EÇS V 11b
Cümle uşşâkân bu işe hayrân kalup hakîr vâlih [ü] sergerdân kaldım. Ve bir dahi yine cümle mahbûbân turna katarı birbiri ardı sıra katarlanup kızak kayarlarken beri yola gelmişlerken tarfetü'l-ayn içre cümlesi gerü gerü yokuş yukaru aksine kayup yıldırım gibi gerü gitdiler ve cümle halk {bu işe} hayretde kaldılar.
EÇS V 11b
Hulâsa-i kelâm ol gün bu Monla Mehemmed hakîre ve ahâlî-i Bitlis'e niçe bunun emsâli ma‘rifetler gösterdi, ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar kemâl-i ma‘rifete mâlik iken "Fe izâ câe'l-kazâ amye'l-basar". fehvâsınca beyt,
EÇS V 11b
Edemez def‘ sakınmakla kazâyı kimseBin sakınsan yine ön son olacak olsa gerek
EÇS V 11b
mazmûnunca Arapça kelâmı üzre takdîre ilâc yokdur.
EÇS V 11b
Bu temâşâ-yı ibret-nümâları seyr ederken gerüye Hânbâğı'nın revzenlerine nazar etdikde pençereden bir beyâz kol nümâyân olup hakîre gel işâreti eder. Hakîr iğmâz edüp yine gulâmların kızak kaydıkları seyrânlarına mukayyed idim, ammâ yine gözlerim Hânbâğı {pençerelerinde idi}. Birkaç kerre acele ile mezkûr kol işâret eder. "Ayâ bu ne işâretdir" deyü efkâra düşüp dururken anı gördüm. Altıkulac nâm bir sarıca-i dırâz kim külâhı başında bir kulac idi. Kendü de bir kadd-i bâlâ-yı dırâz-bâr olmağile Altıkulac derlerdi. Dâ’imâ hânın öni sıra gidüp kolunda bir mehîb ü musanna‘ teber taşırdı.
EÇS V 11b
Bu Altıkulac kazâ ve kader buludu gibi yanımıza gelüp eydir: "Evliyâ Çelebi, Hân-ı âlîşân, bâğ cağından birkaç kerre kendü mübârek koluyla size işâret etdi. Bilemediniz ve bâğa gelemediniz. Kalk imdi yalnız seni isterler" deyince hakîr kar üstünden "Yâ Allâh" deyüp kalkarken Monla Mehemmed dahi bile kal[k]mak istedikde Altıkulac Monla Mehemmed'in kellesine bir balta ile urdı kim henüz hakîr dürüst kalkmamış idim. Monla Mehemmed'in cümle beynisi omzuma ve çehreme sıçrayup yüzüm gözüm rüsvâ olup cân havliyle bir pertâb ile eyledim kim Amr-ı Ayyâr eyle reftâr edemez.
EÇS V 11b
Altıkulac, Monla Muhammed'in esbâbların alup leşini kayalardan aşağı kar üzre atdı.
EÇS V 11b
Hakîr dahi "Fî-emânillâh bir gün beni de bir hâl ile bu derelerde böyle yok ederler", deyü yokuş yukaruya çıkarken anı gördüm. Hân kendi atın gönderüp "Binsin de gelsin" demiş.
EÇS V 11b
Hemân hamd-i Hudâ edüp bilâ-rikâb süvâr olup hân huzûruna gûnâ-gûn şaka ederek ve Monla Muhammed'in cenâze namâzına, "Sihirbâz er kişi niyyetine" deyü Türk lehcesiyle mashariyyât ve mudhikâne turrehât-ı kelimâtlar ederek Monla Mehemmed'in beynisi ile yüzüm gözüm ve esvâblarım evgâr u mülevves hâna selâm verüp, "Gazânız kutlu ola" dedim.
EÇS V 11b
Hân eyitdi, "Evliyâm, çehrene n'oldu?"
EÇS V 11b
Hakîr eyitdim, "Sihirbâz evliyânın du‘âgûy Evliyâ yüzine beynisi bulaşdı" dedim.
EÇS V 11b
Hân eyitdi, "Bire Evliyâm ben sana pençereden kaç kerre kol salmışam, sen gelmemişsen."
EÇS V 11b
"Ey hânım, men uryân kolun el saldığın ne bilem, bir vücûd görünmez, bir eldir salınır, men dahi ana hayrân idim ve sovukdan men buymuş idim. Monla Mehemmed nâ-merhûm ‘Hele dahi otur, sana bir ma‘rifet dahi gösterem Rûm'a vardıkda meni mahtayasın, fermân ile meni Rûm'a kıgıralar, tâ ki mende ne ma‘rifetler var göreler’ deyü meni ol sovukda alıkoyardı" dedim.
