İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IV 251a
Bu eşkâlde olup bu sıfat ile muttasıf olan seng-i hârânın aşağısından kâmil üç sâ‘atde devr olunur. Sahrâ-i âlînin içi kat-ender-kat altı yüz aded gâr-ı azîmlerdir kim her biri birer kârbânsarâydan nişân verir. Cümle üç kat mağaralardır kim Âd kavmi bu kayaları şem‘-i asel gibi oyup gâr-ı yetîmânlar inşâ etmişler kim vasfında cihân mühendisleri âcizdir.
EÇS IV 251a
Bu gârların niçesinin içinde devdâh hâneler var kim çarhlar ile üstâdlar ibrişim ve iplik ve sicim ve top urganları bükerler ve niçe yüz aded gârda top güllesi yığılmışdır kim hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür.
EÇS IV 251a
Niçesinde niçe kerre yüz bin kantar şette barûd-ı siyâh memlûdur. Niçesinde top tahtaları ve tekerlekleri ve top kundakları ve top palamar âlâtları memlûdur.
EÇS IV 251a
Ve niçesinde ok ve yay ve zemberek ve tüfeng ve kılıç ve kalkan ve balta ve teber ve kazma ve külünk ve kürek ve çârpâ ve kumbara ve çarh-ı felekler ve paçarizler ve domuz ayakları ve mancınıklar ve müdevver taşlar ve bî-hisâb elzem-i levâzımından cebehâne ve sâ’ir mühimmâtlar var kim lâ-yu‘ad velâ-yuhsâdır.
EÇS IV 251a
Hatta mahsûs yüz aded mağara-yı azîmlerde arpa ve buğday ve darı ve çeltikli pirinç ve bakla ve mercimek ve nohud (---) (---) (---) sâ’ir hubûbât var kim hisâbın Hallâk-ı Ezel bilür.
EÇS IV 251a
Ve bir gârda cemî‘i hayvânın kemikleri yığılmışdır.
EÇS IV 251a
Ve bir kehfde bu kadar yıldan berü eski pâbuç ve çarık ve gayrı sarik misilli bî-ma‘nâ deriler mâl-â-mâldır.
EÇS IV 251a
Ve bir gârda bir sahrıc-ı azîmde bezir yağı ve bir havzda şırlığan yağı ve bir havzda don yağı ve bir havzda say yağı ve bir havzda katran ve bir havzda zift ve gayrı gûnâ-gûn dühniyyât var ve yedi aded havz içre sığır derisinin yünlerin ve câmûs cildinin mûyların kazıyup dilim dilim ve şilim şilim edüp havzı azîmlere mâl-â-mâl edüp üzerine leb-ber-leb bal dökmüşler, kimine bekmez dökmüşler, sığır ve câmûs deriliğinden alâmet kalmayup bir gûne güzel reçel olmuş kim âdem yemek ile doyamaz.
EÇS IV 251a
Ve bir gâr-ı kebîrde tuzlanmış balık ve bir kehfde niçe bin câmûs ve sığır ve koyun ve keçi sığın etlerin tuzlamışlar kim hisâbın Allah bilür.
EÇS IV 251a
Ve üç aded gâr-ı azîmde tuz mâl-â-mâldır. Ve kırk aded gârda pişmiş darı ekmeği ve peksimat ve un ve bulkur var kim hisâbın Rabbü'l-ibâd bilür.
EÇS IV 251a
Ve niçe yüz havzlarda sirke ve bal ve peynir ve zeytun ve zeytun yağı, hatta şarâb-ı bî-hicâb dahi vardır kim müsâlaha içün yahûd mahsûr olan kefere re‘âyâ vü berâyâ içün hamr dahi vardır. Hatta bi-emrillah bir gârda neft yağı ma‘deni vardır kim kayadan cereyân edüp bir havz-ı azîmin içine rîzân olup ol havz-ı azîm mâl-â-mâl oldukda taraf-ı mîrîden Van defterdârı tüccârlara fürûht eder, bi-emrillâh bir temâşâdır. Ammâ bu gâr dahi şeb [u] rûz mesdûd durur. Hatta bu gârın bir tarafında püşte püşte hâk-i pâk yığılmış durur. Allahümme âfinâ bu nefte bir âteş isâbet etse üzerine bu toprağı döküp söndürürler.
