EÇS IV 350b
Bu Hazret-i Âyişe-i Sıddîka'yı Mu‘âviye kabrinden çıkarup gayrı beyâbâna defn etmek murâd edindi. Ehl-i Medîne "Hazret-i Resûl'ün ehlidir ve ümmü'l-mü’minîndir ve bint-i Hazret-i Ebâbekir'dir." deyü yerinden çıkarmağa rıza vermediler.
EÇS IV 350b
Âhirü'l-emr sene (---) târîhinde Timur Hân Şâm-ı şerîfe geldikde bu Hazret-i Mu‘âviye'nin kabrinden vücûdun çıkarup âteşe göyürdürmeğe murâd edindikde, "Hazret'in vahiy kâtibidir ve Hazret'in halası oğlu akrabâsıdır incitmen." deyü ricâ etdiler. Kabrin küşâde etmeden ferâğat edüp Yezîd'in kabrine gelüp gördü kim cemî‘i Yezîdîler bu Yezîd'in kabrini ravza-i Rıdvân'dan nişân verir bir İrem edüp "Rabb-i hafî" nâm deyü hâşâ böyle bir nâm komuşlar. Hemân Timur gördü kim cemî‘i Mısr u Şâm ve Haleb ü Tarabulu's-Şâm halkı cümle Yezîdî olmuşlar. Timur, "Ben de Yezîdîyim." deyü halka çav çalup efvâh-ı nâsa söz bırakdı. Ve "Yezîd'in kabrini altundan ve gümüşden ve cevâhirden yaparım." deyü iklîm-i Şâm'dan bin deve yükü mâl-ı hazâ’in olup kabrinden Yezîd'i çıkarup gördü kim na‘ş-ı Yezîd altı yüz yıldan berü ter ü tâze beyâz pembe-misâl durur.
EÇS IV 350b
Âhir-ı kâr cesed-i Yezîd'i âteşe göyündürüp cemî‘i Tatar askerine emr edüp kabr-i Yezîd'e peste-i bârân-zede edüp Yezîd'in külün göğe savurdu ve cemî‘i âsâr-ı binâlarında olan girân-bahâ olan âvîzeler ve maslûbât u musanna‘âtdan şem‘dânlar ve gülâbdân ve gayrı sîm âvânî eşyâları cümle şütürlere tahmîl edüp Şâm'dan bu kadar metâ‘ ile bin kise mâlı Bağdâd'da İmâm Hüseyin'e gönderüp âsitâne-i İmâm Hüseyin'i dahi ziyâde imâr etdi. Ammâ devlet-i Emeviyye'de İmâm Hüseyin'i bir kimesne imâr etmeğe cür’et edemezlerdi. Ammâ devlet-i Abbâsiyân'da niçe hulefâlar ve el-Mütevekkil Alallah halîfe ve Hârûnu'r-Reşîd ve Adudu'd-devle ve niçe mülûk dahi tevsî‘ ü ta‘mîr ü termîm ederlerdi.
EÇS IV 350b
Şimdiki eşkâl-i imâreti Timur Hân hayrâtıdır kim evc-i âsumâna kehkeşân-âsâ kad çekmiş bir kubbe-i münevverdir. Bâb-ı sa‘âdeti cânib-i (---) mekşûfdur ve atebe-i âlîsi ve süflîsi ve kapu kanatları ve halkaları ve kilidleri cümle sîm-i hâlisdendir ve derûn-ı kubbede ol kadar zî-kıymet mücevher altun ve gümüş kanâdîller ve âvîzeler var kim âdemin gözü hîrelenir. Zîrâ her biri birer pâdişâhlar ve vüzerâ vü vükelâ ve a‘yân [u] kibârın hayrâtlarıdır. Husûsen Acem şâhlarının kanâdîlleri ve şem‘dânları ve çerâğdânları ve gülâbdân u buhûrdânların hisâbın ve bunda medfûn olan mâl-ı Kârûn'un hisâbın Hudâ bilir.
