EÇS IV 300b
Cümle dokuz mahalledir ammâ dördü Acem Sünnîyân Müselmânlardır, beş mahallesi Gökdolak Ermenîyândır. Hân, hammâmları ve müzeyyen dükkânları ve kahvehâneleri gâyet müzeyyendir ve râh-ı şâhîleri gâyet pâkdir ve âb u hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbeleri hüsn-i cemâlde ve lutf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn u dişleri dürr-i meknûn cüvânları olur.
EÇS IV 300b
Ve me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından bir Tuşa engürü yigirmi vukıyye gelir şıralı ve âbdâr engürü olur ve kırk elvân emrûdu ve sâ’ir nebâtât u hubûbâtları firâvândır. Enhârları zîr-i zemînde cârî vü revândır. Vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ halkı mesrûr şehr-i Salmas'dır. Ammâ hâlâ Sultân Murâd berbâd idelden berü imâr olmadadır. İllâ Murâd Hân'ın meks etdüği çetr-i mülammâ‘ı zemîni, bir mesîregâh-ı ârâmgâhdır.
EÇS IV 300b
Bu şehr-i Salmas bâlâda tahrîr olunan yedi pâre şehir vasatında vâki‘ olmuş bir şehr-i mutavassıtadır. Ammâ bu Salmas şehri Hoy şehrinin taraf-ı garbîsindedir ammâ cânib-i şimâle sehel meyyâlcedir. Mâbeynehümâları yedi fersah yerdir. Tebrîz on fersah yerdir ve cânib-i şarkîsindedir. Ve Salmas iklîm-i örfiyyenin 17 bulunmuşdur. Tâli‘-i imâreti burc-ı esedde ve beyti şems-i nârîde bulunmuşdur. Anınçün esed-salâbetdir. Şiddet-i hârları şems tesîrindedir.
EÇS IV 300b
Andan yine cânib-i şimâle meyyâl 3 sâ‘atde,
EÇS IV 300b
Kend-i Kecâbâd derler bir ravza-i Rıdvân misilli bin hâneli bir kend-i ma‘mûrdur kim vilâyet-i Âzerbaycân-ı Ucân'da değil belki İrân-zemînde böyle âb u hevâsı ve binâsı latîf ve mahsûlât-ı firâvânı cihetinden eyle bir şîrîn kend yokdur. Câmi‘i ve hân u hammâmları ve çârsû-yı şâhîsi vardır. Anı ubûr edüp yine cânib-i şimâle (---) sâ‘at,
EÇS IV 300b
Menzil-i nâhiye-i kend-i Sirâv: Şehr-i Sirâh değildir. Ol Sirâh Tebrîz ile Erdebil beyninde şehr-i Serâh'dır. Bu bir kend-i Sirâv'dır. Acem ve Moğol kavmi buna Sarây dahi derler. Tebrîz bâğlarıyla Serâv bâğları müşâdır. Ammâ mâbeynleri üç konak yerdir ve bu nâhiye-i Sirâv kâmil seksen pâre avadan rabâtlar gibi ma‘mûr kendleri vardır. Her birinde câmi‘ ve hân u hammâm ve çârsûları vardır. Kend-i Sirâv dahi eyle ma‘mûr kend-i azîmdir.
EÇS IV 300b–301a
Andan Tebrîz'e gitmeyüp hân çiftliklerini 301a ve sâ’ir emvâl u erzâkın zabt etmeğe,
EÇS IV 301a
Şâh ağasıyla Tesûy şehrine ve Kumla şehrine revâne olduğumuz menâzilleri beyân eder
EÇS IV 301a
Evvelâ cânib-i şarka vâsi‘ sahrâlar içre ma‘mûr u âbâdân kendler içre 3 sâ‘atde,
EÇS IV 301a
Evsâf-ı kal‘a-i Tesûy-ı bî-sûy-ı pür-sürûr: Tebrîz eyâletinde Merend sultânı hudûdunda şehr-i Tesûy başka sultânlıkdır kim dü-hezâr cengâver dilîrân-ı pehlivânân nökere nâm zâd-ı sultândır. Kadı ve müftî ve ser-tâc-ı seyyidî ve münşî ve daroğa ve kelenter ve yasavul akası ve dizçöken ağası ve altı yüz kal‘a nökerleri ve cebehânesi ve topları vardır. Zamân-ı kadîmde Yezdcürd Şâh'ın Tesûbân nâm bir hurmesi bu kal‘ayı binâ etmeğile {bu şehir Tesûbân ismiyle müsemmâ idi. Ba‘dehû} Timur Şâh-ı pür-zûr harâb edüp Cihân Şâh imâr etmişdir. Kal‘ası nehr-i Aras kenârında üç bin aded toprak ile mestûr hâne-i ma‘mûr olup yedi câmi‘i ve üç hammâmı ve altı hânı ve bâzâr-ı muhtasarı olduğu ve şehr-i Merend'e on iki fersah karîb olduğu ve âb u hevâsı ve bâğ u bâğçesi ve mahbûb u mahbûbesi ve me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından ve düvâzdeh elvân engürü ve melçe emrûdu ve Abbâsî ve peygamber emrûdu rub‘-ı meskûnda nazîri olmayup hoş-hor u âbdâr olduğu bu şehr-i Tesûy'a {mahsûsdur}.
