İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IV 332a
Hamd-i Hudâ sıhhat ü selâmet-birle sene 1066 mâh-ı Rebi‘ulevvel'inin yevm-i isneyninde rûz-ı nevrûz-ı mevlûd-i şerîf-i Nebevî'de şehr-i Bağdâd'a dâhil olup vâlî-i Irâk Kara Murtezâ Paşa hazretleri huzûruna varup dest bûs edüp Melek Ahmed Paşa efendimizin mektûb-ı muhabbet-uslûb ve hedâyâ gönderdiği murassa‘ gılâflı kılıcı ve bir cevâhirli hançer-i zülficcâmı ve bir cevâhirli çârkab tîrkeşi Murtezâ Paşa'ya verdikde cihân cihân hazz edüp hakîre eydür: "Evliyâm hoş geldin ve safa geldin. Ya biz sizi Tebrîz'den çıkup bürâderimizi Acem destinden halâs edüp bu cânibe teveccüh etdiğiniz çokdan istimâ‘ etmişdim" dedikde,
EÇS IV 332a
Hakîr eyitdim, "Sultânım evvelü'r-refîk, sümme't-tarîk fehvâsı üzre Alî Ağa kulunuz ve beğefendi karındaşınız münâsib refîkler olduklarından ve sultânım Bağdâd'da olmayup Düceyle arkın tathîr etmeğe azîmet etdiğinizden birkaç gün diyâr-ı Acem'de şehr-i Hemedân u Dergezîn ve Kum u Kâşân'da ve yetmişyedi pâre şehr-i mu‘azzamlarda eylenüp gezüp bu kadar bilâd-ı mu‘azzamaları seyr [ü] temâşâ edüp sultânımın mübârek cemâl-i bâ-kemâlin görüp bürâder-i azîziniz getirdiğim hizmet-i şerîfinde bulunduk." dedikde paşanın Alî Ağası ve paşanın karındaşı ve mahpus-ı Acem olan mataracıbaşısı gelüp ser-ber-zemîn bûs etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa ayağa kalkup bürâder-i mihter-i cân-berâberin bâğrına basup eynindeki semmûr kürki karındaşına giydirüp bir kürk Alî Ağasına ve bir semmûr lipâçe bu hakîre giydirüp Mercâniyye Medresesi cenbinde bu hakîre bir konak verüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtımız ile üç aşbâz ta‘yîn edüp yedi aded hücrelerimiz kalemkârî çin[i]lerle ve harîr haliçeler ve Mardin yasdıklarıyla hânemiz döşeyüp bir kise hammâm akçesi ihsân edüp şeb [u] rûz kendülerinin nedîm-i hâslarından olup kal‘a-i Bağdâd'ı temâşâya meşgûl olup alâ kadri'l-imkân ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etdiğimiz ahvâlâtın beyân idelim. Evvelâ,
EÇS IV 332a
Binâ-yı Bağdâd-ı behişt-âbâdın bânîlerin beyân u ayân eder
EÇS IV 332a
Manzara-i evvel oldur kim müverrihân-ı Arab u Acem ve Hind ü Sind ü Rûm ve nükte-pezîrân-ı zevi'l-mefhûm kavilleri üzre ba‘de't-Tûfân Ays evlâdlarından Heremdâd nâm bir melik bir kal‘a-i azîm ü hısn-ı hasîn ü sedd-i metîn binâ edüp anın ismiyle müsemmâ Heremdâd nâm bir sûr-ı âbâddandır. Hâlâ bu imâr olan Bağdâd'dan aşağı Eski Bağdâd dedikleri şehr-i Heremdâd idi kim hâlâ eser-i binâları Şattu'l-Arab kenârından cânib-i şarkda tâk-i Kisrâ'ya varup tâ nehr-i Diyâle'ye varınca iki günlük yollarda âsâr-ı imâretleri zâhir ü bâhirdir. Harâbâbâdı içre âdem girse gâ’ib olur.