EÇS IV 350b
Ve kubbe-i nîlgûnun cânib-i erba‘asındaki revzenlerde olan camlar ve murakka‘ sadefkârî Arabî kapaklar ve cümle rûy-ı dîvârda olan cemî‘i seyyâhân-ı berr u bihârın ve erbâb-ı ma‘ârifin birer kıt‘a hüsn-i hatları ve gayrı âsârlarıyla zeyn olmuş rûy-ı dîvârdır. Bunda olan Kelâm-ı İzzetler ve niçe bin kıt‘a kütüb-i mu‘tebereler vardır kim bir âsitânede yokdur.
EÇS IV 351a
Sitâyiş-i kabr-i münevver-i sandûka-i Hazret-i İmâm Hüseyinradıyallahu anh
EÇS IV 351a
Bu kubbenin tâ vasatında nûrun alâ nûr-ı pür-envâra müstağrak olup yeşil imâmesiyle bir mehâbet ü salâbet üzre medfûndur kim kabr-i şerîfine ibtidâ giren âdemin vücûduna bir ra‘şe ârız olup mebhût [u] hayrân olur ve müşk ü amber-i hâm râyihasından cemî‘i erbâb-ı züvvârın dimâğları mu‘attar olup cümle kesâfetden müberrâ olur. Gûyâ hâbdan bîdâr ve safâ-yı hâtırdan hüşyâr olur. Cümle ehl-i züvvâra bu râyiha-i pür-safâ bahşdır kim cümle erbâb-ı dilân bu hikmetin hayrânı ve bu ıtriyyât-ı tayyibenin şâdânı olur. Niçeler bu râyiha-i tayyibe içün cennet râyihasıdır derler, niçeler Hazret-i İmâm Hüseyin hayâtında verd-i ebyaz gibi kokardı, anın râyihasıdır derler.
EÇS IV 351a
Muhassal-ı merâm âdem müşk ü amber-i hâm-ı hoş-bûdan sermest ü hayrân ve gûyâ bî-ser ü sâmân olur. Ve müstecâbü'd-da‘ve misilli olduğuna delîldir kim bir âdem ne kadar mağmûm u pür-gussa vü müte’ellim olup nutka mecâli olmasa bir kerre ziyâret edince cemî‘i gıll u gışdan ve gam u gussa ve evhâm-ı mühlikden ve vesvâs-ı düllîden ârî olup bir gûne inşirâh-ı sadr-ı zevk-i derûn hâsıl olup âdeme bir gûne cevelân u tab‘ u zekâvet hâsıl olur. Ve her kim emrâz-ı muhtelifeye mübtelâ olsa bu İmâm Hüseyin âsitânesine yedi gün müdâvemet edüp yüz sürse bi-emrillahi Ta‘âlâ rahm-i mâderden henüz müştakk olmuş gibi vücûdunda bir illet kalmayup zinde olur. Tâ bu mertebe dâru'ş-şifâ-yı kûy-ı yâr-ı Hüseyni'ş-şehîdi'r-rızâdır.
EÇS IV 351a
Zîrâ ciğer-kûşe-i Aliyy-i Vefâ'dır ve nûr-ı çeşm-i Fâtımatü'z-Zehrâ'dır ve ser-çeşme-i Düvâzde İmâm'dır kim bu İmâm Hüseyn'in oğlu İmâm Zeynelâbidîn'dir, anın oğlu İmâm Muhammed Bâkır'dır, anın zâdesi İmâm Ca‘fer Sâdık'dır, anın ciğer-kûşesi İmâm Mûsâ Kâzım'dır, anın nûr-ı dîdesi İmâm Alî Rızâ'dır, anın ırk-ı tâhiri İmâm Muhammedü't-Takî'dir, anın sülâle-i pâki İmâm Alîyyü'n-Nakî'dir, anın ferzend-i ercümendi İmâm Hasanu'l-Askerî'dir, anın mahdûm-ı mükerremi İmâm Muhammedü'l-Mehdî'dir.