EÇS IV 301a
Sene 1057 târîhinde yine Tebrîz-i Âzerbaycân'a geldiğimizde bu şehr-i Tesûy'un evsâfı mufassal tahrîr olunmuşdur kim Erzurûm ve Revân ve Nahşevân ve Hoy ve Behistân seyâhatlerine nazar oluna.
EÇS IV 301a
Andan bu şehr-i Tesûy sultânı ziyâfet-i azîm edüp ba‘de't-tenâvül Rûmiyye hânının bu şehirde elli dükkânçesi ve pest ve şeş bâğ-ı hıyâbânları tahrîr olunup ertesi rûz-ı nevrûzda yine cânib-i şarka âbâdân sahrâlar içre kendler seyr edüp 6 sâ‘at,
EÇS IV 301a
Evsâf-ı kal‘a-i Kumla Çemeni: Sene 998 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis devrinde fermân-ı şehriyârî ile Serdâr-ı mu‘azzam Koca Ferhâd Paşa bu kal‘ayı yasamışdır. Kûh-ı Velya dâmeninde şekl-i murabba‘ seng-binâ bir sûr-ı ra‘nâ olup cirmi üç {bin} seksen adım olduğu ve cümle imârâtıyla ve cemî‘i hayrâtıyla ve yüz elli pâre ma‘mûr Kumla kendleriyle ve Kumla bâğları engüriyle ve sahrâsının etrâfındaki dağlarda olan mağara-i azîmleriyle ve dâmen-i kûhlarda ma‘mûr palankalarıyla yine sene 1057 Tebrîz seyâhatinde mufassal tahrîr olunmuşdur. Bunda dahi fakîr hânın bir sarâyın ve bir çiftliğin ve yedi bâğın tahrîr edüp Kumla sultânından şâha arz-ı mahzarlar alup andan cânib-i şarka,
EÇS IV 301a
Kend-i Sunca: Hâk-i Tesû'dadır, andan kend-i Varka hânım şâh kızları hâssıdır. Andan Mezîd Hân hânı, andan,
EÇS IV 301a
Kend-i Şeyh Safî: Erdebil'de medfûn olan şâhların ecdâdı Şeyh {Safî} hazretlerinin vakfıdır. Andan bu mahalde Kumla ile Tebrîz mâbeyninde cereyân eden nehr-i Karasu, bu nehrin menba‘ı Albak ve Karnıyarık kal‘aları dağlarından cem‘ {olup} niçe yüz kendlerin mezra‘aların reyy edüp cereyân ederek Rûmiyye deryâsına mahlût olur âb-ı hayâtdır. Tebrîz ve Kumla ve Tesûy mâbeynlerinde rûy-ı arzda râygân cereyân eden bu Karasu'dur. Mâ‘adâ cümle uyûn-ı câriyeler zîr-i zemînden cereyân eder kim Âzerbaycân'ın zemîni serâpâ sokak sokak tehîdir kim âb-ı hayât sular geçer. Ve köşe köşe mahalliyle kuyular vardır. Ba‘dehû yine şarka cümle merkûm kendleri geçüp her biri birer kasaba-misâl kend-i azîmler idi. Ba‘dehû vakt-i asrda onuncu sâ‘atde,
EÇS IV 301a
Kend-i Sucecân'da meks olundu. Altı yüz hâneli ve câmi‘ ü hammâmlı kend-i ma‘mûrâtdır. Andan yine şarka,
EÇS IV 301a
Kend-i Ca‘fer Paşa hânı: Süleymân Hân'ın Hadım Ca‘fer Paşasıdır. Kal‘a-misâl hândır ve beş hâne kend-i ma‘mûrdur. Andan,
EÇS IV 301a
Kend-i Bend-i Mâhî: Nâhiye-i Tebrîz'de bin hânedir. Andan,