EÇS IV 332a–332b
Müverrihân-ı kudemâ olan Mıkdısî-i Yarmenî bu hâk-i Irâk tahrîrinde yed-i tûlâsın ayân u beyân edüp mezkûr Eski Bağdâd-ı Heremdâd hakkında eyle tahrîr ü tasdîr ü terkîm edüp eydür kim: "Hâk-i Irâk hudûdu tûlen Tikrit şehrinden tâ şehr-i Sadan'a varınca idi. Ve arzı şehr-i Kâdisiyye'den tâ şehr-i Hulvân'a varınca hudûd-ı İremleri varmış idi. Ve nefs-i şehr-i Heremdâd Şattu'l-Arab kenârından cânib-i şarka iki günlük yolda nehr-i Diyâle'ye varmış. Tûlen ve arzen bir sevâd-ı mu‘azzam idi. Ve vasat-ı şehir içre tâ nehr-i Diyâle'den üç aded tur‘a gelüp cereyân ederdi. Ve ol asırda cümle hâk-i Irâk'da nehr-i Şatt ve nehr-i Furât ve nehr-i Diyâle'den cümle yedi bin aded tur‘alar cereyân edüp arz-ı Irâk'ı saky edermiş. Ve bu Heremdâd'un vasatında deyr-i püt-gedesi var imiş kim cemî‘i kıbâbları üç bin amûd-ı müntehâ üzre mebnî üç bin altmış aded kıbâbları olup yedi bin aded huddâmları var imiş. Ve nehr-i Van 332b dahi Kürdistân kuhlarından gelüp nehr-i Dicle'ye bu Heremdâd altında mahlût olurmuş. Ve nehr-i İsâ içre ve nehr-i Serâb kenârınca niçe bin âsiyâb-ı dakîkler deverân edüp mezkûr nehreyn-i mübârekeynler üzre niçe bin keştîler şinâverlik edüp şehr-i Heremdâd'a tüccârân ile metâ‘ getirüp kâlâ vü vâlâ getirirlerdi. Ve ne mertebede sevâd-ı mu‘azzam idüğü andan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim bu şehr içre hammâm-ı hâs [u] âm ile hammâmât-ı mahsûs-ı benâm altmış bin hammâm idi" deyü tahrîr etmişler. Hattâ Cerîr-i Taberî dahi "Bu Eski Bağdâd-ı Heremdâd'ın her hammâmı içre beşer âdem olsa olmaz her hammâmda ellişer huddâm var idi", deyü bî-hisâb benî Âdem tahrîr etmiş "Ve cümle kırk bin sırmakeş ve altı bin zerkûb var idi. Gayri esvâk-ı bâzârı ve niçe kerre yüz dükkânçeleri ve niçe yüz bin aded âsâr-ı imârâtları ana göre kıyâs oluna." deyü tahrîr etmişler. Ammâ şimdiki hâlde kân-ı mâr-ı mûr [u] bûm-ı gurâb olup ancak âsâr-ı binâdan Tâk-i Kisrâ nâm bir binâ-yı benâm kalmışdır. İnşâallahu Ta‘âlâ mahalliyle ol dahi tahrîr olunur.
EÇS IV 332b
Ehl-i hâl olan bu köhne-âbâdın harâbından ibret almak gerekdir kim âyet: Arapça nassı nâzil olmuşdur kim bundan ukalâ-yı dûrbîn-fikr ibret almak gerekdir.
EÇS IV 332b
Sebeb-i harâbî-i Bağdâd-ı atîk
EÇS IV 332b
Bu şehr-i Heremdâd'da bir zamân kavm-i Yahûd çok olmağile Buhtunnasr hûn-ı Yahyâ talebiyçün hurûc edüp ibtidâ bu şehrin Yahûdların kırup şehri dahi harâb u yebâb etdi ve altı yüz sene harâb yatdı. Ba‘dehû Hazret-i Risâlet-penâh senesinden evvel Enûşirvân-ı âdil yedi aded kenz-i Kârûn bulup bu şehr-i Bağdâd-ı atîki ve Tâk-i Kisrâ'yı imâr etdi. Zîrâ Tâk-i Kisrâ eyle bir kasr-ı ulyâ idi kim cemî‘i selâtîn-i Irâk'ın yaylagâhı idi. Hazret-i Resûl-i Ekrem sa‘âdetle rahm-i mâder-i Emîne Hâtûn'dan Mekke-i Mükerreme'de müştakk olduğu leyle-i mübârekde bu Tâk-i Kisrâ münhedim oldu ve Urfa şehrinde âteşgede-i Nemrûd-ı merdûd söndü ve Tarabefzûn şehrinde üç yüz tılsımât ser-nigûn oldu ve Kırım diyârında kal‘a-i Kefe'de tuçdan bir atlı sûret ile ser-nigûn oldu ve İslâmbol'da Sarâyburnu'nda ve Atmeydânı'nda ve Altımermer'de ve Yedikulle'de ve Avretbâzârı ve Tavukbâzârı'nda ve Galata Kullesi yerinde üç yüz altmış altı {aded} tılsımâtlar cümle baş aşağı olup Ayasofya kubbesi ve İşpaniye'de Kızılelma Deyri kubbesi münhedim oldu.
