûne elvân sahtiyânlar ta dip Firengîstân'a gidüp pesend ederler kim anlar bu gûne sahtiyân idememişlerdir. Ekseriyyâ güderi derisi işlerler. Moskov telâtin derisi işlerler. Rûm'da biz dahi telatin idemeziz ve Firengîstân'da Engürü sofu dahi işleyemezler. Hatta beher sene niçe bin kantar sof ipliği Firengîstân'a gider, mümkin olmayup Engürü sofuna taklîd edemediler. İlâ hâze'l-ân çalışırlar.
EÇS IV 233b
Ammâ ki Engürü'de medfûn Hazret-i Hacı Bayrâm-ı Velî'nin kendi kârı te’lîfi olmağile fukarâlarının kifâf-ı nefsleri kârıdır. Kâfire müyesser değildir. Biri dahi ok yaydır kim bunu dahi kâfiristânda taklîd edüp yapamazlar ve yapsalar bi-emrillah başların dutduramazlar ve asla ok atamazlar. Zîrâ sünnet-i Resûlullah'dır. Hatta Hazret-i Alî'den menkûldür kim "Yâ Resûlullah biz cennetde nişleriz?" deyü su‘âl ederler. Resûl-i kibriyâ buyururlar kim "Ayş u nûş ederiz. Hûri ve gılmânlar ile güleş ederiz ve yay ile ok atarız." buyurmuşlar. İmdi ok yay böyle mübârek silâh-ı Resûl olduğundan kâfire müyesser olmamışdır. Ve bu Bitlîs sahtiyânının rengârengi gibi kâfire müyesser olup taklîd idememişlerdir. Zîrâ Âl-i Abbâsiyân'dan Sultân Evhadullah'ın kârıdır kim Bitlîs şehrine mahsûsdur. Gayri İslâm diyârlarında dahi böyle elvân sahtiyân-ı gûnâ-gûn olmak ihtimâli yokdur. Memdûh kârından biri dahi,
EÇS IV 233b
Der-beyân-ı kâr [u] kisb-i ahâlî-i şehr-i Bitlîs
EÇS IV 233b–234a
On bin âdemi hân-ı âlîşân nökeridir kim bellerinde Şeyhânî ve Ma‘arravî kılıçları ve çepkenlerinde Halebî kalkanları ve ellerinde köpal çevgânları başları telli ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u zerdevâ ve vaşak u zincâb ve kebûtî kürklü müte‘azzım âdemlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-hâlli olanı serbendli ve başları turna ve şahin telli ve şal u şapikli ve beli çap tîrkeşli ve eli kûpâlli ve mavi ve sarı ve siyâh ve kırmızı ve zırnîhî ve hınnâ ile boyanmış sekiz elvân reng-i ebrî sakallı âdemlerdir ve kıllı Kürd tâ’ifesi 234a olmak ile kesîrü'l-lıhye ve vecîhü'l-manzar âdemlerdir kim karşudan bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı zerdeçavî ve bir yanı mavî ve ortası kırmızı gûnâ-gûn ablak ve palâk sakalları vardır kim Rûm âdemi anları gördükde hayrân olur.
EÇS IV 234a
Ve cümle bu Rujikî tâ’ifesinin elleri ve ayakları ve sakalları sünnet-i Resûl üzre kınalı ve gözleri sürmeli âdemlerdir ve cümle üstâd tüfeng-endâz u şecî‘ ve yarar u bahâdırân-ı kavm-i Ekrâdândırlar kim bu gürûh cümle Hân huddâmlarıdır. Bir fırkası dahi a‘yândan ehl-i hizmetdir. Hân eyâletinde olan ze‘âmet sâhibleridir ve hâs u harâc tahsîl ederler. Ve bir fırkasının çoğu kavm-i tüccârdır kim ekseriyyâ diyâr-ı Acem'e ve Gürcîstân'a metâ‘ götürüp kâlây getirirler. Ve bir zümresi şehr içre ehl-i hırefdir kim cemî‘i ehl-i hırfet bu şehr içinde mevcûddur.