EÇS IV 351a
Bu mezbûr dokuz aded imâmın cedd-i a‘lâsı İmâm Hüseyin'dir, karındaşı İmâm Hasan'dır ve pederleri İmâm Alî kerremallahu vechedir kim diyâr-ı Acem-i Horasân'da ve Belh [u] Buhârâ'da on iki imâm bunlardır ve İmâm Hüseyin ırkından vücûda gelen sâdât-ı kirâm makbûldür.
EÇS IV 351a
Zîrâ ekseriyyâ şürefâların şecere-i huccetleri Hazret-i İmâm Hüseyin'e müntehîlerdir. İmâm Hasan'a azacık sâdât müntehî olurlar. Ve Hazret-i İmâm Alî ve İmâm Hasan ve İmâm Hüseyin Âl-i Âbâ'dırlar.
EÇS IV 351a
Vesîletü'l-Müte‘abbidîn nâm kitâbda eyle tahrîr eder kim bir gün Hazret-i Risâlet-penâh, Hazret-i Alî ve Fâtımatü'z-Zehrâ ve Hasan ve Hüseyin'i bir abânın altına çeküp buyururlar:
EÇS IV 351a
Ve Hazret-i Resûl-i Hudâ Kur’ân-ı Azîm işâretiyle Hazret-i Alî hakkında bu âyet-i şerîfeyi tebşîr etmişlerdir. "E‘ûzü billahi Ta‘âla mine'ş-şeytân:
EÇS IV 351a
cemî‘i müfessirîn müttefekun-aleyh olup Ehl-i Beyt'den murâd Penc-i Âl-i Abâ'dır kim Hazret-i Risâlet-penâh ve Hazret-i Alî ve Fâtıma ve Hasan ve Hüseyin mahsûs olmuşdur demişlerdir.
EÇS IV 351a
Bâlâda Bağdâd ziyâretlerinde bu Âl-i Abâ hakkında cümle evsâflar mufassal tahrîr olunmuşdur, ana nazar oluna. Ancak bu mahalde bu kadarca ile iktifâ olundu.
EÇS IV 351a
Ve âsitâne-i İmâm Hüseyin'de medfûn olan evlâd-ı zevi'l-kirâmları beyân eder
EÇS IV 351a
Evvelâ Hazret-i İmâm Hüseyin'in iki aded evlâd-ı kirâmı Hazret-i Alî Evsat ve Alî Asğar ve dörd nefer bürâder-i cân-berâberleri medfûndur.
EÇS IV 351a
Evvelâ İmâm Abbâs-ı Asğar şehîd ve (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve İmâm Hüseyin'in karındaşları evlâdları İmâm (---) (---) ve beş aded ammîzâdeleri şehîd olup bu âsitânede âsûdedirler.
EÇS IV 351a
Ve ziyâret-i Hurr-i Şehîd radıyallahu anh ve ziyâret-i Hazret-i Habîb b. Muzâhir radıyallahu anh.
EÇS IV 351a
Netîce-i kelâm bu İmâm Hüseyin etrâfında hadd ü hisâbın Cenâb-ı Bârî bilir ziyâretgâhlar vardır. Mümkin olduğu mertebe mukaddemâ bin elli dokuz târîhinde Bağdâd'a gelüp ziyâret etdiğimiz mahallerde ekseriyyâ tahrîr olunmuşdur. Tekrârının tahrîrinde âlem yokdur. Rahmetullahı aleyhim ecma‘în ve kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-mübîn.
EÇS IV 351a
Niçe kimesneler bu şühedâları ziyâret edüp bunlara yazığından ve kesret-i muhabbetden Yezîd'e la‘net ü şetm ederler ammâ şetm etmemek gerek. Zîrâ Mu‘âviye ve Yezîd neseb-i Resûlullah'dandır. Anların cemî‘i ahvâlâtların Hazret-i Cibril-i Emîn min indillah haber getirmişdir kim Hasan zehir nûş edüp merhûm ola , İmâm Hüseyin dest-i Yezîd'de şehîd ola.