EÇS V 11b
"Meğer hânım ol fakîr-i pür-ma‘rifetin cürmi ne idi kim eyle katl etdiniz" dedim.
EÇS V 11b
Hân eyitdi, "Evliyâm, ol kâfir-i bed-hûy-ı bî-dîn ve cefâ-hûy menim bu kadar zamândan berü çöreğim yeyüp elimden cam cam avşula şerbetlerim çekerken nân u nemek ve lavaşa ekmek hakkın gözetmeyüp Haydar Kethüdâ ile yek-dil [ü] yek-cihet olup ‘Sen Melek Ahmed Paşa ile ey Haydar Ağa bir ol, Van askeriyle bu şehre gelsin, men hân askeri içre bir vefk bırağam, hânın askeri târumâr olsun ve Melek Paşa askeri içre bir tılsım bırağam, mansûr u muzaffer olup hânı katl etsinler, oğlunun biri hân olsun. Sen ki Haydar-ı Kerrâr'sın mü’ebbed kethüdâ olup men kadı-ı Bitlis olam’ deyüp hakîkatü'l-hâl ben Melek ile ceng ederken eyle edüp menim askerim ol ânda mûr u mâr gibi târumâr olup ben dahi Mudiki dağlarına firâr etdim. Hamd-i Hudâ sıhhatle tahtıma gelüp mel‘ûnı Altıkulac'ın teberiyle katl etdirdim" dedikde,
EÇS V 11b–12a
Hemân hakîr eyitdim, "Ey hânım Ebü'l-Müslim-i Mervî-i Horasanî teberdârın rûh[u] şâd olsun kim eyle Yezîdî'yi Altıkulac teberiyle başın çevirdi, aleyhi mâ yustehakk. Ey hânım ol mel‘ûnun cürmi eyle ise bana izin ver varup 12a leşi üstüne sepe sepe işeyem. Ve Kürd ve Küye kavmiyle üzerine recm taşı atup la‘net taşıyla defn edem" dedikde hemân hân fermân edüp cümle şehrin ekâbir u esâğirinin huddâmları ve Nasârâ pîçeleri birer ikişer kıt‘a seng-pâre ile gelüp ol sehhâr-ı mürdenin lâşe-i murdârı üzre niçe bin aded seng-i recimât atup lâşesi üzre la‘net taşından bir püşte olup anda medfûn kaldı.
EÇS V 12a
Ammâ merhûm gâyet pür-ma‘rifet idi. Ekâlîm-i seb‘ada ol âna dek eyle bir ilm-i simyâya mâlik kimesne görmemiş idim. Gerçi sene 1058 târîhinde cülûs-ı Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ asrında Kara Murtazâ Paşa vâlî-i şâm-ı cennet-meşâm iken Dürûzî üzre sefere gitdiğimizde Akka kal‘asında bir resenbâz üstâd ilm-i simyâda gûyâ Mirzâd idi, ammâ bu Monla Muhammed hem müfessir u muhaddis [ü] musannif, ilm-i simyâda mü’ellif ve bî-bedel kimesne idi kim bâlâda cümle san‘atları hân sarâyında Melek Ahmed Paşa'lıya arz-ı ma‘rifet etdikleri cümle tahrîr olunmuşdur. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS V 12a
Ammâ bu hakîr ve paşanın mataracı fakîri bu hâl-i pür-melâlleri görüp ciğerimiz hûn olur, ammâ ne çâre. Beyt:
EÇS V 12a
Demâdem eylediğim âh u zâr elimde değilEsîr-i derd-i gamım ihtiyâr elimde değil
EÇS V 12a
mazmûnı üzere innâ lillâh deyüp dururduk.
EÇS V 12a
Günden güne şiddet-i şitâ katı olup yollar sedd olmada ve paşa dahi Van'da ma‘zûlen kapudan taşra çık[a]mamada, ammâ bu {hakîr} hân yanında ve tevâbi‘ u levâhıkları yanında aslâ paşa tarafın lisâna getirmem, ammâ her gün atlar binüp kar ve boranlar söküp Rahova yolların ve Kefender kal‘ası yollarının karın söküp hânın ve gayrının çiftliklerine uğrayup ba‘zı ta‘âmlar tenâvül edüp yine şehre gelirdim.
EÇS V 12a
Hân su’âl etse, "Hânım, sizin çiftliğe ve Arab Halîl Ağa'nın çiftliğine varup avşulalı kükü pilav yedim" deyü her kanda varsam dürüst nakl edüp aslâ durûğ demezdim.