EÇS IV 234a
Der-beyân-ı mahsûlât-ı hubûbât
EÇS IV 234a
Bu şehr-i Bitlîs kûh-ı bülendler içre sengistân u teng ü sa‘bistân mahalde vâki‘ olmağile cümle amelî bâğlardır. Zirâ‘at olunur vâdîler yokdur. Cümle gendüm hubûbât-ı mahsûlâtları Rahova'dan ve Muş sahrâsından gelir, ammâ danedâr buğday u arpası ve gayrı gilâli firâvân olur. Ve ekseriyyâ dağlarda Kürd re‘âyâları kızıl darı ekmeği yerler.
EÇS IV 234a
Der-ayân-ı me’kûlât
EÇS IV 234a
Evvelâ beyâz ekmeği ve beyâz lavaşa yufkası ve beyâz gül-pembe-misâl çakıl ekmeği ve kahık halka çöreği ve katmer şeref çöreği ve mâhîcesi ve baklavası ve keklik böreği ve ışkını ve mastaba çobrası ve cacıhlı ve kızılı peyniri ve kaymağı ve gömeç balı ve keklik kebâbı ve lavaşalı keklik yahnisi ve keklik pilavı meşhûr ta‘âmlardır.
EÇS IV 234a
Der-sitâyiş-i me’kûlât-ı müsmirrât
EÇS IV 234a
Evvelâ bu şehr içre sicillâtda mastûr on bir gûne emrûdu olur kim şehr-i Malatıyye'de olmaz. Cümleden lezîz ü hoş-hor u âbdâr Abbâsî emrûdudur ve mahlaca emrûdu memdûhlardır ve gûnâ-gûn engür-i âbdârları olur kim Zerikî şehrinde olmazdır.
EÇS IV 234a
Der-vasf-ı envâ‘-ı meşrûbât
EÇS IV 234a
Evvelâ bu şehrin yigirmi yedi aded uyûn-ı âb-ı zülâllerinden mâ‘adâ niçe yüz kaynak âb-ı hayâtları vardır ammâ cümleden ayn-ı İskender âb-ı hayâtdır ve ayn-ı Sendefe beyne'l-hukemâ memdûh âb-ı nâbdır. Ve meşrûbât-ı mükeyyefâtından koknar şerbeti ve nar şerbeti ve avşıla şerbeti ve reybas şerbeti ve müselles-i şer‘iyyesi ve kaysı cüllâbı ve baldıran şerbeti bunlar memdûhdur.
EÇS IV 234a
Der-medh-i dârü'l-ıt‘âm-ı imârât
EÇS IV 234a
Mukaddemâ selefde Şeref Hân imâreti ve Hâtûniyye imâreti ve Hüsrev Paşa imâretleri imâr iken cemî‘i müsâfirîn ü mücâvirîne ni‘metleri mebzûl imiş. Hâlâ evkâfları harâb u yebâb olmağile mâh-ı Âşûra'da ve mâh-ı leyle-i Ramazân'da çobrası çıkar ammâ bunlara ihtiyâc yokdur. Zîrâ cümle hânedânları bâbları meftûh olup dârü'z-ziyâfe gibi âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldur.
EÇS IV 234a
Der-alâmet-i mesîregâh-ı müferrihât
EÇS IV 234a
Cümle on yedi dere içre on iki bin bâğların baz ta‘bîr etdikleri kâşâne ve ibret-nümâları birer teferrücgâh-ı mesîregâh-ı dilküşâlardır ammâ cümleden biri seyrângâh-ı cihân-nümâ Hân bâğı ve Emîrek bâğı ve Şîrek bâğı ve Bağdo bâğı ve Âvîh bâğıdır. Altıncı teferrücgâhı taklaban mahallesinde Hân gölüdür kim bir buhayre-i azîmdir. İçinde kayıkları var ve etrâfında gûnâ-gûn hıyâbânları var kim âfitâbın te’sîri eşcâr-ı müntehâların berkleri kesretinden zemîn eyle kuyahdır kim gûyâ hıyâbân-ı İrân'dır. Yedinci mesîresi Şeref Hân Câmi‘i kurbünde Çevgân meydânıdır kim her haftada cemî‘i cündî silâhşorân ve fârisü'l-hayl Rujikiyân bu meydâna varup çevgân ve cirit oynayup arz-ı ma‘rifet ederler.
