İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IV 393a
"Yâ Muhammed! İbtidâ mühr-i nübüvvetin gününde diyâr-ı Irâk'da Nasîbîn-i Dârü's-sakalânın gelen Melik Sırfeyâîl ki ecinne melîkinün müslimidir, anın da‘vâsın fasl eyle." deyüp cânib-i Hakk'a gidince hemân bir toz içinden bir asker nümâyân olup cümlesi eli kolu kanlı ve yaralı ve bereli kavm-i ecinneden bir ecinne gelüp "Esselâmü aleyk Yâ Muhammed!" dedi. Hazret dahi "Ve aleykümü's-selâm yâ Melik Sırfeyâîl, hoş geldin!" dedikde Yâ Muhammed bî‘at deyüp Hazret-i Risâlet-penâhın dest-i şerîfin bûs edüp kelime-i şehâdeti getirüp ibtidâ ecinne kavminden İslâm ile müşerref olan Melik Sırfeyâîl'dir.
EÇS IV 393a
"Yâ Muhammed, nübüvvetin mübârek ola. Ben Hazret-i Süleymân'dan berü mü’min ü muvahhid idim. Hamd-i Hudâ cemâl-i bâ-kemâlin görüp İslâm ile müşerref oldum!" deyü Hazret-i Resûl huzûrunda kelimât eder ammâ aslâ bir vücûd görünmez. Cümle henüz bî‘at eden huzzâr-ı meclis ta‘accüb edüp âlem-i hayretde kalup Hazret'den su‘âl etdiklerinde Hazret buyurdular kim "Yâ Ebâbekir, bizim ecinne meliki Sırfeyâîl'dir." buyurdular. Cümle sahâbe-i kirâm andan bildiler kim Hazret-i Resûl ins [ü] cinne meb‘ûs olup hâtemü'l-enbiyâdır.
EÇS IV 393a
Andan Melik Sırfeyâîl eyitdi. "Yâ Resûlullah, şer‘ile huzûrunda da‘vâm var. Dünyâ halk olunaldan berü Dârü's-sakalân şehr-i Nasîbîn bizim kânımız idi. Şimdi sana nübüvvet geldiği mahalde şehr-i Nasîbîn'den ervâh-ı habîse Melik Tahlîc ile ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl edüp anlar bizi bu hâle koyup anlardan ve bizden bu kadar cân u cinn helâk olup âhir münhezim olup huzûruna geldim. Amân yâ Muhammed, vatanımız elimizden gitdi." deyü feryâd etdiğinde hemân Hazret-i Risâlet-penâh tecdîd-i vudû edüp eydür:
EÇS IV 393a
"Yâ ashâbî! Bu gün acâ’ib da‘vâ istimâ‘ edersiniz ammâ müddî‘ [vü] mede‘un aleyhaların vücûdların görmezsiniz. Hemân e‘ûzü Billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm deyü isti‘âzeye müdâvemet edin." deyü tenbîh buyurdular.
EÇS IV 393a
Ve bu te‘avvüz ibtidâ Hazret-i Risâlet'den istimâ‘ olundu kim anların kelâm-ı dürerbârlarıdır. Zîrâ ibtidâ nübüvvet günü idi. Sûre-i Ikra âyeti yarlığından gayrı âyet nâzil olmamış idi. Hemân Hazret-i Risâlet-penâh "Yâ ashâbî korkman, bir kimesneye zararı yokdur." deyüp bir kerre "Yâ Melik Tahlîc kavm-i ecinne-i cân ta‘al." deyü nidâ edince el-azametullah be-kavl-i müfessirîn huzûr-ı Resûl-i Ekrem kavm-i cân-ı ecinne ve ervâh-ı tayyibe kavmi, Melik Sırfeyâîl ile Mine bâzârından tâ cebel-i Arafât'a varınca ol vâdîler mâl-â-mâl-i {ecinne} olup bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim huzzâr-ı meclis âlem-i hayretde kaldılar.
EÇS IV 393a–393b
Bir sadâ istimâ‘ olunur ammâ zâhirde bir ferd-i âferîdeden bir merd-i cân nümâyân değil. Hemân bu asker içinden karalar geymiş kara çehreli ve burnunun orta direği yok bir ecinne geldi ve yanı sıra bir kara çehreli âdem sıfatlı elli ayaklı ammâ iki omuzlarında kanatlı sağ gözü kör bir cin sıfatlı 393b dahi ervâh-ı habîse meliki ile ilerü gelüp "Esselâmü aleyk yâ Muhammed" dediler. Hazret-i Risâlet "Aleynâ yâ la‘înân" dedikde meğer ol gözü kör kanatlı şeytân-ı aleyhi'l-la‘ne idi.