EÇS IV 351a–351b
Hatta 351b Hazret-i Mu‘âviye Hazret'in vahiy kâtibi olmağile Cibril-i Emîn'in bu haberi Hazret'e getirdiğinden haberdâr olup bir gün esnâ-yı kelâmda Mu‘âviye eydür: "Yâ Resulallah! Allah ile ahdim olsun kim ebedü'l-ebed te’ehhül etmeyem kim senin kızın evlâdlarına benim evlâdımdan bir hıyânet zâhir olmaya" dedikde Hazret-i Risâlet-penâh buyururlar kim el‘abdü yüdebbiru vallahu yukaddiru dediler.
EÇS IV 351b
Âhirü'l-emr bir gün Hazret-i Mu‘âviye'nin zekerin akreb sokup niçe bin hukemâ ve etıbbâ ilâcında âciz kaldılar. Âhir-i kâr "Yâ emîre'l-mü’minîn cimâ‘ eyle!" dediler. "Hâşâ ben evlenem." deyü yemîn etdi ve günden güne mesânesinin illeti müştedd olup hâlet-i nezi‘ mertebesine vardı.
EÇS IV 351b
Âhir-i kâr yüz yigirmi yaşında evlâddan kalmış bir fertûte-i zâl-ı zemâneyi Mu‘âviye nikâh ile alup bir kerre yakîn olunca bi-emri Hayy-ı Kadîr Mu‘âviye zehirli akreb kuyruğun ol fertûtenin ferc-i kabîhine dökünce Mu‘âviye akreb zehrinden halâs olup ten-dürüst oldu ammâ ol akreb zehrinden mezkûr avret evlâddan kalmışken hâmile kalup ol semm-i helâhilden Yezîd vücûda gelüp Deşt-i Kerbelâ'da elli bin Sahâbe-i kirâm'ı zehr-i mâr ile sokup şehîd eyledi.
EÇS IV 351b
İmdi bu ahvâl-i pür-melâl eskiden bâzâr-ı bî-zer bey‘ [u] şirâ olunmuş bâzârdır kim taraf-ı Hak'dandır. Mu‘âviye ve Yezîd'e şetm etmemek gerek ammâ diyâr-ı Acem'de cümle Teberrâyî ve Havâricî ve Râfızîler Hazret-i Mu‘âviye'ye sebb ederler. Zîrâ Hazret-i Alî'yi sevmeyüp nehr-i Furât kenârında Hazret-i Alî ile Sıffîn cengi etdi ve "Hilâfet Alî'nin değildir, benimdir." dediğiyçün buğz ederler. Ve Hazret-i Ömer Mu‘âviye'ye muhabbet edüp Şâm hilâfetin Mu‘âviye'ye mü’ebbed verdiğiyçün Hazret-i Ömer'e de buğz [u] adâvet ederler. "Ve Yezîd'e dâ’imâ sebb ü la‘n ederler. Ve Âl-i Osmân'a dahi hâtır-mândedirler kim Âl-i Osmân muhibb-i Hânedân ve muhibb-i Ehl-i Beyt ola da niçün Diyârbekir diyârında Yezîdî Kürdleri Sincâr'da ve Haltî ve Çekvânî ve Bapırı kavmin korudırlar ve Şâm-ı cennet-meşâm hâkinde Dürzî ve Tımânî ve Yezîdî ve Mervânî ve Hubârî ve Ma‘rûfî ve Aklı ve Kızıllı Yezîdîlerini Osmânlı bu ülkelerinde korlar ve niçe bin umûrlarına mu‘âvenet ederler?" deyü kavm-i Acem ellerine fetvâlar alup Âl-i Osmân'a kılıç çeküp adâvet etdiklerinin aslı bu tahrîr olunan mevâdâtlardır.