EÇS IV 251b
El-hâsıl bu Van kayası içre altı yüz aded gârın birisi dahi tehî değildir. Cümle cebehâne ve âlât-ı mühimmât ve levâzımât ile pür olmuş kehflerdir. Hatta Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân çok feth [ü] fütûhâtda bulunup kal‘alar feth etmeğile vukûf tahsîl eyleyüp taşradan kal‘aya ve kal‘adan taşra düşman üzre top atılup niçe kal‘a döğüleceğin ve kal‘adan atılan toplar düşmana ne yüzden zarar isâbet ideceğin bilüp Van kal‘asının ta zirve-i a‘lâsına yigirmişer karış ve otuzar kırkar karış balyemez toplar komuş kim ta dörd sâ‘at mesâfe-i ba‘îdede Erdemit bâğlarında düşman görünce mezkûr toplar Van sahrâsında âdem ve kırk mil deryâsında gemi gezdirmez. Bu kerre düşman bir lu‘bla kal‘a altına girse bu bâlâdaki uzun topların gülleleri mesâfe-i ba‘îdeye gidüp zîr-i kal‘ada olan düşmana zarar etmez mülâhazasıyla koca Süleymân Hân mezkûr mağaraların niçesi kalyon karnındaki top deliklerine mânend delikler delüp her bir gârda birer gûne san‘at-ı usret ile toplar çıkarmış kim âdem gördükde engüşt ber-dehen edüp dem-beste ve hayrân olur. Bir sıra böyle balyemez topları kürsi gibi düşman ve cümle gûne mühimmâtların her top-ı kûb yanına cebehâneleriyle güllelerin hâzır etmiş. Bu toplardan aşağı bir kat dahi olan kehfleri yine delüp birer kat âdem sığar ve taş gülle atar şayka toplar dizmiş. Anların dahi mühimmâtların imâr etmiş.
EÇS IV 251b
Andan sonra aşağı varoş kal‘a sengdir. Dîvârları ve burc-ı bârûları üzre Yalı kapusundan paşa kullesine ve Rüstem Paşa kullesine ve Hüsrev Paşa kullesine ve Ortakapu kullesine ve Veled kullesine ve Tebrîz kapusu kullesine varınca kirpi gibi birer kat top dahi dizmişdir kim bu toplar alçakda olmağile kal‘ayı muhâsara edüp meterise giren düşmanı gezdirmez. Bu hisâb üzre kal‘a-i Van'ın dörd kat toplar dizilmişdir kim gûyâ yükün almış bir kalyon gibi yemîn ü yesârında dörd kat topları vardır.
EÇS IV 251b
Der-beyân-ı eşkâl-ı kal‘a-i Van
EÇS IV 251b
Bâlâda tahrîr olunan mağaralı kayalar üzre evc-i âsumâna kad çekmiş bir kal‘a-i Kahkahâ-vâr bir hisârı vardır kim cânib-i garbîsinde yedi kat kapu kulleleri vardır. Birbirine nâzır burclar andan cânib-i şimâle nâzır tarafında bölme bölme kayalar üzre üç bölük kal‘a dîvârlarıdır kim içinde azebân tâ’ifesi ve gayrı neferâtları sâkin olurlar. Ve bu şimâl tarafından kayalar içre ta aşağı sazlığa inilir sulak yolu vardır kim bu kullede kirpi gibi balyemez topları vardır.
