EÇS V 9a
Hemân bu hakîr dahi bir tuhaf hüsn-i hatt kelâm-ı İzzet hedâyâ ile Abdâl Hân'a vardığımda ayağa kalkup yanına alup vâfir ta‘zîm ü tekrîm etdi.
EÇS V 9a
"Pes Evliyâcığım sen bunda mısan?"
EÇS V 9a
"Belî Hân'ım, bu hânedânın yigirmi seneden berü çörekhârı ve çanak-keşânıyım. Ecdâd-ı izâmın Hazret-i Sultân Evhadehullâh'ın pâk rûhiçün beni bu şehirde bir çerâğ-ı efrûhte edüp meni kulluğuna kabûl eyle, men gayrı Melek Paşa'nın kapusuna gitmenem" dedikde yanında bir küçük pîş-tahtanın kapağın küşâde kılup,
EÇS V 9a
"İşte sene bir nânpâre-i boyahâne. Beher yevm dörder guruş olur ve ben sana Muş'da ze‘âmet de verirem ve sana câriyeler verüp evlendir ve barhlandıram" deyü bir şâhnâme ve bir Kitâb-ı Gülistân ve yüz guruş-ı İşpanyan verüp bir kat libâs verdi.
EÇS V 9a
Anı gördüm, Melek Ahmed Paşa'nın çerâğ eylediği oğlu Ziyâeddîn Hân gelüp babasının ayağına düşüp Melek Paşa'nın Âsitâne'den hânlık içün getirdiği berât-ı pâdişâhî ve emr-i şerîfleri ve hâlâ bizim paşa tarafından getirdiğim mukarrernâme ve hil‘at-i fâhireyi cümle pederinin huzûruna koyup pederinin ayağına yüz sürüp eydir:
EÇS V 9a
"Vallâhi peder efendim, pâdişâhım! Melek Paşa cenginde devletimize âhardan bir ferd ü merd müdâhale etmesin içün cümle ehl-i beledin meşveretiyle beni hân taleb etdiler. Bir yıldır kim senin vekâletin ederdim. İşte Melek Paşa dahi ma‘zûl oldu. Allâh yine tâc ü raht ü bahtın sana mübârek eyleye" deyüp ser-ber-zemîn etdikde Abdâl Hân-ı âkıbet-endîş dûrbîn-fikr eydir:
EÇS V 9a
"İmdi oğul ben seksen yaşına girüp okum atup, yayım yasup niçe kerre kemânım âsumâna asup felekden nâm [u] kâmlar alup niçe kere bu atlas-gerdûnun germ [ü] serdin çekmişem. Hâşâ sümme hâşâ ben bundan sonra hânlığı kabûl idem. Hemân siz on iki aded ciğer-kûşe ve nûr-ı dîdelerimsiz. Hemân yek-dil [ü] yek-cihet olup basîret üzre olup hükûmet-i Bitlis'i bir hoşça zabt u rabt edüp halka gülünç olman. Bana da bir nânpâre verin. Vâliden ehlimle bir kûşe-i vahdetde sizlere hayır du‘âda olam. Kaldır şu berâtların. Allâh mübârek eylesün" dedi, ammâ ciğeri pür-hûn olarak nutk edüp yukarudan aşağı mu‘âmele-âmiz kelimâtlar ederdi.
EÇS V 9a
Netîce-i merâm niçe bin kelimâtdan sonra ta‘âm tenâvül olunup gasl-i destanden sonra {Hân eydir}:
EÇS V 9a
"Evliyâm şimden gerü değil evvel dahi bizimdir. Buna bir hücre döşen kim bana yakın olup cân sohbeti edeh" dedi.
