EÇS IV 302a
Andan meydân-ı muhabbete destehânlar gelüp bir ziyâfet-i azîm tenâvül olunurken hakîr {eyitdim: "Hânım} şu fakîr hânı zencîr ile ta‘âma kığırasın" dedim. Hân eyitdi. "Şâh gazablısıdır. Kânûn-ı İrân-zemîn değildir." dedi. Hâh-nâ-hâh ricâmız kabûl olup eşik ağasıyla ikisi bir zencîrde ta‘âm tenâvül ederken fakîr hân firâvân nâz ü niyâz ve sâz u girişmeler etdi. Tebrîz hânı eydür: "Eyle olur." deyü bu mısra‘ı eyitdi. Mısra‘:
EÇS IV 302a–302b
Ba‘de't-ta‘âm hânı yine hapse gönderüp bizler dahi Murtezâ Paşa ağasıyla konağımıza gitdik. Sehel istirâhatde iken gördüm ki hândan beş girde bâliş-i zerdûz ve beş câme-hâb yorkan-ı zerbâf ve üç yüz guruş ve bir boğça câme don ve bir şemmâme amber-i hâm ve bir kara çubuk at Acemâne raht u bisâtıyla geldi ve ol gice bedüristî şâha kâsıdlar gönderüp Allahu a‘lem hânı derûndan Paşadan getirdiğimiz kır atı murassa‘ eğeriyle şâha gönderdi. Ve ol gice hakîr de şâh eşiğinde bizim Alî Ağa'ya hânın halâsı 302b ricâsıyçün muhabbetnâmeler tahrîr edüp hân tarafından vâfir va‘de-i kerîmeler tahrîr edüp Rûmiyye hânının çaparıyla haber gönderdim.
EÇS IV 302b
Ale's-seher ki oldu, bu hakîri hân-ı Tebrîz dîvânına da‘vet edüp eydür: "Evliyâ akam, sizin hânınız ne mene şahısdır ve ne bâğun gülidir ve ne bostânın bülbülüdür" dedikde,
EÇS IV 302b
Hakîr eyitdim: "Hânım İslâmbol'da Tophâne şehrinde vücûda geldi ve beş yaşında Abaza diyârına süd anası götürdü ve on beş sene Abaza diyârında abaza olup Sultân Ahmed'e hedâyâ geldi. Ahmed Hân harem-i hümâyûna alup kırk yıldan sonra fâtih-i Revân Murâd Hân'a silâhdâr olup Revân'da ve Nahşevân'da ve Tebrîz u Kotur'da ve ba‘dehû Bağdâd seferinde cümle bile idi. Hâlâ otuz sâldir kim hândır. Şimdi serdâr-ı mu‘azzamlık ile Van'da hânlar hânıdır." dedim.
EÇS IV 302b
Hân eyitdi: "Eyle ise Evliyâm bu vezîriniz bu diyârların ahvâlin yahşı bilir?" dedi.
EÇS IV 302b
"Belî sultânım eski vezîrdir. Zabt etmediği menâsıb-ı âlî kalmamışdır" dedim.
EÇS IV 302b
"Ey Evliyâ akam, bu Bitlîs hânıyla bu ramazânda yaman ceng-i âlî edipdir. Aslı ne olupdur?" dedikde,
EÇS IV 302b
"Hânım, Acem tüccârın ve yeniçeri sevdâgerânın bâc içün rencîde-hâtır etdiği ecilden Van gümrüğü mu‘attal kaldı. Âhir paşa birkaç kerre tenbîh etdiğinden mütenebbih olmayup üstüne yetmiş bin asker ve bu kadar gemilerle Van deryâsından toplar çeküp hânın üzerine varup bin altmış beş Ramazân'ının yigirmi beşinci pazarertesi gün {Bitlîs} hânı askerine bir seyf-i Melek uruldu kim felekde melekler pesend eylediler. Âhir-ı kâr Bitlîs hânı firâr edüp nâbûd olup ciğer-kûşesin yerine hân etdi." dediğimde,
EÇS IV 302b
Hân eyitdi: "Koca Melek vezîr yahşı etdi. Ol hândan bizim Tebrîz tüccârları dahi âcizler idi. Ol gideli sevdâgerlerimiz emn-i emân-ı Osmânlı varup gelmişlerdir." dedikde,
EÇS IV 302b
Hakîr eyitdim: "Hânım bizim vezîr ile hüsn-i ülfet içün sizden dahi elçi nâmında bir akanız gitse, yahşı atlar alsa gelse, mâbeyn-i serhadde emn-i emân olurdu." dedim.