EÇS IV 301a–301b
Ziyâret-i Hazret-i Muhammed Şâm-ı Gazan: Âl-i Cengiziyân'dan iken İslâm ile müşerref olmağile Âzerbaycân'a pâdişâh olup bu mahalde kendüye bir şehbet binâ eder. Lisân-ı Moğolî'de şehbet mezar'a derler. Şehbetden galat Şâm-ı Gazan derler. Hâlâ İslâmbol'da Galata Kullesi gibi evc-i âsumâna kadd-i kehkeşân çekmiş bir şembe-i gâzîyândır. Ba‘dehû Muammed Gazan sene 693 târîhinde merhûm olup bu kabr-i münevverde hâlâ medfûndur. Hamd-i Hudâ mukaddemâ sene 1057 târîhinde ziyâret etmişdik. Yine ziyâret-i şerîfi müyesser oldu. Hâzâ min fazlı Rabbî. 301b Bu âsitâneyi ziyâret edüp ubûr olundu. Andan yine cânib-i şarka,
EÇS IV 301b
Kend-i Hacı Harâmî: Bu dahi cild (---) de merkûmdur. Bunu dahi ubûr edüp,
EÇS IV 301b
Kend-i Şebter'i ol gün görmemiş idik. Tebrîz nâhiyesinde bir hâneli câmi‘li ve hammâmlı kenddir.
EÇS IV 301b
Andan cümle pür-silâh olup esbâb-ı ihtişâmlarımız giyüp alây ile giderken Tebrîz hânının kethudâsı azîm asker ile karşu çıkup fakîr Rûmiyye hânı dest ber-kafâ bâğlı âdem deryâsı içre hicâb ederek 4 sâ‘atde,
EÇS IV 301b
Evsâf-ı Vilâyet-i İrân taht-ı Âzerbaycân hâk-i pâk-i kûh-ı Ucâ şehr-i azîm ve bender-i kadîm kal‘a-i Tebrîz-i dilâvîz-i kend-i Pervîz
EÇS IV 301b
Ammâ müverrihân-ı Horasân-ı Türkistân içre Tebrîz hakkında yetîmân-ı Tebrîz ve liman-ı pür-sitîz derler ammâ hûb-hevâ-yı Tebrîz-i dilâvîz-i şehrengîz derler. Bu şehre alây-ı azîm ile dâhil olunca Tebrîz hânının dîvânına varup şâhın eşik ağası ibtidâ hânın destin bûs edüp andan fakîr hân zencîr ile gelüp Tebrîz hânının ayağına düşdükde hân aslâ bakmadı ve hakîr varırken hân yerinden kalkup "Selâmün aleyküm" dedi. Zîrâ kânûn-ı kudemâ-yı Acem eyledir kim odalarında oturan hâne sâhibi gelen müsâfire selâm verir. Hakîr dahi evvelden kânûnların bilüp "Ve aleykümüsselâm hân-ı âlîşânım!" dedim. Ardı sıra Murtezâ Paşa ağası geldikde selâm verüp ol dahi selâm alup her birimiz dîvânhâne-i Tebrîz'e karâr etmişdik.
EÇS IV 301b
Ammâ Tebrîz hânı hakîre mestâne(?) nigrân edüp eydür "Evliyâ aka men sene 1047 çağında Gîlân hânı iken özün Şirvân ve Şâmakı hânlarına ve Dağıstân pâdişâhına gelen Evliyâ aka değil misen?", "Belî hânım, men kemter gedâyım. Hamd, Îzid-i Yezdân'a olsun yine mübârek cemâlin görmüşem." dedim. Ammâ Hudâ âlimdir, hâtırımdan ferâmûş olmuşdu. "Hemân sen hoş gelmişsen, sen safâ gelmişsen. Yüz basa gelüp hoş kademle gelmişsen." dedi.
