İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IV 362b
Nehr-i Zekke-i zülâl: Nehr-i Şatt'dan ayrılup cezîre-i Kurna içre Fethiyye kal‘alarını ve kendlerini reyy edüp yine nehr-i Şatt'a rîzân olur. Ve,
EÇS IV 362b
Nehr-i Ma‘kal: Benu nehrine karîb yerde nehr-i Şatt'dan ayrılup Basra hâkin saky ederek şehr-i Mînâ harâbistânı kurbünde,
EÇS IV 362b
Nehr-i Übülle rîzân olur. Bu nehreyn bir oldukdan sonra bu iki nehre nehr-i Safrâydenk derler.
EÇS IV 362b
Hazret-i Ömer hilâfetinde Basra feth oldukda Melik Ma‘kal b. Beşşâre Basra nevâhîlerin reyy etmeğiçün Safrây nehrin Dicle'ye girmezden mukaddem ayırup nehr-i Ma‘kal mahrecinden altı fersah aşağı Basra'yı geçüp kasaba-i Übülle'nin ağzında nehr-i Übülle'nin cânib-i garbına cârî olarak andan Basra kurbünde nehr-i Ma‘kal ile bir olup kal‘a-i Mühennâvî'den aşağı Şatt'ın medd ü cezimi mahallinde nehr-i Şatt'a mahlût olup bu nehr-i Safrây-ı Ma‘kal Şatt'ın medd ü cezmiyle rücû‘ u duhûl eder. Bu arz-ı Irâk ve arz-ı Basra'da "Bu nehr-i Ma‘kal ve nehr-i Übülle nısıf dâ’ire gibidir." demişler ve "Nehr-i Şatt yedi kutub dâ’iresine müşâbihdir" deyü ukalâ-yı hukemâ-yı kudemâ ve sâhib-i Coğraf ve Minor mü’ellifleri ile rivâyet etmişler ve nehreynden bu nehr-i Übülle altından fersah karîb yerde Şatt'dan ayrılup harâbistân u esedistân içre cereyân edüp Şattu'l-Arab'a rîzân olur. Ve ,
EÇS IV 362b
Nehr-i Ebü'l-Hatîb: Bu nehr-i Yahûd ile mâbeynehümâları iki fersah zemînden cereyân ederek Şatt'a karışır ve nehr-i Emîr, bu nehr-i Ebü'l-Hatîb ile mâbeyni bir fersah yerde cereyân edüp Basra fevkinde Şatt'a rîzân olur. Ve,
EÇS IV 362b
Nehr-i Sandîl-i ekber: Şatt'dan ayrılup Basra nevâhîlerin saky eder. Bu mahallerden tâ Lahsa ve Ummân ve Tûc Mekrân ve Cezâyir vilâyetlerine varınca konup göçen Urbân-ı bî-pâyânın şeyhine Şeyh Berrâvî derler.
EÇS IV 362b
Evsâf-ı tetimme-i şehrengîz-i külliyât-ı diyâr-ı Basra
EÇS IV 362b
Evvelâ şehr-i Basra'da niçe bin temâşâ-yı garîbe ve mezâhib-i kesîre sâhibi bî-dîn âdemler vardır. Cümleden seyr-i garîb oldur kim kavm-i âteşperest var. Anlardan biri mürd oldukda paşaya niçe bin guruş verüp akrabâları ol mel‘ûnları Mühennâvî kal‘asında alâ melei'n-nâs âteşe yakarlar. Eğer avretinin muhabbeti var ise erinin ardı sıra kendüyi âteşe atar. Ve,
EÇS IV 362b
Kavm-i Gûrîler: Bunlar da mel‘ûn tâ’ifedirler. Müslümândan aslâ ta‘âm alup yemezler ve işret etmezler. Ve,
EÇS IV 362b
Kavm-i Bâniyân: Cümle beyâz destâr u beyâz esvâb giyerler. Kimseden ta‘âm almazlar ve ni‘meti yalnız yerler ve ba‘de't-ta‘âm elbette suya girüp gasl ederler. Ve,