EÇS IV 234a–234b
{Ta‘rîf-i lu‘bedebâz-ı Çevgân}: Çevgân oynamak oldur kim bu meydânın bir başında bir seng-i hârâ var ve bir başında yine bir sütûn-ı müntehâ dikilmişdir. Bir tarafda bin atlı ve bir tarafda bin atlı cem‘ olup ellerinde birer kızılcık ağacından eğri kûpâl ve çevgân ile âmâde olurlar. Mezkûr meydân-ı muhabbete âdem kellesi kadar bir ağaç-ı müdevver top korlar. Bir tarafda sekizer kat mehterhâneye tarralar urulup âvâz-ı dühl evce peyveste oldukda bir tarafdan bir âdem ve bir cânibden bir âdem at bırağup meydândaki topa biri bir çevgân urup kendi taraflarındaki mili geçirmeğe bu topa çevgânlar ururlar. Biri dahi at ile seğirdüp ol galtân olan topa bir çevgân urup kendü hudûdundaki amûda getirmek ister. Biri dahi yetişüp top hevâda 234b tayerân ederken bir çevgân urup biri dahi urup netice tarafeynin askereyni birbirlerine girüp fakîr topa eyle çevgân-ı kûpâllar ururlar kim niçesi pâre pâre olup elbette bir hâl ile bir taraf halkı gâlib gelüp topu kendü hudûdlarına getirüp karşu tarafdakiler mağlûb, topu alanlar gâlib olup mağlûblar gâliblere ba‘de'l-çevgân azîm ziyâfetler ederler.
EÇS IV 234b
Bir acâ’ib temâşâdır ve acâ’ib pehlivânlıkdır ve gâyetü'l-gâye fârisü'l-hayllikdir. Ammâ niçe atların ayağına çevgân rast gelüp hurd eder, yahûd fakîr mühre ve hussân leng olur. Ammâ fakîr atlar ile mu‘allem olanlar kim hirre fâreyi niçe gözedirse çevgân atları topu eyle gözedirler. Hakkâ ki yeğrek pehlivânlıkdır. Ammâ niçe kerre bu top içün ceng-i azîm olup niçe kan olmuşdur. Âhir-ı kâr kavil ile oynarlar. Meselâ beş kerre yahûd on kerre kankı taraf halkı topu kendileri tarafına kavilleri üzre millere götürürse meydân anlarda kalup ziyâfeti mağlûb olan eder.
EÇS IV 234b
Cümle diyâr-ı Kürdistân'da ve diyâr-ı Acem'de silâhşörlük budur. Ammâ ehl-i şer‘ bu çevgân topun oynamağa rızâ vermezler, gâyet memnû‘dur. Kaçan ki Deşt-i Kerbelâ'da Hazret-i İmâm Hüseyin şehîd olup niçe bin şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'nın ser-i sa‘âdetleri Şâm'da Yezîd-ı bî-mezîd'e geldikde Yezîd hammâmdan çıkup atına süvâr olup elindeki çevgân ile Hazret-i İmâm Hüseyin'in ser-i sa‘âdetin çevgân ile ura ura galtân edüp andan sâ’ir şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ kellelerin cünd-i cünüb-i Yezîd çevgân ile urarak lu‘bedebâzlık ederlerdi. Andan Yezîd kelle-i İmâm Hüseyn'i Mısır mülkine gönderdi kim "İşte sizin bî‘at-kerdesi olduğunuz İmâm Hüseyin başıdır." deyü on bin asker ile ser-i sa‘âdet-i Şâh Hüseyin'i Mısır'a gönderüp şehr-i Mısır'ın vasatında Rûmeli meydânında niçe gün pâyimâl-ı rimâl olup galtân idi. Yezîd'e tâbi‘ olan ehl-i Mısır kelle-i İmâm Hüseyin'e püşt-i pâ uranların hâlâ nesillerinden olanların cümle birer ayakları ilâ hâze'l-ân tulum gibidir, görenlere pinhân değildir. Böyle iken bir gün alâ mele’i'n-nâs kelle-i İmâm Hüseyin gâ’ib olup Beyne'l-kasreyn nâm Kasreyn-i Şîrîneyne karîb bir Şeddâdî dîvâr bi-emri Kahhâr-ı Settâr iki şak olup kelle-i Hüseyn-i Kerrâr ol dîvârda karâr eder.