EÇS V 9a
Ve yine hakîr hânın destin bûs edüp hücreme gelüp sehel hâb-ı nâza vardım. Ol ân vâkı‘amda pederim merhûmu görüp {eydir:
EÇS V 9a–9b
"Oğul sana} Ahlat kal‘ası üzre bu 9b şehirden sana çıkmak âsândır, gam yeme. Hemân Hazret-i Kur’ân'a müdâvemet eyle" deyü menâmımda pederim merhûmu görünce hâbdan bîdâr olup ol ân, pâk tecdîd-i vuzû‘ edüp pederimin rûhiçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp üçünci günde tamâm etdim.
EÇS V 9b
Sergüzeşt [ü] serencâm-ı hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ der-şehr-i Bitlis
EÇS V 9b
Bir gün bu hakîr-i kesîrü't-taksîr Hânbâğı'nda hücremden çıkup hânın dîvânhânesinde hazîne odasında ale's-sabâh bir künc-i vahdetde âlem ağyârdan bî-haber iken evrâd-ı ezkârım tilâvet edüp âsûde-hâl dururken anı gördüm. Haremden koca hân bir gümüş sini içre on aded fağfûrî tabaklar içre emlec ve kebbât ve kâbulî ve zeytûn ve karîşe ve asel-i musaffâ ve gûnâ-gûn hamîreler ve hâs u beyâz gül-pembe-misâl mutabbak çörekler ve bir kâse anberli çobra ve bir kâse avşula şerbeti gelüp yalnız bir köşede tenâvül ederken harem kapusundan bir Tavâşî Anber Ağa nâm abûs çehre, ammâ Mesîh-âsâ dem urup bir boğça esvâb ile gelüp eydir:
EÇS V 9b
"Hânım Sultân efendim size selâm eyleyüp bu boğça esvâblarımızı geyüp paşasına durmayup gitsin ve Kaya Sultân yanında bizi hayr du‘âdan unutmasın, elbette durmayup gitsin" deyü bu tavâşî-i Lokmân-sıfatdan haberin sıhhatin Lokmân'dan alup aklım başımdan gidüp gûnâ-gûn efkâr-ı fâsideye varup hemân,
EÇS V 9b
Arab: "Boğça ve esbâbları pek saklayup kimes[ne]ye dimen" deyüp gûyâ firâr etdi.
EÇS V 9b
"Aya, böyle haber gelmeden murâd [u] maksûdu ne ola?" deyü perîşân-hâtır tahta'l-kahve tenâvül ederken yine harem kapusu açılup içerden Abdâl Hân'ın en ulu oğlu Bedir Beğ ve dahi küçüğü Nûruddehr Beğ câme-hâb donlarıyla başlarında birer arakıyye kelle-pûşlarıyla nümâyân olup yanıma gelüp,
EÇS V 9b
"Sabâhü'l-hayr Evliyâ Çelebi, nedir hâl-i şerîfin? Yine hân babanın gümüş sinisiyle ta‘âm yersin, hân baba sana iltifât edüp futûr göndermiş. Eğer ortak alırsan bilece yeyelim" deyüp yanıma oturdular. Hakîr eyitdim. Beyt:
EÇS V 9b
Hep sizindir cân ü dil tek bir kadem rencîde kıl
EÇS V 9b
Yoluna nem var ise şükrânedir bilmez misin
EÇS V 9b
deyüp bu ebyâtı terennüm etdim ve latîfe olmağiçün,
EÇS V 9b
"Bu ta‘âm benimdir, ammâ hân babanızın mâlı gibi yeyün. Helâl-i hoşunuz olsun, Seyf Kulu Ağa hoşikiniz olsun" dedim.
EÇS V 9b
Hemân ta‘âmı yerken Nûruddehr eyitdi: "Elhamdülillâh, Hân babanın Melek Ahmed Paşa cenginde ganîmet olmamış, bir gümüş sini ve bu fağfûrî tabakları kalmış" deyüp tebessüm etdi.
EÇS V 9b
Bildim ki hakîri imtihâna çeker. Aslâ cevâb veremeyüp ta‘âm-ı mümessekden ekle ye’külü bâbından ta‘âmı sîgaya çekerdim.