EÇS IV 362b
Tâ’ife-i Âb-perest: Her sabah cümlesi Şatt kenârına çıkup "Dîdâr-ı Hakk'ı görmüşdür ve biz hayâtı su ile bulmuşuzdur." deyü suya taparlar ve secde ederler. Ve,
EÇS IV 362b
Kavm-i Muğân: Millet-i Dâvûdî olmak zu‘mundadırlar. Ekserî eyyâm-ı nuhusâtları savm-ı Dâvûd ile güzer eder. Ve,
EÇS IV 362b
Kavm-i Âfitâb-perest: Elbette şems-i âteş-tâb merkezinden tulû‘ u gurûb etdikde birer kerre perestiş ederler. Ve,
EÇS IV 362b
Tâ’ife-i Gâv-perest: Bunlara kavm-i Gûrân derler. Basra içinde bâğ-ı İrem-misâl bir ahurda bir sarı sığır vardır. Şeker şerbeti içüp pirinç ü şa‘îr ve gendüm-i gûnâ-gûn yemeden ol bakar câmûs-ı Van gibi semiz olmuşdur kim on nefer huddâmı vardır. Bu bakarın necâsetin huddâmları hıfz edüp câmûsa secdeye gelenlerin alınlarına parmaklarıyla sığır boku sürüp gider. Bu kıyâfette bâzârda râygân gezerler. Garîb temâşâdır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS IV 362b
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı evliyâu'l-ârifîn ve asfiyâu'l-vâsılîn der-şehr-i Basra
EÇS IV 362b
Evvelâ şehr-i Basra'nın enderûn [u] bîrûn berr ü beyâbân çölistânında niçe kerre yüz bin sa‘îd ü şehîd kibâr-ı kümmelînler medfûnlardır. Evvelâ Basra'nın cânib-i kıbleye nâzır olan Müşrâk kapusundan çıkup kâmil üç sâ‘at çöl gidüp ceyran şikârları ve arslan cengleri ederek sıhhat ü selâmetle,
EÇS IV 362b
Ziyâret-i Hasan-ı Basrî kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz: Cemî‘i ehl-i turuk meşâyihin pîşvâsıdır. Tarîk kutbu derler. Hazret huzûrunda Alî'den me’zûndur. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) Yüz yetmiş yaşında nakl edüp bir kubbe-i serâmed içinde medfûndur.
EÇS IV 362b
Ziyâretgâh-ı makâm-ı câmi‘-i Hazret-i Talha: Yolu üzre câmi‘-i azîmdir. Ammâ harâb olmadadır. Bu âsitâneden bir sâ‘at yine çöldür. Hazret-i Talha radıyallahu anh Sahâbe-i güzînin güzîdesidir kim Aşere-i Mübeşşere'dendirler.
EÇS IV 362b–363a
Ya‘nî Hazret-i Risâlet-penâh on nefer kimesneye "Ehl-i cennetsüz!" deyü tebşîr etdiler. İbtidâsı bu Hazret-i Talha b. Ubeydullah'dır. İkincisi 363a Hazret-i Zübeyr b. Avvâm ve Hazret-i Abdurrahmân ibn Avf ve Hazret-i Sa‘d ibn Ebî Vakkâs ve Hazret-i Sa‘îd b. Zeyd b. Ömer ve Hazret-i Ubeyd b. Cerrâh ve Hazret-i Ebâbekri's-Sıddîk ibn Kuhâfe ve Hazret-i Ömerü'l-Fârûk ibnü'l-Hattâb ve Hazret-i Osmân-ı Zü'n-nûreyn ibn Affân ve Hazret-i Alîyyü'r-Radî ibn Ebî Tâlib rıdvânullahı Ta‘âlâ aleyhim ecma‘în.