EÇS IV 234b
Bu mahalde yine Yezîdîler kelle-i şehâde-i civân-bahtı görüp yine galtân edüp "Çevgân topu idelim" derken Mısır meliki İmâm Hüseyin'in mu‘tekidi olmak ile Yezîdîlere (---) altun verüp anlar da altunları Şâm'da Yezîd'e arz edüp Yezîd re’s-i İmâm Hüseyn'i Mısır melikine fürûht edüp ilâ yevminâ hâzâ re’s-i şerîf-i İmâm Hüseyin derûn-ı Mısır'da Hân Halîl kurbünde mezkûr (---) (---) (---) Melik Hayrâtı kubbesi içinde medfûndur.
EÇS IV 234b
Ba‘dehû Yûsuf Selâhaddîn-i Ekrâd bu kabr-i şerîfde bir câmi‘ ve bir tekye ve medrese inşâ etmişdir kim hâlâ her şeb [ü] rûz ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır ve mâh-ı Muharremin'in on (---) günü Deşt-i Kerbelâ'da şehîd olduğu güne Yevm-i Maktel ve Yevm-i Âşûra derler, hâlâ ol günde yılda bir gün İmâm Hüseyn seri âsitânesi içre Vâlî-i Mısır Abdurrahmân Paşa'nın fermânıyla bir mevlûd-ı azîm cem‘iyyeti olur kim gûyâ şehr-i Mısır pür-nûr olur. Bu hayrât-ı Abdurrahmân Paşa-yı zîşân sene 1061 târîhinde olmuşdur. Anınçün Mısır'da ve Rûm'da top ile çevgân oyunu memnû‘dur kim "Yezîd İmâm Hüseyin başıyla oynamışdır", deyü memnû‘dur. Bu kavillerince Arab tevârihlerinde sıhhati üzre mastûrdur, ammâ haberden kavm-i Acem ve kavm-i Ekrâd haberdâr olmadıklarından çevgân lu‘bedebâzlığı ederler.
EÇS IV 234b
Sekizinci mesîre: Ammâ bu çevgân meydânında bir evc-i âsumâna ser çekmiş çam amûdu vardır. Ta zirve-i a‘lâsında bir gümüş tas vardır. Cemî‘i silâhşorân-ı kavm-i Ekrâd bu amûdun zeyline yeğin at ile gelüp (...) bir kabza-i tîr perrân edüp tası urursa hândan bir gümüş tas alur. Bu da bir temâşâgâhdır.
EÇS IV 234b
Dokuzuncu teferrücgâh: Kal‘a ardında ayn-ı İskender başıdır kim İskender'in boynuzu bu ayn-ı zülâlden nûş etmesi sebebiyle gâ’ib olduğiyçün bu ayn-ı hayâtın tulû‘ etdüği kaya zeylinde bir çemenzâr ve lâle-ızâr zemînde bir hıyâbân mastaba inşâ etmişdir. Bâlâda evsâfı tahrîr olunup hâlâ bir şükûfezâr mesîregâhdır.
EÇS IV 234b–235a
Onuncu temâşâgâh: Kûh-ı Dehdîvân'dır kim zirve-i a‘lâsında olan İskender seddi Bitlîs fethiyçün on gün dîvân-ı müşâveresiyçün binâ etdiğinden Dehdîvân derler ve müfîd u muhtasar sedd-i İskender vardır. Mutalsamât eyle binâ 235a olunduğundan bu Dehdîvân dağından âlî kûh-ı bâlâların mâverâlarındaki Güzeldere dağları ve Nemrûd dağları ve Mudikî kûhları ve Muş dağları ve Güvâr bâğları cümle nümâyân bir mesîregâh-ı kûh-ı Dehdîvân'dır.