EÇS IV 332b
Ve'l-hâsıl "Leyle-i mevlûd-ı Nebî'de bu rûy-ı arz içre yetmiş bin alâmet zuhûr etdi." deyü cümle müverrihler ve cemî‘i ehl-i siyerler yazdığından mâ‘adâ Rûm Yanvân ve Mıkdısî-i Yarmen târîhlerinde ve gayrı milel bile târîhlerinden tahrîr etmişlerdir. Zîrâ cümle Nasârâ Hazret-i Resûl'i inkâr etmezler, ammâ kavm-i Arab'a ba‘s oldu derler.
EÇS IV 332b
{Ezîn-cânib} ba‘dehû Enûşirvân Hazret'in zamânında Bağdâd meliki idi. Hazret'e mu‘tekid olup Hâtem-i Tay nâm Arab beğin hedâyâ ile Hazret'e gönderüp mübârek ağzı yarların ricâ etmişdi. Hazret-i Resûl-i Ekrem dahi ricâsın kabûl edüp ağzı yarın âb-ı Zemzem ile mülammâ‘ edüp Hâtem-i Tay Enûşirvân-ı âdile götürüp kireç ve cıbıs içine Hazret'in ağzı yarın katup Tâk-i Kisrâ-yı Enûşirvân ta‘mîr etdi. İlâ hâze'l-ân râygân bir tâk-i Enûşirvân'dır. Ol sene Hazret-i Risâlet-penâh henüz yigirmi sinneye bâliğ iken ol sene Enûşirvân ve Hâtem-i Tay nâm mîr-i Arab merhûm oldu. Hikmet-i Hudâ Enûşirvân mevt olduğu sâ‘at bir zelzele-i azîm olup cümle halkıyla Eski Bağdâd münhedim oldu. "Bu zemîn menhûs-ı ekberdir." deyü yigirmi sene dahi mu‘attal yatup Hazret-i Risâlet'e kırk yaşında nübüvvet geldikde,
EÇS IV 332b
Evsâf-ı kal‘a-i cedîd {ya‘nî} Irâk-ı Bağdâd-ı sedd-i sedîd
EÇS IV 332b
Çünkim Hazret-i Risâlet'e kırk yaşında Arapça emriyle nübüvvet geldikde Bâğ ibn Dâd bin Ankâyi'd-Dâr-ı ber-murâd evlâd-ı Amâlika'dan idi. Hazrete gelüp Bâğ ve pederi Dâd huzûr-ı Resûl'de îmân ile müşerref olup Melik Bâğ bir kal‘a âbâd etmeğe Hazret'den izin taleb etdi. Hazret dahi izin verüp "Dâr-ı Nu‘mân-ı na‘îmân dârü'l-hilâfe-i dâr-ı Bağdâd ola" buyurmuşlar.
EÇS IV 332b–333a
Andan Bâğ ve pederi Dâd 333a hâk-i Irâk'a gelüp hâlâ şimdiki Bağdâd'ın esâsına şürû‘ edüp Hazret'in nübüvveti gününden tâ hicret-i Resûl'ün evvelki senesinde tamâm olup Bâğ ve pederi Dâd binâ etmeğile kal‘a-i Bağdâd denilmesinin vech-i tesmiyyesi oldur.
EÇS IV 333a
Bânî-i sânîsi, Hürmüz-i Tâcdâr ibn Enûşirvân'dır. Ekâsire melikleri bu Tâcdâr'da inkırâz buldu. Ammâ Gürcîstân'da kavm-i Dâdyân ekâsireden olmak iddi‘âsın ederler.