EÇS V 9b
Hemân yine Bedir Beğ eydir: "Evliyâ Çelebi, işte paşanız da ma‘zûl oldu. Ne idi kim murâdı bu şehir içre eyle kılıç urup vilâyetimizi ve şehrimizi poh edüp niçe bin âdemi dendân-ı tîğdan geçürüp ol rûz-ı Ramazân-ı mübârekede eyle fezâhat u kabâhatlar edüp şehrimizden on Mısır hazînesi mâl gâret olundu. Ayâ Evliyâ, bu işler Melek Paşa'nın ve tevâbî‘ [ü] levâhıklarının ve Van kulu eşkıyâlarının yanlarına bu mâl-ı ganâ’im kalır mı ki?" dediler.
EÇS V 9b
Hemân hakîr eyitdim: "Vallâhi beğlerim, bu dünyâda dervîşân gûnâ-gûndur. Ben dahi âvân-ı nâs mâbeyninde bu gûne atlı ve donlı ve bârhâne ve hidmetkârlı dervîşim. Ben umûr-ı dünyâ kaydında değilim. Ceng oldu ve vilâyet harâb oldu ve gâret ü yebâb oldu. Ben anları bilmem. Ancak bu hakîr bir du‘âgûyunuzum ve kendi hânedânınıza gelmiş yigirmi yıldan berü müştak [u] garîbiniz idim. Hamd-i Hudâ bugünkü gün Hân-ı âlîşân hazretleri pederiniz boyahâne hüccetleri verüp çerâğ etdi. Dahi gayrı şân-ı şerîfinize ne lâyık ise anı eylen. Hâlâ bu âsitânenin müsâfiriyim. Size mahabbetimden gelüp âlüfte vü âşüftelik ederim" deyü vâfir tevâzu‘-âmîz kelimâtlar edüp tahta'l-kahve yerim, ammâ semm-i helâhil yeyüp ensemden geçer. Hemân Bedir Beğ mu‘ammer olsun.
EÇS V 9b
Ol eydir: "Belî hakkâ ki, Evliyâ Çelebi bir garîbü'd-diyâr seyyâh-ı âlemdir. Her kimin arabasına binerse anın türkisin okur ve her kimin ihsânın görürse anın medh [ü] senâsında olur. Her kanda başı hoş anda ta‘âmı yeyüp ser-hoş geçinir" dedi.
EÇS V 9b
Ve bu esnâ-yı kelâmda dahi fütûr tabakları meydân-ı mahabbetde iken dîvânhâne kapusundan içeri ale's-seher Melek Ahmed Paşa'nın Ziyâeddîn Hân'a kethüdâ etdiği Halhalî Haydar Kethüdâ kulağında menkûşun sallayarak yüz on yaşında bir zâl-ı nâ-tüvân-ı umûr-dîde-i müsinn kimesne idi. Kapudan zâhir olup derhâl içeri girüp,
EÇS V 9b
"Es-selâmu aleyk, beğlerim ve sabâhü'l-hayr Evliyâm" deyüp aşk edüp beğler aslâ selâmın almayup,
EÇS V 9b
Hakîr, "Yâ sabâhü'l-hayr ey Haydar-ı Kerrâr, dûrbîn-efkâr-ı dîl-fikâr" dedim.
EÇS V 9b
Haydar Kethüdâ eyitdi: "Dûrbîn-fikrim, ammâ niçün beğlerim ben ihtiyârın selâmın sabâhın almadılar?" deyüp arz odasında ayak reftârı ederdi.