EÇS IV 351b
Ammâ garâ’ib-i acîbe diyâr-ı Rûm'un Arnâ‘ûd vilâyetinde ya‘nî Arnavudistân'ın İskenderiyye'sinde ve Pirizren sancağında ve Dukagin'inde ve Elbasan'ında ve Avlonya ve Delvinye ve Yanya sancaklarında Mu‘âviye ve Yezîd'e ol kadar sebb ederler kim Kızılbaş-ı ser-tıraş ol kadar sebb idemez ve zerde ta‘âmın ve boza müskirin Mu‘âviye peydâ etdiğiyçün ne ne zerde yerler ve boza içerler.
EÇS IV 351b
Ve Mu‘âviye maviye rağbet edüp dâ’imâ mavi libâs geydiğinden bu Arnavudistân'da asla mavi siyâb geymezler ve mavi lafzın anmazlar. Hatta yine Arnavudluk'da Aydonat nâm bir şehirde kadısı şehre dâhil olunca bir mavi kürk geymiş, a‘yân-ı şehir kadıya bin guruş verüp kürkün kadıdan alup pâre pâre etdiler.
EÇS IV 351b
Bu havfden Fireng küffârları kaçan kim Arnavudistân iskelelerinde Olgün ve Bar ve Leş ve Dıraç ve Avlonya ve Delvinye ve Sayada iskelelerine çuka metâ‘ı ve gayrı kâlâ getirdiklerinde aslâ ve kat‘â maviye müte‘allık bir metâ‘ getirmeğe kâdir değillerdir.
EÇS IV 351b
Ta bu mertebe Mu‘âviye'yi ve Yezîd'i sevmezler. Bu ahvâle hakîr pek vâkıfım ve niçe Arnavud huccâcları Şâm'a geldiklerinde kabr-i Yezîd üzre gelüp teşelşül ve teğayyuz etdiklerin bu hakîr görmüşüm. Zîrâ hâlâ kabr-i Yezîd Şâm'da yeste-bârân-zede hânedir kim âyende vü revendelerin ârâmgâh-ı teşelşülhâneleridir. Bu ahvâle dahi vâkıfım ki bir kavm-i Yezîdî kabr-i Yezîd kurbünden ubûr ederken eğer etrâfı hâlî görürse elbette eğilüp Yezîd'in kabri üzre olan sidiği eteğin bulaşdırır yahûd bir vasla necâset kaldırup azâb-ı Yezîd'i tahfîf edüp ubûr eder. Andan ma‘lûmdur kim ol âdem dürüst Yezîdî'dir ve dahi Yezîd ile,
EÇS IV 352a
Ziyâret-i İmâm Hüseyin'den yine cânib-i kıbleye 8 sâ‘atde çöl ü çölistân içre şiddet-i hârda Merzıvân şehrinin ve Kastamonı diyârının cilav katırları kadar mehîb arslanlar ile ceng edüp niçesin temâşâ ederek,
EÇS IV 352a
Menzil-i Ortahân: Çölistân içre bir hân-ı kavîdir kim Hârûnu'r-Reşîd hâtûnu Zübeyde Hanım binâsıdır. Etrâfında Mevâl Urbânı kara obalarıyla meks edüp müşk ü amber-i hâm râyihalı südleri ve yoğurd ve kaymakları olur. Bu mahalde tarîk-ı âm iki fırka olup cânib-i kıbleye giden râh-ı müstakîm Zübeyde Hâtûn dîvârıyla on günde Ka‘be-i şerîfe gider kim bu mahalde kıble garb tarafındadır. Cümle ehl-i Bağdâd'ın kıblesi gün batısı tarafınadır. Ve şimâl tarafına giden yol çöl [ü] çölistân ile Ane kal‘ası ve Selme kal‘ası üzre sekiz günde Şâm-ı şerîfe kârbân gidüp gelir şâh-râh-ı dürüstdür. Yine bu mezkûr Ortahân'dan taraf-ı kıbleye çölistân [u] muğaylânistân içre 6 sâ‘atde Deşt-i Kerbelâ'da gidüp,