EÇS IV 333a
Bânî-i sâlisi, Âl-i Emeviyyûn'dan el-Melikü'l-Devânîkî tevsî‘ etdi ve gâyet ma‘mûr etdi. Bu Mansûr-ı Devânıkî gâyet hasîs ü le‘îm ü nekes kes olup hisset denâ’etinden bir dankı hisâb etdiğiyçün Mansûr-ı Devânıkî derlerdi. Gerçi gaddâr halk eyle derler ammâ Âl-i Emeviyyûn'dan eyle bir sâhib-i kerem ve sâhibü'l-hayrât gelmemişdir. Bu Bağdâd kal‘asın tevsî‘ etdikden sonra Mekke-i mükerreme'ye varup Harem-i Mekke'yi ve cemî‘i kıbâbların müceddeden tevsî‘ edüp ve iki aded minâre-i serâmed inşâ edüp hâlâ Harem-i şerîf etrâfında yedi aded minâre-i âlî olmışdır kim her biri beşer ve dörder şerîfeli minâre-i bâlâlardır. Ba‘dehû Devânıkî Hazret-i Resûl'i vâkı‘asında görüp "Yâ Mansûr, benim şefâ‘time gel!" derler. Hikmet-i Hudâ ertesi Mansûr-ı Devânıkî merhûm olup Mekke-i Mükerreme hâricinde cânib-i şimâlde Bâb-ı Mu‘allâ nâm bir makâm-ı benâmda kıbâbı içinde medfûndur. Rahmetullahi aleyh. Andan,
EÇS IV 333a
Bânî-i râbi‘-i Bağdâd-ı evvel, Abbâsiyân'dan Halîfe Abdullah ibn Muhammed ibn Alî ibn Abbâs'dır.
EÇS IV 333a
Bânî-i hâmisi, sene 244 târîhinde Emîrü'l-mü’minîn Hârûnu'r-Reşîd'dir.
EÇS IV 333a
Bânî-i sâdisi, sene (---) târîhinde Me’mûn Halîfe'dir kim Bağdâd'dan Mısır'a varup îze tarafındaki Heremeyn dağlarından kenz-i Kârûn çıkarup ol genc-i firâvân ile Bağdâd'ı behişt-âbâd etdi. Andan bakıyye-i mâl ile diyâr-ı Yunaniyân'a sefer edüp Adana şehrinin cânib-i garbîsinde altı sâ‘at karîb şehr-i Tarsus'u {Fireng elinden} dest-i kahr ile feth edüp ba‘dehû kal‘ayı ta‘mîr ü termîm ederken merhûm olup Câmi‘u'n-nûr nâmında bir câmi‘-i münevveri sâhasında âsûde olup mermer sandûkasında târîhiyle cild-i (---) (---) mastûrdur. Ba‘dehû bu şehr-i Bağdâd'ı sene (---) târîhinde yine Âl-i Abbâsiyân'dan (---) (---) Billah halîfe iken kavm-i Tatar-ı adüv-şikârdan Hulâgû Hân Bağdâd'a istîlâ edüp halîfe ve yetmiş bin hurme hâtûnun karnın yarup katl edüp Bağdâd-ı behişt-âbâd iken harâb-âbâd eder.
EÇS IV 333a
Bânî-i sâbi‘î,
EÇS IV 333a
Bânî-i tâsi‘i, bu Bağdâd-ı behişt-âbâd-ı İremezâtü'l-imâd'ın Âl-i Ekrâd'dan Hazret-i Nûreddîn-i Şehîd sene (---) târîhinde mâlik-i Bağdâd olup Bağdâd'ı tevsî‘ ü termîm etdi. Ol sene Hazret-i Risâlet'i vâkı‘asında görüp "Yetiş yâ Nûreddîn, benim cesedim düşmanlar almak isterler!" dedikde hemân dem Nûreddîn Şâm'dan ılgarup yedi günde Medîne'ye girüp Hazret'e vaz‘-ı yed edenleri katl edüp kabr-i Resûlullah'ın cânib-i şeş cihetin tuç ile sarf edüp kubbe-i Resûl'ü ve kal‘a-i Medîne'yi Nûreddîn binâ etmişdir. Ba‘dehû merhûm olup kabri derûn-ı Şâm'da Mahkeme'ye muttasıl bir kubbe-i pür-nûr içre mestûrdur. Andan,
EÇS IV 333a