EÇS V 12a
Anlar da çiftlik âdemlerinden su’âl etdiklerinde kelâmımın sıhhati zâhir olurdu. Bu hâl üzre bir ay dahi ömr-i hırâş-ı cân çekdiğim derûnumda pinhân ederdim, ammâ yine rûz [u] şeb tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olup tilâvet-i Kur’ân edüp Ehâdîs-i Nebeviye ve Tefâsîr-i Deylemiye okuyup alâ kadri't-tâka istitâ‘ımıza göre ulemâ-yı Ekrâd ile mesâ’il-i şer‘iyyeler görmeden de hâlî değil idik. Ve muta‘assıb olup bî-mezâkdır demesinler içün hân huzûrunda ve evlâdları Bedir ve Nûruddehr Beğ yanlarında ve sâ’ir mîr-i aşâyir mâbeynlerinde âlüfte [vü] âşüftelik edüp ilm-i mûsikîden kâr ve nakş ve savt ve zikr ve zecel ve amel ve tasnîfât ve hazengîr şekilli kaviller okuyup gûnâ-gûn şakalar ederdim. Tâ hakîri bildiler kim kendülerine nöker olmuşum. Artık hân-ı cedîd, ya‘nî Melek Ahmed Paşa çerâğı Ziyâeddîn Hân hakîri kendü hücresinde yatırdup bir ân hakîrsiz olmazdı, ammâ yine anlardan Allâh'a sığınmışdım, zîrâ derûnuma bir vehm âriz olup şeb [ü] rûz âgâh [u] hâzır-bâş olup aşağı ahurda birer arşın kalınlıkda fışkı üzre atlar eğerleriyle yatup huddâmlarım da cümle esvâblarıyla hâb-âlûd olurlardı ve gulâmların cümlesi silâhları yanlarında hâzırlar idi. "Ha" desem atlar eğerli pâybendlerin alup binmeğe muhtâc idi.
EÇS V 12a
Sergüzeşt-i ibret-nümâ-yı elîm ve musîbet-i vâveylâ-yı azîm
EÇS V 12a
şehr-i Bitlis-i bed-leys pür-telbîs kân-ı iblîs içre şeb [ü] rûz leyle-i Kadr rûz-ı Nevruz eder şekilli idik, ammâ aşımız hûn-ı ciğer idi. Sırdaşımız ve yoldaşımız ricâlü'l-gayb idi.
EÇS V 12a–12b
Âhir bir gece Ziyâeddîn Hân-ı nev-cüvân eydir: "Bu gece sizinle âlem ağyârdan bî-haber oldukda hammâmlara girüp hınnâlar ve noralar urunup ve fütûnî kîseler sürünüp cân sohbetleri edeh" dedikde taraf taraf "Vallâh yahşı ve ma‘kul" dediler. Çünki vakit gurûb oldu Summat-ı Muhammedî gelüp mümessek ta‘âmlar tenâvül olunup ba‘de'l-ışâ hân-ı âlîşânın mukaddemâ memdûh olan hammâmın ârâste ve müheyyâ etdikleri haberi gelüp Ziyâeddîn Hân ve büyük karındaşı Bedir Beğ ve dahi kiçi {birâderi} Nûruddehr Beğ ve bu hakîr ve Çaşnigîrbaşı Mustafâ Çelebi ki Diyârbekir'de Rûmiyye şeyhinin akrabâlarından idi. Ve Kıssahân Monla Dilâver-i Isfahanî bu altı aded herîf-i zarîf ile ol hammâm-ı hasretü'l-mülûke girüp mülûkâne bir zevk u safâ edüp havuzlar içre kebûterî perendeler atup yemîn ü yesâra şinâverlikler edüp her birimiz gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp gark-âlûd oldukda kîse ve sabunları ol mümtâz [ü] müstesnâ gulâm-ı zer-harideler sürüp, hidmetler edüp micmereler içre şemmâme şemmâme amber-i hâmlar yanup demâğlarımız mu‘attar olup gûnâ-gûn mümessek eşribeler nûş edüp pâk 12b u pâkîze olup câmekânda dahi kesb-i tarâvet edüp yine derûn-ı hammâmda havzın fevvârelerinde niçe sihr-i i‘câz san‘atları temâşâ ederken,
EÇS V 12b
Nûruddehr Beğ Ziyâeddîn Hân'a eydir: "Karındaş, taşrada menim esbâbım yanında hokka ile bir gûne müferrih ü mukavvî ma‘cûn vardır kim bir miskal andan yiyen yedi kerre cimâ‘ eder, eğer andan birer sehel yersek def‘-i harâret dahi ederiz. Belki kazıyye-i marzıyye hareket ederse birbirimize girişmek olur" dedikde,
EÇS V 12b
Hakîr şaka olsun içün, "Eğer ben andan yersem Kıssahân Monla Dilâver'e bile doğdu bürâderimle görüşmek girişmek mukarrerdir" dedim.