EÇS IV 302b
Hân eyitdi: "Vallahi cânım Evliyâm, bu kelâmları seninle anınçün danışık etdim. Vakt-i seher bir pâk-zebân elçi gönderirem. Hele Van'dan haber aparıcılarımız gele, ana bakarım." dedi.
EÇS IV 302b
Ale's-sabâh Esed Ağa nâm bir ağaya elli aded tâvûsî devesiyle pirinc-i Revân ve on beş tüfeng-i Mâzenderân ve on Gürcî çâker cüvân ve elli aded post-ı kaplan ve beş aded döşeme keçe-i Isfahân ve beş aded harîr haliçe-i Lahîcân ve yüz kıt‘a kâse vü tabak [u] fincân ve kâmil on re’s alaca yorğa ve altı re’s esb-i kara çubuğ küheylânlar ile {Paşa'ya} nâmeler gitmede. Hakîr dahi vesîle olmak içün yigirmi {aded} nefer koşdum. Anlara hân otuzar guruş ve birer Keşân katîfesi verüp cümle yüz nefer âdemler ile diyâr-ı Van'a revâne oldular. Ertesi gün,
EÇS IV 302b
Âmeden-i haber-i mûhiş, be-cânib-i kal‘a-i Van ve kal‘a-i Ercîş {ve mine'l-bedâyi‘ münâzarât-ı hakîr bâ hân-ı Tebrîz fakîr}
EÇS IV 302b
Ale's-seher ki oldu hân, hakîri katına kığırup eydür: "Ey bürâder-i cân-berâberim Evliyâ aka-yı mâ",
EÇS IV 302b
Hân eyitdi: "Haberdâr mısan kim Van'dan bir çaşıdım haber aparup geledir. Gûş kılarsan ne der!".
EÇS IV 302b
Hân eyitdi: "Çağır galan şu pis gidiyi." dedikde,
EÇS IV 302b
Çaşıt Gökdolak eydür: "Hânım kayser-zemîn hânı Van'da Gökmeydânı'nda serâperdesin kurmuş. Heze başına nöker birikdirüp hayme vü hargâhıyla ve bâr [u] bengâhıyla ol çerâgâhda meks edüp diha diha kal‘a-i Van'da balyemez toplar ve gülle gülle kûblar hânın çetr-i mülammâ‘ı pîşine koyalardır ve azîm sefer tedâriki idelerdir. Ammâ hânım Van şehri kazgan min kepçe olmışam Îzid-i Yezdân ve Perverdigâr hakkiyçün ve kırmızı Murtezâ Alî'nin pâk rûhiyçün bu kadar cüst ü çâlâklik edüp çaşıtladım, yek zerre haber aparabilmedim ki sefer ne cânibe ola bilmedim" deyü cevâb-ı nâ-savâb verdikde,
EÇS IV 302b
Kayıtmaz Hân hakîre hitâb-ı müstetâb edüp eydür: "Evliyâm bu ne mene tecdîd-i sulhdur kim sen elçilik ile gelesen, eşidirsen ve elçi taleb edersen. Biz dahi elçi çıkaralım. Sizin hânlar hânınız heze asker cem‘ edüp zâhir İrân-zemîn üzre asker çekedir, men ana hayrânam" dedi.
EÇS IV 302b–303a
Hakîr eyitdim: "Hânım, çaşıt yahşı çaşıt ammâ sefer ne cânibedir haber aparamadım der. Hânım ise mütehayyir bakar elbette sefer bu cânibedir deyü vücûd verirsin. Ammâ hânım alimallah şehidallah ve Bâb-ı âlî âlimdir kim sefer yine Bitlîs hânı üzre ola. Zirâ firâr eden hân ele girmemiş 303a idi. İşte hânım men bu Tebrîz'deyem. Eğer böyle değilse menim her kelâm-ı sahîhim dürûğ u lâğ olsun" dedim.