Bânî-i âşir, Bağdâd-ı kaviyy-i bünyâd Âzerbaycân şâhlarından Gıyâseddîn Şâh sene (---) târîhinde imâr etmişdir. Ba‘dehû diyâr-ı İrân-ı Turan ve Irâk u Âzerbaycân bilâdları tavâ’if-i mülûke dönüp niçeler Bağdâd'ın yolunda bî-ser ve niçe şâhlar mâlik-i tâc u efser olup her şâh Irâk'a mâlik olmağa cidd-i tâm ve bezl-i ihtimâm ederlerdi. Âhir,
EÇS IV 333a–333b
Bânî-i hâdî aşeresi, sene 792 târîhinde sâhib-i hurûc Timur-ı pür-zor on sekiz pâdişâhlık yeri kabza-i tasarrufa alup on iki pâdişâhı rikâbında piyâdece yürüdüp Bağdâd üzre geldikde amân u zamân vermeyüp Bağdâd'a mutasarrıf olup imâr etdi. Ba‘dehû evlâdı 333b Şehzâde (---) hilâfet-i Bağdâd'ı verüp Timur Şâh Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân üzre hurûc edüp âhir-ı kâr dest-i Timur'da Yıldırım Hân münhezim olup asker-i Yıldırım târumâr oldukda hemân Yıldırım Hân Tatar askeri üzre dal kılıç olup hikmet-i Hudâ bir iş görememiş. Atdan tekerlenüp Yıldırım Hân'ı kavm-i Tatar huzûr-ı Timur Şâh'a götürüp Timur Hân {eydir}: "Eyle olur bürâder, bu baht hâlibdir!" deyü dilnüvâzlıklar eder. Yıldırım Bâyezîd Hân gazabından niçe gûne zebândırâzlıklar eder. Âhir Timur, Yıldırım Hân'ı demir kafes içre haps eder. Mahpus iken hummâ-yı muhrıkdan dâr-ı âhirete gider. Ol ân Çelebi Mehemmed ibn Yıldırım Hân Timur'a yetişüp Tatar askerine karışup bir kılıç urur kim Timur Şâh ancak öz başıyla diyâr-ı Horasân'a düşüp (---) (---) merhûm olur.
EÇS IV 333b
Ba‘dehû Bağdâd'da evlâd-ı evlâdları hâkim-i Irâk iken sene (---) târîhinde Âl-i Karakoyunlu'dan Kara Yûsuf Şâh bânî-i sânî aşer olup Bağdâd'ı imâr etdi. Ba‘dehû,
EÇS IV 333b
Bânî-i sâlis aşer, Akkoyunlu'dan Âzerbaycân Şâhı Uzun Hasan-ı Bayındırî şâh-ı Irâk oldu. Ba‘dehû,
EÇS IV 333b
Bânî-i râbi‘ aşer, sene 913 târîhinde {târîh-i hurûc-ı Şâh İsmâ‘îl:
EÇS IV 333b
Kâhir-i kahramân-ı melik-i Acem, sene 905}
EÇS IV 333b
Şâh İsmâ‘îl bu yüzden mâlik-i Irâk oldu kim Şâh İsmâ‘îl Diyârbekir'i muhâsara edüp derûn-ı Âmid'de mahsûr olan Karakoyunlu Emîr Şâh Beğ şâha bi'z-zarûrî amân ile kal‘a-i Âmid'i teslîm edüp Şâh İsmâ‘îl dahi tarafından eyâlet-i Diyârbekir'i İstac(ul)lu Muhammed Hân'a verüp andan kal‘a-i Mardin'i feth idemeyüp kal‘a-i Musul'u ve kal‘a-i Şehrezûl'u cümle peymân ile feth edüp âzim-i Irâk-ı Bağdâd olup geldikde merhûm Uzun Hasan neslinden olan hâkim-i Bağdâd Emîr-i Kebîr Yâr Beğ Hân şâhın cengine mukâvemete kâdir olamayacağın bilüp Uzun Hasan evlâdlarından Sultân Murâd ibn Ya‘kûb ile Bağdâd çölünden Ane kal‘ası ve Selme kal‘ası üzre Şâm'da Mısır Sultânı Gavrî'nin vezîri Sünyâl Hân'a varup dahil düşerler. Beri tarafda Şâh İsmâ‘îl kal‘a-i Bağdâd'ı tehî bulup bilâ ceng [ü] cidâl mutasarrıf olup hükûmetin Hâdim Emîr nâm bir hân-ı benâma verüp Bağdâd'ı imâr