EÇS IV 292b
"Genc Alî sana kurbân olsun. Meded menim dâdıma imdâd et galan." deyüp koynundan şâh sikkesiyle beş yüz mümessek kızıl altun verüp ve beş şemmâme amber ve on aded nâfe-i müşk-i Hoten ve üç aded kuntus burnu verüp eydür:
EÇS IV 292b
"Ömrüm, sana dahi çok şey virirem. Hemân ağanız henüz şâh eşiğine varmadan nâmeler ana vâsıl ola. Hemân tahrîr-i varak idegör. Men dahi bugün sana bi-eyyi vechin kân on beş bin koyun teslîm ederem" deyüp sarâyına gitdi ve dîvân edüp cümle eyâleti a‘yânından ve cümle sultânlardan iki günde otuz bin koyun tahsîl etdi.
EÇS IV 292b
Bi-emri Hudâ ol diyârın dağ u taşın koyun dutmuşdur ve her koyun otuzar kırkar vukıyye gelir. Kıymeti birer Bisitî-i şâhîyedir, ya‘nî yigirmi akçedir. Ta bu mertebe ganîmet diyârdır. Üçüncü günde dîvân-ı azîm olup yigirmi bin koyunu dîvân-ı Rûmiyye'de hakîre hân teslîm edüp paşaya dahi on bin koyun ve on aded kara çubuk at ve yigirmi katar deve-i nerre ve beş katar tâvûsî maya deve ve beş katar arvana deve yüküyle Isfahânî Acem keçeleri ve haliçeler ve beş re’s pençe-i âfitâb Gürcî gulâmları paşa içün hedâyâ verdi. Ve hakîre üç bin koyun ve üç küheylân at ve iki Acem haliçesi ve bir semmûr kafası kürk ve iki Gürcî gulâmı ve beş aded şütür erbânı ve kendi esbâbından bir kat zer-ender-zer kalemkârî esvâblar ve bir altun gılâflı kârhâne işi esedî kılıç verdi ve beyne'l-halk on tümen akçe verüp "Ma‘zûr ola." dedi.
EÇS IV 292b
Ve tevâbi‘lerime dahi birer tümen Abbâsî akçe verdi. Ve yüz kişiye cümle beş yüz koyun verüp "Safâ nazar." dedi.
EÇS IV 292b
Mezkûr koyunları dîvân-ı Rûmiyye'de bin bir ayak bir ayak üzre iken cümle a‘yân-ı vilâyet huzûrunda kavm-i Pinyaniş'e kırk bin koyunları teslîm edüp hân, Pinyanişliden kat‘-ı alâka, fasl-ı husûmet huccet-i şer‘iyyeleri taleb etdikde mahkeme-i şer‘de huccet yazılmada.
EÇS IV 292b
Hemân hakîr cümle koyunları ve paşa hedâyâların ve benim hedâyâlarım cümle elli aded tevâbi‘ime teslîm edüp bizim Alî Beğ'i anlara serdâr edüp "Tiz ale's-sabâh bu mâlları Şâh Gediği'nden içeri Osmânlı ülkesine Gâzîkıran ocağına düşüregörün ve illâ, olmaya kim Kotur deresine girmeyesiz ve durmayup eğlenmeyüp cümle koyunları ta Van'a süresiz. Andan paşa yigirmi {bin} koyunu öşür deyü ala. Zirâ batmış mâl idi. Mukaddemâ giden yigirmi bin koyunlar ashâblarına kifâyet eder ve paşanın dest-i şerîfin bûs ederiz." deyü bunlara tenbîh edüp hânın huzûrunda paşanın mektûbların verüp koyunlarla elli nefer tevâbi‘lerim yüz elli aded Pinyaniş Kürdleriyle yollayup hakîr elli âdem ile Rûmiyye'de kaldım.