EÇS IV 251b
Andan bu kal‘anın cânib-i kıblesinde ve cenûbunda aşağı şehre nâzır mahalde asla kal‘a dîvârları yokdur. Cümle yalçın kayalar üzre sarây-ı âlîlerin ve yeniçeri ağasının ve başçavuşun ve kâtibinin ve kethudâsının sarâyları ve sâ’ir yeniçerilerin ve topçu ve cebecilerin odaları dîvârları ve şâhnişînleri vardır, yohsa kal‘a dîvârları yokdur. {Bu tarafdan aşağı şehre bakmağa benî Âdem tahammül edemeyüp zehresi çâk olur, ne‘ûzü billâh.}
EÇS IV 251b
Ve bu mahalde aşağı şehre hâ’il kayalar içre oyulmuş su kullesi yolu vardır kim bu su yoluna topları kipri gibi nâzırdır. Bu su yolu yukaru kal‘anın ta zirve-i a‘lâsından aşağı Horhor suyu kayasına inince bin kademe nerdübân ile inilür. Su alanın yolu başkadır, suya gidenin yolu başkadır kim hîn-i muhâsarada izdihâm olmasun içün Sultân Kılıç Arslan Şâh eyle binâ etmiş. Acâ’ib su yoludur, bir acîb ihsân-ı Hudâdır kim değme kal‘aya müyesser değildir. Cümle kal‘alara taşradan içeri su gider ammâ bu kal‘a-i Van'ın kal‘a kayasından Horhor nâm değirmân yürüden âb-ı hayât suları cereyân edüp Tabahâne içinde taşrada olan bâğ u bâğçe ve bostânları saky edüp deryâya mahlût olur bir âb-ı latîfdir. Hîn-i muhâsarada sudan asla müzâyaka çekmek ihtimâlleri yokdur.
EÇS IV 251b
{Ta‘rîf-i kal‘a-i Kesik ve Deveboynu derler}: Bu kal‘adan mâ‘adâ cânib-i şarkda mukaddemâ deve boynuna benzer dediğimiz mahalde Kesik derler bir kal‘a-i sağîr vardır kim gûyâ deve kellesi üzre bir kulle-i azîm vardır. Ammâ yukaru Yeniçeri kal‘asından aşağıca vâki‘ olmuşdur. Lâkin yine büyük kal‘adan kayalar içre varılur yolları vardır kim başka dizdârı ve başka neferâtları ve başka cebehâneleri ve başka mağaraları vardır kim Tebrîz kapusuna hâ’il başka bî-hâ’il kal‘acıkdır. Buna hod asla bir vecih ile zafer mümkin değildir. Hakkâ ki deve gerdânı gibi birkaç kaya üzre deve kellesine müşâbih bir yalçın kayada bir kal‘a-i sağîredir.
EÇS IV 251b–252a
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
EÇS IV 252a
Ba‘dehû Ahmed Ağa nâm bir gâzî-yi benâm-ı hümâm kendü mâlından üç bin aded serdengeçdi dilâverler yazup kal‘aya her tarafdan gemiler ile ve niçe hıyel [ü] mekr ile kal‘aya duhûl edüp derûn-ı kal‘aya istîlâ eden Ekrâd'a şemşîr-i Ahmedî urup niçe yüz Ekrâd kendüleri kal‘adan aşağı pertâb edüp pâre pâre olurlar. Mâ‘adâsını niçe bin eziyyet ile derilerin yüzüp kellelerin ârâyiş-i burc [u] bârû ederler. Bu ma‘reke Murâd Hân-ı Râbi‘de karîbü'l-ahd olmuşdur. Ol asırdan berü kal‘a-i Van'a on oda yeniçeri ağası ta‘yîn olunmuşdur. Anınçün ilâ yevminâ hâzâ Van kal‘asına bir sabî ve bir nâ-ma‘lûm avret komak ihtimâlleri yokdur.
EÇS IV 252a
Ve bu kapuların mâbeynlerinde ol kadar zî-kıymet âlât-ı silâh ve cebe vü cevşen vardır kim gûyâ kal‘a-i Eğre ve kal‘a-i Budin kapuları gibi silâh-ı gûnâ-gûn ile müzeyyendir. Bu kapudan gayrı Van'ın yukaru kapusu yokdur ve bu kapudan taraf-ı şarka Kesik kulle başına varınca bu kal‘anın tûlu bin kırk adımdır. Eğer aşağıdan adımlanan üç bin adımı dahi hisâba yâr ederseniz kal‘a-i Van aşağıdan ta İçkal‘anın Kesik kullesine varınca bin yüz adım tûlu olmuş olur. Ammâ arzı iki yüz ve üç yüz adım yerleri vardır.
EÇS IV 252a
Ammâ netîce-i kelâm kal‘a-i kapusundan içeri ta Kesik'e varınca bin adımdır ammâ Kesik kal‘aya varınca add olunmaz. Zîrâ başka kal‘adır. Ammâ yine bu yukaru Yeniçeri kal‘asından gider. Kâmil bin adımda dahi derd [u] belâ çekerek ana varılur.