eder. Ba‘dehû Hükûmet-i Bağdâd Şâh İsmâ‘îl tarafından sene 939 târîhinde Zülfikâr Hân'a değüp meğer derûn-ı dilden Sünnî mezheb imiş. Pes-i perdeden Sultân Süleymân Hân'a haber gönderüp derhâl ulaklarla Şâm ve Haleb ve Diyârbekir ve Mar‘aş vâlîlerine haber gidüp anlar da azîm asker ile ılgar edüp şâh-ı gümrâh bu işden âgâh olup şâhın ilkâ vü tahrîkiyle fakîr Zülfikâr Hân'ın tevâbi‘leri Zülfikâr Hân'ı zülfikâr-ı Alî ile şehîd edüp yine Şâh müceddeden mâlik-i Irâk olup hânlığı Eleşkir Hân'a ihsân edüp halîfetü'l-hulefâ lakabıyla telkîb edüp Eleşkir Hân'ın destine yarlığ-ı belîğ-i şâhî verir. Andan,
EÇS IV 333b
Bânî-i hâmis aşer, sene 930 târîhinde {târîh-i cülûs-ı Şâh Tahmasb, ferzend-i Şâh İsmâ‘îl "Saltanat şod" lafzı ve "Cây-ı peder giriftî" lafzı ve "zıll" 930 lafzı târîhdir} Şâh Tahmasb {şâh} olup Süleymân Hân havfinden Bağdâd'ı ol kadar ma‘mûr u metîn ü müstahkem etdi kim gûyâ sedd-i İskender edüp derûn-ı Bağdâd'a kırk bin tülüngî ve dizçöken asker koydu ve râhat olduk dedi. Ammâ el‘abdü yüdebbiru vallahu yukaddiru Çünki kal‘a-i Bağdâd-ı bî-dâd Tahmas Şâh-ı gümrâh destinde kaldı. Ammâ nökerân-ı Kızılbaş-ı bed-ma‘âş-ı kallâş-ı nâ-tırâş kavmi derûn-ı sûrda âsûde {olan} Hazret-i Abdülkâdir-i Cîlânî ve Kassâb-ı Cömerd ve sâ’ir kibâr-ı evliyâullahların ve bîrûn-ı Bağdâd'da medfûn Hazret-i İmâmu'l-a‘zam ve hümâmü'l-akdem hazretlerinin kabr-i şerîfin, Osmânlı imâmıdır." deyü harâb u yebâb edüp âsitânesini ıstabl-ı anter eyleyüp atlar bağladılar. Belki kabr-i münevverinden cesed-i İmâm'ı çıkarup Şatt'a ilkâ etmeğe sa‘y eylediler.
EÇS IV 333b–334a
Hemân bir gice kırk aded kibâr-ı evliyâ Süleymân Hân'ın vâkı‘a{sına} girüp "Yâ Süleymân! Bizi Kızılbaş elinden halâs eylemeğe Bağdâd'a gel kim Irâk-ı Bağdâd ve Âzerbaycân-ı dilşâd cümle senindir." dediklerinde hemân Süleymân Hân hâbdan bîdâr olup bu vâkı‘a-i vâkı‘ı Şeyhülislâm olan Ebussu‘ûd Efendi'ye nakl bi'l-masdar edince hemân müftî-i hümâm "Fursat ü nusret senindir pâdişâhım. Allah mübârek eyleye. Hemân azm-i Bağdâd idin!" dedikde Süleymân Hân Makbûl İbrâhîm Paşa'yı 334a kırk bin güzîde askere serdâr-ı mu‘azzam edüp azm-i Bağdâd etmede. Ale'l-akîb Süleymân Hân dahi yüz bin aded guzât-ı müslimîn ile kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek mukaddem ceyş-i guzât-ı sipehsâlâr-ı Süleymân Hân irişüp cümle deryâ-misâl asker ile sene 940 târîhinde şehr-i Tebrîz'e dâhil olunca cümle ulemâ [ve] a‘yân-ı Tebrîz Süleymân Hân-ı zamânın istikbâline çıkup pâyendâz-ı harîrler edüp "Hayr makdem, ey Süleymân Şâh!" deyü cemî‘i bây [u] gedâ-yı pîr u cüvân Süleymân Hân'ın pây-ı semendine yüzler sürerler ve şehr-i Tebrîz'in gâret olunmamasın ricâ ederler.