EÇS IV 352a
Evsâf-ı taht-gâh-ı Şâh Zavil, ya‘nî şehr-i Irâk-ı Mahavil
EÇS IV 352a
Sene (---) târîhinde el-Melik Zavil ibn Adud Şâh binâsıdır. Zamân-ı kadîmde şehr-i azîm imiş. Bir taraf tâ nehr-i Furât'a müntehî imiş. Hâlâ nehr-i Furât'dan ba‘îd bir kasaba-misâl (---) (---) nahlistân [u] gülistân içre (---) hâneli câmi‘ ve hân ve hammâmlı ve müfîd [ü] muhtasar çârsû-yı şâhlı büleydedir. Bağdâd hâkinde hâss-ı hümâyûndur kim vâlî-i Bağdâd tarafından (---) guruşa iltizâm ile zabt olunur ağalıkdır. Bânî-i şehr olan Şâh Zâvil ilm-i musikârda yed-i tûlâ sâhibi olup bu diyâr-ı Irâk'da makâm-ı Irâk'ı îcâd edüp Irâk'dan bir şu‘becik dahi âğâze îcâd etdiğinden makâm-ı zevil-i Irâk derler. Niçe bin kâr u nakş ve murabba‘ât u zecil ve savt u zikr ve tasnîfât ü ameller vardır kim yahşı mü’essir makâm-ı zâvil-i ırakdır. Ve nehr-i Mehâvil bu mahalde Furât'dan münşa‘ib olup sahrâ-yı Mehâvil'de olan kurâları saky edüp sahrâ-yı Kerbelâ bu mahalde tamâm olur.
EÇS IV 352a
Ve Kuşlar kal‘asından cânib-i kıbleye kal‘a-i Hille ara yatıda varılır. Lâkin bu hakîr andan yine kıbleye 4 sâ‘atde çölistânda ubûr edüp,
EÇS IV 352a
Evsâf-ı şehr-i Mînâ, ya‘nî kal‘a-i Hilletü'l-Fîhâ
EÇS IV 352a
Şehr-i azîm ve belde-i kadîmdir. Sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan el-Melikü'l-Fîhâ Cedallah ibn el-Mütevekkil Alallah binâsıdır. Cezîre-i Dicle'de nehr-i zülâl Furât-ı helâl sâhilinde bender-i sevâd-ı mu‘azzam imiş. Niçe mülûkdan mülûka intikâl edüp niçe kerre imâr ve niçe kerre harâb olmuşdur. Ba‘dehû sene 1040 târîhinde Âl-i Osmâniyân'dan Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in serdâr-ı mu‘azzamı olan Hüsrev Paşa Bağdâd'ı muhâsara edüp bî-feth avdet etdikde bu Hille kal‘asına Hüsrev-i Şîr şîrâne vü dilîrâne gelüp deryâ-misâl askeriyle taht-ı Hille'de serâperde-i Hüsrevânesiyle meks etdikde bu kal‘a-i Hille'yi gördü kim harâbe mü’eddî olmuş ammâ Bağdâd'a bundan rahne irüp zafer bulmak mülâhazasında olup kal‘a-i Hille'ye asker-i deryâ-misâli üşürüp mukaddemâ hâk-i pâk ile mebnî olan sûr-ı üstüvârın müceddeden yine top ve tula ve kerpiç ve kec ve Horasânî ve kireç ile bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn edüp bir handak-ı amîk ü arîz edüp handak içinden nehr-i Furât'ı deverân u cereyân edüp nehr-i Furât üzre bir araba ubûr olunur bir cisr-i haşeb inşâ edüp cümle cebehâne vü levâzımâtların kemâkân müheyyâ edüp üç bin sipâh ve iki bin piyâde yeniçeri ve topçu ve cebeci ve gayrı muhâfazacı kodu.