EÇS IV 301b
Hakîr eyitdim "Güzel hân'ımı esende emânda ten-dürüstlükde buldum." deyüp bu beyti terennüm etdim. Beyt:
EÇS IV 301b
Minnet Hudâya erdim e sen serv-i kâmeteŞükrüm budur ki kalmadı hasret kıyâmete
EÇS IV 301b
deyü hâna vâfir tevâzu‘ ve temallukâne mümâşât etdim. Zîrâ gâyet kadr-şinâs vü nükte-şinâs ve sâhib-vakâr u âlî-tebâr ve muhteşem-i zamâne vü kührâb-ı zemâne ve müdebbir ü akl-ı Aristo-re’y bir dûrbîn-fikr bây; Isfahân'da hânlar hânlığından ma‘zûl olmuş ya‘nî sadrıa‘zamlıkdan ma‘zûl olmuş kimesne idi.
EÇS IV 301b
Hemân Melek Ahmed Paşa efendimizin mektûbların verüp eline alup bûs edüp serine koyup "Aleykümüsselâm" deyüp nâmeyi bî-bâk ü bî-pervâ kırâat edüp eydür, "Evliyâ akam! Van vezîri karındaşımız buyurmuşlar kim eğer Rûmiyye hânının talavladığı kırk bin koyun tahsîl olup Evliyâ akaya teslîm olmazsa nakz-ı ahd İrân-zemîn tarafından olup biz dahi ana göre tedârik iderük deyüpdür. Pes Osmânlı tedâriki oldur kim bir alây urguncu askerdir, İrân-zemîn memleketin âlân u tâlâna gelirler! İşitmişsen hemî, Kebut bahtlı Hindîvâne kuhanlı Rûmiyye hânı çelebisi! Pes siz ne hayırmânde çelebisen kim kayser-zemîn hânlarından senin hakkına böyle şikâyetler gele. Men sana her bâr biti civermezmiydim ki ey sefîh mâder-i bahtây-ı nâdürüst ü celef zenî sakınasın kim intihâ-yı serhadsin, Osmânlıyla hüsn-i zindegâne edüp nîk-nâm kazanasın, deyü sana varak yazdım. Sen kim, şâh yanında menim ammilerim vardır, deyü mağrûr olup top u tüfengünle Osmânlı serhaddin urursun. Çünki cülâver ve dilâver fetâsın. Giresin Hind ile Kandehâr'da ceng idesin {yahûd} menim gibi şehr-i Gîlân'da Moskov kâfiri keştîleriyle ceng edesin. İşte Evliyâ akam, ol cengde hâzırım idi, henim şâhid-i âdilim idi." dedikde,
EÇS IV 301b–302a
Hakîr eyitdim "Hânım! Hazret-i Düldül-süvâr Esedullah Aliy-yi Veliy-yi Kerrâr, Dâmâd-ı Resûl râhiyçün olsun ve Düvâzdeh imâmân rûhlarıyçün olsun afv ile mu‘mele eylen. Bizim vezîrin nâmesinde eğer koyunlar tahsîl olmazsa tahsîline sa‘y-i belîğ edesiz demiş. Hamd-i Hudâ kırk bin koyunu bu abd-i hakîre tahsîl edüp cümle kavm-i Pinyanişîler ve ol azu dişliler ile eyzân u itkân huccetleri alınup kırk bin koyun paşaya vâsıl olduğu mektûbları paşadan bu hakîre gelüp vâsıl olmuşdu. ‘İşte mektûb, işte Rûmiyye mollasının huccet-i şer‘iyyeleri!’ deyü cümle varakları hâna verüp ve yedi aded Pinyanişi 302a Kürdünden âdemler götürmüş idim. Anlar şehâdet edüp "Bir koyunumuz kalmadı ve da‘vâ ve nizâ‘ımız tavsadı" dediklerinde Tebrîz hânı paşanın "Koyunlar bize vâsıl oldu." deyü Rûmiyye hânına gelen mektûbları ve huccet-i şer‘iyyeleri okuyup "Hamd-i Hudâ! Henim Osmânlı ile ber taraf olmışıh, ammâ Evliyâ akay şimden gerü bu sefih {Rûmiyye} hânın işi Allah'a kalup andan güzelce şâha kaladır. Bunın elbette gözlerine şâh milçe ve başına kızgınlı taşça geçiriserdir ve ödün sınıhdırasardır" dedikde,
EÇS IV 302a
Hakîr eyitdim: "Hâşâ sümme hâşâ, siz hânım huccet-i şer‘iyyeleri gördünüz. Elbette şer‘-i Muhammedî'yi ve kânûn-ı Şeyh Safî'yi icrâ etdirirsiz. Bu nâmeyi ve huccetleri güzelce şâha gönderüp bu fakîr nâ-murâd hânı âzâd eder. Mukaddemâ siz dahi şâh eşiğindeki ağanıza gûsfendlerin tahsîl olduğun anlara ve sultânıma bildirmişdim." dediğimde,
EÇS IV 302a
{Tebrîz hânı eydür}: "Belî eyle oldu. Mena bir yahşı varağın Rûmiyye'den gelipdir." dedi.