EÇS V 10a
Hemân Haydar Kethüdâ fakîr arz odasında ayak reftârı ederken beğlerin yanında olan biheri, ya‘nî ocak yanına gelüp bir kerre "âh tû" deyüp ocağa bir lakoz istiridye kadar balgam tükürüp savurdu ve balgamın habâbları, beğlerin ve hakîrin üzerine hubâb-efşân oldu. Ve ba‘zı kinâye cevâblar ile beğlere yukarudan aşağı mu‘âmeleler edüp,
EÇS V 10a
"Beğler bizim selâmımız almadı" deyü somurdanup bir kerre dahi ocağa "âh tû" deyüp tükürünce ocak taşı ve Bedir Beğ'in başı balgam ile mülevves edince hemân bu kerre Bedir Beğ ve Nûruddehr Beğ ayağa kalkup,
EÇS V 10a
"Bire vurun, şu mel‘ûn kocayı" deyince hemân benim yanımdaki dollâb kapağı açılup Güzeldereli Musli Ağa dal kılıç başım üstünden bir pertâb edüp Haydar Kethüdâ'ya bir haddâdî kılıç aşk edince hemân fakîr Haydar kemerinden dal hançer olup ol yara ile Musli Ağa ile yaka yakaya gelüp Mahmûd-ı Peryâr-ı Velî köçekleri gibi küştegîrlik ederken hemân yüklük içinden Abdurrahman Bölükbaşı ve Kanahdereli Deli Mahmûd kılıç yetişdirip Koca Haydar {Hân} cân havliyle üçüne de hançer yetişdürüp kendüyi de çalup döğerler. Fakîr Koca dîvânhânede bağırup çağırup "Havâr" deyü feryâd eder.
EÇS V 10a
Âhir ol fakîr elinde dal hançer beğler üzre gelirken iç oğlanları hançer ve kılıç üşürüp pâre pâre ederlerken
EÇS V 10a
Nûruddehr eydir: "Evliyâm, senin paşanın çerâğıdır, sen de hânı seversin, bir hançer ursana" dedikde yerimden pertâb edüp başından mendilin ve kulağından menkûşin ve belinde[n] Hayd[ar]î pâlheng ve hançeri kının ve bıçağın aldım, ammâ semmûr kürkü pâre pâre olmuşdu. Meğer fakîrin dahi cânı var imiş hemân hakîrin ayağına sarılup "Âh!" deyüp ayağa kalkup yine düşünce oda içre fakîri iç oğlanları dilim dilim ederken kapudan taşrada Haydar Kethüdâ'nın pabucı ve çizmesin dutan huddâmları dal kılıç kapudan içeri hovlayup iç gulâmlarıyla birbirlerine eyle sâtûr-ı Haydarî urdılar kim Haydar Kethüdâ'nın yanı sıra niçe cânlar telef olup haliçeler üstü buheyre-vâr deryâ-yı hûn oldu.
EÇS V 10a
Hudâ âlim u dânâdır kim taşradan içeri giren Kürd yiğitleri eyle kılıç urdılar kim Kassâb Cömerd eyle satır urmamışdır, ammâ çe-fâ’ide, beş altı kişi yetmiş seksen cülâver iç gulâmlarına neylesin? Beğler ve hakîr bir bucakda kalup üzerimiz cümle kızıl kan oldu.
EÇS V 10a
Âhir bu hakîr "Ekall eksere tâbi‘dir" deyü beğlere teba‘iyyeten "Âf, yûf, pûf" ederek leşlerin ayağından yapışup çekmeğe imdâd ederken Haydar Ağa'nın koynundan sâ‘ati düşüp aldım ve kapu arasında yüzüklerin dahi aldım. Leşlerin sürüyerek nerdübân cağından aşağı sarây meydânına dördün dahi endâht etdik.
EÇS V 10a
Ammâ bu hakîrin aklı başından gitmişdi, zîrâ futûr yerken Nûruddehr Beğ'in, "Ayâ bu işler Melek Ahmed Paşa'ya ve tevâbi‘ine kalır mı?" demişdi.
EÇS V 10a
Ve haremden Hânım Sultân bir boğça esbâb gönderdikde "Durmasın paşasına gitsin" demişdi.