EÇS IV 303a
Hân eyitti: "Evliyâ akam, bu mizim çaşıtlarımız şâhdan ve bizden donluh giyerler ve çörek yerler. Her biri tekmîl-i fünûn etmiş Arab u Hind ü Özbek Tatar seyyâhı çaşıtlardır. Gayri zamân haber aparırlardı. Şimdi sizin hânınız zamânında niçe haber aparabilmezler. Men ana hayrânam" dedikde,
EÇS IV 303a
Hakîr eyitdim: "Hânım, el-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir mazmûnu üzre paşa-yı kâm-kârdadır. Yohsa söz gayrı nâbekâr-ı bîkâr hîlekârda yokdur. Cümle söz paşada olmağile çaşıdınız haber aparabilmemiş. Osmânlı hemîşe her işe böyle endîşe eder kim çaşıda muhtâc değillerdir ve {Melek Ahmed Paşa efendim} cümle {Acem} hânları ile ve mîr-i aşâ’irler ile ve bâ-husûs Rûmiyye ülkesiyle ve sizin Tebrîz ülkesiyle cümle sulh u salâh üzredir. İllâ Bitlîs hânı üzre seferi vardır. Bir gün işidirsiz kim Van deryâsında gemilere toplar komuşlar. Bitlîs üzre {sefere} gitmişler derler." dedim.
EÇS IV 303a
Hemân çaşıt eyitdi: "Vallahi hânım, Evliyâ aka danışık itdiği kimi, Van iskelesinde yigirmi pâre gemi âmâde idi, ihtimâldir sefer ol tarafa ola derlerdi, ammâ henüz kimesne seferin asl [u] fer‘in bilmezdi" deyü çaşıt cevâb etdikde,
EÇS IV 303a
Hân eydür: "Hey kûteh bahtlı çaşıt, ol kenârlara gemi komağa "hâb-ı hargûş" diyerler, "Osmânlı tavşanı araba ile avlar." derler.
EÇS IV 303a
Kayser-zemînin niçe yüz bin gûne mekri vesîleleri vardır. Ülke-i Osmânlı yağmacı Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adüv-şikâra benzer. Bir gün görürsün kim Bitlîs hânı üzre Hakkarî ve Pinyanişî üzre derken bizim Rûmiyye ve Salmas ve Hoy ve Merend ve Kumla ve Tebrîz sahrâların nehb ü gâret edüp Tatar gibi şebhûnlar eder. İmdi yaman günin tedârikin yahşı görmek gerek. ‘Cüstün işi gâfil kişinin başı kesilir’ demişler. Ne dersin Evliyâ akam bu müşâvere bu danışıklıklar yahşılık değil midir?" dedi.
EÇS IV 303a
Hakîr eyitdim: "Hânım Âl-i Osmân Oğuz tâ’ife vü minkaladır ve deryâ-misâl askere mâlik olduğundan hîle ve hud‘a nedir bilmez. Bir cânibe hâb-ı hargûş gösterüp bir tarafı urmağa tenezzül etmez ve hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeynliğe ol hîle-i bednâmı düşürmez. Ve cemî‘i zamânda Osmânlı ahid-şikenlik edüp bir düşmanının üstüne ale'l-gafle varmamışdır. İbtidâ sulha muğâyir bir pîşekârlık edeni evvel elçiler ile nâmeler gönderüp mudârâlar gösterir ve ‘Vaktine hâzır-bâş ol!’ deyü haber gönderir. Sonra deryâ-misâl asker ile kankı düşman ise üzerine çeküp intikâm alır. Yohsa hânım eğer Âl-i Osmân ve eğer vüzerâları evvel kendileri ahid-şikenlik etmemişlerdir. Husûsan bizim Melek Ahmed Paşa vezîrimiz hânımla dost ve kardaş olup hiçbir cânibe hakâret nazarıyla nazar eder mi?" deyü Tebrîz hânına inşirâh-ı sadr-ı derûn haberleri verdim.