EÇS IV 302a
"İmdi hânım! Koyunlar kobdan tahsîl olupdur. Bu nâ-murâdı Habîb-i Hudâ aşkına âzâd etdir ki ebü'l-kelâmsın ve hem sipehsâlâr-ı mu‘azzamsan!" dediğimde,
EÇS IV 302a
{Tebrîz hânı eydür} "Berâ-yı hâtır-ı Evliyâ akay, ey eşik ağası, güzelce şâh başıyçün ol sefîh hânın pây-bendlerin al galan. Şâh zencîriyle kalsın. Yahşi gözlemen. Bir kerre güzelce şâha bu mektûbları ve huccetleri göndereyim ve ben de ve sen de varaklar yazalım, şâha gönderelim. Görelim ne zuhûr eder, bilelim." dedikde hakîr ve erbâb-ı dîvân, Tebrîz ve şâh ağası ve fakîr hân dest bûs edüp {ol ân hânın} ayağından zencîrin ve gerdeninden duşahın {alup ancak fakîr hân altun} zencîr ile göz hapsinde kaldı.
EÇS IV 302a
Ve ol ân şâha nâmeler ve huccetler ve hakîrin koyun tahsîl etdiği defteri çapar ile şâha gönderüp ancak hân ile şâh akası Tebrîz hânı yanında müsâfir oldular. Hakîr ile Murtezâ Paşa ağası hân kethudâsına mihmân olmak fermân olıcak {hemân hakîr Tebrîz hânına eyitdim}: "Hânım, Melek Ahmed Paşa karındaşınız hâna selâm edüp bu cevâhirli hançer-i zerrîni pîşkeş gönderdi." deyü hançer-i murassa‘ı hânın destine verince hân dikkat-i tâm ve temâşâ-yı ihtimâm sarf edüp baka baka ve dîvânda halka bakdıra bakdıra tamâm oldular. Ba‘dehû kemerine bend kıldılar.
EÇS IV 302a
Andan hakîr eyitdim: "Hânıma iki sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlar gönderdi kim biri Âl-i Osmân pâdişâhının atlarından biri Şâm-ı cennet-meşâm atlarındandır." dediğimde atları huzûruna çekdirdim.
EÇS IV 302a
Kaçan kim murassa‘ eğerli ve pâk rahtlı bisâtlı eşheb cılgıdan iki başdan küheylân atları görünce koca kırçıl Kaytmaz Hân'ın aklı gidüp eydür: "Hân karındaşımız yahşılık etdi. Hak berekât versin." deyü birkaç kerre atın zîr ü pestine nazar edüp aklı gitdi. Andan öbür dibâ çullu yelegendez hurmâyî doru seylâvî atı görünce, "Bârekallah sad bârekallah!" deyüp ol vakt-i zuhr olunca at temâşâsı edüp âhir murassa‘ zeynli ata süvâr olup havlıda birkaç kerre turayl u cevelân kılup safâsından gûyâ cihân anın oldu.
EÇS IV 302a
Andan dîvânhâneye gelüp eydür: "Evliyâ akam men bu esb-i sefîdi güzelce şâha gönderirem." dedi.
EÇS IV 302a
Hakîr eyitdim: "Hânım mâl senindir, özün yahşı bilinsin. Eğer hânım sen atı güzelce şâha gönderirsen ahdim olsun vezir karındaşından sana eyle iki küheylân getüreyim, ammâ hânım azîz başın içün ve güzelce şâhın başıyçün şu fakîr hânı halâs eyle." deyü yine temennâ etdim. "Be-ser-i çeşm Evliyâ akam, görelim!" dedi.