EÇS V 12b
Hemân Hân eyitdi, "Seyf Alî'ye söyle câmekândan ol hokkayı getirsin" deyince, Seyf Alî esbâbıyla hammâma girüp hokka-i Nûruddehr-i bî-behreyi beğ destine verdikde,
EÇS V 12b
Nûruddehr eydir: "Ey hazînedâr Seyf Alî katı ahmaksın. şimdi bu ma‘cûn meblâksız nice yenir, ver şu belindeki hançerin" deyüp Seyf Alî'nin belinden hançeri {Nûruddehr} eline alup bir elinde hokka ve bir elinde hançer-i zü'l-fecâm ile hammâm içre Rüstemâne bir gûne kağan arslan gibi reftâr etdi kim benim aklım başımdan gitdi, zîrâ birkaç zamân mukaddem Haydar Kethüdâ'yı paraladıkları gün bu Nûruddehr ol mahalde dal hançer olup kaç kişiye ve Haydar Kethüdâ'ya niçe hançer-i sertîz-i zü'l-feccâmlar kadadı men bilirem. Ol günü hâtırıma getirüp hammâmda hançerle Nûruddehr'i görünce aklım gitdi. {Zîrâ cümlemiz hammâmda uryân Nûruddehr'in elinde hançer-i tîğ-i berrân} hemân,
EÇS V 12b
Nûruddehr eydir: "Eğer bu ma‘cûn fenâdır derseniz, ibtidâ ben yiyem" deyüp hançerle hokkadan bir hayli ma‘cûn çıkarup evvel kendi yedi.
EÇS V 12b
Andan hakîre verdi, "Yâ Rabbî sana sığınıram" deyü derûn-ı dilimden Hudâya sığınup her ne cenes ise yedim.
EÇS V 12b
Andan bir hançer ucuyla dahi karındaşı hâna ma‘cûn verirken Hudâ âlimdir, şîr-i nerre-i dirrende gibi süzülüp hâna bir gûne revîş ile varup bir evzâ‘-ı hayâl ile bir ma‘cûn verdi kim gûyâ hemân hânın uryân memesi üzre hançer ile urur şekli edüp,
EÇS V 12b
Hân eyitdi: "A kardaş, ne güzel reftâr ile ve ne yahşı güftâr ile ma‘cûn verirsin" deyü Nûruddehr'in elinden hançer ile ma‘cûnı alup hân kendi yemek istedikde,
EÇS V 12b
Nûruddehr eydir: "Kardaş, Hızır elinden âb-ı hayât yeyüp içmez misin?" dedikde hân hançer ucundan ma‘cûnı alup ağzına atup ale'l-akîb {hân} kendüyi havuza atdı.
EÇS V 12b
Bildim ki ma‘cûnı havuza bırağup yemedi ve hân havuzda birkaç lu‘bedebâz ve şîvekârlık edüp fi'l-hâl taşra çıkup {geyindi}.
EÇS V 12b
Hemân Nûruddehr, Monla Dilâver'e ve Mustafâ Çelebi'ye {dahi} ma‘cûn verüp hokka ile taşra câmekâna çıkup o dahi geyindi. Ve bizler dahi gusl edüp taşra cümle câmekâna çıkup geyindik.
EÇS V 12b
Andan Ziyâeddîn Hân'ın kendü halvethânesine varup gülâb ve ûd ve amberler dütünüp cân sohbetleri edüp gâh saz ve gâh sûz ederek tâ nısfu'l-leyl olunca Gencefe nâm bir oyun vardır Kâfiristânda ana Hartiye derler, yetmiş seksen aded çâr-kûşe münakkaş kâğızlardır, ammâ bu Gencefe kâğızları Acem'den gelir. Bir gûne münakkaş revganî kâğızlardır.
EÇS V 12b
Bu Gencefe oyunun oynayanlar iki fırka olup oynarlar. Hakîr hân tarafında bulunup tâli‘im güşâde olup yetmiş aded Abbâsî aldım.
EÇS V 12b
Netîce-i merâm bu kâr-ı lu‘bedebâzlıkdan dahi ferâğ gelüp meydân-ı mahabbete gûnâ-gûn deste-hânlar gelüp ellerimiz gasl edüp ol kadar hulviyyât ü zülbiyyât ve katr-ı nebât mümessek zülâbiyât tenâvül etdik kim gören bizi "şu âdemler bütün helvâdan halk olmuş" derlerdi.