EÇS IV 363a
Bu on kişiye Hazret-i Resûl cenneti müjde etdiklerinden Aşere-i Mübeşşere derler. Bu Talha hazretleri anların biridir. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâss u âmmdır. Andan yine hâk-i Basra'da (---) fında
EÇS IV 363a
Ziyâret-i Hazret-i Âsaf-ı Berhıyâ: Hazret-i Dâvûd Nebî'den demircilik san‘atın tekmîl edüp Hazret-i Dâvûd Melik Câlût ile Haleb kurbünde Mercidâbık sahrâsında ceng-i azîm edüp Dâvûd Nebî Câlût'u sapan-ı Dâvûd ile katl edüp Câlût Melik yerine Hazret-i Dâvûd melik olup peygamber ü pâdişâh olduğuna delîl-i kat‘î sûre-i (---) Arapça (---) âyeti Habîb-i Hudâ'ya nâzil olmuşdur. Bu ceng-i azîmde mezkûr Haddâd Âsaf Câlût'un askerine eyle kılıç urup şemşîrbâzlık, ser-firâzlık etdiğiyçün Hazret-i Dâvûd Âsaf-ı Berhıyâ'ya bir kerîmesin verüp Câlût'un tahtı olan kal‘a-i Van hükûmetin Âsaf'a verdi. Ba‘dehû Dâvûd Nebî intikâl edüp Âsaf-ı Berhıyâ Hazret-i Süleymân'a vezîr olup anın da tahtını berhevâ rûzgâr götürdüğü ecilden Rûm-ı Yunaniyân ve sâhib-i târîh Mıkdısî-i Yarmeniyân bu Âsaf-ı Berhıyâ içün peygamberdir derler ammâ Hazret-i Süleymân'ın vezîr-i müdebbiri olduğu muhakkakdır ve bir ziyâretgâh-ı azîmdir. Andan,
EÇS IV 363a
Ziyâret-i Enes ibn Mâlik: Yüz üç yaşında Âl-i Emeviyyûn'dan Velîd b. Abdülmelik hilâfetinde sene 91'de merhûm oldu ve yüz yigirmi nefer evlâdları kaldı. Bir kaçın Haccâc-ı Zâlim Yûsuf şehîd etdi. Hazret-i Enes Hazret'den iki yüz on hadîs-i şerîf rivâyet eder.
EÇS IV 363a
Şehr-i Basra'dan diyâr-ı Abbâdân'a ve vilâyet-i cezâyir-i Hardat'a ve deryâ-yı Hürmüz'ü geçüp diyâr-ı Acem'de vilâyet-i Hürmüz'ü ve şehr-i Huveyze'yi beyân eder
EÇS IV 363a
Evvelâ Basra hâkimi Hüseyin Paşa yüz aded güzîde pür-silâh asker refîk koşup Basra'dan cânib-i cenûba gidüp Şatt kenârıyla 1 sâ‘atde,
EÇS IV 363a
Evsâf-ı kal‘a-i Sultânî, şehr-i kadîm Mühennâvî: Sene 241 târîhinde Hârûnu'r-Reşîd hâtûnu Zübeyde Sultân binâsıdır. Anınçün kal‘a-i Sultânî {derler ammâ} kal‘anın lûgat-i sahîhi ba‘zı müverrihîn kavli üzre Mühennâvî derler. Zirâ bunda zamân-ı hulefâda cümle hınnâ destli havâtînler sâkin olmağile kal‘a-i Mühennâ ya‘nî kınalanmış kal‘a derlerdi. Galat-ı meşhûr evlâ olmağile kal‘a-i Mühennâvî derler. Kal‘ası Basra hâkinde şekl-i murabba‘ kerpiç ü türâb-binâ kal‘a-i ra‘nâdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi altı bin altmış adımdır ve gâyet mükemmel cebehânesi ve mefret topları vardır. Zîrâ bu mahalde medd ü cezm-i Şatt üzre Hindistân gemileri ve Portukal kalyonları ve Donkarkız karaka gemileri bu kal‘a önünde yatup hurde iskelesinde ya‘nî gümrükhânede gemiler bâc verirler, latîf benderdir. Kal‘ası hâkimi ve yedi yüz neferâtları ve gemiler dîdebânları vardır. Ve cümle iki bin hânesi serâpâ türâb ile mebnî ve mestûr beyt-i ma‘mûrlardır.
EÇS IV 363a
Ve câmi‘i ve hânları ve kifâyet mikdârı dükkânları vardır. Ammâ imâret-i dârü'z-ziyâfesi yokdur ammâ bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân [u] nahlistânı çokdur. Ve ahâlî-i Basra'nın bu kal‘a-i Mühennâvî teferrücgâhlarıdır. Şehre bir sâ‘at karîb olmağile ehl-i Basra teferrüc edüp berren ve bahren piyâdece ve kayıklar ile şehr-i Basra'ya giderler. Aslen bu kal‘anın sebeb-i binâsı "Gemiler gümrük vermeden firâr etmesinler." deyü binâ olunmuşdur. Hâlâ cümle gemiler medd ü cezm üzre top altında yatup gümrüğün tamâm etmeden giderse zarabât-ı top-ı kûb ile işi tamâm olur. Ve bu kal‘ayı mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek hâk-i Basra'da bunun emsâli (---) pâre kal‘alar vardır. Her birinin ta‘rîf ve tavsîfi birer müdevven kerrâs olur. Ancak her birin birer şemme mikdârı temdîh idelim.