EÇS IV 393b
Hazret buyurdular kim: "Yâ Melik Sırfeyâîl! İşte hasmın Tahlîc Melik, gelüp mürâfa‘ olun!" dedikde iki melik yan yana durup Sırfeyâîl müslim olmağile Hazret tarafına meyyâl durup,
EÇS IV 393b
Sırfeyâîl-i tayyibe eydür: "Yâ Nebî! Bu Tahlîc-i habîse benim mülk-i mevrûsumu elimden aldı kim dâr-ı dünyâ duralı abâ-an-ceddin mekânımız idi. Şimdi bu Tahlîc bu İblîs askeriyle yek-dil [ü] yeh-cihet olup bizi şihâb ile helâk edüp mülkimiz elimizden aldı." deyü da‘vâ etdikde Tahlîc, ervâh-ı habîse tarafından şeytân aleyhi'l-la‘ne söze başladıkda,
EÇS IV 393b
Hazret eydür: "Yâ mel‘ûn bu da‘vâda senin ne alâkan var?" dedükde İblîs-i pür-telbîs tezvîr libâsların giyüp vesvese kelâmlarına rehâ buldurup eydür:
EÇS IV 393b
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---) (---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
EÇS IV 393b
Melik Sırfeyâîl eyitdi. "Yâ Resûl-i Hudâ! Bu İblîs-i telbîsin şimdi belî dediğine bakma. Senden sonra bize ve ümmetlerine belâ olur. Hâlâ bu şehrimiz da‘vâsın fasl eyle." dedikde,
EÇS IV 393b
Hazret-i Risâlet-penâh buyurdular kim "Yâ Sırfeyâîl ve yâ Melik Tahlîc! İki kavminizin ve cümle cân [u] ecinne vü ervâh-ı tayyibe ve ervâh-ı habîsenin bu Nasîbîn şehrinden nasîbiniz kesilüp ümmetlerime nasîb ola. Sizler bir dahi Nasîbîn içine girmen ve ol şehirde benî Âdemi müte’ezzî etmen." deyü cemî‘i cân u cin kavminin ervâh-ı habîse ve ervâh-ı tayyibesine yemîn verüp anlar dahi birbirleriyle ceng etmemeğe ve bir dahi şehr-i Nasîbîn'e girmemeğe ahd-i emân edüp da‘vâların Hazret-i Risâlet bu yüzden fasl edüp cemî‘i Sırfeyâîlî ve Tahlîcî yer öpüp huzûr-ı Resûl'den her biri çölistân u berr ü beyâbânlara ve mezbelelistânlara gitdiler.
EÇS IV 393b
Hikmet-i Hudâ ol zamândan berü şehr-i Nasîbîn'de aslâ benî Âdemi sar‘a dutmaz ve sâ’ir diyârdan dutarak dutan âdemi Nasîbîn'e getirseler bi-emrillahi Ta‘âlâ sar‘a zahmetinden halâs olur. Ammâ bu Nasîbîn'in hevâsı eyle sakîldir kim ısıtması âdemi dutarıkdan ziyâde dutar. Rûm u Arab u Acem'de Nasîbîn ısıtması ve Dil Herseki ısıtması dahi meşhûr-ı âfâkdır kim bu iki şehirde serçe[y]i ısıtma dutar.