EÇS IV 252a
Der-vasf-ı imâret-i kal‘a-i Van
EÇS IV 252a
Bu cirmde add olunan kılâ‘-ı sa‘b içre cümle üç yüz aded yeniçeri ve topçu ve cebeci hâneleri vardır kim cümle azeblerdir. Bu mahalde müte’ehhil âdemler olamaz. Ammâ şimâl tarafındaki sahrâya nâzır Suluk kullesi üzre bölme hisârlar içre müte’ehhil âdemler sâkinlerdir ve kal‘a kapusundan taşra yedi kulle ve burçlar mâbeyninde olan hisâr erleri ve kavm-i azebistân cümle evlâd [u] ıyâl sâhibleridir.
EÇS IV 252a
Ve bu İçkal‘ada ancak bir Sultân Süleymân câmi‘i var kim Hazret-i Dâvûd asrında Melik Câlût'un binâ etdüği yerdir kim her divelde ma‘bedhâneden gayrı şey olmayup deyr iken ana Ermenîler Vang derlerdi. Hâlâ ol deyrin ismiyle müsemmâ olup Vang'dan galat Van derler. Hâlâ Süleymân Hân Câmi‘idir kim minâresi {zelzeleden münhedim olup Yeniçeri Ağası Ömer Ağa nâm ağa minâre-i Muhammedî binâ etdi} ve kubbesi ve sâ’ir sarâyların dam u bâmları ta vakt-i zuhr olmayınca bu imâretler ebr-i kebûtlar içre görünmez. Ta bu mertebe eflâke kad çekmiş kal‘a-i serâmeddir. Niçe bin kemândâr pehlivânlar aşağıdan ok atup kal‘a aşıramamışlardır. Ammâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ kal‘a-i Revân'ı feth edüp bu Van'a geldikde Pehlivân Sarı Solak'a ve Koca Hacı Süleymân'a ok atdırup kal‘a-i Van'ı aşırmışlardır. Hakkâ ki ebr-i kebûdlar içre görünmez bir kal‘a-i âlem-ârâdır.
EÇS IV 252a
Süleymân Hân câmi‘inden gayrı yedi mescid ve bir tekye vardır. Gayri hân ve hammâm ve çeşme ve kârbânsarây ve medâris ve imâret-i dârü'z-ziyâfe yokdur, ammâ üç mekteb-i sıbyân ve on mikdârı küçük dükkân vardır. Lâkin her hânda birer gasilhâne hammâm mukarrerdir. Herkes hânelerine atlarıyla ve katırlarıyla aşağıdan su götürürler ve niçe yerde âb-ı hayâtdan nişân verir buz pâresi gibi suları sarnıçlarda bârân-ı rahmetden cem‘ ederler, ammâ muhâsarada Suluk yollarından su taşırlar.
EÇS IV 252a
Ve mine'l-acâ’ib, ağreb-i garâ’ibden vâcibü's-seyr kal‘adır kim kayası dibinden niçe yüz aded kaynak âb-ı hayâtlar çıkup aşağı şehre nüzûl olur.
EÇS IV 252a
Manzara-i hatt-ı Kızıl Arslan Şâh: Bu İçkal‘a kayasının şehre nâzır kıble tarafında Kesik Top mağarası üzre evce berâber kayanın sînesinde kayayı çâr-kûşe mücellâ edüp niçe satır hatt-ı ibret-nümûn ile rümûz-ı künûzlar tahrîr olunup selef pâdişâhlarının defîne-i mâl-ı Kârûnları ve niçe mutalsamlar tahrîr olunmuşdur.