EÇS IV 292b–293a
Ol gün ol gice âdemlerimiz 293a gidüp Şâh Gediği'n aşup Osmânlı hudûduna girdikleri haberi gelince hâna Pinyaniş a‘yânı elinden kat‘-ı alâka huccetlerin verdirdim. Hân mesrûr [u] handân ve cümle erbâb-ı dîvân dahi şâdân oldu. Ve hakîr Tebrîz hânına "Koyunları bi't-tamâm aldım, kabz etdim ve Pinyaniş'den kat‘-ı alâka huccetleri aldık." deyü Tebrîz hânı mektûbların hâna verdim ve şâh eşiğine giden Alî Ağa'mıza dahi eyle bir mufassal ve fasîh ü belîğ mektûbda hânın hüsn-i hâllerin ve re‘âyâ vü berâyâ ile hüsn-i ülfetin tahrîr edüp hâna verdikde hân cihân cihân hazz edüp gûyâ raks etdi. Hemân ol ân nâmelerimizin birin Tebrîz hânına birin Isfahân yoluyla Alî Ağa'mız cânibine kâsıd çaparlar ile ale'l-acele gönderüp inşirâh-ı sadr, zevk-i derûn bulup ba‘dehû şehr-i Rûmiyye'de zevk [u] safâya meşgûl olduk.
EÇS IV 293a
Su‘âl-i hân-ı âlîşân, şehr-i Rûmiyye berâ-yı sebeb-i katl-i İpşir Mustafâ Paşa
EÇS IV 293a
Hân eydür: "Ey cânım Evliyâ akay, lutf eyle, menimle yahşı danışık eyle. Her bâr bu kayser-zemîn şâhları hânların hemîşe kırup köklerin cûyiserlerdir. Pes niçün Vezir Kara Mustafâ Paşa'yı ve Hezârpâre Ahmed Paşa'yı ve fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa'yı ve Sâlih Paşa'yı ve Koca vezîr'i ve niçe vezîrlerin katl eder. Husûsan şimdi İpşir-i beşîr vezîr-i bî-nazîri ve ol mankâle sâhib-serîri niçün katl edüp kellesin galtân ederdi ki eyle bir nâmdâr kahramân-ı zamân u sâhibkırân-ı bî-amân, yahşiye yahşı yamana yaman bir vezîr-i Âl-i Osmân'a kıydı. Anın savlet ü salâbeti havfından İrân-zemîn kavmi değil belî zemîn [ü] âsumân dir dir berg-i hazân gibi ditrerdi. Hayfâ dirîğ kim devlet-i Âl-i Osmân'da nâhak yere kan dökerler. Ne Perverdigâr'dan havf ederler ve ne Peygamber'den hicâb ederler. İpşir Âsaf'a olan zulüm Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'ya olmamışdır. Muhibb-i fukarâ ve ebü'l-yetâmîn ve zu‘afâ bir mer[d]-i Hudâ vezîr-i dilârâ imiş. Gaddâr Osmânlı niçün bî-günâh eyle vezîri niçün katl etdi. Munı mena bir hoşça bildiresen." dedikde,
EÇS IV 293a
Hakîr eyitdim: "Eğer hânım, bu abd-i kemterden İpşir'in sebeb-i katlin danışık edersen, hikmet-i ders-i Aristo'dan şâfî haberi Hazret-i Lokmân'dan dinle galan" dediğimde,
EÇS IV 293a
Hân eydür: "Belî ömrüm, gûşlarım sende olup sâmi‘îndenim." dedikde,
EÇS IV 293a
Hakîr eyitdim: "Hânım, kaçan kim Sultân Mehemmed Hân, İpşir'e mühri Haleb'e gönderip elbette ‘Tîz gelesin ve cezîre-i Malta üzre sefere gidesin’ deyü İpşir'e mühür Haleb'e vardıkda İpşir eydür, ‘Devlet kanare yeridir. Her varan vezîri İslâmbol'da katl ederler’ deyü yüz bin özr ü bahâne edüp Âsitâne-i sa‘âdete beş ay gitmeyüp bu Acem diyârına bir sefer açup Revân kal‘ası altında kendi Murâd Hân'ın imrahoriyken askeri kırılup kendi mecrûh olup ayağı topal olduğunun intikâmın Acem'den almak içün serdâr-ı mu‘azzamlık ile Revân üzre gelmeğe hiyel ü tedârikler etdi.