EÇS IV 363a
Tatvîl-i kelâm olup istimâ‘ eden ahibbâya melâl ü kelâl vermeye. Bu kal‘a-i Mühennâvî,
EÇS IV 363a–363b
El-hâsıl Basra'dan üçüncü menzilde, 363b
EÇS IV 363b
Evsâf-ı kal‘a-i Kapân: Sene 213 târîhinde Abâdân şâhlarından Mekrân Şâh binâ etmişdir. Kapân nâmıyla müsemmâ olmasının vech-i tesmiyyesi oldur kim bu kal‘a Hürmüz deryâsı boğazında binâ olunup âyende vü revende keştîlerden bâc u kapân aldığıyçün kal‘a-i Kapân derler. Bu sûr-ı azîm Basra hâkinde nehr-i Şatt cezîresi sâhilinde Hürmüz bahri boğazı kurbünde şekl-i muhammes bir kal‘a-i muhannesdir. Zîrâ bir kerre ahâlîsi bu kal‘ayı Portukal küffârına verüp kefere-i fecere bu kal‘ayı esâsına varınca münhedim edüp ba‘dehû Melik Mansûr tula esâs üzre hâk-i pâk ile bir kal‘a inşâ etmişdir ammâ gâyet metânet üzre mebnîdir. Dâ’iren-mâdâr cirmi dokuz bin adımdır ve iki kapusu var, biri cânib-i şarkda bahr-i Hürmüz kenârına mekşûfdur. Biri cânib-i garba Übülle hâkine meftûhdur. Cümle sazdan ve kamışdan üç bin kadar müfîd ü muhtasar hâne-i külbeleri vardır. Cümle halkı şiddet-i hârdan çuka esvâb geyemeyüp beyâz lekfûrî hil‘at giyerler. Fukarâları arkalarına birer futa ihrâm giyüp kâr ederler. Tâ bu mertebe şiddet-i hârı mü’essirdir. Ammâ hikmet-i Hudâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Ba‘de'l-asr ol kadar latîf hevâsı olur kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve her şeb bâd-ı nesîm bu diyârda esmesi mukarrerdir.
EÇS IV 363b
Ve müte‘adddid câmi‘leri ve hânları ve ancak bir hammâmı var, hammâma muhtâc değillerdir. Zîrâ cümle halkı rûz-merre hammâmda durur gibi gark-ı arak olup dururlar. Ve iki yüz mikdârı hâr-ı hâşâk-ı haşebden dükkânları vardır. Basra hâkimi tarafından hâkimi sancak beğidir. Kadısı ve dizdârı cümle mîr-i livâsıdır kim andan gayrı hâkim yokdur. Cümle üç bin Urbân u uryân çeyşe mâlikdir. Andan üç menzilde,
EÇS IV 363b
Evsâf-ı şehr-i kadîm kasaba-i Übülle
EÇS IV 363b
Müverrihân-ı selef tahrîri üzre Hazret-i İskender-i Zülkarneyn bu hâk-i pâke kadem basdıkda Hazret-i Hızır İskender ile bile olup bu şehri inşâ edüp ismine Dâr-ı Ebülhe derler, ya‘nî Oğuz şehri demek olur. Ammâ hâlâ elsine-i nâsda mâ-kablinde elifi zamme ile kırâet edüp mâ-ba‘dinde zamîri tahfîf-i kelâm içün ref‘ edüp Übülle derler. Zamân-ı kadîmde şehr-i azîm imiş. Hâlâ eser-i binâları zâhir ü bâhirdir. Hâlâ bahr-i Şatt sâhilinde bin hâneli ve müte‘addid câmi‘li ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı bir kasaba livâ-i Kapân hükmünde başka mukâta‘adır. Nehr-i Ma‘kal ve nehr-i Safrâ bu mahalle karîb nehr-i Şatt'a mahlût olur ve nahlistânı cihânı dutmuşdur.