EÇS IV 252a–252b
Der-vasf-ı kal‘a-i zîr-i Van: Bâlâda tavsîf olan İçkal‘a kayası ki şarkdan garba tûlu dörd bin yüz adım olan kal‘anın cânib-i kıblesi zîrinde bir düz vâsi‘ sahrâda İçkal‘adan gayrı havâlesi yok şekl-i müselles bir kal‘a-i kavîdir. Batı ve şimâl cânibi mezkûr Kızıl Arslan nâm kal‘a ile şekl-i murabba‘ olmuş olur, ammâ bu aşağı kal‘anın yukaru kal‘aya muttasıl olan yerinde asla kal‘a dîvârı yokdur. Hemân İçkal‘a kayalarıdır. Aşağı kal‘anın şarkında ve cenûbunda ve garbında kal‘a dîvârları vardır. Bu üç tarafından 252b gayrı kal‘a dîvârı yokdur. Bir katı gâyet metin ve Şeddâdî ve seng-tıraş ile mebnîdir kim Tâceddîn Şâh binâsıdır. Alçakdır ammâ gâyet metîndir. Dâ’iren-mâdâr dîvârının arzı on ikişer zirâ‘-ı melikî kalın ve rıhtım dîvârlardır. Veled kullesinden Paşa Sarâyı Köşkü kullesi'ne gelince kal‘a dîvârı yigirmişer arşın kalın dîvârdır ammâ Elmacı Paşa Kullesi tarafı niçe muhâsaralardan sonra binâ olunmak ile gâyet metânet üzre binâ olunup otuz ayak enli dîvârdır kim üzerinde cürd atlılar cirid oynamak mümkündür.
EÇS IV 252b
Aşağı kal‘a kullelerin beyân eder: Dâ’iren-mâdâr cümle yetmiş aded kulle-i Kâflardır ammâ cümleden Sultân Veled kullesi, kal‘a dîvârların muhâfaza eder kirpi gibi toplar ile âmâde bir kulle-i azîmdir. Andan Yalı kapusunda Şâh kullesi ve Paşa kullesi ve Rüstem Paşa kullesi ve Hüsrev Paşa kullesi ve Kâsım Paşa kullesi ve Süleymân Paşa kullesi ve Ketenci Ömer Paşazâde Mehemmed Paşa kullesinin târîhidir:
EÇS IV 252b
Eyledi sa‘y edüp Van'ı müceddeden ta‘mîr,sene 1055.
EÇS IV 252b
Ve Orta kullesi ve Van Ağası Ahmed Ağa kullesi ve ibtidâ fetihde vâlî olan Çerkes İskender Paşa kullesi ve Ulama Paşa kullesi ve Atlı Paşa kullesi ve Yassı kulle ve Nakışlı kulle ve Malmet kullesi ve yine Elmacı Paşa kullesi ve Tebrîz kapusu kullesi ve bu Tebrîz kapusu tarafında Kesik Deveboynu kullesi altında yalçın kayalar üzre otuz sekiz adeddir.
EÇS IV 252b
Rıhtım-ı Şeddâdî binâ kulle-i azîmler var kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz ve her birinde birbirine kayalar içre imdâda gidecek yollar vardır kim şâhrâh değildir, anı bilür başka neferâtları vardır kim ol yollarda kulleden kulleye giderler.
EÇS IV 252b
Ve bu Tebrîz kapusu kulleleri cümle kirpi gibi topları zeyn olmuşdur. Zîrâ bu aşağı kal‘anın havfi bu Tebrîz kapusu semtindendir. Anınçün aşağı kal‘anın bir cânibi beş kat kalın dîvârlardır, kat-ender-kat kırk aded kulle sedd-i Âd'dır ve bu tarafa nâzır kal‘a-i Deveboynu gûyâ kulle-i Ferhâd'dır.
EÇS IV 252b
Ve bu bâlâda tahrîr olunan kulle-i metînelerin önlerinde bir kat dahi alçak hisâriçe dîvârı gâyet kalın ve rıhtım ve Şeddâdî dîvârdır kim serâpâ mazgal delikleriyle ârâste ve köşe-bendler ile pîrâste olmuş hisâriçe ta‘bîr etdikleri dîvâr-ı pesenddir. Ammâ bu dîvâr üzre asla top yokdur ve bu dîvârın iç yüzünde zîr-i zemîn içre kârgîr binâ yollar vardır kim hîn-i muhâsarada düşman bu kal‘aya toprak sürse mezkûr yollardan handak içre sürülen türâbı kal‘ada mahsûr olanlar uğurlayup kal‘ayı gark-ı türâbdan halâs ederler. Mezkûr hisâriçe yolların üç tarafında dahi dâ’iren-mâdâr Yalı kapusundan ta Tebrîz kapusuna varınca kal‘ayı handak ihâta etmişdir. Elli altmış âdem oğlu handak ihâta etmişdir, ammâ alçakdır. Zîrâ çayırlı ve çemenzârlı alçak zemîn-i mahsûldâr bir tarafından düşman muhâsara edüp meterise girilmek muhâldir. Zîrâ bir zirâ‘ mikdârı meteris kazılsa su çıkar. Ammâ la‘în Kel Rüstem Hân İrân-zemîn askeriyle bu kal‘a altına çöküp bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden toprak süre süre handak kenârlarına gelüp amelî türâb ile meterise girmişdir.
EÇS IV 252b
Ammâ Tebrîz kapusu tarafı handakı yüz arşun arîz ve kırk arşun amîk handak-ı azîmdir, zîrâ türâblı zemîndir. Ekseriyyâ der-ceng-i evvel düşman aşağı kal‘aya bu mahalden sarıldığından aşağı kal‘anın bu Tebrîz kapusu mahalli kat-ender-kat sarpdır. Ammâ askerinin bahâdır ve şecî‘ olduklarından aslâ ve kat‘â düşmandan bâk [u] pervâları yokdur. Hattâ Kel Rüstem Hân muhâsarasında yedi ayda iç kal‘adan yedi aded top atmışlar. Kesik Top derler. Süleymân Hân'ın bir ağzı kırık topu vardır, anı bir kerre İçkal‘a kayasındaki mağaradan atup yedi aded Acem hânları müşâverede iken yedisin dahi dûzah-ı nîrâna gönderir. Böyle bir top-ı kûbdur.
EÇS IV 252b
Yedi ay muhâsarada İçkal‘a yedi topdan gayrı atmamışdır. Ta bu mertebe bî-bâk u bî-pervâ bir kal‘a-i bâlâdır. Ammâ ne derd-i ser çekerse ibtidâ aşağı kal‘a çeker. Hattâ Van kulu sâ’ir kal‘a kulları mâbeyninde mu‘âraza ve münâkaşa şekilli kelimâtlar esnâsında Vanlı eydür: "Hey kişi, Kel Rüstem Hân çağında kal‘amızda kaht [u] galâ olup pisik eti ve çomar ve turaş ve tola köpek eti yemişih ve şehidlerimizden bacımız ve haltemiz ve ammimiz ve evlâdımız etlerin yeyüp Van kal‘asının bir taşına bin baş verüp Kel Rüstem'e Van'ı vermemişih" deyü tefâhur kisb ederler.
EÇS IV 252b–253a
Hakkâ ki akûr kulu vardır. Yedi aydan sonra Kel Rüstem Hân hâ’ib ü hâsir cebehâne ve bârhâne ve ordu-yı bâzârın bırağup firâr ederken Van kulu Rüstem Hân'ın ardına düşüp Salmas ve Rûmiyye sahrâlarına varınca Kençel Rüstem Hân'ın askerin kıra kıra niçe bin baş dil ile ve niçe kerre yüz bin mâl-ı ganâ’imle Van'a dâhil olup şâdumân etdiler. Hâlâ diyâr-ı Acem'de efvâh-ı nâsda darb-ı mesel olmuşdur kim "Van kal‘ası bizim 253a Rüstem Hân sipehsâlârımızdan beri yaralı maralımızdır." derler. Ya‘nî "Biz Van'ı muhâsara edüp niçe yerlerin münhedim etmişizdir. Elbette şikârımızı alırız" derler ammâ bi-emrillah mümkin değildir. Zîrâ her gelen vüzerâ birer gûne âsâr-ı binâ zamîme edüp yevmen-fe-yevmen imâr olmadadır.
EÇS IV 253a
Hattâ efendimiz Melek Ahmed Paşa Van'a serdâr-ı mu‘azzam iken yukaru İçkal‘a kapusu kullesini müceddeden bir kulle-i ser-bülend inşâ edüp mazgal delikleri ile demir kapaklı top delikleri edüp cânib-i erba‘aya nâzır sekiz pâre balyemez toplar edüp bu kulle üzre bir kasr-ı âlî binâ etdüğüne târîh. linâmıkıhî Evliyâ:
EÇS IV 253a
Bir eksikli görüp kasrı müferrahDiye ey Evliyâ bu işret-âbâd Sene 1065.