EÇS IV 293a
Âhir gördü kim Acem tarafından sulha muğâyir bir şey yokdur. Âhir-ı kâr bu kerre kendüsi Van hâkimi olduğunda bu koyun sâhibi olan Pinyanişî kavmine Haleb'den haber gönderüp, ‘sizin donluğunuz ve sancağınız ve çöreğiniz ziyâde ideyim, Acem tarafın nehb ü gâret edüp sulha muğâyir iş idin, ammâ top çeküp tüfeng atup tabl döğüp varman’ deyü İpşir'den bu haber-i meserret Pinyaniş'e geldikde cânlarına minnet bilüp bir alây aklı gözünde kavm-i Ekrâd gelüp Rûmiyye'den hırsızlık ile başlar alup ve gûsfendler sürüp gitdi. Sizler İpşir'e arz etdiniz. Arzınıza iğmâz-ı ayn edüp sizler de Pinyaniş askerin ve vilâyetin top u tüfeng ile urup kırk bin koyunların nehb edüp {sürüp} üç yüz âdemlerin esîr edüp kırup bedürüstî sulha muğâyir iş olduğun Kürdler İpşir'e feryâd ile arz etdiler. İpşir Haleb'den arzı pâdişâha gönderüp ‘Pâdişâhım ben Acem üzre giderem ve senden hazîne ve asker istemem. Pâdişâhım cenâbın dahi nevrûz-ı Harzemşâhîde Revân üzre teşrîf buyurun’ deyü telhîsleri pâdişâha gelince kayser-zemîn şâhı bizim Melek Paşa'ya İpşir'in arzın gösterdikde Melek Paşa 'Hâşâ pâdişâhım, Acem sulha muhâlif bir evzâ‘ etmemişdir. Eğer sulha hilâf olduysa Ekrâd tarafından olmuşdur.
EÇS IV 293a–293b
Hemân İpşir vezîrin İslâmbol'a gelmesi farz-ı ayndır. Elbette âdem gönderin' dedikde fi'l-hâl 293b İpşir'e kâsıdlar hatt-ı şerîfle gidüp ‘Elbette der-i devletime gelesin ve şâhı kayd [ü] bend ile huzûruma getirsen makbûl-ı hümâyûnum değildir’ deyü İpşir'e bu haber pâdişâhdan varınca İpşir bi'z-zarûrî İslâmbol'a geldikde bir gün sa‘âdetlü pâdişâh esnâ-yı kelâmda İpşir'e {eyitdi}, ‘Bre lala, ben sana Haleb'de mührü gönderdim. Niçün sâ’ir vüzerâlarım gibi on günde der-i devletime gelmeyüp beş ay Haleb'de eğlenüp yüz bin sekban ve sarıca-i tüfeng-endâz ile Acem'e gitmek murâd idünüp ammim Gâzî Murâd Hân'ın sulhunu bozmak içün birkaç kerre bana arz eyledin. Şimdi der-i devletime gelüp benim eski vezîrlerim niçün müte’ezzî edüp mâl talebinde olursun ve niçün Pinyanişî Kürdiyle fitne ve fesâd etdirüp Acem'e ülkemi urdurdun’ deyü itâb-ı şitâb hitâb edince cümle Âl-i Osmân askeri gördüler kim pâdişâh-ı âlem-penâh İpşir'e muğber-i hâtır olmuş. Hemân kullar gulüvv edüp ‘pâdişâhım biz bu İpşir Paşa'yı katl ederiz’ deyü İpşir'i alup kellesin kesüp yeniçerilerinin Atmeydânı'na başın kodular. İşte hânım İpşir Paşa'nın sebeb-i katli bu gâret olan koyunlar içindir ve gâret etdiğiniz ülke-i Pinyaniş içündür ve an-aslen İpşir'in sulha muğâyir iş etdirdiğiyçün katl olundu" dediğimde hemân,
EÇS IV 293b
Hoca Nakdî eydür: "Ey kurbân olayım Osmânlı sana, görür misin kim İrân-zemîn şâhıyla sulhı bozmamak içün İpşir gibi bir müdebbir vezîr-i dilîri katl etdi." dedi.