EÇS IV 363b
Andan beş günden taraf-ı cenûba vilâyet-i Cezâyir-i Hardat'a kadem basdık ve yedi günde birbirine müşâbih türâb ile mebnî hurde kal‘aları seyr [ü] temâşâ etdik. Evvelâ,
EÇS IV 363b
Kal‘a-i Sahhâr: Vilâyet-i Ummân ile cezîreden ba‘îd şehr-i Ummân'a karîb şehirdir, ammâ ol kadar ma‘mûr değildir. Ammâ yine câmi‘ ü hân i hammâm vü medrese ve imâretleri (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---).
EÇS IV 363b
Bundan sonra cenûba 3 sâ‘atde,
EÇS IV 363b
Evsâf-ı Cezâyir-i diyâr-ı Ummân, şehr-i azîm Ubbâdân
EÇS IV 363b
Müverrihân-ı selef tahrîri üzre bu şehri ibtidâ Hazret-i Nûh binâ etdüği muhakkakdır. {Ba‘dehû Ummân b. Na‘sân imâr etdi kim bu Na‘sân Hazret-i İbrâhîm neslindendir. Bu şehrin önünde bahre bahr-i Ummân derler. Zîrâ Ummân şehri önündedir. Nitekim diyâr-ı Acem ile Moskov diyârı mâbeyninde bahr-i Harez'e bahr-i Gîlân dahi derler, zîrâ Gîlân şehri kenârındadır. Ammâ bu mezkûr bahr-i Ummân bahr-i Muhît'e mahlût olur. Kur’ân-ı Azîm'de sûre-i (---) âyetin Arapça âyetin müfessirîn bu bahr-i Ummân'dır demişler.
EÇS IV 363b
Ve kâle aleyhi's-selâm, Arapça buyurmuşlardır.
EÇS IV 363b
Zîrâ sâhil-i bahr-i Ummân'da ve bahr-i Fâris kenârında bu Ummân şehri kadar şehr-i azîm ve belde-i kadîm yokdur ve iklîm-i sânînin evvelinde vâki‘ olmuşdur}. Zamân-ı kadîmde ol kadar sevâd-ı mu‘azzam imiş kim diller ile ta‘bîr ü kalemler ile tahrîr olunur değildir, ammâ hâlâ ol kadar imâr değildir. Basra eyâletinde sancak beği hükmünde nehr-i Şattu'l-Arab bahr-i Hürmüz ile bahr-i Muhît'e mahlût olduğu mahalde yedi bin müfîd ü muhtasar hâneli ve kırk aded câmi‘li ve hân u hammâm ve medrese vü mekteb ü tekye ve çârsû-yı bâzârı müzeyyen şehr-i ma‘mûr-şekilli belde-i Ubbâdân'dır. Şehr-i Ubbâdân nâmıyla mevsûf olmasının vech-i tesmiyyesi oldur kim bu şehrin ahâlîsi Hazret-i İsâ nübüvvetinde cümle İsevîler idi. Hazret-i İsâ Hazret-i Risâlet-penâhın altı yüz yıl sonra Hâtemü'l-enbiyâ Muhammedü'l-Mustafâ geleceğin bu halka tebşîr etdikde cümlesi altı yüz yıl mukaddem Hazret'e îmân getirdiler. Cümlesi müslim ü mü’min ü muvahhid oldular.
EÇS IV 363b
Ba‘dehû Bağdâd'da Tâk-i Kisrâ münhedim olup Urfa'da âteşgede-i Nemrûd sönüp niçe bin alâmetler zuhûr edüp Hazret-i Resûl vücûda geldiği gice cümle kavm-i Ubbâdân tecdîd-i îmân etdiler. Anınıçün bu kavme kavm-i Ubbâdân deyü tesmiye olunmuşdur. Ba‘dehû Hazret-i Resûl'e kırk yaşında nübüvvet geldikde bu kavim cümle Hazret'e varup tecdîd-i İslâm etdiklerinde Hazret buyurdular kim "Yâ kavm-i ibâdullah-i âbidân-ı Ubbâdân! Size müjde olsun kim Cenâb-ı Allah sizin üzerinize ve şehriniz üzre cennetden bir kapu açdı kim subh u mesâ size ve hayvânlarınıza ve türâb-ı pâkinize ve cümle mevtânıza ol rahmet kapusundan rahmet saçılup yetmiş aded âfât-ı semâvî ve âfât-ı arızîden halâs oldunuz." deyü bu kavm-i Ubbâdân'a tebşîr etmişdir.