EÇS IV 235a
On birinci mesîregâh:
EÇS IV 235a
Der-fasl-ı şehrengîz-i külliyât-ı şehr-i Bitlîs-i İmârât
EÇS IV 235a
Evvelâ diyâr-ı Âzerbaycân'da Gürcî Ermen diyârlarından add olunur. Ammâ belde-i kadîm olmağile mecma‘-ı ulemâ ve menba‘-i fuzalâ ve mesken-i şu‘arâ ve sulahâ bir şehr-i şîrîndir ve bir şehr-i garîb ü acîbdir kim ulemâları ulûm-ı garîbeye ve fünûn-ı kesîreye mâliklerdir. Hukemâ-yı hâzıkı ve cerrâhîn-ı fâsıdı bî-hadd ü bî-kıyâsdır. Ve cümle Şâfi‘îyyü'l-mezheb, pâk-i‘tikâd ve mü’min ü muvahhid ü sâhib-i sülûk ve niçesi huddâm-ı mülûk zarîf ü nazîf ve nüktedân ü şi‘ir-şinâs âlüfte vü âşüfte şûh u şengül bî-riyâ âdemleri vardır. Ve cümle sıbyân-ı ebcedhânları gâyetü'l-gâye ve tîz-fehm ve necîb ve reşîd ciğer-kûşeleri olur kim Dîvân-ı Hâfız'ı ve Gülistân [u] Bostân'ı ve Dîvân-ı Fuzûlî ve Dîvân-ı Sâ’ib'i ezber etmişlerdir ammâ kitâb-ı Arabiyyâtda ve Kur’ân-ı Azîm'i hıfz etmede Arabistân sıbyânları gibi değillerdir. Ve cümle halkı garîbü'd-diyâr kimesnelere yâver olup ikrâm ederler. Zîrâ diyâr-ı sengistân olmağile garîb-dostlardır. Şehri ma‘mûr ve halkı dâ’imâ mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i pâki beyne'n-nâs mergûb ve hadîka-i cinânları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî vü revân bir şehr-i âbâdândır. İlâ inkırâzı'd-deverân müebbed ola, âmîn yâ Müste‘ân.
EÇS IV 235a
Ziyâretgâh-ı şehr-i Bitlîs Evliyâu'l-ârifîn ve asfiyâü'l-vâsilînradıyallahu Ta‘âlâ anhüm ecma‘în
EÇS IV 235a
Evvelâ Versengi medresesi içinde kıble-i vilâyet, ka‘be-i hidâyet, mücerred-i bâtın u zâhir eş-Şeyh Hazret-i Ebû Tâhir: Niçe bin kerâmeti zâhir ü bâhir olmuşdur kim bir kubbe-i pür-envâr içinde âsûde müstecâbü'd-da‘ve sultândır kim hâlâ ziyâretgâh-ı ünâsdır.
EÇS IV 235a
Andan ziyâret-i Şeyhü'l-garîb, bu dahi ulu sultândır.
EÇS IV 235a
Ve Şeyh Hasanu'l-Kannâhî, müfessirîn u muhaddisînden sultân-ı ulemâdır kim Hâtûniyye cisri başında bir zâviyede medfûndur. Kuddise sırruhu'l-azîz.
EÇS IV 235a
Andan eş-Şeyh Alemdâr, ulu erdir. Andan ziyâretgâh-ı Selâtîn-i Âl-i Abbâsiyân
EÇS IV 235a
Şehr-i Bitlîs içre Melek Ahmed Paşa efendimizle dokuz gün dokuz gice zevk u safâlar edüp gicemiz kadir, rûzumuz rûz-ı nevrûz-ı Harzemşâhî idi ve alâ kadri'l-imkân niçe ahvâllerine vâkıf olup niçe kibâr-ı evliyâullahların ziyâret edüp onuncu günde paşa Van'a gitmeğe azîmet buyurduklarında,