EÇS IV 334a
Derhâl Süleymân Hân Rûmeli vâlîsin şehr-i Tebrîz'in muhâfazasına me’mûr edüp bir ferd-i âferîde şehr-i Tebrîz'i gâret etmezler ve bir re‘âyâ vü berâyânın dane-i hardalına dest-dırâzlık etmezler.
EÇS IV 334a
Ba‘dehû Tebrîz'den kalkup birkaç menzilde şehr-i Sultâniyye'ye gelirler. Cümle ahâlîsi mutî‘ [u] münkâd olurlar. Andan kalkdığı gün bir kar ve dipi ve boran olur kim nüzûl eden berf ü bârânun kesretinden ve tîn-i siyâhun vefretinden ne nasb-ı hayemâta mekân-ı ârâmgâh var ve ne yol bellü ve ne şâhrâh var ve ne alef ve ne giyâh var. Âhir yüz bin derd-i ser çekerek cümle guzât-ı müslimîn ile kal‘a-i Karakan altında meks-i hıyâm olundukda ahâlî-i Karakan dahi kal‘anın miftâhların Süleymân Hân'a teslîm ederler.
EÇS IV 334a
Andan kalkup niçe bin renc [ü] anâ çekerek Derbend-i Karakan'ı kara kan yudarak gücile ubûr ederler. Ammâ bu hakîr dahi sene 1065 Zilhiccesi'nde Acem diyârına dâhil olup ubûr etdiğimiz menâzillerdir. Ammâ Süleymân Hân hudûd-ı Isfahân'da şehr-i Dergezîn'e, andan şehr-i Hemedân'a andan birkaç menzilde Kasr-ı Şîrîn'e ve andan Dokuz Evlim nâm nehr-i azîmin sâhilinde deryâ-misâl asâkir-i İslâm nasb-ı hıyâm etdikde Bağdâd Hânı olan Tekyelü Mehemmed Hân meğer sâhib-îmân-ı Sünniyândan muhibb-i Âl-i Osmân imiş. Nihânîce Süleymân Hân'a bir varak gönderir. "Pâdişâhım! Hazret-i Resûl'i vâkı‘amda gördüm. Benim mezhebim sâhibi İmâm-ı A‘zam'ımı, Süleymân melâhide-i zenâdıkadan halâs etmeğe gelir. Hemân kal‘a-i Bağdâd'ı Süleymân'a teslîm eyle. Bu kadar mahlûk-ı Hudâ pâymâl-i rimâl olmasınlar, deyü buyurdular ve Hazret-i Abdülkâdir-i Cîlânî ve Hazret-i İmâm-ı A‘zamı da menâmımda gördüm. Süleymân'a kal‘ayı teslîm eyle, dediler. Pâdişâhıma kal‘a-i Bağdâd'ı Hudâ mübârek ide. Azametle siz karîb geldikde ben bir cânibe revâne olurum." deyü Bağdâd hânından bu gûne haber geldikde Süleymân Hân görse kim mukaddemâ kendülerinin gördüğü vâkı‘aya bu rü’yâ-yı sâdıka mutâbık geldikde hemân serdâr-ı mu‘azzamı elli bin güzîde leşkere talî‘a-i asker edüp Bağdâd üzre gönderir. Hemân akîbince Süleymân Hân dahi "Niyyetü'l-gazâ!" deyüp sa‘âdetle hareket buyururlar.
EÇS IV 334a
Andan nehr-i Dokuz Evlim'i ubûr ederken tuğyân-ı nehre râst gelüp niçe yüz katar-ı mehâr u üştür ü ester bâr u bengâh bûriyâ-yı hâs gibi cereyân ederler. Ammâ hamd-i Hudâ bir câna zarar isâbet etmeyüp selâmetle ubûr ederler.
EÇS IV 334a
Bu mertebe sergüzeşt [ü] serencâmları peder-i azîzim merhûm Dervîş Mehemmed Ağa-yı Zıllî-yi Ser-zergerân-ı Dergâh-ı âlî'den istimâ‘ etdik. Zîrâ ol gazâlarda bile oldukları haysiyyet ile bu gûne tahrîr olunmuşdur.