EÇS IV 293b
Bu kerre hân {eydür}: "Eyle ise koy eyle müfsidi ve fitne ve fesâda sâ‘î mülhidi katl etsin, Osmânlının dest-bâzına kuvvetler olsun. Hemîşe katl etdikleri heme eyle müfsidîn olsun." dediler.
EÇS IV 293b
Hoca Bahtiyâr-ı ihtiyâr eydür: "Evliyâ akay, eyle ise Âl-i Osmân İpşir'in katliyle İrân-zemîne yahşı hörmet edipdir. Biz İpşir havfından hânemizde râhat yatabilmezdik. Şâh-ı İrân, İpşir'in katli haberin istimâ‘ etdikde 'henim heft iklîme şâh oldum' demişdir. Biz senden ne saklayalı, İpşir'in katliyçün diyâr-ı Acem'de bir gün bir gice şâdumânlar ve çerâğânlar ile sürûr u şâdumânlar etmişiz ve biz İpşir'in diyâr-ı Acem'e gelmesin çokdan istimâ‘ etmişih. Ammâ senden kasd ile su‘âl etmişih. Hakkâ ki sika kelâmların vardır kim me’âl-i kelâm dükeli sendedir." deyü ta‘accüb etdiler. Bu kelâm-ı hakîkatlerimden hân hazz edüp hakîre gitdikçe muhabbet edüp ihsân ederdi.
EÇS IV 293b
Der-beyân-ı ahvâl-i kal‘a-i Rûmiyye ve eşkâl-i ebniyye-i suveriyye ve metânet-i hisâr-ı Urumiyye
EÇS IV 293b
Bu kal‘a-i Rûmiyye'ye elsine-i nâsda Toprak kal‘a derler. Müverrihân-ı Acem'de Sûr-ı Tılâ-yı Gazan derler. Zîrâ sene 694 târîhinde Muhammed Şâm-ı Gazan binâ etmişdir. Moğol kavmi bu kal‘aya Urumiye derler. Kavm-i Acem Rûmiyye-i Kübrâ derler. Ba‘zı müverrihân Türkistân-ı İrân derler. Zirâ evliyâ-yı Türkmanı gâyet çokdur. Ba‘dehû sene 932 târîhinde Şâh Tahmasb tevsî‘ etdi. Ba‘dehû Ferhâd Paşa ve Hadım Ca‘fer Paşa ve Tavâşî Süleymân Paşa ve Cığaloğlu Sinân Paşa cümle imâr etdiler. Ammâ cümleden imâreti serâpâ sarı çim türâb-ı pâk ile ve darı sapıyla ve kamış köküyle çim ale'l-çim binâ olunmuş bir hâk-i pâk ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Ve cümle rûy-ı dîvârı beyâz cibiz kireç ile sıvalı ak kuğu gibi kal‘a-i zîbâdır. Dendân-ı bedenleri yokdur. Hemân serâpâ mazgal delikleri ile ârâste ve metin tabya killeleriyle pîrâste olmuş bir kal‘a-i üstüvârdır. Cânib-i garba ancak bir demir kapusu pinhândır. Derûn-ı kal‘ada hân sarâyı vardır. Cümle hânlar Rûmiyye şehrindeki bâğ-ı İremde olurlar. Ammâ kal‘a içre Gazan Câmi‘i var, cemâ‘ati yokdur. Buğday anbârları ve çâh-ı mâları ve üç yüz aded nökerât neferât hücreleri vardır. Gayri hân u hammâm ve çârsû-yı bâzârı asla yokdur. Dâ’iren-mâdâr cirmi on bir bin yedi yüz adımdır ve yedi tabya ve şekl-i murabba‘dır. Handakdan dîvârının kaddi yetmiş aded zirâ‘-ı melikîdir. Dîvârının arzı otuzar zirâ‘ vâsi‘ dîvârdır kim üstünde atlılar çevgân oynarlar.
EÇS IV 293b–294a
Ammâ bir azîm handakı vardır kim gûyâ cezîre-i Kıbrıs'da Magosa kal‘asının yahûd Rodos kal‘asının handakıdır. Üstâd-ı kâmil kaçan bu kal‘a-i Tıla'yı inşâ etdikde ibtidâ handakını hafr ederken çamur ederek kal‘a dîvârına sarf ederek hem handak kazmış ve hem 294a kal‘ayı yasamış eyle amîk kazmış kim kâmil kırk kulaçda bınarlar çıkmış ve kâmil seksen zirâ‘ enli handakı vardır kim dâ’iren-mâdâr kal‘ayı ihâta etmişdir. Handak kenârınca dâ’iren-mâdâr on beş bin hatvedir. Ve kal‘a mazgallarından handak üzre uzun demirler uzatmışdır. Her gice ol demirlere meş‘aller asup kal‘ayı ve handakı çerâğân edüp cümle pâsbânlar ve nigehbânlar ve dîdebânlar "Hudâ hûûûb!" deyü ta sabâha dek yâd ederler. Ve her rûz-ı Cum‘a kal‘a dîvârın filandıra alemlerle ve bayraklarla zeyn ederler.
EÇS IV 294a
Cümle dört bin askere mâlikdir. Dizçöken ağası hükmünde miftâhları olup cümle nigâhbâna hâkimdir. Yasavul ağası ve topcıyânı ve cebeciyânı vardır. Özdemiroğlu Osmân Paşa zamânından berü yedi bin şedde barûdu ve dörd kerre yüz bin güllesi ve cümle üç yüz on pâre sağîr ü kebîr topları vardır. Ammâ aşağı tabakada yetmiş aded balyemez topları var kim Erzurûm'da Tebrîz kapusundaki toplara mânend top-ı kûplardır. Zîrâ bu kal‘a Acem'in Osmânlı tarafına sedd-i sedîdi ve intihâ-yı serhaddidir. Handakı üzre kapânlar ile kalkar tahta cisri vardır. Her gice cisri kaldırırlar ve her şeb kal‘adan kös ü nefîr ve kerrenây u surnâ ve tabl u kudüm fasılları olur.
EÇS IV 294a
Bu kal‘adan taşra aslâ imâret yokdur. Hemân sahrâ-yı Rûmiyye'de beyâz kuğu gibi durur bir kal‘a-i münevverdir. Ancak handak kenârında bir Çevgân meydânı kasrı vardır, o dahi bir müfîd ü muhtasar bir kasr-ı Havernakdır. Gayri bir hâyil âsâr yokdur. Hemân hâmûn-ı vâsi‘de bir kal‘a-i zîbâdır. Hakkâ ki kal‘a gözetmek Acem'e kalmışdır. Ana hayretim ki bu kal‘a türâbdan ola da der-i dîvârlarında ve zîr-i handakında nebâtât u giyâhâtdan bir haşîş bitmeye, âdem hayrân olur. Bu kal‘anın cânib-i cenûbîsi ve şarkîsi bir buhayre-i mâlihdir kim semm-i helâhildir.
EÇS IV 294a
Kal‘a ile buhayre mâbeyni kâmil bir merhaledir. Ve yine kal‘anın şimâlinde şehr-i Rûmiyye bir top menzili ba‘îddir. Ve bu kal‘a deryâya ba‘îd olmağile hevâsı sevâhildir kim sayf u şitâda sebzevâtı eksik değildir. Vakt-i zemistânda kar yağar ammâ tiz mahv olur. Bu sûr-ı üstüvârın cânib-i şarkîsinde taht-ı Âzerbaycân {olan} Tebrîz-i dilâvîz beyni kâmil on altı fersahdır. Ammâ deryâdan muvâfık eyyâm ile Tebrîz'e giden bir günde varır, ammâ bu sedd-i metîn hâk-i Âzerbaycân'da başka hânlıkdır.
EÇS IV 294a
Cümle eyâletinde on bir sultândır ve cümle sultânlarıyla hân askeri on beş bin nöker olur. Bu add olunan nökerler cümle şâh çöreğin çekenlerdir [çiğneyenlerdir]. Yohsa gayrı nökerleriyle cümle yigirmi bin âdem olur. Şehir daroğası ve kelenteri ve münşîsi ve yasavul akası ve korıcı başısı ve dizçöken akası ve şâhbenderi ve mihmândârı ve eşik ağası ve kadı ve müftî ve nakîbi vardır. Hattâ şâh tarafından henüz bir zurzuvile tâclı bir müftî gelüp cümle halkı Şâfi‘îyyü'l-mezhebden çıkarup Ca‘ferî mezhebine da‘vet etmeğe gelüp henüz halkı hâmisî mezheb-i bâtıla da‘vet ederdi. Ve gerçi askerî kavmi cümle pür-silâh gezerler ammâ er ve şecî‘ değillerdir. (---) (---) (---) (---)
EÇS IV 294a
Evsâf-ı şehr-i Türkistân-ı İrân, ya‘nî Rûmiyye-i Âzerbaycân
EÇS IV 294a
Rûmiyye fezâsına vâki‘ olmuş bâğ u bâğçe ve gül-i gülistânlı bir şehr-i âbâdândır kim ancak hemân şehrinin dâ’iren-mâdâr cirmi on yedi bin adımdır. Ammâ bâğ u bâğçesiyle bir günde atlı güç ile devr eder. Kal‘adan bir top menzili ba‘îd ve deryâ şarkında bir merhale ba‘îd vâki‘ olmuşdur. Etrâfında aslâ suru yokdur. Zamân-ı kadîmde dâ’iren-mâdâr cânib-i edvârında handakı var imiş ammâ mürûr-ı eyyâm ile rimâl ü türâb ile pür olmuş. Ammâ yine her tarafda tedribe kapuları vardır. Gâyetü'l-gâye bir bilâd-ı köhnedir.
EÇS IV 294a–294b
Ekseriyyâ halkı sünnî mezheb olmağile Âl-i Osmân nehb ü gâret etmezlerdi. Anınçün ma‘mûr u âbâdân bir şehr-i imâristândır. İbtidâ bânîsi hulefâ-yı Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd'dir. Niçe düvelden düvele intikâl etmiş kârhânedir. Cümle altmış mahalledir ve cümle altı bin aded hâk-i amber-pâk ile mestûr, der-i dîvârları dahi türâb ile ma‘mûr hânedânlardır. Cümleden Rûmiyye Hânı sarâyı gûyâ bir İrem'dir kim yetmiş aded kâ‘a ve soffa ve kâh-ı maksûreleri 294b vardır. Altı yüz aded nöker hücreleri vardır.
EÇS IV 294b
Andan Kelenter sarâyı ve Münşî sarâyı ve Hoca Nakdî sarâyı ve hâlâ Diyârbekir'de medfûn Rûmiyye Şeyhi sarâyı, azîz-i merhûm bu Rûmiyye'den olmağile Rûmiyye Şeyhi derler. Hâlâ akrabâ ve ta‘allukâtları bu şehir içre çokdur ve Münşî sarâyı ve Şâhbenderoğlu sarâyı ve Kadı sarâyı dahi niçe bunun emsâli hıyâbânlı sarây-ı zîbâlar vardır.
EÇS IV 294b
Ve cümle seksen mihrâbdır. Selef-i selâtîn câmi‘leri vâfirdir. Evvelâ,
EÇS IV 294b
Sultân Uzun Hasan câmi‘i: Âzerbaycân şâhı iken binâ edüp Ebü'l-feth Sultân Mehemmed cenginde Sultân Hasan münhezim olup Tebrîz'de merhûm oldukda bu câmi‘-i pür-envâr nâ-tamâm kalup oğlu Ya‘kûb Şâh itmâm etmişdir. Tûlen seksen ayak ve arzen yüz elli ayakdır. Cümle sekiz kubbedir. Bir minâre-i mevzûnu gâyet musanna‘dır ve mihrâb kapusu gâyet müzeyyen ve münakkaş ve musanna‘ bâb-ı garîbdir. Ammâ hakkâ ki cemâ‘atden dahi garîbdir. Zîrâ bu diyârda imâm-ı âdil ma‘sûm olmağile aslâ cemâ‘atle evkât-ı hamse edâ olunmaz. Hemân herkes namâzın münferiden edâ edüp "Namâz du‘âdır." deyü du‘âsızca kapudan taşra firâr ederler.