EÇS IV 393b
Netîce-i merâm huzûr-ı Resûl-i Ekrem'de iki ecinne melikinin da‘vâları fasl olup gitdiklerinde,
EÇS IV 393b
İblîs-i aleyhi'l-la‘ne eydür: "Yâ Muhammed yine devletinde mekânsız kaldım." dedikde,
EÇS IV 393b
Hazret-i Resûl eydür: "Yâ mel‘ûn bana îmân getir!" dedikde,
EÇS IV 393b–394a
"Yâ Muhammed, sen halk olmazdan yetmiş bin yıl evvel Levh-i Mahfûz'da Cenâb-ı Allah'ın ismiyle senin ismin görüp yed-i kudret ile Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah diye yazılmış. Hak celle ve alâdan evsâfın işidüp tâ ol zamândan berü sana îmân getirmişim. Hakkâ ki hak peygambersin ammâ yine merdûd olmama sen sebebsin. Zîrâ seni Âdem belinden rûy-ı arza[ullah]a getirse gerek idi. Bahâne, tanrı(sı)(?) beni arada bî-bahâ edüp Âdem'e secde eyle, dedi. Ben ise âteşden halk oldum, ulvîyem; Âdem ise türâbdan halk oldu, süflîdir. Anınçün tenezzül etmeyüp secde etmedim. Ve Cenâb-ı Kibriyâ'nın "{Âdem'e} secde eyle!" demeden murâdı benim aşkımdan ferâğat edüp Âdem'e âşık ol dedi. Ben ise Âdem'e hasm-ı adüvv-i cânı oldum. Efendim Allah'ın niçe aşkın bırağup bir toprakdan halk olup isyân ile mürekkeb olacak Âdem'e niçe secde ideyim. Secde hod Allah'a mahsûsdur. Zîrâ şerîki ve nazîri ve vezîri yokdur, mülkü çokdur. Kemâl-i aşkımdan Âdem'e secde etmeyüp merdûd oldum." dedikde Hazret-i Habîb-i Hudâ buyurdular kim: "Yâ İblîs! Dahi sen benlik ve enâniyyet ve ucub da‘vâsında mısın? Gel {imdi} cedd-i ızâmım Hazret-i Âdem Safî kabri Kudüs-i {Şerîf kurbünde} cebel-i Ceberût'da Hazret-i 394a İbrâhîm Halîl yanında medfûndur. Var anda meşhed-i Âdem Safî'ye yüz sürüp secde eyle. Seni Hazret-i Allah'dan ricâ ideyim. Ke'l-evvel yine cân u cin kavmine melik olup rûy-ı arzda bir mülke mâlik olup şehr-i {Nasîbîn'den el çekesin}" dedikde,
EÇS IV 394a
İblîs-i telbîs eyitdi: "Yâ Muhammed ben yedi kat yerde ve yedi kat gökde yetmiş bin yıl ibâdet edüp Cenâb-ı Allah'a takarrub hâsıl edüp Hazret-i Bârî'nin cemâlin müşâhede edüp bu kadar bin yıl âşık-ı serbâzı olup bilâ vâsıta kelimât edüp ismi ile benim ismim arasında bir mine bâzârı vardır. Meselâ e‘ûzü Billahi mine'ş-şeytânı demişdir. Ben ol mine bâzârı aşkından geçmem. Ne kadar merdûd-ı racîm isem Sûr-ı İsrâfîl'e dek benden geçmez ve hayâtda edüp kulluğundan çıkarmaz. Ben de anın aşkından dönüp Âdem'in hayâtında cennetde secde etmedim. Şimdi niçe toprağına secde ideyim. Ben ol aşkdan geçmem. Âhir nefesde İsm-i A‘zamı okuyup yine huzûr-ı Rabbü'l-İzzet'e varup mukarrer olurum." dedikde,
EÇS IV 394a
Hazret buyurdular kim "Yâ la‘în, Hazret-i Allah yetmiş yıl mukaddem sana İsm-i A‘zamı unutdura." deyü Hazret-i Resûl İblîs ile yedi sâ‘at mübâhase ve mücâdele edüp âhir Resûl-i Ekrem huzûrunda Allah aşkına yemîn verüp "Benim ümmetim arasında ümmetim eşkâline girüp gezme." deyü yemîn verüp yemîni kabûl edüp eydür: "Yâ Muhammed, ammâ vesveseden hâlî olmam." dedikde Hazret gazab-âlûd olup anlar dahi huzûrundan İblîs'i redd etdiler.
EÇS IV 394a
Hamd-i Hudâ ol zamândan berü ümmet-i Muhammed zeylinde âşikâre gezmez. "E‘ûzü Billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm" deyüp sadaka ile te‘avvüz eden bi-emrillah şeytandan emîn olur ammâ sâhib-i sülûk olan kimesnelerin bu du‘âsına dahi müdâvemet gerekdir kim ol du‘â budur:
EÇS IV 394a
buyurmuşlardır.
EÇS IV 394a
Der-beyân-ı hulviyyât-ı kelâm-ı müfessirîn ve muhaddisîn: Evvelâ huzûr-ı Resûl-i Kerîm'de murâfa‘a-i şer‘ olunan cân u cin kavimleri ile İblîs-i aleyhi'l-la‘ne'nin isbât-ı vücûd etdikleri da‘vâların istimâ‘ eden Câbir-i Ensârî ve Ka‘bu'l-Ahbâr ve Abdullah ibn Mes‘ûd ve niçe sahâbe-i kirâmdan müfessir-i Kur’ân-ı Azîm ve Furkân-ı Mecîd olan Keşşâf hazretleri şeytân-ı aleyhi'l-la‘nenin haseb [ü] nesebi ve asl [u] fer‘i ve sebeb-i tulû‘un eyle tahrîr ü terkîm eylemiş kim zikr olunur.