EÇS IV 303a
Ammâ fakîr hâna telâş elvermiş, "Bu {Van} askerinden çaşıtlarım bir haber alabilmediler. Ben güzelce şâhıma ne cevâb vereyim?" deyü serserî gezerken,
EÇS IV 303a
Van'dan bir çaşıt dahi gelüp eydür: "Hânım müjde kim Van vezîri çopduğu Bitlîs hânı kaçmış imiş. Heze yine Bitlîs'e gelmiş imiş. Yine askerle Melek Hân ol hân-ı bî-cân üzre gitmededir" deyü haber-i meserret-i sahîh getirince,
EÇS IV 303a
Hân Kayıtmaz çaşıta on altun verüp "Tiz yine sen gidüp dahi ziyâde haber apara gelesen!" dedikde,
EÇS IV 303a
Çaşıt diz çöküp eydür: "İşte gerdenim, işte tîğın, menim hurdelerimi ve türtüllerimi ve ciğer-kûşelerimi garîb koma galan. Kanı menim yâr-ı gârım Hudâdâd niçe oldu sormazsan hey hânım" deyüp çaşıt ağladı.
EÇS IV 303a–303b
Çaşıt eyitdi: "Hânım, Hudâdâd ile meni Van ordusunda çaşıtdır deyü dutup Melek vezîrin serâperdesi önüne meni ve Hudâdâd'ı götürüp adı Melek kendi zâlim bizi söyledüp men garîbim deyü diz çöküp bir aşr-ı Kur'ân okuyup Fâtiha dedim. Hemân ol Fâtiha berekâtıyla felekde Melek beni âzâd etdi. Hudâdâd fakîr meded imdâd-ı dâd derken Van hânı önünde cellâd-ı Mirrîh fakîr Hudâdâd'a Hudâ'dan korhmadan bir hudâyî kılıç ile urdu kim Hudâdâd fakirin kellesi feryâd ederek galtân olup hamd-i Hudâ men halâs oldum. Belî hânım mena min tümen ahça virsen men bir dehi bu Van hânı devrinde Van'a çaşıtlığa gitmenem. Heze mende erlik ve hünerverlik kalmamışdır, Vallah ve Billah" deyü yaka silküp yemîn etdikde cümle hâzırân safâ-yı merdân olanlar ol meydânda handân olmadan usları gidüp bî-dermân kaldılar. 303b
EÇS IV 303b
Hamd-i Hudâ on ikinci günde şâh eşiğinden yine bir eşik ağası ile yarlığ-ı belîğ-i şâhî gelüp Rûmiyye hânının ve hakîrin destinde olan huccetlerimiz getirüp Tebrîz hânıyla hakîrin mektûbları şâhın destine irüp şâh yanında olan Alî Ağa'mıza şâh hakîri su’âl edüp "Ne mene kimesnedir, men anı bir kerre Evliyâ aka nâmıyla Bağdâd'dan Hemedân hânına geldi işitdim. Bir kerre Gence hânı yanında işitmişem. Şimdi mektûbun görmişem. Olmaya kim bu kişi Acem ferzendlerinden ola?" der.
EÇS IV 303b
Alî Ağa eydür: "Şâhım aslında Kütahiyyelidir. Melek vezîrimizin imâmı ve musâhib-i yâr-ı gârıdır ve vâlidesi tarafından paşamıza karâbeti vardır. Ve Sultân Murâd Hân'ın çerâğ-ı efrûhtesi ve hâfız-ı Kelâmullah'dır" deyü hakîri Alî Ağa şâha hüsn-i terbiyeler eder.
EÇS IV 303b
Şâh eydür: "Rûmiyye hânı sefîhden kırk bin koyunu tahsîl edüp hâlâ Evliyâ aka, hânın cürmin afv ricâ etmiş." der.
EÇS IV 303b
Hemân Alî {Ağa} fürce bulup eydür: "Şâhım men dahi ricâ ederem." dedikde derhâl yarlığ-ı şâhî yazılup dîvân-ı Tebrîz'e çapar ile {nâme} gelüp kırâat olundukda,