EÇS IV 294b
Ve derûn-ı câmi‘ eyle tasarrufât-ı hendese ile binâ olunmuşdur kim vasfında lisân kâsırdır. Ve kubbe-i âlîsinin midhatinde kalemler kâsirdir. Ve hareminin ta vasatında Şâfi‘î mezhebi üzre aşren-fe-aşr bir havz-ı azîmi var kim gûyâ havz-ı Kevser'dir.
EÇS IV 294b
Haremi etrâfı gûnâ-gûn sütûnlar ile mebnî olup üzerleri musanna‘ kıbâb-ı nîlgûnlardır. Ve hareminin üç kapusu vardır. Fakîr bu câmi‘i seyr ederken mü’ezzin ezân okurken "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah"dan sonra "Alîyyün veliyyullah, Alîyyün veliyyullah" dedi ve ba‘de'l-ezân "Yâ düşmenân-ı Alî-râ ve şehîdân-ı Kerbelâ-yı dilîrâ" deyü efsâneler idem derken bizi görüp dem-beste oldu.
EÇS IV 294b
Minâreden aşağı indikde "Getir şu teberrâîyi!" deyüp mü’ezzin hocayı alt edüp sünnet üzre Sünniyâne Râfızîye kırbaçlar urdukça "Feryâd reses yâ Alî, yektâ beses yâ velî!" dedikçe hakîr eyitdim "Be-imdâd-ı Ebâbekir, be-aşk-ı Ömer be-aşk-ı Osmân-ı Zi'n-nûreyn!" deyüp kâmil yüz aded kırbaç-ı elvâh urup mel‘ûnu birkaç kerre havza daldırup sebbâğlığından pâk etdim. "Seg ber sahrâ." deyüp âzâd etdim.
EÇS IV 294b
Andan gayrı nâ-sezâ sözler istimâ‘ etmedik. Hâsıl-ı kelâm Sultân Hasan câmi‘i yahşîdir ammâ cemâ‘atleri böyle yamandır.
EÇS IV 294b
Andan câmi‘-i Alî Hân. Rûşen-âbâd câmi‘-i dilsitândır ve Ca‘fer Paşa câmi‘i ve Ferhâd Paşa câmi‘i ve Koçuğa Sultân câmi‘i Rûmiyye Şeyhi ecdâdı câmi‘idir ve Kelenter câmi‘i ve Şeyh Akay câmi‘i, meşhûr cevâmi‘ler bunlardır, mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ammâ bu şehir içre aslâ kurşum ile mestûr binâ-yı ma‘mûr yokdur.
EÇS IV 294b
Ve cümle altı medrese ve üç tekye ve kırk aded mekteb-i sıbyân ve on bir aded hân-ı sevdâgerân ve cümle (---) aded hammâm-ı zîşân vardır.
EÇS IV 294b
Evvelâ cümleden Rûmiyye Şeyhi hammâmı, binâ-yı azîm ve ziyâretgâh-ı kadîmdir. Ekseriyyâ hasta girse bi-emrillah şifâ bulur. Bir havz-ı kebîri vardır ve âb u hevâsı latîf hammâm-ı rûşenâdır ve hammâm-ı Kelenter, bu dahi zîbâ hammâm-ı hûbdur ve dellâkleri mahbûbdur ve Daroğa hammâmı ve Korkud Hân hammâmı bunlar cümle havzlı hammâmlardır, ammâ niçe yüz hânedân hammâmları vardır.
EÇS IV 294b
Ve cümle 200 aded çârsû-yı şâhîdir kim cemî‘i şâhrâhları üstü mestûr küşâde olmağiçün bacaları vardır. Cemî‘i dükkânlarda niçe bin elvân çiçekler ile müzeyyen olmuş dükkânçelerdir kim müşk-i amber-i hâm ezhârâtının râyiha-i tayyibesinden bey‘ [u] şîr edenlerin dimâğları mu‘attar olur. Bu diyârda berberlere Selmânîler derler.