EÇS IV 394a
Der bî ayne bî şeb-i pür-nisbet şeytâni'r-racîm: Evvelâ bu İblîs-i pür-telbîs cân-ı ecinne kavminden bir gulâm idi. Babası (---) dır. Babası Şemlâl b. Eres adlu bir pâdişâhlarına âsî olup azîm ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl etdiklerinde İblîs anlardan bir âbid ü zâhid ve necîb ü reşîd gulâm olmağile Cenâb-ı Kibriyâ niçe bin melâyikeler ile İblîs'i anlara serdâr edüp Cân kavminin âsî olanlarıyla ceng edüp bu kerre İblîs kavmi Cân kavmi üzre galebe edüp cümle âsî olan Cân kavimleri âteş-i azâbdan helâk olup emr-i Hak ile İblîs Cân kavmine pâdişâh oldu.
EÇS IV 394a
Ol zamânda İblîs'in ismi lisân-ı ehl-i cennet kerrûbiyânları arasında ya‘nî lisân-ı Arabî'de ismi Hâris idi ve künyesi Ebû Mürre idi. Kur’ân-ı Azîm'de ismi İblîs'dir kim
EÇS IV 394a
âyeti nâzil olmuşdur.
EÇS IV 394a
Ve sûre-i Nâs'da dörd ismi vardır. Biri Vesvâs'dır, Arapça nassı vardır. Arapça
EÇS IV 394a
Biri Hannâs'dır ve biri Yüvesvis'dir ve biri Cinne'dir. Arapça 'dır. Arapça
EÇS IV 394a
Cümle müfessirîn ü mütebahhirîn ecinne vü şeytân bir kavimdir derler. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS IV 394a
Ammâ sûre-i Mülk'de âyet-i şerîf ile sâbitdir kim Arapça nassı üzre İblîs-i pür-telbîsin yedi kat semâda ismi vardır kim sûre-i Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî-i Ümmü'l-kitâb'da Cenâb-ı Allah azametiyle kinâyeten ism-i Düllî'yi yâd eylemişdir kim cemî‘i müfessirîn ü şeyhu'l-kurrâ ve muvahhidîn Fâtiha sûresin tilâvet ederken on dörd yerde hazer ederler.
EÇS IV 394a
Evvelâ evvelki kat gökde ismi Düllî'dir, ya‘nî elhamdüllî demeyüp elhamdülillah diye.
EÇS IV 394a
Ve ikinci kat ismi Hireb'dir, lillâ diyüp Heri demeye Allahu rab deye.
EÇS IV 394a
Üçüncü kat gökde ismi Eelem'dir, Eelemîn demeyüp Âlemîn diye.
EÇS IV 394a
Ve dördüncü kat âsumânda ismi Rehmâ'dır. er-Rahmâ demeyüp er-Rahmân diye.
EÇS IV 394a
Ve beşinci kat tabakada Rehim'dir. Er-Rehîm demeyüp er-rahîm diye.
EÇS IV 394a
Ve altıncı kat gökde Kiyûm'dur. Mâli deyüp Kiyûm demeye, Mâliki yevmi'd-dîn diye.
EÇS IV 394a
Ve yedinci kat gökde Kena'dır, iyyâ deyü durup kena‘büd demeye, iyyâke na‘büdü deye.
EÇS IV 394a
Ammâ evc-i Illıyyîn'de ve Huld-i berîn'de ve Firdevs uçmağında ve Adn uçmağında ve Sidre uçmağında ve Ebrârda (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve'l-hâsıl sekiz uçmak meleklerinin aralarında İblîs'in ismi Racîm'dir {ve Hâris'dir. Anınçün cümle Kerrûbiyân ve Hafaza ve Hamele ve Gâşiye ve Kürsî ve Levh u Kalem huddâmı melekler "E‘ûzü Billahi min şerri'l-vesvâsi'ş-şeytâni'r-racîm." derler}. Anınçün evvelki kat gök meleklerinin müvekkilleri İblîslerin biri biri üzre göğe çıkmak isteyen merdûd şeytânları âteş ile recm edüp her gice niçe bin yıldızlar semâdan yere düşer. Ammâ be-kavl-i mezheb-i hukemâ ol yıldızların ömürleri âhir olup zemîne düşer derler. Kavl-i za‘îf-i indîdir, kitâbî değildir.
EÇS IV 394a
Ammâ İblîs'in yedi kat tamu zebânîleri ve müvekkilleri içinde esmâların beyân eder
EÇS IV 394a
Evvelâ dâr-ı Cahîm'de ismi 'dir. İyyâke na‘bü deyü durmaya na‘büdü ve iyyâke diye.
EÇS IV 394a
Ve Veyl-i cahîmde ismi Kenes'dir ve iyyâ deyü bir soluk alup durup ke-nesta‘în demeye ve iyyâke nesta‘în deye.