EÇS IV 334a
Andan serdâr-ı Mu‘azzam {İbrâhîm Paşa} Bağdâd'a vardıkda Hâkim-i Bağdâd Tekyelü Mehemmed Hân cümle ehl [ü] ıyâliyle keştîlere binüp Basra taraflarına gider ve cümle nökerân-ı Acem-i Becem Diyâle nehrin ubûr edüp Derne ve Derteng câniblerinden diyâr-ı Fars'a ve şehr-i Kum u Kâşân'a yüz tutarlar. Çünki serdâr-ı vezîr-i dilîr bu ahvâli istimâ‘ edüp iki gün ılgar edüp Bismillah ile İmâm-ı A‘zam Bâbı'ndan sene 941 târîhinin şehr-i Cemâziyelevvelî'sinin yigirmi dördüncü günü Bağdâd-ı behişt-âbâda dâhil {olup} şehri bezekistân etdirüp cemî‘i burc u bârûları asker-i İslâm ile pür edüp tuğ ve alem ve sancağ u bayrağ ve filandıralar ile cümle dendân-ı bedenleri ve cümle ebrâcları zeyn edüp üç yaylım top ve tüfeng şâdumânları kal‘a miftâhların Süleymân Hân'a meserret haberleriyle irsâl eder.
EÇS IV 334a
Andan Süleymân Şâh mâh-ı merkûmun yigirmi altıncı günü deryâ-misâl asker ile alây-ı azîm ederek gelirken ibtidâ İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdemi mukaddemce ziyâret edüp kal‘aya dâhil olurken azamet-i Hudâ top u tüfeng şâdumânından kal‘a-i Bağdâd-ı hoş-dâd murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalır.
EÇS IV 334a–334b
Andan Süleymân Hân taht-gâh-ı selâtîn-i Âl-i Abbâsiyân'dan ve niçe mülûk-ı selef-i şâh-ı şâhâna âşiyân olan sarây-ı âbâdâna girüp taht-gâh-ı Âl-i Osmân olur. Hemân ol ân Süleymân Hân 334b âsitâne-i Abdülkâdir-i Cîlânî'ye piyâdece gidüp yüz sürer ve tathîr ü termîme ol ân cidd-i ihtimâm eder. Ve İmâm-ı A‘zam hazretlerinin de imâretin fermân edüp yüz bin altun masrûf eder ve ol etrâf-ı erba‘ayı telvîsât-ı Kızılbaş'dan pâk eder.
EÇS IV 334b
Andan Hazret-i Kassâb-ı Cömerd'i ve Mûsâ Kâzım radıyallahu anh hazretlerin ziyâret edüp cümle imâr eder. Ve hâk-i Bağdâd'da olan kibâr-ı evliyâullahı cümle ziyâret eder.
EÇS IV 334b
Ba‘dehû İmâm Hüseyn'i Deşt-i Kerbelâ'da ziyâret eder. Andan Kûfe şehrinde Hazret-i Alîyyü'r-Radiyyü'l-vefiy kerremallahu vecheh hazretlerin ve niçe yüz aded şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'yı ziyâret edüp sene 941 mâh-ı Cemâzilâhir'in yigirmi yedinci gününde tekrâr sa‘âdetle kal‘a-i Bağdâd'a dâhil olurken def‘an bir alây-ı azîm ile girüp bir top u tüfeng şâdumânları olur. Bi-hamdillahi Ta‘âlâ pâdişâh-ı cem-kişverün kudüm-i şerîfiyle belde-i Bağdâd'ı reşk-i İremezâtü'l-imâd ve himmet-i şerîfiyle âbâd olup taht-gâh-ı Âl-i Osmân olup kâmil üç ayda kal‘a-i Bağdâd'ı gûnâ-gûn ebrâc-ı metîneler ile ve tabya-i hasîneler ile imâr ve metîn ü muhkem eder kim gûyâ sedd-i Kahkahâ olup bânî-i sâdis aşer Süleymân Hân oldu.
EÇS IV 334b
Andan vezâretin Rûmeli Vezîri (---) (---) Paşa'ya verüp eyâlet-i Rûmeli askeri ve umûmen Kapukulu askeriyle cümle-i cümele yetmiş iki bin asker muhâfazacı koyup kendüleri yine İmâm-ı A‘zam'ı ve sâ’ir kibâr-ı evliyâları vedâ‘ ziyâreti eyleyüp derûn-ı Bağdâd'a girüp bu târîh-i feth-i Bağdâd'ı celî hat ile İmâm-ı A‘zam kapusunun atebe-i ulyâsı üzre tahrîr etdirir kim ol târîh budur: